Düşünce, Haberler, Köşe Yazısı

GÜZEL YAZI NASIL YAZILIR

0 103

55ea0f31f018fbb8f8688162

Yazdıklarımın sadece bilgi vermekle kalmayıp ayni zamanda güzel olmasını da arzu ediyorum. Okuyan zevk almalı. Yazı sanat eseri olmalı. Mimari bir eser gibi, bir şiir gibi, bir resim gibi… Bilimsel eserler genellikle kuru ve soğuk bir dille yazılır. Mantık öğesi ağırdır. Fakat yine de büyük yazarlar en sıkıcı konuları bile zevkle okunacak şekilde yazabiliyor, nefis bir tat bırakıyorlar ağızda. Bergson ve Russell dili ustalıkla kullanan üslup sahibi filozoflardır ve ikisi de Nobel edebiyat ödülü almıştır. Demek ki güzel yazmak sadece edebi eserlere mahsus değil. Sevan Nişanyan Gibbon’un Roma imparatorluğunun çöküşü ve Mahmut Kemal İnalın Son Devir Osmanlı sadrazamları eserini zevkle okuduğu ve en çok beğendiği iki eser olarak sayar.

Denemelerin ayni zamanda edebiyatın bir türü olduğu malumdur. Denemeler için estetik kaygı gereklidir. Deneme yazarı bir sanatçı gibi yazar. Öyle ise sanatın bazı özelliklerinin yazıda nasıl kullanılacağı hakkında bazı açıklamalarda bulunayım. Sanat eseri hayatta olan ve yaşananları anlatsa bile onları olduğu gibi nakletmez. Tahkiye sanat değildir. Bir fotoğraf objektifiyle başınızdan geçenleri anlatmanız sanat değeri taşımaz. Gerek resimde, gerek heykelde, gerek sinemada bu böyledir. Resim ile fotoğraf arasındaki fark, resim konu edindiği şeyin bazı ayrıntılarını öne çıkarır, bazılarını uzaklaştırır. Sinemada da keza kamera sahneye yaklaşıp uzaklaşarak seyirciye göstermek istediğini gösterir. Bir heykeltıraş nesnelerin tıpkısını yapmaz. Bazı yerlerini öne çıkarır, ona bir anlam katar, bir şey anlatmak ister. Enerji fışkırır heykelden. Dışarıda bir at görseniz ilgilenmezsiniz ama resimdeki veya heykeldeki at size bir şeyler ilham eder, bir fikir uyandırır.  İşte sanat budur, sanatçı budur.

Ressam Avni Arbaş diyor ki: resmi teferruata boğmayın, en az çizgi kullanarak yapın. Heykeltıraş Mehmet Aksoy heykele enerji vermeye çalışırım, teferruata boğmam der. Fazla teferruat ana fikri boğar, onu ezer.

İmdi denemeciye yani yazara gelelim. İyi yazı için tecrübe, bilgi ve entelektüel birikim gereklidir fakat yalnız bu iyi ve güzel yazmaya yetmez. Sanatkâr ruhu ve sanatkârca hassasiyet lazım. Duyduğu öğrendiği her şeyi yazısına koymak ana fikri zayıflatır. En az şeyle en çok şeyi anlatmaya çalışmalı. Gerekli olan ufak bir kaç teferruat konuyu canlı tutar. Kuran’ın üslubuna bakar mısınız? Ufacık bir iki ayrıntı müthiş bir etki bırakıyor insanda. Kısa ve öz. Yazarlar bunu bildikleri halde gereksiz uzatmalardan kendilerini alıkoyamıyorlar. En büyük zaafları budur. Çok fazla gereksiz şey vardır yazılarda. Yazarın mücadele etmesi gereken en önemli husus budur. Yazıyı gereksiz bilgiden, malumattan arındırmak.

İnsan “şunu da şunu da biliyorum” tarzında yazmamalı. Bildiklerinin hepsini ortaya koymamalı. Konu için ne gerekiyorsa o kadar. Ne eksik ne fazla, kip yani tamı tamına.  Her bildiğini koymak nakilcilik olur. Yazıyı fazla süslemek doğru değildir. Vedat Günyol, Yaşar Kemal’in eserleri hakkında “ağacın silkelenmesi lazım” diyor ve ilave ediyor. Ağaç silkelenirse çürükler düşer fakat bunu Yaşar Kemal yapamaz. Onun adına başkası bunu yapabilir”. İnsan yazdıklarını kısaltmaya kıyamıyor. Atmak istemiyor. Bir yerde okumuştum. Kerime Nadir yazdığı beş yüz sahifelik romanını basılması için yayıncıya götürüyor. Editör bunu iki yüz elli sahifeye indiriyor. Kerime Nadır bunu görünce ağlıyor. Ama eser yayınlanınca müthiş bir alaka görüyor. Satış rekorları kırıyor. Bu editör kimdir biliyor musunuz: Nazım Hikmet.

Amerikalı yazar Dale Carnegie “güzel konuşma ve yazma” dersleri veriyordu ve hayatını bununla kazanıyordu. Diyor ki: “attıklarınızdan dolayı kafanızı taşlara vurmak istemedikten sonra güzel bir şey yazamazsınız”.  Bunları biliyor ve size söylüyorum ama ben de bunu tam uygulayamıyorum. Mesela Bilgece Yaşamak kitabımın dosyasını Avukat Uğur Karacaya teslim etmiştim. Editörlüğü ona bıraktım. Dosyanın üçte birinden fazlasını atmış. İçimde bir acı duydum ama itiraf edeyim ki en kolay ve rahat okunan ve okuyucuların takdirini kazanan kitabım oldu.

 Peyami Safa o kadar profesyonelliğine rağmen yazılarını Ergün Göze’ye düzeltmesi için veriyor ve onun yaptığı düzeltmelere hiç itiraz etmiyormuş. Yazıyı gereksiz şeylerden temizlemenin en iyi yolu kanımca zamana bırakmaktır. Uygun bir aradan sonra fazlalıkları ve yanlışları kendiniz görür düzeltirsiniz, bu çok da hoşunuza gider. Kuvvet alırsınız, moraliniz düzelir. Bir yazının güzel olup olmadığını nasıl anlarım peki. Güzel yazdığım bir yazıyı defalarca okurum. Yirmi, otuz, kırk defa okuduğum olur. Şaka etmiyorum. Güzel yazı kendini okutturuyor. 25 HAZİRAN 2017

 


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...