Düşünce, Haberler, Köşe Yazısı

UZMANLIK (İHTİSAS)

0 22

d52a2faa80e523fcfa9d914b8b32e63f_1262727050

Eskiden bilgi daha azdı ve tek bir çatı altında, felsefede, toplanmıştı. Önceden bilimler de felsefenin parçasıydı. Zamanla bilimler felsefeden ayrılmıştır. Günümüzde ise bilimler pek çok alt ve yan dallara ayrılmıştır.

Bugün bir yılda, 1800’lü yıllarda elli yılda üretilenden kat kat fazla bilgi üretilmektedir. Bu üretim uzmanlaşma sayesinde gerçekleşmektedir. Bilimler bilgiyi çeşitli yönlerden ele alır. Bilimlerin alt dalları ise çok daha dar bir alanda inceleme yapar. Bu da uzmanların konuya hakim olmasını sağlar. Örneğin tıp insan sağlığıyla ilgilenir. Bunun anatomi, fizyoloji, dermatoloji, nöroloji gibi pek çok alt ve yan dalları vardır. Dermatoloji cilt hastalıklarıyla ilgilenir. Bir parçayı incelemek bütünü incelemekten kolaydır. Önceden hekimler insan sağlığıyla ilgili bütün konular üzerinde söz sahibiydi. Eski bir hekimin, bir dermatolog kadar insan cildi ve hastalıkları üzerinde bilgi sahibi olması ve bu konu üzerinde ilerleme kaydetmesi mümkün değildir. Ancak bir parça üzerinde uzmanlaşmak bütün hakkında bilgi sahibi olmaya –neredeyse- engel olmaktadır.

Platon ideal bir devletin ancak uzmanlaşmayla meydana getirileceğini söylemiştir. Ona göre ideal devlet askerî, iktisadî ve felsefi unsurlardan teşekkül etmiş bir devlettir. Askerler savunma görevini, çiftçiler üretim ve filozoflar da yönetim görevini yerine getirecektir. Modern devlet uzmanlaşma üzerine kurulmuştur. Hükümet bakanlardan meydana gelir. Başbakanlık ve bakanlıklar, merkezde, illerde ve ilçelerde uzmanlık ilkesine göre işlerini yürüten bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlar aracılığıyla görevlerini yerine getirirler. Böylelikle ihtiyaçlara daha hızlı ve etkili bir şekilde cevap vermek amaçlanmıştır.

Ansiklopedist Diderot, iş bölümünün yararlı bir şey olduğundan bahsetmiştir. Liberal Adam Smith ise onun aksi görüştedir. Smith, iş bölümü ve rutinleşmenin, yani uzmanlaşmanın hızlı üretimi sağladığını ancak insan üzerinde olumsuz etkileri olduğunu söylemiştir. Smith, iğne üretimi konusunda araştırma yapmıştır. Onun araştırmasına göre, bir iğne ustası bir günde en fazla birkaç yüz iğne üretirken bir iğne fabrikası (o dönemin şartlarında) 16 binden fazla iğne üretebilmektedir. Ancak iğne ustası işini istediği şekilde yönetebiliyorken, fabrika işçileri yönetememektedir. Bir işçi sürekli aynı hareketleri yapmaktadır. Bundan dolayı bir süre aynı işte çalıştıktan sonra düşünmeyi bırakmaktadır. Rutinleşme aynı zamanda kişiyi duyarsızlaştırmaktadır. Adam Smith, biraz karamsarca, şunları yazmıştır: “İşbölümünün ilerlemesiyle birlikte emeğiyle geçinen insanların çoğunun işi… bir dizi çok basit işlemle, hatta bir veya iki işlemle sınırlı hale gelir… Bütün hayatı birkaç basit işlemi gerçekleştirmekle geçen adam… son derece aptal ve cahil hale gelir.” (Richard Sennett, Karakter Aşınması, s.39, Ayrıntı Y., 9. Bs. Sennett, bu ifadeleri Smith’in “The Wealth of Nations” (Ulusların Zenginliği) kitabından (I:302-3) aldığını söylemiştir.)

Günümüzde, üretimden tekniğe, bilimden kültürel faaliyetlere, her konuda uzmanlaşma söz konusudur. Nureddin Topçu, fabrika örneğini veriyor. Bir tekstil fabrikasını ele alalım. Boyamam, kesim, dikim, ütü paket gibi pek çok bölümü var. Dikim kısmında ise işçilerden bir kısmı kol, bir kısmı yaka dikiyor. Hepsi farklı bir makinayla işin bir parçasını tamamlıyor. Bu işçiler işlerinde uzman olduklarından çok hızlı üretim yapabiliyorlar. Bu uzmanlaşmanın faydalı yönüdür. Ancak işçilerden hiçbiri tek başına bir elbise üretememektedir. Her bir işçi, diğer işçilere, yani fabrikaya bağımlıdır.

Bilim alanında da böyledir. Örneğin, tarih, arkeolojiye ve kronolojiye bağımlıdır. Tarih bilimine dair bir ürün şu aşamalardan geçerek ortaya çıkacaktır: Kazı çalışmaları yapılacak, elde edilen ürünlerin tarihin hangi bölümüne ait olduğu tespit edilecek, yorum yapılarak ürün ortaya konulacaktır. Alt ve yan dallar çok daha hızlı ürün ortaya konulmasını sağlamaktadır. Ancak ne tarihçi ne alt bilimciler tek başlarına ürün ortaya koyabilecektir.

