Düşünce, Haberler, Köşe Yazısı, Yazılar

ÖNÜNÜ GÖREMEME YA DA ARKAYA BAKMA HASTALIĞI

0 43

dil-felsefesi-dmy-info2-211x150

Türk akedemyası Tanpınar’ı yeniden keşfetti. Onun zaman, mekân, coğrafya; tarih ve geçmiş ekseninde hal arayışları sanki hiç bilinmiyormuş gibi yeniden servis edilmeye başlandı. Bu yeni heyecan dalgası, hele de belli bir çevrenin inhisarında olunca tartışmanın oluş şekli gibi geldiği yerde çok ama çok farklılaşmaya başladı.

Ak Parti iktidarlarıyla birlikte kültürel iktidarın el değiştirmesi ki ( yerine gelen ne daha öncekinin alternatifi, ne de tamamlayıcısı: bu yeni hale gelecekte sosyologlar ne der bilmem ama; bugün bana göre bu durum sosyolojik değil psikolojik bir vakıadır) yaklaşık yirmi yıldır belediyeler marifetiyle sürdürülmekte. Belediyeler eldeki mali imkânlarla hem evcilleşmiş bir entelektüel tip, hem de müesses nizamla kavgası varmış gibi gözüken, ancak, aslında onun cephedeki en büyük müdafi olan bir muhalefet dilinin oluşmasını başarmış görünüyorlar. Özellikle mevcut iktidar partisinin bütün imkânlarını kendi ikballeri için kullanan bir kesim kendi beklentilerinin dışında yeni durum ortaya çıktığı için yeni bir yol arayışı sonucu Cumhuriyet Türkiye’sinin kültürel kodlarının oluşumunda onun genetiğine katkı sağlamış aydınları yeniden tedavüle sokmaya başladı. İşte her dönemin entelektüel kalibre ölçeri Tanpınar’da yeniden tedavüle bu endişeyle sokuldu.

Tanpınar ‘ın yeniden gündeme getirilmesi tabii ki Tanpınar’a bir şey kazandırmayacak; fakat evrak-ı metruke fetişistleri adeta kutsal metin muamelesi yaptıkları, bugüne kadar gün yüzüne çıkmamış bazı mektup ve günlükleri üzerimize boca ederken , kendilerine bunları söyleme fırsatı tanıyan gücü üzmemek ve kızdırmamak için son derece naif bir dil geliştirmeyi de ihmal etmiyorlar. Aslında mühim olan da bu, bunu kendilerinin söylemesi ve yine kendi söylediklerini de kendilerinin izah etme imtiyazını ellerinde tutmaları.

Tanpınar, Meriç ya da arafta kalmış başka biri, söyledikleri ve yazdıkları meselelerle öne çıkarılmaya çalışılırken; söyledikleri veya yazdıkları ilk defa onlar tarafından dile getiriliyormuş havası estirilerek, başka bir şeyin üstü kapatılıyor, meselenin can alıcı noktasına karartma uygulanıyor. Cumhuriyet Türkiye ‘sinin rabıtalı entelektüelleri modernleşme meselesini Tanzimatla başlatmakla mahirdirler, oysa Tanzimat o güne kadar askeri alanda gerçekleştirilmeye çalışılan modernizasyon çabalarının kültürel evresine geçilmesinden başka bir şey değildi. Yapılmaya çalışılanlar bütün değişim ve dönüşüm çabalarına karşı, etkili bir direnç gösteren Türk tipi sosyal ve kültürel sahanın, devlet eliyle yok edilme gayesinden başka bir amaca matuf değildi. Şu biliniyordu ki bu Türk tipi cemiyyet hayatı yok edilmezse yapılan ya da yapılmak istenen her şey akim kalacaktı. Bütün bunlardan mütevellit bu cemiyyet hayatının ortak konvansiyonu olan dil ve şiir başkalaşmalıydı. Bunu düşünenlerin hesaba katmadığı ise o güne kadar Türk cemiyyet hayatının imbiğinden süzülerek gelmiş ve bu hayatın taşıyıcılarını var etmiş Türkçenin buna fıtratı gereği müsaade etmeyeceğiydi. Bu dil dünyasının entürmanlarını kullanarak yeni bir dünyanın doğuşunu müjdeleyenler ,farkında olmadan Türklerin yeni dünya düzenine itirazlarını da bu Türkçeyle yapmalarının yolunu açmış oluyorlardı. İşte Türklerin başına örülmek istenen çoraba itiraz etme aracı olan Türkçe, Tanpınar ve benzerleri eliyle Türk toplumunun bütün katmanlarını yatay bir şekilde harmanlayan meseleleri ifade etmekten uzaklaştırılarak, mahdut bir çevrenin nostaljik teferruatlarının ifade aracı haline getirildi: üzerinde karartma uygulanan mesele tam da buydu .Tanpınar ve gibilerini mühim adam haline getiren kullandıkları Türkçeydi ; ama bu Türkçe mezkur kişilerin inşa ettikleri bir Türkçe değildi. Türk cemiyyet hayatının var ettiği ve seçkinlerin sosyal hayatını ve geçmiş özlemlerini ifade planında somutlaştıran dil bugünün ibdacıları eliyle onlara mal edildi. Oysa Halit Ziya’yı da, Tanpınar’ı da bugün üzerinde konuşulmaya değer kılan ne ele aldıkları meseleler, ne de meseleleri ele alış tarzlarıdır, onların bahse mevzu olmaları İstanbul’un dar elitist çevrelerinin hayata bakışlarını; arafta kalmışlıklarını kararsızlıklarını ya da istikametlerini anlatırken ellerindeki Türkçenin ifade zenginliğinden faydalanmasını bilmeleridir.

 


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...