Haberler, Röportaj

TARİHÇİ -YAZAR MUZAFFER TAŞYÜREK İLE ERZURUM TARİHİ MERKEZLİ BİR SOHBET – 2

0 86

 

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Konuşan: Mehmet ÖZDEMİR                21.05.2016 / Erzurum

 

Bizde alternatif tarih de, karşılaştırmalı tarih de yok.  Bu konuda benim “Doğu Batı” kitabım var. Doğu tarihi ile Batı tarihini mukayese etme kabiliyetimiz yoktur bizim. Böyle bir tarih programı da yok bizde. Böyle bir tarih olmadığı için bu anlatılanları anlattığınızda işte bu sizin dediğiniz itiraz geliyor. Mesela bizim bir çalışmamız var şehirde eli kalem tutanlar olarak. Bu şehrin mahallelerini yazma sevdamız var. Benim mahallem Muratpaşa olduğu için buranın tarihi ile ilgili bilgi topluyorum.  Sonra bu bilgileri toplarken şok oldum. Bilinen tarih içinde başka bir tarih var. İşte siz de Erzurumlusunuz, hocam da, Yunus da. Hepimiz Erzurumluyuz.

Şimdi şuna gelelim, bakın kolordu binamız var orada. Kolordu binası Erzurum Kütüphanesi olarak yapılmış.

Şu andaki kolordu mu?

Evet, adı Erzurum Kütüphanesi, kütüphane olarak düzenlenmiş, planlanmış.

İtalyanlar mı yapmış.

Planlarının kim tarafından yapıldığını bilmiyorum. Caddeyi düzenleyen Lambert’tir, Hollanda asıllı bir Fransız. Mimar ve kent plancısı H.Lambert’i 1937′de Erzurum’a çağırıyorlar. Bize bir şehir kur ve bu şehri düzenle diyorlar. Bugünkü TOKi’nin yaptığını ona teklif ediyorlar. Kentsel dönüşüm istiyorlar yani. Lambert; “şehre dokunmayın, burası tarih kokuyor. Ben size yeni bir şehir kurayım” diyor. Şu anda bulunduğumuz binanın önünden bir dere geçiyor, Çaykara Deresi diyoruz. Efendim, bu derenin batı tarafı tamamen boş o zamanlar. Sınır bu dere, Fil Köprüsü de bu derenin üzerindeki bir bağlantı noktası. Şehrin batısında ben size bir şehir kurayım diyor ve kuruyor. İşte İstasyon Caddesi, Hastaneler Caddesi bu adamın projesi. Bakın batılı birinin elinden çıktığı belli, dümdüz caddeler. Yani o dönemde İstasyon Caddesini yaptığı zaman “hava alanı mı yapıyorsun” demişler. O zaman için çok genişmiş ama şu anda tamamen yetersiz. O havuzun bulunduğu yerler mezarlık o dönemde. Yani buralar çok büyük şahsiyetlerin bulunduğu mezarlık. Erzurum Lisesinin yeri, Kolordunun yeri, Halk Eğitim Merkezinin yeri, askeri lojmanların olduğu yer, vilayetin, adliyenin olduğu yerler hep mezarlık. Mezarlıkları kaldırıp, havuz planlıyorlar.

img_9805

İşte orada bir şehir kütüphanesi, şehrin meydanında, ben buna hayran oldum. 1937′de çok şey değişiyor. Devletin politikası var işte müfredatlar yapılıyor. Her şey batıya göre. Bugün kitapçıları gezdim. 100 temel eser Sefiller’i 80 sayfada özetlemiş.  Oysa Sefiller 2 cilt.  Böyle şey olur mu? Çocuklara okuttuğumuz tavşanın suyunun, suyunun, suyu. Bu kitaplardan batı klasiklerini çocuklara öğretmeye çalışıyorlar. Ama o döneme baktığımız zaman batı klasiklerinin birebir çevirileri var. Doğu klasikleri de öyle. Sadi’nin Bostan’ı, Gülistan’ı. Halk klasiklerini de yayınlamışlar.

Mesnevi, Şehname falan o dönemde.

