Düşünce, Haberler, Köşe Yazısı, Yazılar

ANARŞİST: BAHA TEVFİK

0 51

indir

Baha Tevfik, 1881 ya da 1884 yılında İzmir’de doğdu. 1916 yılında fikirleri olgunlaşmadan, çok genç yaşta öldü. Babası gümrük memurudur. İlköğrenimini İzmir’de yapan Baha Tevfik, ortaöğrenimini İzmir Rüştiyesi ve Mülki İdadide tamamlamıştır. İleri derecede Fransızca biliyordu. Yüksek öğrenimini İstanbul Mektebi Mülkiyede tamamlayan Baha Tevfik, burayı da iyi dereceyle bitirmiştir. Bir süre memurluk yapıp sonra istifa etmiştir. Bir lisede felsefe öğretmenliği yapmıştır.

Yayıncılıkla uğraştı. 6-7 yıl çeviri eserler ortaya koydu,  doğa bilimleri ve felsefe üzerine çalışmalarını yoğunlaştırdı. Gazete ve dergilerde çalıştı. “Felsefe Mecmuası” adlı bir felsefe dergisi çıkardı.

Memduh Süleyman, Ahmet Nebil, Subhi Edhem, gazeteci Hüseyin Hilmi yakın arkadaşlarıdır.

Memduh Süleyman ve Ahmed Nebil ile beraber Alman Filozof Büchner’in eserini madde ve kuvvet başlığıyla çevirmişlerdir.

Materyalist görüşlere sahiptir. Kant, Flaubert, Tolstoy, Nietzsche okumuştur. Sosyalist olduğu söylense de eserlerinden onun liberal biri olduğunu anlıyoruz. Bireycidir. Aristo’yu Eflatun’dan üstün tutar. Aslında Baha Tevfik’e  “liberal” demek de pek doğru değil, o bir anarşisttir.  Ona göre insanlık en son anarşizme varacak ve orada ferdiyet bütün istiklâlini kazanacaktır.

BİREY

Baha Tevfik bireyi önceler. iyi yetişmiş bireyler sağlıklı bir toplum oluşturur. Hastalık bireydedir. “Bireyin terbiyesi ve bireydeki kuvvetin sonucu ulusal egemenliği doğurduğu gibi bireyin ezilmesi ve sönmesi de istibdadı doğurur.”(1)

“Düşünceler ve misaller filozofu Platon; bireye hiç önem vermemiş,her şeyde her sorunda, her türlü siyasi ve toplumsal örgütlenmede daima genelliği ve ortaklığı desteklemiştir.Platon bireye verilen önemin yersiz olduğunu söyler ve kamuoyunun bireye saygısı şöyle dursun; bireyi kamuoyu adına fedayı öğretirdi.Bu türden çalışmalarıyla sosyalizmin ilk ustalarından onurunu elde eden bu zat gerek toplumsal öğretisinde, gerek siyasi öğretisinde pek büyük hatalara düşmüş ve ‘her şey genel olmalıdır, hatta gözler, hatta kulaklar, hatta eller!..’ diyecek kadar aşırılıklara kaçmıştır!..” (2)

“… karşıtlıkları kaldırmak, yani herkesi aynı kuram, aynı inanç noktası etrafında toplamaya çalışmak nasıl düşünsel bir zorbalığın gerçek kaynağını oluşturursa, bireye büyük önem vererek herkesin düşünce ve çabasına saygı göstermek ilkesi de gerçek istenç ve özgürlüğün en önemli bir yükselme noktası olur.”(3)

” Aristo metafizik bakış açısından her ne kadar pek ruhani ve hayali kalmışsa da siyasi bilgilerde Platon’u kat kat geçmiş, bireyin değer ve önemini takdir ederek gerçek özgürlüğün bireylere verilen önem derecesinde gelişeceğini ve düşünce karşıtlıklarının tam bir geçerlilikle ölçülebileceğini söylemiştir. Bugün en aşırı sosyalistler bile onaylar ki insanlığın mutluluk ve barışı Platon’un sosyalist ilkelerinden çok Aristo’nun bireyci kuramlarıyla mümkün olabilmektedir.” (4)

Hobbes diyor ki:

‘Doğada bir insan diğer bir insana karşı yardımcı ve dost değil adeta bir kurttur. herkes her şeyi kendisi için istediğinden diğerlerini bu şeylerden mahrum etmeyi düşünür ve her insan böyle düşündüğünden çarpışmalar çıkar.

