Düşünce, Haberler, Köşe Yazısı, Yazılar

YOLDAKİLERİN TÜRKÜSÜ

0 37

liberalizm

Türk millet, Liberalizmin Türkiye yalvacı Özal’a kadar elindekilerle yetinen, yani kanaat sahibi insanlardan müteşekkil, dostunu ve düşmanını tefrik edebilen bir millet olarak dünyada hesap dışı tutulması muhal bir milletti. Milletin bu kanaatkârlığı liberal siyasetçilerin ne kadar korkusunu körüklüyorsa, idealist, yani bu milletin, bu topraklardaki varlığının alelade bir vakıadan, iskândan ibaret olmadığını bilen siyasetçilere de bir o kadar ümit aşılıyordu. Sovyetlerin düşmanlığına aldırmayan, Amerika’nın dostluğuna ise bel bağlamayan bu millet, kendi dinamikleriyle var ettiği kırsal hayat tarzını, kendisinin varlığının teminatı yapma istidadını gösterme işaretleri vermeye başlayınca, başına önce 24 Ocak Kararları akabinde On İki Eylül Atlantik ötesi müdahalesi çorabı örüldü.

Sokakta anarşi sükût etmiş, o güne kadar bulunması, ulaşılması ne kadar zor, hatta imkânsız olan ürün varsa herkesin rahatça ulaşabileceği sıradan tüketim metaları haline gelmişti. Plan tutmuş, milletin tarih boyunca emniyet mi, refah mı tercihine zorlanması, o gün hem emniyet, hem refah imtiyazına dönüştürülmüştü. Hem emin, hem zengin olma! Hayali dahi imkân harici bir duyguydu. Yollar, elektrikler, televizyon yayıncılığı, piyasanın kendi koşullarını kendisinin oluşturması; devletin yapmış olduğu kamu yatırımları dolayısıyla, itibarsızlaştırılarak infaz edilmesi… Hiç kimsenin dikkatini çekeceği işler değildi artık. Türkiye Komünizmin kalıntılarından kurtuluyordu. Devlete ait bütün varlıklar elden çıkarılıyor; ama bu varlıkların kimin eline geçtiğiyse kimseyi ilgilendirmiyordu. Televizyon yayıncılığının yaygınlaşması, davetsiz misafirleri çoğaltıyor; bir camın arkasındaki herkes, her evin konuğu oluyordu. Dünya ayaklarımızın altından alınmış, evimizin içine ikame edilmişti. Yüz yıl önce Amerika ‘da görülen rüyanın hayali Türkiye’de kuruluyordu. Ne köylünün, ne şehirlinin, ne de çalışanın elindeki kendisini tatmin etmiyordu. Elindekileri satıp, parayı bulan herkes bir tebdil-i mekân peşine düşmüştü. Kırsaldakiler artık yazın güneşinden, kışın ayazından kurtulacak, asfaltlı yollarda yürüyüp; musluklardan su içecekler, fırından ekmek alacaklardı.

Artık bütün memleket destablite olmuş, hemen herkes paranın peşinde koşan uzun mesafe atletlerine dönmüştü. Bir sistem çöküyor, kurulu bir düzen darmadağın oluyordu. Köyden kente gelenler, kentli olmaktan ziyade, kentlinin hayat standardına göz diktiği için, bütün çirkin pazarlıkların tarafı olmaktan imtina etmiyordu: yeter ki hayalini kurduğu zenginliğe ulaşabilsin, gerisi teferruat bile değildi. Beklenmedik bu durum, şehirde mukim olanların uykularında kâbuslar görmesine sebep olurken, beri taraftakilerin pembe rüyalara gark olmasına imkân tanıyordu. Bir taraftakiler elindekileri korumak, diğerleri peşinde koştuklarını ele geçirmek… Pazarlık burada düğümlenirken yeni bir çözüm, kentlinin başka bir hayatı keşfetmesiyle bulundu. Şehrin ırak mekânları onların meskûn mahalleri haline getirilirken, boşaltılan yerlere kenardakilerin akın etmesinin önü açıldı; böylece çarşının pazarın hem fiziki dokusu, hem ticari ahlakı tebdil oldu. İşini layık-ı veçhile yapanın, itimad edilen biri olmanın yerini yakın hemşehricilik aldı. Böylece şehrin sakinleriyle, yeni sahipleri arasında aşılması imkânsız duvarlar inşa edildi. Ve herkes yeni pozisyonuna alışmakta hiç zorlanmadı. İletişim imkânlarına senkronize ulaşım kabiliyetinin de gelişmesi, şehirlerarası mesafeyi ortadan kaldırdığı için dinlenmek isteyen evin mutena bir köşesinden ziyade denize kıyısı olan yerlere akın etmeye başladı.

Bireysel hayattan cemiyet hayatına, her şey tepetaklak olurken, periferden metropole gelenlerin hikâyesini arabesk müzik, yanık sesli, cehaletini marifet olarak sunma cüretine sahip sonradan görmeler marifetiyle, anlatma yolunu seçti. Bir trajedinin tahkiyesinden çok, geç kalmışlığın ve pişmanlığın hayıflanmasından ibaret olan bu müzik; toplumdaki mobilizasyona ayak uydurarak, hiçbir talim ve terbiyevi ölçü tanımadan, günübirlik işler yapmanın musikinin haysiyetine halel getireceğine aldırmadı dahi. Öyle ya, ressam ya da, müzisyen olabilmek için sadece eğitimin değil; aynı zamanda aileden üç kuşağın bu işlere emek ve gönül vermesi gerektiğini bunların anlaması mümkün müydü? Doğduğu ve ilk gençliğini geçirdiği topraklarda horlanmalarını muhatap kabul edilmemelerini bir kahramanlık nişanesiymiş gibi anlatanların, kendilerine bunu reva görenlerden almak istediği intikam tarzı her gün televizyon ekranlarında görünme biçiminde oluyordu.

Maalesef Altmış sonrası toplumdaki politik duyarlılığı, şiirin prensiplerinden ödün vermeden Türk şiirinin meselesi yapabilme sorumluluğunu bir ödev bilinciyle yerine getiren şiir, bu alt üst oluşu şiirin meselesi yapabilme becerisi gösteremedi, ya da göstermek istemedi. Çünkü şairin ödev şuuru yerini görev hırsı almıştı. Görev kendisine o işi tevdi edenlerin isteği hilafında olmamalıydı. Böylesine bir toplumsal dekadans, şairlerin olmamışlıklarının kurbanı oldu. Oysa Bin Dokuz Yüz Ellilerden sonra, Türk şiiri, şairlerinin marifetiyle dünyada olan biten sosyal siyasal hadiselerden ne varsa Türk milletini meselenin tarafı haline getirmiş ve bu millete bu topraklarda yaşamanın hala hem imtiyazlı hem de sorumluluk isteyen bir fiili durum olduğunu, bunun tescilini de kendisinin yaptığını, verdiği mücadele ve eserlerle göstermişti. Ama Seksen sonrası Adil Erdem Beyazıt ANAP milletvekili, Hilmi Yavuz İBB’de Kültür Daire Başkanıydı. Devir şair olduğu için, kendisine sunulan dünyevi imkânları söyleyeceğim sözü tesirsiz bırakır diye elinin tersiyle itenlerin devri değil; şair olarak kabul edilmek için sunulan her imkâna kucak açanların devriydi.

 


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...