Uzmanlık dar görüşlü olmaya yol açmaktadır. Uzmanlar her olaya kendi bilgi alanlarından bakmaktadır. Bir hukukçu için dünya hukuktan, ekonomist için ekonomiden, tabip açısından tıptan ibarettir. Bundan dolayı uzmanların olaylar hakkındaki yorumları ancak kısmen doğru olabilecektir. Oysa olayları doğru anlamlandırıp yorumlamak için hayata bütüncül bakmak gerekir. Başta da belirtildiği gibi eskiden bilgi tek bir çatı altında toplanmıştı. Bu sebeple filozofların ürünü olan felsefe çok geniş ve esnekti. Bu halde ise dar kafalılığa ve bağnazlığa yer yoktu. Diyelim ki, bir adama birkaç el ateş edilmiş ve adam can çekişmekte olsun. Bir hukukçu, meseleye ceza hukuku ve borçlar hukuku açısından bakacaktır. Bir basın mensubu bu olaydan nasıl haber çıkaracağını düşünür. Bir sosyolog cinayetin toplum üzerindeki etkileri üzerine yazacağı yazı için malzeme bulmuştur. Bir fıkra var. Yazmak vacip oldu. Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir heyet bir araştırma için bir arazide bulunmaktadır. Birden yağmur bastırır. Hemen yakındaki bir eve sığınırlar. Ev sahibi bir şeyler ikram etmek üzere yanlarından ayrılır. Odanın ortasındaki soba hepsinin dikkatini çeker. Soba, yerden bir metre yüksekte, dizili taşların üzerindedir. Sobanın niçin böyle kurulduğuna dair bir tartışma başlar. Kimyacı, “Soba yükseltilerek aktivasyon enerjisinin azaltılması amaçlanmış, böylece daha kolay yakılabilir,” demiş. Fizikçi, “Hayır, soba yükseltilerek konveksiyon yoluyla odanın daha hızlı ısıtılması amaçlanmış,” demiş. Jeolog, “Burası, tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan herhangi bir deprem sırasında sobanın taşların üzerine yıkılması sağlanarak olası bir yangının engellenmesi amaçlanmış,” demiş. Matematikçi, “Sobayı odanın geometrik merkezine koymuş, böylece odanın her yerinin eşit biçimde ısınmasını sağlamak amaçlanmış,” demiş. Antropolog, “İlkel toplumlarda görülen ateşe tapmanın daha hafif bir biçimi olan ateşe saygının işareti olarak soba yükseğe kurulmuş,” demiş. Bunlar tartışırken odaya ev sahibi girmiş. Neden sobanın yerden yükseltildiğini sormuşlar. Adam da cevabını vermiş: “Boru yetmedi!” Uzmanlık, insanı kör etmektedir. Bir başka sorun ise, uzmanlaşmanın karakter üzerindeki olumsuz etkileridir. Uzmanlık, çok çaba ve çok zaman istemektedir. Bu da uzmanın tüm meşgalesinin uzmanlaştığı alan olmasını gerektirmektedir. Bu sebeple uzman duygusuzlaştırmaktadır. Çevresiyle ilişkilerini zayıflatmakta, insanî değerlerini yitirmesine sebep olmaktadır. Her uzman yaptığı işin değerli olduğunu zanneder. Her işin bir uzmanı olduğundan, artık her şeyin uzmanına sorulması istenmektedir. Sorulmadığında en çok uzmanlar incinmektedir. Peki, diyelim bir uzmana, bir diş hekimine derdimizi anlattık. Öyle ince detaylardan bahseder ki bütün gününüzü ağız bakımıyla geçirmeniz gerekmektedir. Tavsiyeye uyarsanız, Russell’ın ifadesiyle, sağlığınıza dikkat etmekten sağlığınızı kullanmaya vakit bulamazsınız. Uzmanların tavsiyelerini gerçek hayata tamamıyla aktarmaya imkân yoktur. Uzman yalnız uzman olduğu konuyu bilir. Kendi söküğünü diken bir terzidir ama yalnızca terzidir, bir ampulü değiştirecek kadar elektrikten anlamaz. Şimdi söyleyeceklerim yukarıdakilerle benzeşebilir ancak esaslı bir şekilde farklıdır. Uzmanın zihni, yalnız uzman olduğu konuyla meşguldür. Bir ceza hukukçusu olsaydım attığım her adımın, söylediğim her sözün hukukun bir cezaya bağlayıp bağlamadığını düşünmekten kendimi alıkoyamazdım. Fizikçi olsaydım attığım adımın basıncıyla ilgilenirdim belki de. Sonuç olarak vakıaya bütüncül bir şekilde yaklaşamazdım.

Yukarıda yazılanları bir cümleyle özetleyelim: Uzmanlık, bir alanda kapsamlı bilgi sahibi olmayı, hızlı bir şekilde ürün ortaya koymayı sağlasa da insanları birbirine bağımlı, dar görüşlü ve duygusuz yapmaktadır.


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...