Hep o dönemde tercüme edilmiş. Şehri planlamış, merkezine de kütüphaneyi kurmuş. Hemen karşısında Orduevi dediğimiz yer, şimdi Polisevi. Orduevi de şehir oteli, otel olarak yapılmış, sivil yani.

Hiç kullanılmış mı aslına uygun? Mesela kütüphane olmuş mu hiç?

Yok, bilemiyorum. Olmamış sanırım. Kolordu neresi? Hemen onu da belirtelim. Kolordu da bugün Lalapaşa’nın karşısında Özel İdare iş hanı var ya, o iş hanının yerinde çok güzel, Ankara’daki birinci meclise benzeyen bir taş bina vardı.

Emirgân Çay Bahçesinin yeri mi?

Emirgân Çay Bahçesinin yanında, altında kitapevi vardı. Müftülük binası olarak da kullanıldı. İşte orası Kolordu binasıdır; bu bina bitince Kolordu oraya taşınıyor. Kolordunun karşısındaki Tümen binası da Bölge Valilik binasıdır.

Bakın Bölge Valilik binası ne? Bugün tartışmaktan korktuğumuz, böyle biraz ürktüğümüz bir hadise var, bölge valilikleri. Bölge valiliklerini cumhuriyetin ilk yıllarında uygulamışlar. Erzurum üçüncü bölgedir, Üçüncü Umumi Müfettişlik Bölgesi. Bölge Valisi de Hasan Tahsin Uzer. Erzurum’da iki vali var; bir bölge valisi bir de il valisi. İl valisi aynı zamanda belediye başkanlığı görevini de yapıyor. O sistem Demokrat Parti’yle falan değişiyor. Kalsaydı iyi mi, kötü mü olurdu onu bilmiyorum. Ama bu bölgenin kalkınması için projeler geliştirmişlerdi. İsmet İnönü deyince benim tüylerim diken diken olurdu. Ama İsmet İnönü bu şehre en fazla gelen devlet başkanıdır. İsmet İnönü bu şehre ilk kooperatif sistemini kuran adamdır. Doğu Evleri, Doğu Evleri Kooperatifleri kurmuşlar. Bu kooperatifin ikinci üyesi İsmet İnönü’dür. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü Erzurum’daki kooperatifin ikinci üyesidir. Neden? Çünkü buraya kredi akıtacaklar, evler yapılsın diye.

Kaynak aktarılacak yani.

Evet, kaynak aktarılacak. İşte bunu duyunca diyoruz ki, bazı şeyleri diyorlar ya biz yapıyoruz, o dönemde de olmuş ama. Öyle particilik olmuş ki, CHP deyince tüylerimiz diken diken olmuş. Adalet Partisi deyince hemen kucaklamışız, masonları kucaklamışız. Yani CHP’nin içinde Kemalist var, mason fazla yok. Bu tarafa da geliyorsun bir sürü mason var, ama onları görmezlikten geliyorsun. Bu parantez içi, bizim arkadaş Demirel’e mason demiş, babası buna bir sille çekmiş; namazını kılan adama sen nasıl mason dersin diye. Şimdi bizim yaklaşımımız bu. Tarihimize olsun, sosyal olaylara olsun, kültürel olaylara olsun yaklaşımımız bu. Gerçekten yaklaşmamızda problem var. Yani bize öyle bir pencere çizdiler, biz oradan baktık, tarihi öyle değerlendirdik.

Şimdi bakıyorum, havuzun bir tarafında bölge valilik binası, bir tarafında şehir kütüphanesi, bir tarafında kültür için şehre gelenlere kalacakları bir otel. Caddeler yapılıyor efendim. Cadde üzerinde kimyahane yapmışlar, tahliller için. Ne o binaları koruduk, ne o kültür binalarının aslı gibi kalmasını sağladık. Birinci Dünya Savaşında Erzurum’da 28 tane kütüphane var, şu anda yok.

hb_b_12145153_l-b

O zamanki kültür seviyesi şu anda yok Erzurum’da.

Yok tabii.

