Haberler, Köşe Yazısı, Sinema, Yazılar

ZİNCİRBOZAN

0 18

1

Senaryosunu Avni Özgürel’in yazdığı, 2007′de vizyona giren politik dram türündeki filmin yönetmeni Atıl İnanç; görüntü yönetmeni ise son zamanlarda adından sıkça söz ettiren Gökhan Tiryaki’dir.

Filmin başlıca oyuncuları: Bülent Emin Yarar, Suavi Eren, Orhan Aydın, Fatih Yıldız, Haldun Baysan, Mehmet Ali Nuroğlu, Volga Sorgu, Türkü Hazer, Ege Aydan…

Film, Türkiye’nin 1979- 1983 yıllarına projektör tutmuş. Ülkemizin karanlık yıllarıdır bu yıllar. Kardeş kardeşe düşman edilmiş, oğul babayı tanımaz olmuş. Gençlere hapishane ve mezar tercihi sunulmuş. Ölüm şehirlerin sokaklarında kol geziyor. Korku ve güvensizlik hayatın her alanına sirayet etmiş durumda. Karabulutların çöktüğü ülkemizde her şey, herkes hareket halindedir. İşte bu hareketlilik düşünme imkânını tamamen ortadan kaldırmaktadır.

Gazeteci Abdi İpekçi suikastıyla başlayan derin süreç, 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle sonuçlanır. Ordu yönetime el koyar, siyasi liderler sürgüne gönderilir.

Film adını darbe sonrası bazı siyasileri gönderdikleri Çanakkale’deki “Zincirbozan” askeri tesislerinden alıyor.

Her şeyden önce film, bir tez ileri sürerek darbenin ABD patentli olduğunu açıkça söylemektedir. Önce darbeye giden yollara iyi niyet taşları döşenir, darbe ortamı kurgulanır, sağcı ve solcu gençlere silah verilir ve olaylar başlatılır. Zaten birkaç olay ortamı germeye yeter.

Filmde ABD’li ajanın dediği gibi “kavga için ortamı hazırlayıp gençleri silahlandırdığınız zaman ayrıca bir şey söylemeye gerek kalmıyor.” İstenilen mecraya doğru akıyor olaylar. Samimi de olsa gençler kolay bir şekilde olayların içine yönlendiriliyor ve olaylar çok kolay bir şekilde manipüle ediliyor.

2

Film, anlatım dili olarak ortada durmaya çalışmış. Solcu ve sağcı gençlerin samimi olanlarıyla birlikte içlerindeki ajanları da göstermeye çalışmış.

Yakın tarihi anlatmanın zorluğu bilinir. Türkiye henüz darbelerle, darbelerin sebep-sonuçlarıyla hesaplaşmamıştır. Bilhassa 12 Eylül askeri darbesi dokunulmazlığını olduğu gibi koruyor.

Kontrolden çıkan solcu ve sağcı örgütler iyi takip edildi. Bu süreçte solcu-sosyalistler ile sağcı- milliyetçiler iyice budandı.  Kontrol altına alınması gerekiyordu, alındı. İslamcılara fazla dokunulmazsa da “Akıncılar” denilen grup da payına düşeni aldı.

Filme göre, darbenin önemli sebeplerinden biri de Yunanistan’ın Nato’ya girişini Türkiye’nin veto etmesiydi. Demirel ve Ecevit hükümetleri vetoda direnince darbede kaçınılmaz oluyordu. Cuntanın lideri Kenan Evren’in imzalamasıyla Yunanistan Nato’ya katılıyor.

Darbeyle birlikte bir süre saklanıp sonra teslim olan Alparslan Türkeş’in filmde yer almaması da şaşırtıcı.

Filmin konusu güzel ama işleyişi çok kötü. Her şey anlatılmak istenince karışık bir film ortaya çıkmış. Filmin, daha anlaşılır ve daha sade olması gerektiğini düşünüyorum. O dönem hakkında bilgisi olmayan biri kolay kolay filmi anlayamaz. Sanki senaryo o dönemi yaşayanlar için kaleme alınmış ve filme çekilmiş. Görüntü yönetmeni bu karışık filmi kurtarmaya çalışmış; kısmen başarılı olduğu da söylenebilir.

