Düşünce, Haberler, Köşe Yazısı, Yazılar

TEFSİRLERİN SULANDIRILMASI HAKKINDA

0 72

Zikir-tesbih-Kuran

Tefsirlerin -bilindiği gibi- rivayet tefsiri ve dirayet tefsiri olarak iki temel türü vardır. Bunlar da kendi aralarında çeşitlenirler.  Dirayet tefsiri bir kimsenin kendi düşüncesine dayanarak Kur’an ayetlerini yorumlamasıdır. Elbette bunun için de belli bir tahsil ve bilgi birikimi gerekir. Rivayet tefsiri ise bir ayet hakkında Peygamberin ve Sahabenin yaptığı yorumları toplayan ve nakleden tefsirlerdir. Bazıları dirayet tefsirlerine daha çok değer verirken, bazıları da rivayet tefsirlerini önemsemiş ve asıl tefsirin bunlar olduğunu söylemiş, dirayet tefsirlerini kişisel bir görüş ve yorumdan ibaret saymıştır.  Her iki türün de şüphesiz iyi olan ve olmayan türleri vardır.

Rivayet demek, bazılarının sandığı gibi yalan ve uydurma haber demek değildir. İnsanların gördüklerini ve duyduklarını başkalarına anlatmasıdır. Onun da elbette sahih olanı ve olmayanı, muteber olanı olmayanı vardır. Bunu nakleden kişiler önemlidir. İslam alimleri bu konuda çok çalışmış, bunun için çeşitli kriterler belirlemiş, güvenilecek ve güvenilmeyecek haberleri ayırt etmiştir. Doğru haberi almak için inanılmaz çalışmalar yapmış, zahmetler çekmişler, bazen bir hadis almak için çok uzak diyarlara bile gitmişlerdir.

Dini kitaplar içinde en çok masal, hurafe ve efsane taşıyanları tefsir kitaplarıdır. Bu iş çok erkenden, hazreti Ömer zamanından başladı. Tecessüs ve merak saikasıyla bazıları Kur’an kıssalarının daha geniş açıklaması için Müslüman olmuş Yahudi alimlerine gidiyordu (Abdullah İbn Selam, Vehb Bin Münebbih, Kahbül Ahbar, Temmimi Dari). Onlar da doğru olsun olmasın Yahudi kaynaklardan bir sürü teferruat naklediyor, halkın meraklarını gideriyordu. Bunların çoğu hiçbir gereği ve faydası olmayan tamamen afaki ve malayani şeylerdi.

Sonraki Müslüman alimler de bunları bol bol kitaplarında kullandılar, böyle şeylerle kitaplarını şişirdiler. Halk bu teferruatı sahih ve doğru şeyler gibi anlıyordu. Kim çok masal ve hikaye anlatırsa o daha rağbet görüyor, etrafında adam topluyordu. Mesela Nuh’un gemisi kaç metredir. Gemiye hangi hayvanlar konuldu. Hazreti İbrahim’in kafasını kesip birer tepeye koyduğu dört kuş hangisiydi. Eshabı Kehf’in ve köpeklerinin adı neydi, Zülkarney kimdir, Yecuc Mecuc nedir gibi reel hayatımızda hiçbir işe yaramayan ve bilakis Müslümanları gerçeklerden koparan ve hayal alemine sürükleyen bilgiler çok makbul ve memduh sayıldı.

Bugün bundan kurtulmuş muyuz acaba. Hayır, bu illet hala devam ediyor. Ayni teferruat merakı, malumatçılık, masalsı anlatımlar hem de akademisyenler tarafından devam ettiriliyor. Bir ilahiyat hocası çıkmış çeşitli bilimlerden yararlandım, doktorlara, biyologlara, jinekologlara, jeologlara danıştım, yirmi iki cilt tefsir yazdım diyerek övünüyor.  Hiçbir gereği ve yararı olmayan şeyleri Kuranın tefsiri diye oraya koymuş, büyük alim, allame, müfessir pozisyonuna girmiş. Bu şekilde tefsir yazmak zor bir şey değil ve bunun bir kıymeti de yoktur.

Kendi şahsi yorumlarını, tertip ve tasnifini Kuran’ın tefsiri diye lanse ediyorlar. Bütün bunlar bilimsel tefsir iddiası ve paravanası altında yapılıyor. Güya Kur’an aya gidileceğini, dünyanın etrafının basık olduğunu, evrenin genişlediğini, dünyanın döndüğünü söylemiş. Bunların hiçbir temeli yok. Kur’an fizik, kimya, astronomi, coğrafya ve tarh kitabı değil din kitabıdır. Verdiği misaller ve kıssalar insanın hidayetini esas alan öğütlerdir. Amaç insanı doğru yola getirmek, yani hidayetine sebep olmaktır. Kur’an bilgi değil bilgeliktir. Bilimsel değil, dini ve ahlaki ilkeler koyar.

Her şeyi Kuran’da aramak saflığından ve tembelliğinden kurtulalım. Allah maddi ve beşeri ilimleri ilerletmeyi bize bırakmış. O görev kulların işi. Kafamızı çalıştırıp onları kendimiz bulacağız. Onu da Allaha yüklemeyelim. Bizim aklımızın bulmakta zorlanacağı inançsal ve ahlaksal ilkeleri vazeder Kur’an. O, nasıl yaşayacağımız hakkında bir hayat rehberidir, yönetmeliktir.  Uyacağımız emir ve yasakları bildirir. Böyle bir bilgiyi tabiatta bulamayız. Olgular bize din, ahlak, değerler ve maneviyat hakkında bir şey söylemez. Söyleyemediği için din ve maneviyat gereklidir.

Bir şey daha söyleyerek konuyu kapatmak istiyorum. Bizim bir tefsir yazma geleneğimiz var. Bunun iki yönden değiştirilmesi lazım. Birincisi çok hacimli tefsirler yazmaktan vazgeçilmeli. Bunlar tefsir değil. Kişinin kendi bilgilerini ortaya koymasıdır. Merhum Gazali tefsirlerin orta olanını üç cilt olarak kabul ediyor ve fazlasını doğru bulmuyor. Bence de işi çok uzatmamalı. Örneğin Beyzavi ve Celaleyn  uygundurlar. İkincisi Kuran’ı baştan sona tefsire de bence gerek yoktur. Alim; ilminin, tefekkürünün yettiği ayetleri açıklamakla yetinmelidir.

 

 


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...