Edebiyat, Haberler, Köşe Yazısı, Yazılar

LALE HADLER YİNE GÜLŞENDE NELER ETMEDİLER

0 3287
3065907-emirgan-laleler-2011

Lale,  güzel çiçekleri olan soğanlı bir süs bitkisidir. Anavatanı Hindukuş, Pamir ve Tanrı dağlarıdır. Lalenin soğanlarını göçler sırasında Türkler Anadolu‘ya getirmiştir. İran ve Büyük Selçuklularda lalenin adından çokça söz edilmiş; çeşitli sanat dallarında motif olarak kullanılmıştır. Anadolu coğrafyası laleyi Türkler ile tanımıştır. Roma yahut Bizans ve öncesi kültürlerde lale ile bağlantılı bir ize rastlanmamıştır. Anadolu’da edebiyatta ilk kullanan Mevlana’dır. XVI. yüzyılda Avrupa’ya Anadolu’dan giden lale, özellikle Hollanda‘da çok yaygındır.

Lale, doğu kültür ve mitolojilerinde sıkça yer alır. Pers mitolojisindeki lalenin kökeni söylencesine göre: Yaprağın üstündeki bir çiğ tanesine yıldırım düşmüş, böylece çiğ tanesi ve yaprak alev almıştır; donduklarında ise lale oluşmuştur.

Eskiden gelincik çiçeğine de lale denirdi. Kırmızı oluşundan dolayı “la’l”den laleye dönüşmüş olması da ihtimal dâhilindedir.

 “Allah”  ismi elif, lâm ve he harfleri ile yazılmaktadır. Bu harflerin “ebced hesabı” ile sayı değeri 66’dır. Lale de, lâm, elif ve he harfleri ile yazılır ve karşılığı 66′dır.

 Lale soğanı, yalnızca bir dal ve bir tek çiçek verdiği için Allah’ın birliğini temsil eder; tevhidin sembolü elifi andırır.

XV.- XVI. yüzyılda Türk şiirinde yer alan laleler yabani lalelerdir. Yabani,  yani kırda, dışarıda, “taşra”da olan laledir. Utangaçlığın, çekingenliğin, garipliğin sembolü gibidir.

“Taşradan geldi çemen mülküne bigâne deyü

Devr-i gül sohbetine laleyi iletmediler”   Necatî

 

O yıllarda Edirne ve İstanbul arasındaki kır alanlar adeta lale bahçesi gibidir. Yani, Edirne’de lale bilinmektedir. Edirne’deki Selimiye cami lale motifleriyle süslenmiştir. Aykırılığın simgesi olan ters lale motifi de Selimiye’ye mahsustur.

Lale, huzur çiçeğidir. Lale asildir, zariftir, mağrurdur. Tektir, vahdeti temsil eder. Her yerde yetişmez, yılda bir kez açar. Lale ateştir, aşktır, kadehtir. Sonsuzluğu ve ölümsüzlüğü içinde barındırır.

Lalenin bir yılda çiçek açması bana bin yılda bir küllerinden yeniden doğan “kaknus”u çağrıştırdı.

 GAZEL

Lale hadler yine gülşende neler etmediler
Serviyi yürütmediler goncayı söyletmediler

 

İskender Pala başta olmak üzere divan şiiriyle ilgilenen hemen hemen herkes Necatî’nin bu gazelinin ilk beytini aynı şekilde açıklamıştır.

 

“Lâle yanaklılar yine gül bahçesinde neler etmediler, serviyi yürütmediler, goncayı söyletmediler.”

“Lale yanaklı güzeller, gül bahçesinde gene neler yapmadılar! Serviye nazlı nazlı salınmak cesareti ve goncaya açılmak fırsatı vermediler.”

 

” Lale yanaklı güzellerin gül bahçesine girmesiyle servinin olduğu yerde çakılıp kaldığı, goncanın da dilinin tutulduğu ifade edilmektedir. Gerçekte servi zaten yerde sabit durmakta, goncanın da söz söyleme gibi bir özelliği bulunmamaktadır. Necati Bey bu gerçek sebeplere şairane bir üslupla biri sevgilinin boyunu, diğeri de dudağını görmekle kendilerinden geçip bu özelliklerini yitirdikleri şeklinde bir yorum ve izah getirmektedir.” ( islam Ans. İskender Pala, Hüsn-i Ta’lil maddesi sayfa 33.)

Bu şiiri konu edinen kitapları, dergileri karıştırdım;  hemen hepsinde aynı anlam verilmiş. “Lale hadler”  “lale yanaklılar” olarak anlamlandırılmış. Bu durumda gül bahçesini kasıp kavuranlar lale yanaklılar oluyor. Bu ise şiirin geneline hele de 2. beytindeki anlama ters düşmektedir kanaatimce.   

Hadd: Yanaklar. Çiçek yaprakları.

Hadd:  Sınırlar, hudutlar. Uçlar, bucaklar.

Gülşen: Gül bahçesi

Servi: Uzun boylu ağaç. Sevgilinin boyu. Yaz kış yeşil kalan.

Gonca: Açılmamış gül. Dudak, ağız. Goncayı söyletmediler demek, konuşamadı demek.

 

Bence buradaki had (hadd-hudut) sınır anlamına gelmektedir. Sınır çizilen. Laleye sınır çizmek, onu dışarıda bırakmak, dışlamak, ötekileştirmek demektir.