O yıllarda Erzurum’un nüfusu ne kadar? Merkez olarak…

Şöyle diyeyim ben, merkez nüfusunu değil de yani. Sarıkamış Konferanslarında bir kaynağa dayanarak söyleyeyim. Kaynak da Kâzım Yurdalan’dır. O, şöyle diyor: “Birinci Cihan Harbinde bütün Anadolu savaş alanıydı ama Erzurum farklıydı. Erzurum yoksuldu. Erzurum’da taşıt da yoktu. Erzurum askerin aşçısıydı. Taşıyıcısıydı, sırtıyla hamallığını yaptı. Erzurum savaşın merkeziydi, yandı, yıkıldı. Nüfusu 80 binden 8 binlere düştü.” Nüfus 10 bin-15 bin civarındaydı. Muhacir olmuşlar. Şunu da hiç tartışmadık. Ben bir konferans verdim, onu belirteyim.

Ermeni Tehciri diyorlar. Tehcire karşı Türkiye’nin alternatifi yok. Bizim Ermeni Meselesi sancımız 24 Nisan yaklaşırken doğuyor, karnımız ağrıyor. Gazetelerimiz, televizyonlarımız gündeme getiriyorlar, 26 Nisanda unutuluyor. Böyle Ermeni Meselesi politikası olmaz.

Ne olmuş? İşte Ermeni vatandaşlarımız göç ettirilmiş. 1916′da ne olmuş? 1916′ta da benim dedem göç etmiş buradan. Göç etmiş, muhacir olmuş. Onlar tehcir tehcir derken niye ben muhacir muhacir tezi geliştirmiyorum. Muhacirlikte parçalanan ailelerimiz yok muydu? Muhacirlikte yollarda hastalan, ölen insanlarımız yok muydu?

Hocam, ben Tokat’ta bulundum bir süre. Orada hâlâ Karslılar, Erzurumlular var. O yıllarda göç etmişler, bir kısmı dönmemiş.

Evet, çok var.

Yine ben oraya geleyim. Ermeni meselemiz yok diyoruz. Ermenistan’a Fransa Cumhurbaşkanı gitti, gördük. Başka cumhurbaşkanları da gitti. Onların bir anıtı var. Ermenistan’da zulüm de olmadı, katliam da. Ama varmış gibi Erivan’da propagandasını yapıyorlar.

Peki, Erzurum’da o yıllarda 10 bine yakın insan katledilmiş diyoruz. Belgesi de var, fotoğrafları da var. Peki, Erzurum’da Ermeni Mezalimi anıtı var mı? Yok. Bu nasıl bir tezdir yani. Biz Yusuf Halaçoğlu’nun Türk Tarih Kurumu başkanı olduğu dönemde bir proje varmış, beni gönderdiler. Erzurum’dan iki kişi gittik, tarih öğretmeni olarak.  Her vilayetten bir veya iki öğretmen, Ankara’dan, İzmir’den ve İstanbul’dan 7-8 öğretmen. Türk Tarih Kurumunun, Halaçoğlu’nun nezaretinde bize bir hafta seminer verdiler. Ermeni Meselesini anlattılar. Kaynaklar, kitaplar verdiler. (Sertifikam var benim.) Biz gideceğiz, şehrimize döndüğümüzde Valilik, Milli Eğitim Müdürlüğü okulları organize edecek, biz de öğrendiklerimizi okullarda seminer-konferans vererek anlatacağız. O dönemde biz gelirken bir başka gelişme oldu, Ermeni Mezalimine uğramış aileler dernekleri kuruldu. Oralarda da görev alacağız. Geldik Ahmet Kurt hoca 50. Yıl Lisesinin öğrencilerini aldı getirdi, Erzurum Lisesinin konferans salonunda onlara Erol Kürkçü hocayla birlikte bir sunum yaptık. Onun dışında hiç bir okul ne mesele etti, ne aradı, ne sordu. Ne Valilikten ne de Milli Eğitim Müdürlüğünden arayan oldu. Kimse sormadı, bakın üzerinden yıllar geçmiş.

