Düşünce, Haberler, Köşe Yazısı

NEDENSELLİK VE ÖZGÜRLÜK PARADOKSU

0 143

en-guzel-uzay-resimleri-fotograflari-01

 

Akıl ve bilim “nedenler var” diyor. Bu doğrudur ama hakikat bundan ibaret değildir, daha fazla bir şeydir. Her şey nedenlere bağlı ise hareketlerimiz ızdırari yani zorunlu olmaz mı? O zaman bize hiçbir seçenek kalmamış olur. Ama nedenlere rağmen biz özgür olduğumuzu hissederiz. Bütün davranışlarımız kalbin ve midenin çalışması gibi değildir.

Özgürlük bizde verilidir. Ahlak ve hukuk için de özgürlük zorunludur. Eğer özgür değilsek suç da yoktur, ceza da yoktur. “Her şeyin bir nedeni vardır” önermesi evet aklidir, bilimseldir fakat hiçbir şeyi çözmez. Bir şeyin akli olması onun pratikte geçerli olmasına yetmiyor. Nitekim Riemann geometrisi de Oklid geometrisi kadar rasyoneldir fakat yaşantımıza uygun olmadığı için bir köşede duruyor.

Nedenleri mutlak fail kabul ettiğimizde insanın özgürlüğünü kaldırmış, hukuk ve ahlakı imha etmiş oluruz. Özgürlük açıklanamaz ama açıklanamadığı için yok da sayılamaz.  Aklımız her şeyi içine almıyor ve anlamıyor.  Mesela varlığı açıklayamıyoruz. Neden bu evren var, kim bu evrenin sahibi. Akıl tek başına bu soruya cevap veremiyor.

Nedensellikle özgürlük aklen çelişiyor. Birisini kabul ettiğimizde diğerini inkar etmemiz lazım. İşte bu paradokstur. Paradokslar çözülemez. İmmanuel Kant’ın ifade ettiği gibi özgürlük bu dünyadan değildir, tanrısaldır, ilahidir onun için izah edilemiyor. Allah tabir caizse bize kendi özgürlüğünden biraz bahşetmiş. Bu hususta ona benziyoruz.

Özgür olmadığımızı kabul etmek sağduyuya aykırıdır. Bir şeye kızıyorsak veya bir şeyle övünüyorsak bu özgür olduğumuzu gösterir. Bu binayı ben yaptım diyorsun. Bu romanı ben yazdım diyorsun. Veya bu kötülüğü falan adam bana yaptı diyorsun. Özgür değilsek neden bunları kişilere atfediyoruz. Sebepler onları oluşturmuş deyip geçmemiz lazımdı.

İnsanı özgür saymasak birisinin yaptığı hakarete kızabilir miyiz veya iyi bir şey yaptığımızda onunla övünebilir miyiz? Hırsızdan, katilden şikayetçi olabilir miyiz? Onları nedenlerin, içinde yaşadıkları şartların ve çevrenin mahsulü sayarak aklamamız gerekirdi.  Bu kabul edilemez. Bir şeyimi çalan kimse suçludur. Bunun filozofisi beni ilgilendirmez. Yaşanan gerçekliğe bakalım.

Esas mesele şudur: varlığın aslını anlamaya çalıştığımız zaman aklımız apışıp kalır, çelişkiler yani paradoksal hükümler kaçınılmaz olur. Düşünürler ister panteist (Spinoza), ister panenteist (Freud) olsunlar her şeyi akılla açıklamaya başladıklarında saçma hükümlere varmaları kaçınılmaz olur. İnsanı sadece bir boyutuyla, akıl ve zihinle ele almak ve açıklamak yetersiz bir izahtır.  Doğuda mesela Zen Budistleri paradoksları göstererek akılla alay ederler.

Akıl bir şeyin hem varlığını hem yokluğunu eşit derecede ispatlayabilir. Felsefi bakımdan insanın hem özgür olduğu hem özgür olmadığı, hareketin hem varlığı hem yokluğu ispatlanabilir. Fakat bunun bir değeri yoktur. Nitekim Eski Yunan’da Zenon hareketin olmadığını aklen ispatlıyordu. Görülüyor ki akıl yetmiyor. Varlığın künhünü izah edemiyor.

Biz kaba saba bir dünyadayız ve ancak kaba saba gerçekleri algılayabiliriz. Hükümlerimiz de kaba sabadır. Mesela yıldızlar ve galaksiler arasındaki mesafeler inanılmaz derecede o kadar büyüktür ki… Akıl ve havsala onu idrakten acizdir.  “Suphane men tehayyere fi sun’ihil uqul”.

Yahut sonsuzluk fikrini algılayabilir miyiz? Kâinat nerede bitiyor diye kendimize sorsak aklımız apışıp kalır. Bir yerde bitiyor desek de bitmiyor desek de tatmin olmayız, bu kavranılamaz. Bir sınırı varsa ondan sonra ne var diye sorarız kendimize. Evren sonsuzdur desek, bu defa peki nerede bitiyor diye soracağız kendimize. Çıkabilirsen çık işin içinden.

Özgürlük bizim insanlığımızdır. İnsan hiçbir neden göstermeden inanır veya inkâr eder. Neden olarak gösterdiği şeyler işin bahanesidir. Nedenler varsa insanın bir değeri, üstünlüğü ve şerefi kalmaz.  İnsan bir taştan farksız olur. Akıl bize özgürlük bahşetmez. Mevlana’nın dediği gibi: “akıl çamura saplanmış eşek gibidir. Bir adım ileri veya geri gidemez”.

Eşya ve olayları sebep sonuç ilişkileri içinde kavrarız. Maddi varlıklar için bu geçerlidir.  Ama “insan bir nesne değildir, eşyanın incelendiği gibi incelenemez” diyor Alexis Carrel.  İnsan hareketleri amaçlılıkla açıklanır. Günlerce de konuşsak insanlar bu konularda anlaşamayacak ve ihtilaflar kıyamete kadar sürecek. Ziya Paşa’nın beytiyle konumuzu sonlandıralım: “İdraki meali bu küçük akla gerekmez. Zira bu terazi o kadar sıkleti çekmez”.  22 OCAK 2018

 

 

 


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...