Düşünce, Haberler, Köşe Yazısı, Yazılar

MODERN KÖLELİK: MEMUR VEYA İŞÇİ OLMAK

0 198

images

Bunların ikisi de insanı köleleştirir, etkisiz ve kişiliksiz hale getirir. Uygarlığın ve modernliğin günden güne artırdığı memur ve işçi çokluğu insanları ruhen zayıflatmıştır. Ben de bir zamanlar memurdum. Otuz yıl devlet kapısında çalıştım. Memurluk insanın inisiyatifini yok ediyor. Sizi siz olmaktan çıkarıyor. Amirinizin, müdürünüzün emrine körü körüne itaat etmek zorunda kalıyorsunuz. Yanlış da bulsanız itiraz etmek hakkınız yoktur. İtiraz eden ya gözden düşer veya kapı dışarı edilir.

Size emir veren müdür de ayni durumdadır. O da kendi üstlerinin buyruklarını itirazsız yerine getirir. Ta en tepeye kadar bu böyle gider. Amirinden, müdüründen azar işiten bunu alttakilere yansıtır (psikolojideki transfer mekanizması). Bu olaylara çok şahit olduk. Bir gün zamanın sağlık bakanı yanımızda kendisinden en az on beş yirmi yaş büyük olan sağlık müdürümüzü azarladı. Olmadık sözler söyledi. Biz kendimizden utandık.

Memurluk, dalkavukluğu doğurur. Amirin gözüne girmek için olmadık işlerini görür yağ çekerler. Bir arkadaşımız vardı hiçbir mesleki ehliyeti yoktu ama dairede çok kıymetliydi. Canı istediği zaman kaytarır kimse de ona bir şey diyemezdi. Çünkü amirin ayak işlerini görürdü. Hatta işittiğimize göre gidip sobasını yakıyor, küllerini boşaltıyormuş.

Memurluk genellikle güvenceli bir meslektir. Çok büyük suç işlemedikçe işten atılmazsınız. Bu kadar güvence doğru mu, bilmiyorum. Güvence sizi esir alıyor. Güvencesiz iş insanın kişiliğini geliştirir. Memur, vatandaşa asık suratla karşılık verir. Bir bakkal, bir lokantacı bunu yapabilir mi?

İşçilerin durumu da aynidir. İşçi de başka bir köledir. Hele büyük fabrikalarda çalışıyorsa ancak istatistik değeri vardır. Beş yüz işçiden biridir. Çoğu patronu tanımaz ve yüzünü görmez. Patron da onu tanımaz. Erich Fromm’un dediği gibi sadece işçinin çekini imzalar. İşçi yaptığı işin bütününden habersizdir. Bir otomobil fabrikasında çalışıyorsa onun işi mesela önüne gelen bir vidayı takmak veya sıkıştırmaktır. Bu otomobili ben yaptım diyemez. İşine yabancılaşmıştır.

Modern hayat insanların çoğunu memur veya işçi yaparak onların dert ve sıkıntılarını artırmıştır. Bu insan tabiatına aykırı bir durumdur. Güvencenin az ve fakat inisiyatifin çok olduğu işler yani insanın kendi işi insanı geliştirir, kişi yapar. Kafasına göre çalışır. İnanmadığı şeye evet efendim demez. Boyun eğmez, özgürdür.

Modern hayatın bu kötülüklerinden kurtulmanın tek yolu esnaf ve sanatkârları çoğaltmaktır. En iyi toplum esnaf ve sanatkârlarının sayıca çok olduğu toplumdur. Ama maalesef bunların sayısı gittikçe azalıyor. Bu böyle devam ettikçe sıkıntılar artacaktır. İnsan, yaşam tarzı nasılsa öyle düşünür ve öyle davranır. Bu yaşam tarzı insanı ruhen ufaltıyor ve hasta ediyor.

Bu düzene dur demek, isyan etmek lazım. Batıda buna itiraz edenler, dur diyerek sesini yükseltenler var (Russell, Alexis Carrel, Erich Fromm, Schumacher, Fritjof Capra…) Ayrıca yeşiller ve çevreciler hareketi var. Batı bu yaşantısından, insanı makineleştiren bu hayattan bıkmışken; yeni yollar ve yeni bir hayat tarzı ararken biz hala onları taklit ediyor ve kendimizi onlara benzetmeye çalışıyoruz. Çünkü işin vahametini idrak edemiyoruz. 

Bu, nasihatle düzeltilecek bir durum değil. Kurum ve kuruluşlarımızı nasıl tanzim ettiğimize bağlı bir durumdur. Eskiden insanların yaşadığı kasabada bir kunduracının, bir berberin, bir çaycının, bir ekmek pişirenin, bir duvar örenin kişiliği vardı ve çevresinden saygı görüyordu. Fabrikadaki beş bin işçiden biri olanın hangi işi başkalarınca görülüp takdir edilecek.

Alman düşünür ve ekonomist Schumacher’in yeni bir ekonomik hayat planı var. “Küçük güzeldir” diyor. Herkesin kendi işinin olması güzeldir. Alexis Carrel “bir bağcı veya çiftçi başından sonuna kadar işinin bütün safhalarını takip eder ve meydana getirdikleri ile övünür” der.

Bugün bir memur veya işçi işiyle övünemiyor. Çünkü ona sayılmıyor. Ya patronuna veya müdürüne mal ediliyor. Bu iyi elmayı ben yetiştirdim diyebilmeli bir bağcı, bu güzel elbiseyi ben diktim diyebilmeli bir terzi. Şimdi terzi de kalmadı. Güzel giyinmek de kalmadı. Gömlek veya ceket aldığın yer sana şunu soruyor: “kaç numara giyiyorsun”.  Sen artık Ahmet Mehmet değilsin. Kaç numarasın, kaç bedensin. Sen bir rakamsın. Kişiliği olan ve eksikliği hissedilen, yaptığı ile tanınan biri değilsin.

İnsanın bu kadar silikleştiği bir ortamda sokaklar da bundan nasibini aldı. Sokakların da kişiliği kayboldu. Bilmem kaç numaralı sokak. Hani o sokakta eseriyle, yaptıklarıyla sokağa ismi verilmiş insanlar artık olmayacak. Gerek de yoktur. Çünkü bir zaman sonra sokak da ortadan kalkacak.  Sitelerde, apartmanlarda beton yığınları arasında kafese konulmuş maymunlar gibi sıkışmış olarak kimliğimizi yitirecek ve kim olduğumuzu bilmeyeceğiz. Sadece çalışan, yeyip içen ve çiftleşen, sonra kocayıp ölen mahlûklar olacağız.


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...