Yani bizim meselemiz yok. Tarihi olaylara bakış açımızda, efendim şehrin tarihi profiline bakışımızda sancımız yok. Biz günü birlik yaşıyoruz. Tarihi olayları siyaset malzemesi yapıyoruz. Tarih ve din konusunda herkes konuşuyor. Alternatif tarih kitapları yazdırdı bize Mustafa İslamoğlu. Ben de tarih kitaplarını yazdım 2 cilt. Ben orada mesela Sokullu Mehmet Paşa’yı ve bazı olayları tersinden okudum. Sokullu Mehmet Paşa’nın bu devlete zarar verdiğini yazdım. Nasıl zarar verdi? Sokullu Mehmet Paşa, İnebahtı bozgununun müsebbibidir bana göre. Neden? İnebahtı bir deniz savaşıdır. Ali Paşa kara ordularında yetişmiş bir generaldir. Ama Sokullu bunu donanmanın başına getiriyor İnebahtı’da. Kara ordularında yetişmiş bir kişi deniz savaşını yapıyor ve beceremiyor. Dolayısıyla 250′ye yakın gemi sular altında kalıyor, denizin dibini boyluyor. Uluç Ali Paşa 10 tane gemiyi kaçırıyor İstanbul’a getiriyor, törenle karşılanıyor. Sokullu Mehmet Paşa Uluç Ali Paşa’ya; “Paşa üzülme yelkenleri atlastan, ipleri ibrişimden gemi yapacak güce sahibiz” diyor. 250 gemi kısa zamanda yapılıyor.  Peki, 250 gemi için kaç altın harcandı? Peki, 250 gemi denizin dibine gitti, kaç altın denizin dibine gitti. Yavuz Sultan Selim’in; “benden sonra hazineye 100 yıl akar gelmezse yeter” dediği hazinenin nasıl tarumar olduğu görüldü. Bunların eliyle tarumar oldu. Şimdi bunu anlattım ama eleştirildim. Evden beni eleştirirler sen niye üniversiteye gitmedin falan.

Prof. Dr. Yaşar Sütbeyaz, Ağrı Eğitimin Fakültesinin Dekanı iken bana dediler ki sen yüzde 95 üniversiteye gireceksin, okutman olarak. Benimle konuşacaktı. Bir ortamda giderken ben alternatif tarih kitabı götürdüm ona. Yani hediye, eli boş gitmeyeyim diye. Yüzde 95′i bırak ne aradılar ne de sordular. Şimdi insanlar dediğiniz o alternatife alışık değil. Yani birinin alternatifi gündeme getirip farklı bir yorum yapmasını, farklı bir açılım getirmesini istemiyorlar. Kanuni’yi eleştirelim, ne olur ki? Tarih eğitimi veren kurumlar tarih öğretmeni yetiştiremiyor artık.

erzurum-lisesi

Hocam, Sarıkamış’a geçmeden, unutmadan, benim de mezun olduğum Erzurum Lisesinin üzerinde kuruluşunun 1889 olduğu yazıyor. Lise kurulurken orada değil miydi? Siz mezarlıktı dediniz de orası için.

Önce Nene Hatun Kız Lisesinin olduğu yere açıyorlar, ondan sonra yukarı çıkıyor. Yeni bina yapılınca oraya geliyor. Yeni bina cumhuriyet döneminde yapılan binadır. Aşağıdaki Kız Lisesi, Mareşal Hastanesi, onun karşısındaki Numune Hastanesi o dönemin binalarıdır. 1904′te Numune Hastanesi bu bölgenin en büyük hastanesi olarak yapılıyor. Yani şimdiki Numune Hastanesi değil de onun üzerindeki askeri okul olarak yapılıyor burası. Levazım Amirliği binası da askeri okul olarak yapılıyor.