 Laleyi dışlayanlar, dışarıda bırakanlar, kıskananlar, çekemeyenler gül bahçesinde neler etmediler ki! Yabancı olanları aşağılamaktan çekinmediler. Kıskandıkları her şeye kötülük ettiler. Uzun boylu nazenin sevgililerin salınarak yürümelerine izin vermediler. Konuşmak isteyenleri susturdular. Bu olanları kim yaptı? Tabii ki lale düşmanları, gül bahçesinin yerlileri, mukimleri…

 Necatî nedense bana hep garipliği çağrıştırır. Kimsesiz, toprağından koparılmış bir garip. Su kenarından koparılan bir kamış gibi inlemektedir. Gurbete düşmüş, gönlü yaralı, yüreği dağlı bir ney gibi feryat etmektedir. Mevlana’nın mesnevisinden çıkmış bir ney gibi. Gariplik ve kimsesizlik Necatî’nin şiirinin merkezine oturmaktadır. Tabii “garip” kelimesi lafız olarak değil anlam olarak şiirde tezahür ediyor.

Lale uzaktan gelmiştir. Bilmediği bir yerde kimsesizliğin, garipliğin ürkekliği var. Çaresizliğin manifestosudur adeta bu şiir. Lale kişileştirilmiş. Lale yazılıyor ama garip okunuyor. Lale, boynu bükük bir kuldur. Allah’ın kuludur; yani Abdullah’tır. Aslında lale, Necatî’nin kendisidir.

Necatî Edirneli. Savaş esiri bir çocuk ya da bir devşirme. Annesi ve babası olmayan bu çocuk bir kadın tarafından büyütülmüş. Şiiri öğrenmiş ustasından. Hat sanatıyla uğraşmış; harflere garipliğini nakşetmiş. Bir şekilde Kastamonu’ya ulaşmış. Kasideleri saraya birer mektup olmuş. Sonra kendini İstanbul’un orta yerinde bulmuş. Saray, onun garip ve kimsesiz yanını örtememiş. Kökünden koparılmış bir laledir o artık. Elif gibi dik, lale gibi tek ama boynu bükük.

 

Taşradan geldi çemen mülküne bîgâne deyu
Devr-i gül sohbetine lâleyi iletmediler

 

Taşra: Bir ülkenin başkenti ya da anakentleri dışındaki yerlerin tümü. Dışarı.

Çemen mülkü: Çimenlik. Ağaç ve çiçekleri olan yeşillik yer. Gül bahçesi.

Bigâne: Yabancı. İlgisiz.

 

Lale, bahçeye dışarıdan gelen bir zavallıdır; ondan dolayı onu gül devri sohbetine sokmadılar.

 Lale, dışarıdan geldiği, gariban olduğu için gül bahçesindeki güllerin arasında yer bulamadı. Güller taşradan gelen bu yabancıyı, garibanı kendi aralarındaki sohbete dâhil etmediler. Lale dışarıda boynu bükük ve garip kaldı.

“Necatî, gerçekten “garip” kelimesinin lügatlerdeki bütün anlamlarını şahsında ve şiirinde barındıran müstesna kişilerdendir.”    ( Prof. Dr. Muhsin Macit, Dil ve Edebiyat, Garip Şair: Necatî )

Lale, gülşen, gonca, servi arasında tenasüp var. Servi ve goncada ise kişileştirme var. Tabii Lalede de kişileştirme var. Lale Necatî’dir.

 

Adet-i hûbların cevr ü cefadır ammâ
Bana ettiklerini kimselere etmediler

 

Hûb: İyi, hoş, güzel.

Cevr ü cefa: Eziyet.

 Güzellerin âdeti, üzmek ve eziyet etmektir, ama bana ettiklerini kimselere etmediler.

Sevgililerin işi cefa, eziyet çektirmektir ama bana yaptıkları eziyeti de başkasına yapmadılar.

 

 Hamdülillah mey-i can-bahş ile sâkîlerimiz

Ab-ı hayvân ile kevser suyun istetmediler

 

Hamdülillah: Allah’a hamt olsun. Çok şükür.

Mey-i can bahş: Can veren şarap.

Saki: İçki dolduran, kadehi sunan.

Ab-ı hayvan: Ölümsüzlük suyu.

Kevser: Cennette bir suyun adı. Edebiyatta sevgilinin dudağı.

 

Allah’a hamdolsun ki, sakilerimiz cana veren şarapla, bize abı hayatı ve Kevser suyunu aratmadılar.

Çok şükür ki, sakilerimiz (âşıklarına, taliplerine) canlar bağışlayan kadehleri sundular da onların âb-ı hayat ve Kevser arzusundan vazgeçmelerine sebep oldular.

Hele oy kaşları ya okları peykânlarını
Sîneden çekmediler yüreği oynatmadılar

 

Peykân: Temren, okun ucundaki sivri demir.

Sine: Göğüs, gönül, yürek.

 

 O yay kaşlılar çok şükür ki oklarının temrenlerini kalbimizden çekip yüreğimizi oynatmadılar.

 Kaşlar yay, kirpikler ok gibidir. Okçular, savaş sonrası değerli okları saplandıkları yerden alırlar. Sadaklarına yerleştirirler. Değerli, pahalı bu okları sapladıkları sineden sökerek alırlar. Okların peykânları 2.3.4 uçlu olabildiği için sökerken can yakar, acı veriler.

 

Bin güzeller bulunur Yusuf’ mânend ammâ
Bu kadar var ki bular kendilerin satmadılar

 

Yusuf’a benzeyen binlerce güzel bulunur ama bunlar kendilerini ortaya çıkıp biz güzeliz demediler, bununla gururlanmadılar.

 

Ey Necâtî yürü sabr eyle elinden ne gelir

Hûblar cev ü cefâyı kime öğretmediler

 

Ey Necati! Yürü, sabret, elinden ne gelir. Güzeller üzmeyi ve cefa etmeyi kime öğretmediler ki?!

 


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...