Düşünce, Haberler, Köşe Yazısı, Yazılar

SARTR’IN ONTOLOJİSİ

0 80

3c721873ce6348379fddb5e9059119304zYD6t

1905-1980

 

Sartre’ ın varlık felsefesi (L’étre et le néant: varlık ve yokluk) isimli eserinde yer almıştır. Bunun başka bir adı da “fenomonolojik bir ontoloji denemesi” dir. Sartre’ ın ontoloji anlayışı metafizik’in tam karşısında yer alır. Bilincin doğrudan verilerine dayanır, fenomenlerden başkasını kabul etmez. Görünüşleri esas alır. Klasik felsefenin Mutlak Varlığı arama çabasını boş bir çaba sayar. Ateisttir, Tanrı’nın varlığını kabul etmez. Kant’ın varsaydığı (Fenomenin gerisinde bilincin ulaşamadığı) numen’i reddeder. Bilinçte kendini gösteren bilgiyi geçerli sayar.

Öte yandan bilincin ve nesnelerin birbirine olan bağlantısında her ikisini de gerçek kabul eder. Her şeyi bilincin varlığında eriten ve onda var kılan bir sübjektivizmden kaçındığı gibi, fenomenin gerisinde mutlak bir özün, algılanamayan bir gerçekliğin varlığını inkâr eder, fenomeni asıl sayar. Böylece onun ontolojik anlayışında iki çeşit varlık meydana çıkar: 1. Kendinde varlık (L’étre en soi), fenomen. 2. Kendisi için varlık (L’étre pour soi), bilinç. Bilincin varlığı bir fenomende meydana çıktığı gibi, kendinde varlık da ancak onun vasıtasıyla algılanabiliyor.

 Sartr’a göre: kendinde varlık (L’étre en soi); hep varolan, başkası tarafından da var edilmeyen ve ne de zorunlu olandır. Bunun vasfı daha çok “kontenjans” halidir. Bu kelime olumsallık, imkân ve serbestlik manalarına gelir. Zorunluluğun tersidir. Kendinde varlık kesiftir. Hep kendisi ile doludur, daima kendisidir.

Kendisi için varlık (L’étre pour soi), kendisini başkalarıyla algılayan bilinçtir. Daima çelişki içindedir, bölünmüştür. HUSSERL in “her bilinç bir şeyin bilincidir” sözü bunun güzelce açıklar. Şu söylem de onun içindir: Kendisi için varlık (bilinç) hissettiği şey değildir, hissettiği şey kendisi için varlık değildir. Böylece kendisi için varlığın vasfı yokluk ve hiçlik oluyor.

Kendisi için varlık (bilinç) daima kendinde varlık olmak için çalışır, fakat bunu başaramaz. Çünkü bu bir çelişkidir ve gerçekleşemez. İşte bilincin bu çabasından Tanrı kavramı doğmuştur. Sartr’a göre Tanrı kavramı insan bilincinin bir hayalidir, gerçek dışıdır ve mantıken de bir çelişkiyi içerir. Böyle bir varlık olamaz. Sartre’ın kendisinden ilham aldığı ve fikirlerinin benzeştiği yazar Alman filozofu FUEURBACH’dir. O’na göre insandaki adalet, iyilik, barış, mükemmellik kavramları Tanrı’yı yaratmıştır. Her insan Tanrısal özellikleri elde etmeye, Tanrı olmaya çalışır. Tanrı’yı doğuran şey psikolojik bir ihtiyaçtır.

Varoluş ve öz: Sartre klasik felsefenin varlık ve öz şeklindeki ayırımını kabul etmez, insan için varoluşu öne geçirir, düalizme karşıdır. İdealist ve materyalist ayırımını da reddeder. Ona göre yalnız varlık ve varoluş vardır. Bu da insanın bireysel ve somut varlığında gözlenir ve anlaşılır. Sartre için tek-tek fertlerin durumları önemlidir. Ayrıca felsefesinin temelini ateizme dayandırır. Tanrı olmazsa insanın özünü belirleyici her şey ortadan kalkacaktır. Hâlbuki JASPER ile MARCEL e göre Tanrı’nın varlığı insanın kendisini geliştirmesi için gerekli ideal bir örnektir. Sartr’a göre insandan başka her varlıkta öz önce geldiği halde, insanda varoluş öncedir ve özü meydana getirir. İnsanın uyacağı bir değerler sistemi de yoktur. İnsan neyi seçeceğini bilmediği için bunalır, varlığı saçma görür.

Sartre eleştirisi: Sartre, insanın varlığını tanımlayan bir öz kabul etmediği için onu boş bir kalıp ve çerçeve haline sokmuştur. İnsanın kendisini aşması için aşkın (yüce) bir varlığı da reddettiği için onu başıboşluğa, hiçliğe terk etmiştir. İnsanı tam bir kontenjans (imkân) olarak görür, hiçbir zorunlu varlık kabul etmez.

İçeriği olmayan bir varlık tasavvur edilemez. İnsanın kendini aşması ve mükemmelleşmesi için de zorunlu ve aşkın bir varlığa ihtiyaç vardır. “Kendisi için varlık” dediği insanın bütün çabasını, kendinde varlık olmaya çalışmak olarak görür. Böylece sübjektif varlığın gerçekliğini objektifleşmekte görür. Onun kendi başına gerçekliğini temellendiremez. Hâlbuki Descartes BEN’in varlığını düşüncede ispatlamış, madde ve cisimden ayrı bir gerçekliği ortaya koymuştu.

Egzistansiyalist ahlak: Ontolojiden bir ahlak çıkarmak mümkün değil. Ama o yine de bir ahlakın ipuçlarını verir. Sartre egzistansiyalizmin bir hümanizm yani bir ahlak olduğunu söyler. Bu; klasik, laik ve radikal hümanizmden farklıdır. Bunlar Tanrı’yı ret ettikleri halde yine de ideal ve soyut bir değerler sistemine bağlanırlar. Hâlbuki Sartr’a göre eğer Tanrı yoksa artık hiçbir ahlak yoktur. İnsanın ahlakı ve değerleri kendisinin yaratması lazımdır. Bu da insanı “bulantı” ya götürür. Sartr ahlakın temelini insanın özgürlüğüne dayandırır. İnsanın özgür olması, yaratıcısının olmamasına bağlıdır. İnsan özgürlük halinde bir varlıktır, buna mahkûmdur. Varoluş özgür bir seçimden ibarettir. İnsan seçerek kendini var eder, özünü meydana çıkarır, belirler. Hâlbuki Dostoyevski ahlak için Tanrının varlığını gerekli görür.

 

 

 


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...