O dönemle ilgili önemli bir kitap var. Mehmet Ali Paşa’nın bir eseri var, Pışıbba.  Bu kitabı oku, bak Habip Baba dergâhını anlatıyor. Habip Baba Kütüphanesi var,  gittiniz mi bilmiyorum.  Habip Baba’nın evini-dergâhını kütüphane yaptılar. Hemen Karanlık Kümbetin sokağının sonundadır. Çok güzel kütüphane oldu, hem ev kurtuldu hem de şehir bir kütüphane daha kazandı. Habip Baba dergâhı o kütüphanenin yerinde. Habip Baba’nın nesli tükendiği için bir kız evladı kalıyor. Kızıyla da işte bu Mehmet Ali Paşa evleniyor. Mehmet Ali Paşa postnişin oluyor. Rusların Gölbaşı tarafından Erzurum’a girişini çok güzel anlatıyor bu kitapta. Kapıyı kırmalarını, bunların sığınağa, bodruma girmelerini, bodrumdan dışarıyı seyretmelerini anlatıyor. “Pışıbba” çok önemli bir tarihi belgedir. Öz Türkçeye yakın bir dille tercüme etmişler. Habip Baba deyince bizim Erzurumlular Taş Mağazalarının altındaki Habip Baba Türbesini bilirler, başka da bir şey bilmezler. Türbenin arkasında dergâhı var. Pışıbba’yı okuyun mutlaka, Erzurum’un o dönemini öğrenmek için. Burada askeri okulda öğrenci Mehmet Ali Paşa, daha sonra Ruslar gelince bunlar Erzincan’a gidiyorlar. Erzincan’dan da İstanbul’a gidiyorlar. Mehmet Ali Paşa çok zekidir, Abdülhamit tarafından keşfediliyor İstanbul’da. Abdülhamit onu Almanya’ya temsilcisi olarak gönderiyor. Almanya’da okutuyor. Sonra tekrar Erzurum’a geliyor falan. Dolayısıyla romanlar bize o bahsettiğimiz Erzurum’un kapalı tarihini anlatıyor. 93 Harbindeki hatıralarını yazan doktor ve Pışıbba. Biz Erzurum’un kapalı tarihini onlardan öğreniyoruz.

Yine bu tarihle ilgili bazı hakikatler, Mehmet Nusret Som’un “Tarihçe-i Erzurum” adlı bir kitabı var. Orada çok farklı bilgiler var. 1916′da Çifte Minareli Medreseyi havaya uçurmak istemişler. Cephaneliktir orası, Rusların elline geçmesin diye. İşte orada fitillerin sökülme hadisesi var. Mehmet Nusret Sun anlatıyor.

Bir parantez, 1928′lerde olacak, Erzurum çok yoksul, yeni yeni toparlanıyor. O Tebriz Kapı yöresinin esnafı ve mahalleli çöplerini Çifte Minareli Medresenin etrafına döke döke içini dışını çöplük yapmışlar. Çöplerin üzerinden Çifte Minareli Medresenin damlarına çocuklar-insanlar çıkabilecek derecede çöp yığını oluşuyor. Artık bu bina ahaliye zarar veriyor diye encümenden yıkım için karar çıkıyor.

Ankaralı bir şahıs bu faciayı önlüyor. Benim “Erzurum Sevdası” diye internet sitem var orada bunun isimleri var. O şahıs Ankara’ya rapor göndererek ödenek çıkartıyor, çöpleri temizletiyor.  Dolayısıyla Çifte Minareli Medreseyi o adam kurtarıyor. CHP belediyeleri döneminde encümen kararıyla Çifte Minareli Medresenin yıkılıp atılması kararı çıkartılmış.

img_9841xx

Bu, çok vahim bir durum. İnsan utanıyor bunlardan. Bu kadar cahillik olabilir mi? Bu tarihi eseri kurtaran o Ankaralı şahsın ismi yaşatılmalı. O caddeye ismi verilmeli. Tam olarak hangi yıllarda?

1928′lerde. Şimdi bizim çocukluğumuzda daracık sokakların karını temizlemeye o iki tekerlekli katırların, beygirlerin çektiği çöp arabaları gelirdi. Sokağın çöpünü almaya araba yok.

Birinci Dünya Savaşındaki tahribat çok büyüktür. Fırın kalmamış, Erzurumlular İstanbul’dan fırın istemiş. Öyle bir tahribat yaşanıyor. Yani zeminlik deniyor evlere, taş evler. Bir kaç konak, belli mahalleler dışındaki evler top atışıyla, bombalarla tahrip olmuş, yakılmış. Dolayısıyla Kastamonu’daki evler gibi, Amasya’daki evler gibi evler Erzurum’da yok. Çünkü savaşın ağır yükünü burada Erzurumlu yaşıyor. Birinci Dünya Savaşında Osmanlının ilk cephesidir. Erzurum’a asker gelmiş, 189 bin asker bu bölgede. Onu kaldıracak kapasitede 16 bin yataklı hastane olması lazımmış Birinci Dünya Savaşında Erzurum’da. Şu an bile yok.  Asker yığılıyor buraya. O askerlerin ihtiyaçları nasıl karşılanacak? Muhacirler geliyor Kars tarafından, Doğubayazıt tarafından, Ağrı tarafından, şehir alt üst oluyor.