Acaba kim kazanacak?.. Kuşkusuz ki gücü çok olan!.. Bu yengi de pek doğal, pek mantıki, akla ve doğruya pek yakın bir şeydir, yani makul ve makbuldür. Doğal hukukun en doğrusu ve temellisi işte bu, yani hak kuvvetlinindir. Kuvvetli; zayıfın zararını gerektirebilir. Fakat bu zarar bir haksızlık değildir. Çünkü zayıf için bir hak, bir yasa var olamaz, olsa bile böyle bir yasayı uygulattırmak zayıfın harcı değildir.’

Hobbes’in bu düşünceleri, böyle hareket etmemizi tavsiye ettiği için değil, böyle harekete doğal olarak mecbur olduğumuzu göstermek için değerlidir.”(5)

“Uyruklar üzerinde etkinlik gerçekleştirmek, meşrutiyetle bağdaşamayan bir yönetim tarzıdır. Bu tarzın biricik dayanağı da; Abdulhamid’in pek iyi keşf edip uygulamış olduğu şiddetli merkeziyet usulü oluyor. Etkin bir hükümet; memurları sorumluluk tanımayan ve astları hakkında istediği gibi ödüllendirme ve cezalandırma gerçekleştirmede özerk olan hükümettir. Etkin hükümet; eleştirilere katlanmayan, halkın düşüncelerinden korkarak onun sakin ve suskun kalmasını sağlamaya çalışan hükümettir. Böylece etkinliğini uyrukları üzerinde gerçekleştirmeye çalışan bir hükümetten yarar değil, zarar beklemelidir; yaşam değil uyuşukluk, ölüm beklemelidir; düşüş, hastalık, hatta çöküş beklemelidir.” (6)

“Ahlaki metanetini ve her türlü anlamıyla terbiyeye malik olmayan bir ulusun bireyleri yalnız gecikmişliğe değil, hatta batışa bile mahkum olur. Tarihin bir çok olayları buna tanıktır. Roma, Bizans hükümetleri, Endülüs islami saltanatı, hatta Lehistan’ın akibeti herkesçe bilinmektedir. Bu hükümetlerin hepsinde de ahlak bozulmuş, bireylerde metanet ve doğruluk kalmamış, utanç denilen özellik bütün bütün silinmişti.” (7)

“Çağımız toplumbilimindeki bireyin önemi, ancak ahlaki metanet ve daha doğrusu istenç terbiyesi, girişim, azim, çekinmezlik gibi özgürlere yaraşır özelliklerle ortaya çıkar. Bunlar yokken hiç bir bireyin mevki ve önemi takdir edilemeyeceği gibi gerçek ahlak ve gerçek özgürlük de kurulamaz, her devlet bireylerden oluşur, denildikten sonra ulusal egemenlik ve devletin bağımsızlığı gibi şeylerin de bireylerdeki istenç gücü ve metanet özellikleriyle ölçülebileceği anlaşılır. Birey bağımsız olmazsa hükümet bağımsız olamaz. Birey hakim değilse, bu açık ve ahlaki hakkından vazgeçiyorsa hükümet mahkumiyete hazırlanmalıdır, bireyde bağlanma özelliği arttıkça, bir genel bireyler heyeti olan hükümette de bu gereksinim uyanır.” (8)

Bozulmanın örneklerini genişçe anlatır Baha Tevfik. Önce siyasetteki çözülmeyi ve çürümeyi anlatır. Eğitimli birey olamayan siyasilerin paradan başka bir şey düşünmediğini söyler. Sonra ticaret hayatından bahseder. Hilekârlık, düzenbazlık ticari hayatın vazgeçilmezi. Ticaret erbabının birbirini aldatması, halkı aldatması, devleti aldatması bir meziyet gibi üzerlerine yapışıp kalıyor. Kitap ve yayıncılık üzerine de değinerek bu alanda da büyük bir sömürünün yaşandığını örnekleriyle anlatmaktadır Baha Tevfik.

