Haberler, Köşe Yazısı, Yazılar

DİLİN NE OLDUĞU VE ÖNEMİ HAKKINDA

0 69

 

arabcadan-ingizliceye-gecen-kelimeler

Aristo’nun insanı dille tanımlaması boşuna değildir. Dilin düşünme ile doğrudan ilişkisi vardır. İnsan dil ile insan oluyor. Dilin olmadığı bir insan çağı tespit edilememiştir. Dil ile insan soyut kavramlar oluşturma yeteneği kazanıyor ve bununla diğer canlılardan üstün oluyor.

Çin bilgesi Konfüçyüs’ün dil hakkında söyledikleri ne kadar haklı. Toplumun birlik ve bütünlüğünün korunmasının, dili doğru kullanmayla büyük ilişkisi vardır. Dildeki kelime ve kavramları herkes farklı anlamda kullanırsa toplumsal birlik ve anlaşma sağlanamaz.

Dili kullanması bir insanın ve bir ulusun bilgi, zekâ ve kültür seviyesini ortaya koyuyor. Düşünce, bilim ve kültürce ileri ulusların dili zengindir. Zenginlik sadece kelime sayısına göre değil, kavram zenginliğine göredir. Farklı kavramlar için farklı kelimeler vardır. Halkımızın çoğunun kelime dağarcığı üç yüz-dört yüz kelime civarındadır ve maalesef dili doğru kullanamıyorlar. Okumuşlar arasında bile imla kuralları önemsenmiyor ve tam doğru kullananlara ender rastlanıyor.

Diller başka dillerle temas ederek gelişir; onlardan kelime alır, onlara kelime verirler. Dili büyük edebiyatçılar ve zevk sahibi sanatçılar geliştirir, zenginleştirir, güzelleştirir. Dile dışarıdan müdahale edilmemeli, kendi tabii mecrasında ilerleyip gelişmelidir.

Dillerin nasıl geliştiği ve varolduğu hakkındaki bilim dalı Linguistik’tir. Semantik ve Semioloji de dildeki kelimelerin zaman içinde uğradıkları anlam farklılıklarını inceler. Bir ulusun dil ve edebiyatını inceleyen bilim dalına Filoloji denir. Filolojik çalışma bütün bilimsel ve kültürel çalışmaların esasıdır.

Batılı bilim adamları, geçmiş uygarlıkların bıraktıkları yazı ve belgelerden eski ulusların dillerini çözerek onlar hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlamışlardır. Bu araştırmacılar bu hususta inanılmaz gayretler gösterdiler. Bunu da Kil tabletler ve Hiyeroglifler üzerinde uğraşarak başardılar ve konuşulmayan ölmüş dilleri okuyup anladılar.

Eskiden Medeniyet Dilleri vardı. Doğuda Arapça, Batıda Latince o medeniyet camiasına bağlı ulusların aydınları tarafından öğrenilir, bilimsel eserler o ortak dille yazılırdı. Böylece yazılanların çok geniş bir sahada okunma imkanı oluyordu. Bugün Batıda hala üniversitelerin tarih, felsefe, edebiyat gibi pek çok dallarında Latince mecburi dildir. Bazıları buna Yunancayı da ekliyor.

Dil o kadar önemli ki bir millet dili ile ayakta kalır. Dili ve edebiyatı sayesinde toplumlar ve milletler varlıklarını korumuşlardır. Dinî veya dindışı büyük edebi metinler bunda çok etkili olmuştur. Mesela Tevrat olmasaydı belki bugün Yahudi milleti olmazdı. Kuran’ın varlığı keza  Arap milletini korumuştur. Firdevsi Şehname’si ile İranlıları yok olmaktan kurtardı (İranlılar o kadar çok yabancı kavimlerin istilasına maruz kalmalarına rağmen dil ve kültürleri kendilerini işgal edenlere üstün geldi. İran’ı işgal edenler Farsça konuştular). Dilini kaybeden bir ulus öz varlığını kaybeder, kendine yabancılaşır, başkalaşır.

Dil vasıtasıyla başka kültürlerden yararlanılır. Bunun için yabancı dil öğrenilir. Batılı ülkelerde bilim adamları kendi ana dilleriyle beraber üç dört dil bilir, hatta bundan daha fazla bilenler vardır. Bizde aydınlar ve akademik kariyerde olanlar bir dili bile doğru dürüst bilmiyor.  Ne acıdır ki içlerinden bazıları “bilim için yabancı dil bilmek şart mı” diyebiliyor.

Bizde eskiden Medreseden çıkanlar Arapça ve Farsçayı mutlaka bilirdi. Yazdıkları kitapların bütün İslam aleminde okunma imkanı vardı.  Biz geçmişimizden maalesef koptuk. Bugün ne bir Doğu dilini ne Batı dilini iyi biliyoruz. Dil bilmeden bilim ve kültürün alınıp ilerletilmesi mümkün olmaz. Nitekim Müslümanlar eski Yunanlıların eserlerini Bizanstan alıp tercüme ederek bilim ve düşünceyi geliştirdiler. Ayni şekilde de Batılı aydınlar Doğu dillerini öğrenerek Rönesansa ve Aydınlanmaya giden yolu açtılar.

Çağımızda bilim ve düşüncenin en ileri durumda olduğu Batılı ülkelerin dillerinden birini ve hatta bir kaçını öğrenmemiz şarttır. Şunu üzülerek söyleyelim ki Meşrutiyet döneminin aydınlarından Batılı bir dili bilenlerinin sayısı bugünkü aydınlarımıza göre çok fazla idi. Çoğu Galatasaray’da okumuştu.  Şair ve edipler arasında özellikle Fransızcayı bilmeyen hemen yok gibiydi.

Bugün durum o kadar kötü ki, orta öğretimde ve yüksek öğretimde senelerce okumasına rağmen okullardan mezun olanlar dil bilmiyor.  Üniversitelerimizdeki öğretim kadrosu da bu bakımdan çok zayıftır. Bir bilim adamı, bir düşünür ve bir yazar kültür ürünlerinin orijinal dilini bilmeden okuduklarından sahih bir bilgi sahibi olamaz. Çünkü tercümelere güvenilemez. Tercüme edilen eserler hatalarla doludur. Pek çoğu zevksizdir ve anlaşılmaz durumdadır.

İster bilim, ister düşünce ve isterse edebiyat alanında olsun kendini geliştirmek isteyen birinin bugün bir Batılı dili iyi bilmesi şarttır. Hiç kimse, hiçbir dil kendine yeterli olamaz. Dışarıdan mutlaka beslenmesi lazımdır. En iyi durumda olan hangisi ise onun dili edinilecektir. Boşuna “bir lisan bir insan” dememişler. 22 KASIM 2017

 


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...