Mesela bir kitap daha söyleyeyim ben. İş Bankası yayınlarından çıktı, bir onbaşının hatıraları. İncedir ama çok nefis bir kitaptır. Erzincan’ın köylerinden çıkmış bir onbaşı Erzurum’a geliyor. Ben bunu “Beyaz Şehir”de yayınladım. Sarıkamış Dosyası yapmıştım. Erzurum için “ahlaksız bir şehir” diyor. Aynen ifade budur. Belediyeden biri koşarak geldi dergi elinde “hocam burada Erzurum’a ahlaksız demiş” dedi. O adam neler yaşamış acaba dedim? Nasıl bir şeyle karşılaşmış? Savaş yılları, kim bilir cebindeki parasını mı aldılar? Veya pahalı mal mı sattılar? Ahlaksız derken hep ahlakı belden aşağı düşürüyoruz ya, alışverişte hile de ahlaksızlıktır. Bakın şimdi onbaşının ahlaksızlık dediği noktalardan biri ne? Onbaşı, Asker tepeye gitmemek için bana geliyordu 15 veya 25 kuruş karşılığında onları revire yazmamı istiyordu, diyor. Yani rüşvet.

Köprüköy Savaşını anlatıyor. Azap savaşını anlatıyor. Yani Sarıkamış’ın önceki savaşlarını anlatıyor. Baskın yedik diyor, top mermileri yağıyor, Aras’ın kenarındayız, çadırları-madırları zorla topladık. Ölen arkadaşlarımız var. Ne yapalım bunları diyor. Hemen orada Rusların atmış oldukları topların mermilerin oluşturduğu çukurlar vardı diyor. O çukurlara arkadaşlarımızın ölülerini koyduk, üzerlerini hemen örttük oradan kaçtık diyor.

Şimdi burada gelip tartışıyoruz efendim kaç kişi öldü. Yahu sen bunu bulamazsın, sen bunu bilemezsin. Adam anlatıyor, ipucu veriyor, 5-10 kişiyi attık çukurun içine gömdük geldik diyor. Rusların verdiği kaynaklarda 23 bin kişi ölmüş. Efendim hastanelerde ölenler, kaçanlar. Şu kaçma konusu da çok onurumuza dokunuyor. Cepheden kaçmış gibi. Bağdat birlikleri geliyor, o Arap bölgesinin kıyafetleriyle geliyorlar. Araplar düzünde konaklıyorlar.

Araplar düzü, karayollarının üst tarafı.

Evet, o bölgede konaklıyorlar. Hani biz yaşamışız ya, ıslak elimizi demire vurduğumuz zaman yapışırdı. Dilimizi bazen dokundururduk derisini kaldırırdı. Diyor ki, zavallı kalkıyor, atının üzengisine ayağını basıyor, deri üzengiye yapışıyor, eli tüfeğe yapışıp kalıyor. Şimdi bu adamların bir kısmı öldü bir kısmı kayboldu diyor. Yani o hava şartlarında bir şey yapamazsın. Kaçtı kelimesini bugünkü manasında kullanamazsın.

Erzurum hep savaş meydanı olmuş, hep yakılmış, yıkılmış.

Stratejik nokta o zaten. Şu Çifte Minareli Medrese, Üç Kümbetler, Saat Kulesi, Yakutiye olmazsa bu şehir belki olmazdı. Hani Yavuz Sultan Selim gelmiş şehre girmemiş, ovadan geçmiş, çaldırana giderken. Bir kaç tane tarihi eser var.

Bu şehri şehir yapan Kanuni Sultan Süleyman’dır. Şehri kuran Kanuni ama bu şehirde Kanuni adına hiç bir şey yok. Okul yok, yol yok, sokak yok.

