Düşünce, Haberler, Köşe Yazısı

KİTAP CANAVARI

0 22

22405671_2062716243957433_1287782664119967504_n

Cehaletimden utanmıyordum. Hayır, insanı hayattan koparan siyah satırları takip ederek nereye varacaktım? Bir başka satıra, sonra sayfaya, kitaba. “Kitap kurdu, nefse benzer. Bir hükümdardır hükümdar olmasına, ne var ki bir fukara gibi sürekli açlık çeker.” Bir kitaptan diğerine. Sonu yok. Milyonlarca kitapla öğünen kütüphaneler kurma tehlikesi. Hayat o kadar kısa ki kitaplara zaman ayırmak. Üstelik haşır neşir olmak. Neşretmek. Kesinlikle gereksiz olduğu halde. Hele bunların bir türü var ki yürürken bile kitap okuduğu iddiasında. Başarmak kolay değil. Jan Jak Russo olsa belki.

Düşündükçe dehşet içinde kaldım. Elinde kitap saatlerce siyah noktaları takip et. Kitaplara bakmaktan kör olan insanları düşündüm. O güzel insanları. Cemil Meriç, Borges, Saramago, Ebu’l Âlâ el-Maarrî, Booth Tarkington…. Okumasalar kimbilir dünyaya nasıl bir güzellik getirecekler. Heder olup gitmişler.

Aman Allah’ım, bu parlak gözlerim yaşarken göremeyecek güzel dünyayı ha. Korneanın kan damarları yok ama doğrudan havadan nem alarak sürdürür hayatiyetini. Ben de doğadan, Tanrının nefesinden gıdamı alarak pekâlâ yaşayabilirdim. Kitap okumayınca ölecek değildim, gıdasız da kalmazdım. Hele susuz, mümkünatı yok.

Okullar bende cezaevi duygusu yaşatır. Öğrenciler mahkûm, öğretmenler gardiyan. Birgün işe giderken küçücük bebenin sırtına yüklediği 20 kiloluk çantayı düzelten bir annenin bakışları, insafsız, acımasız ve yabanıldı. Evladını hamal kıldığından habersiz, üstelik beni hor görür gibi. Duymamı bile umursamadan “okumazsan bak bunun gibi olursun” diye beni gösterdi. Gayri ihtiyari kendime baktım. Üzerimde ne vardı? Ayı postumu. Yoksa ağzımdan cehalet tenyaları mı sarkıyordu? Bütün o yol boyunca herkesin beni gösterip “bak bunun gibi olma” dediklerini işittim. “Allah’ım dedim, İsmail de değilim, nasıl duyuyorum bütün bu ithamları?” Peygamberinin ümmiliği ile övünen bu inananlar beni neden suçlayıcı bir hedef haline getiriyorlar? Okuyanlar adam oldu da okumayanlar karantinaya mı alınıyor?

Böyle gitmez dedim. Kitaplara, okuyuculara meydan okumam gerek. İlle bir şey okunacaksa.
Hatta bir keresinde sınav hazırlığındaki çocuklara rastgeldim. Sayfaları hızlı hızlı çevirip panoramik bir görüntü alarak gereksiz bilgileri alelacele ezberlemeye çalışıyorlardı. “Ne var bu kitaplarda, söylesenize!” diye haykırdım. Hepsi çil yavrusu gibi dağılıp bahçenin bir köşesine saklandı. Düşman ordusuna dalan Zaloğlu Rüstem gibi hissettim kendimi birden, Terminatör gibi. Aslan kükremesini andıran naram, okullarda yankılandı. Ne velilerden ne de öğretmenlerden bir kişi karşıma dikilip hesap sormaya cesaret eden; “Ne diyorsun cahil herif?” diyebilen bir Allah’ın kulu çıkmadı. Onu bırak, kısık bir sesle itiraz eden dahi yok. Dehşetimi bir zırh gibi kuşandım. Hiç kimse yanımda kitap gösterecek ya da okunmuş bir cümle edecek derman bulamıyordu artık.

Horlanmaya alışacaktım yoksa. Bir kadına okunacak bir şiir bilmiyorum, üçyüz sayfadan süzülüp gelmiş bir cümlem yok diye, üzülmeli miydim? Naram vardı, haykırışlarım, gürültülerim. Neymiş, kültürle gürültü ters orantılıymış. Ben höyküren ne okumuşlar gördüm hâlbuki. Artık güç bende. Yanımdan geçen insanlara gözlerimi belertip bakıyorum. Anadan doğma, kitap bakiri olarak… Daha bu tertemiz ellerim bir kitaba değmedi. Bakışlarım bu kitap abazanlığı ile deli gibi yansıyor okumuşlara. Bütün bu düşmanca duygularımı açık edince pısıp pissiniyorlar hemen. Edebiyat ve Türkçe hocaları bile ‘ne diyon sen hemşerim!’ diyemeden kitap listesini yutuveriyor aceleyle. Cehaletimden yayılan dehşet, korkak okumuşların nevrini döndürüyor. Beni görür görmez, şeytan görmüş gibi “euzubillahi minelkitap” diye tesbihata başlıyorlar. Komşu kadın da bebesine beni gösterip yüksek sesle o pek muhterem enderuni düşüncelerini ifade edemiyor artık. Belki arkamdan kaş-göz işareti yapmaya yeltenmiş olabilir. Padişahın bile arkasından atarlar diye aldırmıyorum.