 Gençliğin, bilhassa da üniversite gençliğinin durumundan da muzdariptir Baha Tevfik.  Gençlikle birlikte ifade ve basın özgürlüğünün önemine dikkat çekmektedir. Bir de her okuyanın memur olma isteği. Bugün bile bu görüş kırılmamıştır. Yüz sene önce Baha Tevfik’in dile getirdiği sorun hala devam etmektedir. Anneler, babalar hep bunu telkin eder çocuklarına. Sonra okulda öğretmenler de aynı nakaratı tekrar eder durur.

Baha Tevfik, memur eleştirisi yapar. Mithat Paşa’nın Fransa’dan aynen aldığı yasalar büyük etki yaratmış ve halkı ezen ve ezilen diye iki sınıfa ayırmıştır.” Memleketimizdeki yaşantının ayrıntılarına etkin bir göz atacak olursa görülür ki memur müreffehtir, müsterihtir, birtakım vergilerden muaftır ve daima amirdir… Hâlbuki halkın bireyleri aksine bir çok baskılar altında güçsüz ve zayıftır. Daima memurların istibdadını çekmeye mecburdur.” (9) Bu çok sığ bir düşüncedir. Baha Tevfik bunu eleştirmektedir. Bunun artık değişmesi lazım gelir. Böyle bir toplumun gelişmesi de mümkün değildir.

Kendisi de kısa bir süreliğine memuriyet hayatına atılmış. Monotonluğuna tahammül edemediği için ayrılmayı uygun bulmuş. “Memur, kendisine verilen buyruğu belli bir ücret ve bizde belirli olmayan bir halde kısa bir süreyle gerçekleştiren bir ücretli köle demektir.” (10) Memur olmak kolay değil. Bir çırak kısa sürede işi öğrenerek para kazanmaya başlar. Memurun tahsil hayatı dikkate alınmaz. Sanki hak etmediği parayı alıyormuş gibi düşünülür.

“Bizde memur demek, anımsanması daima yürek parçalayan bir geçmiş, geleceği kuşkulu ve karanlığın korkunç hayali karşısında titrek bir hal, önceden tasavvur olunabilecek derecelerden çok ziyade feci bir gelecek mahkûmu demektir.” (11) Memur, kol gücü harcamadığı için hep küçümsenmiş, fikren ve ruhen yorulabileceği düşünülmemiştir.

felsefe-i_ferd

FELSEFE

Bizde felsefe yok der Baha Tevfik. Arap felsefesine ve bazı tasavvufi lakırdılara felsefe demek ne kadar doğrudur. Tanımını yapacak olursak: “Felsefe geleceğin bilimidir. Her çağda, her yerde bilim ve fen belirli bir noktaya kadar ilerleyebilmiş ve oradan öteye ancak geçmek arzu ve istidadını göstermiştir. Bilim ve fennin (sanat-teknoloji) geçemediği alan varsayım ve kuram alanıdır ki buna felsefe denir. Şu halde her zaman dünün felsefesi bugünün bilim ve fenni, yarının bilim ve fenni bugünün felsefesidir.” (12) Böyle bir tanım yapılınca da bizde felsefe olmadığı açıkça görülecektir. Bazı metafizik düşünceleri felsefe kabul etmek de abesle iştigaldir. Bizdeki felsefe iki koldan gelmiştir. Birisi Arap felsefesi, diğeri batı felsefesidir. “Arap felsefesi bize iki koldan gelmektedir. Birincisi ve en temelli yol tarikatlar, ikinci yol da Mesnevi mütercimleri Abidin Paşa, Ankaravi, Fusus mütercimi Şeyh Abdah el-Bosnavi, Sırr-ı Furkan, Sırr-ı İnsan kitaplarının yazarı Sırrı Paşa gibi bir kaç kişinin aktarımları…” (13)

“Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin dili Farsça olmakla beraber felsefesinin Arap felsefesinden hiç bir farkı yoktur.” (14) Arap felsefesinden istifademiz de bundan öteye geçemiyor. Asıl bizim için önemli olan batıdan gelen felsefe akımları. Onlar karşısında nasıl bir tavır takınacağız.

