Edebiyat, Genel, Haberler, Köşe Yazısı, Yazılar

EDEBÎ MAHFİL DEDİKODULARI

0 55

23380407_2078156469080077_4809750950894110156_n

 Mahalle biraz da dedikodu demek. Rezidans ve Sitelerde oturanlar dedikodusunu yapacak kadar birbirlerini tanımazlar. Mahalle özlemi içinde olanlar, aslında insanları uzaktan-yakından tanımak, dedikodusunu yapmak ihtiyacı duyanlardır. Bu mümkün olmadığı için üzülürler veya sosyal medyada şöhret olanların dedikodusu ile idare etmek isterler. Bunun ihtiyacı karşılayabildiğini söylemek zor.

Ben edebî mahfil dedikodularını derledim. Bakalım geçen hafta sonu Ankara ziyareti verimli geçmiş mi? İlgi görürse bu paylaşım, devam edeceğim. Yoksa ilk ve son örnek olarak kalır buralarda.

Yazarlar Birliğinde Recep Seyhan son kitabı üzerine konuşacakmış. Bu devirde otobüsle getirmişler yazarı. Akşamdan yola çıktığı için uykusuz ve yorgun haldeymiş. Bir de ertesi gece tekrar otobüsle döneceğini düşününce onun için ne zor. Gözaltları kararmış ve torbaları pazar çantasına dönüşmüş zaten. O kadar zahmetle uzak yollardan geldiğine göre dinleyici olsa bari. Sağdan say on kişi. Solda bir,ki. Onlar da uzun süredir göremedikleri Recep Seyhanı görmeye gelenler. Başta yakışıklılığı ile jönleri kıskandıran Hicabi Kırlangıç. Yusuf Turan Günaydın. Adem Karafilik, Vedat Güneş, İbrahim Eryiğit. Ayane Dergisinden Ömer Erdoğan. Aliya filmi çekmiş şimdi sıra Gannuşi’deymiş Erdoğanın gözü.. Bu Rizeliler işini bilir diyorlar, başka vilayetler hikaye. Biz Gannuşi için hapisler yattmıştık. O filmini çekiyor. Bu durumda mukaddes ahmak bizlere yakışmaz da kime yakışır?

Çay içerken hazır bulduğu bu yazar kalabalığına şiirini okuyarak tebliğ yapan şair Hamid Gök. Okuyucu var mıydı bilinmiyor. Kitabı okuyan bir tek oturumu yöneten Zeynep Sati Yalçındı. Soruları güzel diyorlar ama hikâye kitaplarından hikâyecilik üzerineydi soruları. Bu nedenle onun da yazarın kurmaca üzerine son kitabını okuyup okumadığı tartışmalı fısıltılara yol açmış.

T. Yazarlar Birliği başkanı Mehmet Doğan bir cenazeye katılmış, geç gelmiş. Zaten 5-6 başörtülüye röportajla meşgul, kabul buyurması için beklemek zorunda kalmış misafirler. Telafi için hakkında yazılan 28. Mehmet Çelebi kitaplarını dağıtmış herkese. Kültürel hayatımıza derin etkileri olan, yazarların meslek birliği başkanı hakkında yazan sadece 28 kişi mi olmalıydı? Kurumlar birlikteliklerin yeri değil herhalde, daha çok ayrılıkların. Neyse ki kitapta Bahtiyar Aslan ve Mustafa Çiftçi’nin yazısı; ilk gençliklerindeki Mehmet Doğan’ın önemi ve yazar olmalarındaki etkisini anlatan güzellikleri ile diğer bütün yazarların açığını kapatmışlar. Mehmet Doğan’ın sözlüğü 25. Baskıya gelip dayanmış. İlk baskıda eleştiri için ‘bir eserin daha çok kötü yönlerini ortaya koyan tenkit’ demişken son halinde eleştiri tenkitle karşılanmış. Tenkit eleştiri ile. İntikadmış aslı kelimenin. Yıkıcı eleştiriye Mustafa Everdi’yi örnek göstermişler yapıcı eleştiriye Necip Tosun’u.

Yazarlar Birliğinin, son Yıllığında öyküler bölümünü yazan Necip Tosun’un seçkileri de hep kadın yazarlardan. Böyle centilmen biri olumsuz eleştiri yapabilir mi? Anlatılanlara göre Bahtiyar Aslan, Necip Tosun gibi edebi mahfillerde etkili olanlar sosyal medyada beğeni işaretlerken ‘hijyenik eldiven’ kullanıyorlarmış. Bunu duyunca o saat o ikisinin neden benim paylaşımlara beğeni bırakmadıklarını anladım. Çamur bulaşsın istemiyorlar demek ki. Zaten bir rivayete göre patavatsız sözlerle ve hoyrat davranışlarla insanları yaraladığım için topluma karışmak bakımından bende yüz olmadığı da dedikodular arasındaymış. Ne kadar üzüldüm Necip Tosun’un o rakik yüreğini incittim, Bahtiyar Aslan’ı temkine zorladım diye. Hakkat yatacak yerim yokmuş.