Korku salarak yürüyebiliyorum caddelerde. Ellerinde kitap, okula gitmeye niyetlenen, öğrencileri ürperterek. Hocalar zaten görünmez oluyor ben piyasaya çıkınca. Yıldızların bile varsayımlara göre ağırlığını, genişliğini ölçebilen bu çokbilmişlerin, benim açtığım karadeliği idrak etmemeleri mümkün mü? Bu işten nemalanan bütün kurumlar, bana kumpas düzenlemek için ne kadar kitap varsa göremediğim bir yerde harıl harıl karıştırıyorlar eminim. Belediyeler kitap fuarları düzenliyorlar. Bu nedenle herkesin üzerine doğru yürüyor, tehditkâr bakışlarımı kitap alan ellerde yoğunlaştırıyorum. Varlığımdan habersiz küçük öğrenciler bana rastlamışlarsa ilk çöp kutusuna kitaplarını atmak için canhıraş bir çaba içindeler. Anne babalarından duymuşlar demek ki. Etrafa saldığım korku benden önde yürüyor artık. Dalgalar halinde. Gün geçtikçe genişleyen daireler çizerek. Sokak ve caddeler kitaplardan arındı çok şükür.

Hele kitapçı veya kütüphane görünce pagan görmüş misyoner papaz nefretiyle bakıyorum. Yakmak için vazgeçilmez bir tutku benliğimi sarıyor. Hastalıktan yeni çıkmış insanlar girip çıkıyor buralara. Sanki hayata dokunmaya dermanı kalmamış, kitapların soluk, toz kaplamış sayfalarından medet uman zombiler gibi. Parmaklarını yalayıp yalayıp sayfaları çevirdikçe dillerinin kararacağını, biraz sonra çırpınarak öleceklerini, Umberto Eco’vari tahayyül ediyorum. Bu yaşayan ölüleri gördükçe yere daha bir sağlam basma iradesi geliyor ayaklarıma. Emin adımlarla yürüyüşümde tarihin sararmış sayfalarından çıkıp gelmiş ilk insan safiyeti yayılıyor.

Yazı kitap gerekseydi ilk insan kitapla birlikte yaratılırdı değil mi? Doğarken elimizde kitap olurdu. Dokuz ay kitapsız idare edebilen, bir ömür de dayanabilir. Dünya anne karnından daha sıkıcı bir yer değil. Yeryüzünde insana düşen; sağlıklı bir beden, yeterli gıda ve derin nefeslerle hayatı yaşamak. Ben zaten bu mertebeye erişmişim. İnsan olmuşum, bütün istatistiklerde, beş yıllık kalkınma planlarında yerim var.

Kendime bir misyon edinmeliydim. “Kocakarı imanı” diyebilirdim mesela. Ya da ümmilik ekolü. Yoksa bütün bir toplum tükrükleriyle boğabilirdi beni. Çevremde sürekli fısıltılar duyuyordum. Yanına vardığım herkes aniden dilsiz oluyor gerçi. İçlerinden geçen belki de beni öldürmek. Oluşturduğum terör havasını başka türlü dağıtmaları mümkün değil. Bütün hayatları, kurguladıkları samandan bir yığın nihayetinde. Bir tekme-iki nara ile darmadağın etmiştim.

Bu işin rantını yiyenler için ekolüm yımyıkıcı bir darbe. Onları anlamsız aptallar haline getiriyorum. Bu yüzden her köşeden birinin çıkıp beni ortadan kaldırması beklediğim bir tehlike. Beşikten mezara defter-kitap, sınav yarış yayın, eğitim-öğretim. Körler-sağırlar lobileri işsiz kalacak yoksa. Oluşacak sadece boşluk değil bir girdap. Herkes buna kapılıp yokolup gitmekten korkuyor. Ben duygusuz, kültürsüz, cahil bir meteor gibi dünyalarına çarpmıştım. Oluşan krateri görmeseler de hesaplamaları işten değildi.
Hesaplamak çözüm bulmak anlamına gelmez.
Bir kişinin kelebek etkisi, insanın gücünü gösteriyor. İçerdiği tanrısallığın boyutunu.
Tanrı yeni bir kitap göndermezse, eskilerin masallarını tekrar edenlerin ellerine kitap alabilme cesareti kalmayacak bundan böyle.
Ben yaşadığım sürece bu mümkün değil. Yeryüzünde söylenmedik söz yok. Kitaplar tekrar eder sürekli. İnsanların bu kısırdöngüye düşmelerine izin verecek değilim. Gönlüm buna elvermez.


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...