Baha Tevfik, felsefenin edebiyat gibi boşluk bulduğu yerlere hücum ettiğini, insan düşüncesinin gizli olanı aradığını ifade eder. İran, Hint ve Yunan felsefesinin bir zamanlar dünyayı etkilediğini, İran ve Hint felsefesinin çökerek meydanı yunan felsefesine bıraktığını anlatır.”Platon ve Aristo yıllarca, insan düşüncesini kendi büyüleri altına aldılar. Mısırda Yeni Platoncular, bütün Avrupa’da skolastik felsefe, hatta yeniçağ düşüncelerine bu filozofların ve özellikle Platon ve Aristo arasındaki tartışmanın çözümlenmesiyle uğraştılar.”(15)

“Düşünüyorum demek ki varım” ile ifadesini bulan Descartes’in felsefesi bütün Avrupa’yı etkisi altına aldı.”Fransa’da Pascal, Bossuet, Fenelon, Malebranche gibi kişiler, hatta Almanya’nın büyük Leibniz’i bile kendilerini bu ilahi ve manevi felsefenin boyunduruğundan kurtaramıyorlardı, Auguste Comte, aynı etki altında kaldı. Kant keza böyle bir mazhariyete nail oldu.”(16) İngiltere’de Bacon pozitivizmin öncülüğünü yaparken, Hobbes, toplumbilim hakkında veciz ifadelerini terennüm ediyordu. Kant ve Spencer felsefesi yerini doğal felsefeye bırakmaktadır.

“Son günlerde Fransa’da Lamarck tarafından başlanıp, İngiltere’ye nüfuz eden ve orada Darwin tarafından tamamlanan ünlü kuram ilk defa Hz. Musa tarafından konulan evrenin yaratılışı kuramını değiştirdikten sonra Alman Feuerbach, Ludwig Büchner gibi kişiler, temelleri pek eski bir zamandan beri hazırlanmış olan maddeci felsefeyi büyük bir şaşaa ile yeniden canlandıran ve Lange, Ernst Haeckel gibi büyük öğretmenler de yine bu felsefeyi daha çok kaynaştırarak ve adını da doğalcılık öğretisine dönüştürerek yepyeni bir biçimde kamuoyunun önüne koydular.” (17)

Batıdan gelen bu felsefeye maruz kalırken, bir yandan da Alman Nietsche’nin toplumları şaşkına çeviren ahlaki ve toplumsal felsefesini alıyoruz. Bu arada Baha Tevfik, Rıza Tevfik’in sadece adının filozof olduğunu, felsefeyle ilişkisini sorgulayarak filozof namının verilmesinin gülünç olduğunu ifade eder. Filozof olanın bir kuramı olmalıdır. “Mesela eski İran’ın Zerdüşt’ü ikicilik yöntemini, Hind’in Brahma’sı varlıksallık yöntemini, Yunanlıların Sokrat’ı düzeltme ve alay etme yöntemlerini, Platon’u düşünceler ve ilk örnekler kuramını, orta çağ filozofları ilahi ve manevi öğretiyi, Descartes düşünme yöntemini, Leibniz mukadder Ahenk kuralını, Spinoza kadercilik öğretisini vs. ortaya koyup kurdular.” (18) Rıza Tevfik’in böyle bir kuramı yoktu. O halde nasıl filozof diyebiliriz.

Baha Tevfik, Rıza Tevfik’in iyi bir öğretmen olduğunu söyler. Şehbenderzade Hilmi beyin bu kadarını da başaramadığını söyler. O, ancak gençlerin dimağlarını peri masallarıyla doldurdu der.

Baha Tevfik, Muhyiddin Arabî’nin büyük bir filozof olduğunu söyler ama kendine ait bir felsefesinin olmadığını da ekler. O, felsefesini Plotinus’a dayandırır. Kendinden bin sene önce yaşayan Plotinus’un görüşlerini tekrar ederek vahdet-i Vücut düşüncesini geliştirdiğini ifade eder.

Plotinus ,”Yeni Plantonculuk” akımının kurucusu, önemli ismi, antik filozof. Monist bir varlık anlayışına sahiptir. Mistik felsefesiyle Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman filozofları etkilemiştir.  Platon’un ideler âlemini yeniden yorumlayarak ilk sebebi Tanrılaştırmıştır. Varlık tanrıdan çıkmıştır. O da Platon gibi madenin değişmesi, onun gerçek olmadığının göstergesidir, der. Değişmeyen gerçeklik sadece Tanrı’dır.