Önce dizi olarak düşünülmüş; filme karar verilince ‘onu da atlamayalım, bunu da söyleyelim’ diye hiç eksiltme yapılmamış. Bundan dolayı olaylar zincirinde kopukluklar bariz bir şekilde görülmektedir; bu da duruluğu ve sadeliği yok edip karmaşıklığı getirmiş filme.

Rusya’nın Türkiye’yi işgaline karşı savaşan milliyetçi kesim bir tarafta, ABD’nin işgaline karşı savaşan solcu-sosyalist kesim diğer tarafta. Ve henüz ne istediğine karar vermemiş İslamcı bir kesim.

Şiddet, saldırı, kan, gözyaşı 12 Eylül’ün olmazsa olmazı. Sokaklardaki hareket güç gösterisine dönüşüyor, okumayı, düşünmeyi en asgariye indiriyordu.

Filmde simitçinin içeri alınmasını da, “kurunun yanında yaşlar da yanar” mesajını vermek istiyor diye okuyabiliriz.

Türkiye’de darbeler ABD patentlidir. Bunu bilsek de bilmesek de bu böyledir.

3

12 Eylül darbesini gerçekleştirenler ekonomiyi, devleti tanıyan, özel sektör tecrübesi olan, ABD’nin de onayladığı milliyetçi-muhafazakâr bir lider olan Turgut Özal’a teslim ediyor. 1980 ile 1983 arasında ekonomiyi yöneten Özal, artık Türkiye’yi yönetmeye hazırlanmaktadır.

Cunta üç partinin kurulmasına izin veriyor. General Turgut Sunalp’ın Milliyetçi Demokrasi Partisi, Necdet Calp’ın Halkçı Partisi ve Turgut Özal’ın Anavatan Partisi.

Aslında iki parti istenmektedir; merkez sağ ve merkez sol parti. Sunalp’ın MDP’si sanki paravan bir partidir. Bu parti iktidara gelmek için kurulmamış, Özal’ın ANAP’ının önünü açmakta kullanılmıştır. Filmde bunun ipuçları verilmektedir. Amerikalılar Özal’ın iktidara gelmesini istemektedir. Bunu nasıl başarırız diye tartışırken ortaya manidar replikler dökülüyor. “ Söyleyin Evren’e Sunalp’ı desteklediğini açıklasın yeter” deniyor. Halk buna tepki gösterecek ve Özal’a yönelecektir. Bu, halkı nasıl manipüle ettiklerine dair bir örnek diyalogdur.

Filmde askerler, dönemin siyasetçileri, istihbarat (Mit, Askeri İstihbarat, Emniyet İstihbaratı) birimleri ve ABD başta olmak üzere dış güçler yer almaktadır. Ama yönetmen, oyun kurucu ABD ve içimizdeki ajanlarıdır.

Filmde bir hikâye ve özgün bir senaryo yok. Üç yıllık bir kronolojik tarih filme alınmış. Tarihi geçit, değiniler… Ortada özgün bir hikâye, özgün senaryo olmayınca da ortaya şaheser bir film çıkmamış.

Dönemi bilmeyen bir kişinin film anlamakta zorlanacağı aşikârdır. Kim ne için savaşıyor belli değil. ABD kumpas kuruyor, ona tetikçilik yapan sağcı ve solcu gençler. Kuru ve kısır anlatım.

Filmde “12 Eylül” askeri darbesinin nedenleri üzerinde durulabilirdi.

Film, “bu film, 12 Eylül döneminde idealleri uğruna hayatlarını kaybeden gençlere adanmıştır” diye bir notla bitiyor. Ama biz filmden bu ideallerin neler olduğu öğrenme imkânına kavuşamıyoruz. Film bu konuda ketum, bir şey anlatmıyor; ipucu da vermiyor. Ölümler, ihanetler, cinsellik, korku, sevgi filme boca edilmiş. Ortaya bu karmakarışık bir filmi çıkmış.

Anlatımda zorlamalar var, oyunculuklar yer yer yapmacıklığa kaçıyor. Sinema filmi olmak istemiş ama olamamış. Sanırım dizi film olarak çekildiği için aşırı sıkıştırma var. Seslendirdiği tezi cesaretini gösteriyor. Darbe-darbeler ABD’de yazılan senaryosunun filme çekilmiş halidir. Yazan, yöneten ve başrollerini de oynayan ABD’dir. Halk sadece figürandır netekim.

 

Özgün İrade Dergisi, Ağustos/ 2017 


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...