Hece idaresi de Yazarlar Birliği de hep öströjen kokuyor diye dedikodu yapıyorlar. Ne olsaymış yani kızlar-kadınlar edebiyata daha çok ilgi duyuyor, toplantıları kitap fuarlarını imza günlerini onlar şenlendiriyor diye araya testesteronu bir tankı yürütecek erkekleri mi davet etsinler? Diye çekiştirenler varmış. Belki benim ortamlara yabancılığım da bu yüzden. Bir daha böyle yerlere giderken Fehmi Koru’nun kırmızı şişeli Joop parfümünü veya sonradan görme erkek sosyetesi gibi Cristobal boca edeceğim üzerime. Zaten Fehmi bile gazetelerde yer bulamaz; böyle entel-dantel dedikodular okuyamaz olduk. Artık o boşluğu doldurmak da benim üzerime kaldı.

Yalnız herkeste bir merak uyanmış. Onun için kim varsa seferber olmuş, benim adresimi ele geçirmek, kitaplarını göndermek için. Acaba diyorlarmış benim kitabıma nasıl bir çamur atacak? Bu yazar-şair kısmı da mazoşist herhalde. Necip Tosun’a gönderseniz ya. Benim hoyrat ellerime geçen kitabın tek parça olarak kendini kurtarması ne mümkün?
Neyse TYB’de hızını alamayanlar Hecenin idarehanesine koşuşturmuşlar. Rasim Özdenören, cumartesi kabulleri için hazırmış orada. Yıldırım Beyazıt ve Gazi Üniversitesinden edebiyat öğrencileri dergilerin ocağında pişmek, büyük yazarlardan birkaç entel vecize duymak için hazırmış zaten. Elinde Kamçısı ile Ali Karaçalı, Şaire Hayriye Ünal, Şair Mehmet Atilla Maraş, İbrahim Demirci, Şair-yazar Faruk Uysal. İlk kitabının heyecanı ile ayakları yere basmayan Emin Gürdamur. Daha kimler yokmuş ki? En başta mükrim insan; matematik dâhisi Ömer Faruk Ergezen.

Rasim Özdenören, ‘İslamcı yazar yatak odasına’ girer mi çerçevesinde aydınlatıcı görüşler sergilemiş. Buna vesile olan Mustafa Everdi’ye ‘her hikâyeni okumaya okuyucumuz hazır mı? Diye de sormuş. Demek ondan yayınlamıyorlar! Allah allah bu İslamcılar Nuri Pakdil sloganlarını tekrar ede ede Muhammed yerine Mustafa Kemal analojisine ne çabuk geçiş yapmışlarsa beni gören de hemen yatak muhabbetine geçiyor. Muhabbet tellalı mıyım ben? Sanatçıyım. Henry Miller’i yere göğe koyamayanlar bütün günahları bana yıkıyorlarmış demek ki. Bu ülkede sanat zor iş. Altyapı yok. Hep üstyapı ile uğraşanlar sonunda boşluğa düşüyor işte.

Beni hoş görenler de varmış söylentilere göre. ‘Ne yapsaydı Ahmet Kekeç gibi edebî yeteneğini Kılıçdaroğluna laf geçirmek için mi harcasaydı’, diye. Bu dedikodu hoşuma gitti ne yalan söyleyeyim. Demek beni anlayanlar da varmış.
Yusuf Turan Günaydın’ın kızkardeşi evinde pişirdiği pirinçli hamsi sofraya gelmiş en nihayet. Yazarlar da acıkır illaki. Hece’nin oturma düzeni Lordlar Kamarası ve Avam Kamarası olarak ikiye ayrılıyormuş dediklerine göre. Oturum Rasim Özdenören başkanlığında açılıyor, duvar diplerinde avam. Avam dediğime bakmayın; her biri şair, akademisyen, yüksek bürokrat olup edebiyata ilgi duyanlar. Onlar kenarda yerken. Lordlar masada turşularla birlikte götürmüşler hamsiyi.

Kamil Yeşil Heceye gelmiyormuş artık. Ona yapılanların on misli kendisine yapıldığı halde Mustafa Everdi bile gelebiliyorken ona ne olmuş diyorlar. HB bazen güvercin, bazen Bektaşi donuna giriyormuş. Hüseyin Su’dan sonra Hecenin yönetmenliğine kimi getireyim diye düşünürken Ömer Faruk Ergezen, rüyasında Rasim Özdenören! demiş babası. Bu rüyadan habersiz gündüz vakti Hüseyin Atlansoy da Özdenören demiş. Ezan gibi cumhurun icmaı ile gelmiş yani Hecenin Yönetmenliğine. Bunun üzerine rüyadaki aksakal müjdesi Özdenören’i Hecenin başına devlet kuşu kılmış. Gerçi kendisi itiraz ediyormuş. Benim projelerim vardı, onları ihmal ettim, atiye kaldı diye. Çevreden proje demek ‘uzun emel’ oysa Hece eldeki dergi, diye gençliğine rağmen Özdenören’e yaşını ima ediyorlarmış. Bana göre Benjamin Button’un trajedisi Rasim Özdenören’de gerçekleşiyor. Gittikçe gençleşiyor yani.

Bugün evde kitabın ortasından konuşuyor herkes. Estağfirullah el-azim.

Şimdi bu dedikodular burada kaldı ya. Evden bana ‘iyice yoldan çıktın’ diyorlar. ‘Müstehcen hikâyeler, dedikodular. Artık hiçbir toplantıya, edebi mahfillere seni almasalar haksızlar mı?’

En iyisi ben komşuların birbirini tanımadığı bir siteye, olmazsa rezidansa taşınayım. Daha daha iyisi iki kelime -‘teşekkür’ ve ‘lütfen’- konuşabildiğim yabancı bir ülkeye. İsviçre’ye mesela.

 


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...