Muhyiddin Arabî, Vahdet-i Vücut (varlık birliği) nazariyesinin kurucusu, önemli bir sözcüsü. Panteizme yakınlığı dolayısıyla eleştirilmiştir. Kendisinden sonraki yüzlerce sufiyi etkilemiştir. Varlığın birliği sebebiyle varlığın Tanrı olduğunu söyler. Yaratıcı ve yaratık arasındaki ikiliği kaldırması sebebiyle dinin öğretisiyle ters düştüğü kanaati ortaya çıkar, bundan dolayı fakihler tarafından sert bir dille eleştirilir.

“Muhy ad-din Arabî’nin Endülüslü olduğu ve Sevilla’da bilimlerin tahsilini yaptığı göz önüne alınırsa ünlü Aristo mütercim ve yorumcusu İbn al-Sina ile İbn al-Rüşd’ün uzak fakat etkin bir bakışa sahip bir bilge izleyicisi olduğu ve böylece Yunan felsefesinden ve özellikle kendisinden 937 yıl önce yaşamış olan Plotinus’tan nasıl düşünceleri olduğu gibi aktardığı anlaşılır.”(19)

 Baha Tevfik, Arabî’den “varlık birdir, birden fazla değildir. Görünen her varlıksal biçim o bir varlığın o mutlak varlığın belirişidir”  sözünü aktararak Plotinus’un felsefesiyle ilgi kurmuştur.

Sözün kısası:

Biyolojiye dayanan bir materyalizmi savunur. Dine, muhafazakârlığa, boş inançlara ve o dönemin ahlâkına karşı tavır alır. Gelecekte ahlâkın yerini psikoloji ve tabii ilimler alacaktır, der. Ahlak dini değil, insani olmalıdır görüşünü savunur. Toplumların çöküşü ahlaksızlığı nedeniyledir, der. Roma, Bizans, Endülüs ve Lehistan’ın çöküşü ahlaksızlığındandır der ve örneklendirir. Memurluk çok arzu edilen bir meslektir, ama köleliktir; memur olamayan muhalif olur, der.Bunhner, Lange Haeckel ve Nietshce’yi över. Rıza Tevfik’i filozoftan saymaz, kendisine filozof demesini çirkin bulur ve onunla alay eder. Arabi’yi büyük bir filozof olarak görür, Vahdet-i Vücut nazariyesini eleştirmez, onu İslami bulur, sadece bu nazariyesini Plotinus’a dayandırdığını söyler. Milliyetçiliğe farklı bir bakışı olduğu hemen fark edilir; Balkan Savaşını kaybetmemiz milliyetçilikten uzaklaşıldığından değil, milliyetçiliğimizdendir, der. Milliyetçilik yerine batılılaşmayı savunur; Türklüğü kurtaracak yegâne şeyin terakki etmiş bir şekilde Avrupalılaşmaktır. Evliliğe karşıdır; kendisi de hiç evlenmemiştir. Kant’ı eleştirmekle birlikte beğenir.1910 yılında İstanbul’da kurulan “Osmanlı Sosyalist Fırkası”nın resmi üyesi olduğu söylenir.”Kölelikten, ücretli köleliğe ve ücretli kölelikten sosyalistliğe geçen insanlık en sonunda anarşizme ulaşacak ve orada bireyselliğin bütün bağımsızlığını, bütün azametini duyumsayacaktır” der. İfadeleri oldukça serttir; sözünü esirgemez. Pozitivist yönü ön plandadır. Süreli ilk felsefe yayını yapan kişidir.

Başta Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp’i etkilenmiştir. “Ömer Seyfettin’i yetiştiren odur” derler. Ömer Seyfettin’in geçmişe bakışı Baha Tevfik etkisiyledir. Diğer etkiledikleri Şehabettin Süleyman, Memduh Süleyman ve Ahmet Nebil’dir.

20170319_03101433333

( Sayı 43 Ocak-Haziran 2016)

Kaynak:

1- Felsefe-i Ferd, Baha Tevfik, s.39

2- a.g.e. , s.40,41

3-a.g.e. , s.41

4- a.g.e. , s.41

5-a.g.e. , s.44,45

6- a.g.e. , s.47

7-a.g.e. s.49

8-a.g.e., s. 49,50

9-ag.e.s.58-59

10-a.g.e. s.61,62

11-a.g.e. s.63,64

12-age s. 66-67

13-a.g.e. s. 68

14- a.g.e. s. 69

15- a.g.e. s.70

16-a.g.e. s.70

17- ag.e. s.71

18-a.g.e. s.74

19- a.g.e. s. 78


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...