Tarihi cumhuriyet döneminde belirlemişler. Osmanlı dönemindeki tarihe baktığımız zaman işte meşrutiyet döneminde bu şehirde 1906 isyanı var. İzmir’den profesörler gelmişti. Erzurum evlerinde oturuyorduk. Orada Mahmut Hoca dedi ki, Erzurumlular devlete sadık kalmış hep. Cumhuriyet döneminde de, Osmanlı döneminde de. Yok hocam, Osmanlı döneminde, Abdülhamit döneminde bir isyanımız var dedim. Hayır, yok öyle bir şey hocam dedi. Abdülhamit iki sene bu şehre sahip olamamış dedim. 1906-1908 arasında şehir ayaklanıyor. Üç tane vali değişiyor. Valileri dövüyorlar, kovuyorlar. İran Paşa camiye hapsediyorlar. Jöntürkler Abdülhamit’e karşı isyan çıkarmak için Kafkasya üzerinden buraya Hüseyin Tosun diye birini gönderiyor. Burada bakkal dükkânı açıyor adam. İyi bir Jöntürk.  Ermeniler vasıtasıyla da Avrupa başkentlerinde basılan Jöntürk dergileri Erzurum’a geliyor. Bu bakkalın eli altından dağıtılıyor.  Bu dönemde vergi koyuyor buraya devlet. O vergiler sebebiyle, onu bahane ederek burada isyan başlatıyorlar. İttihatçılar, Jöntürkler genç subaylar ayaklanıyorlar, valiyi dövüyorlar. O dönemin müftüsü tutuklanıyor. Müftüyü Aşkale’ye götürürken (oradan İstanbul’a götürecekler) emir gelmiş. İsyan büyüyor, İstanbul’a telgraflar çekiliyor. İstanbul diyor ki, müftüyü geri götürün. Valiyi İbrahim Paşa camisine hapsediyorlar.

Bir de bizim Mustafa Çetin Baydar’ın çok enteresan bir anekdotu var bununla ilgili.  Abdülhamit diyor ki, Erzurumlulara sorun bakalım nasıl bir vali istiyorlarsa oraya onların istediği bir vali gönderelim. Soruyorlar. Erzurum’dan giden cevap çok enteresandır. Darendeli Süleyman Paşa ile bilmem ne Mustafa Paşa özelliğinde valiler istiyoruz. Abdülhamit diyor ki, araştırın Darendeli Süleyman Paşa ile Mustafa Paşa’nın özellikleri nelermiş, ona göre bir vali gönderelim oraya. Bakıyorlar ki Darendeli Süleyman Paşa Erzurum’a gelirken Darende’ye uğramış orada hastalanıp ölmüş, Mustafa Paşa da depremde enkaz altında kalıp ölmüş. Ya demiş Erzurumlular vali istemiyor. Sonra vergiyi-mergiyi azaltıyorlar isyan sona eriyor. İşte bunu tarih yazmıyor.

Peki, hocam bu isyancıların torunları nerede?

Burada. O ruh vardı da sizin gençlik dönemlerinizde, benim daha gençliğimde. MTTB’nin olduğu dönemlerde vardı. Rektör koltuğu burada yakıldığında Erzurumlu ayaklanmıştı. Bu şehirde halk eğitimde oynatılan bir tiyatrodan dolayı şehir ayaklanmıştı.

Alpagut Olayı,  1974-1975′li yıllar.

Evet. Bu şehrin alternatif yani o isyancı ruhunu neyle öldürdüler? Korkut Özal’ın -o zaman Erzurum’dan senatördü- çok önemli bir tespiti vardı. Erzurumspor 1. lige çıkınca Korkut Özal diyor ki,  Erzurum’u kaybettik. Niye diyorlar? Diyor ki, ahali şimdi stadyumda içindeki tepkisel ruhunu boşaltıp şehre akıllı uslu insanlar olarak dönecek. O ruhu zaten kaybettik. Bugün Erzurum’a kültür müdürü atamışlar. Giresun’dan bir makine öğretmenini Erzurum’a kültür müdürü olarak göndermişler. Bu şehrin kaderi bu mu diyelim. Hani Erzurum’un tuzu da koktu.

Devam edecek…

img_9809-copy


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...