Haberler, Röportaj

TARİHÇİ -YAZAR MUZAFFER TAŞYÜREK İLE ERZURUM TARİHİ MERKEZLİ BİR SOHBET – 1

0 103

 

SAMSUNG CAMERA PICTURES

21.05.2016 / Erzurum

Konuşan: Mehmet ÖZDEMİR

Hocam, bu sohbetimiz Erzurum merkezli bir tarih sohbeti olsun. Tamamen doğaçlama. Aslında “Top Yolu”nu soracaktım. Bizim köyden de geçiyor.

Taş döşenmiş şoseler var dağlar üzerinde. Şu anda o taş yolların yanında da taş yığınları var. Kar yağdığında hem yolun kaybolmaması için işaret oluyor o taş yığınları hem de yolun tamiri için (yol bozulduğu zaman) o taşları kullanıyorlar.  O yollar bugün hala sağlam. Mesela tarihi “İpek Yolu” dediğimiz yol, yani Hasankale’den, Horasan’dan gelen bugünkü yol değil, yani Hasankale’ye, Ağrı’ya, Kars’a gittiğimiz asfalt yol, asıl şose yol değil. Tamamen kestirme bir yol. Hasankale’den Alvar’a gelir; Alvar’dan (aşağı yukarı 2-3 km aşağısında düz hat şeklinde) Korucuk’a, Korcuk’tan Deveboynu’na iniyor; yani bizim Hamam Deresi dediğimiz yere iniyor. Abdülhamit’in yaptırdığı yollar var. Abdülhamit’in yaptırmış olduğu köprüler var orada şu anda, belin üzerinde. Oradan hemen Laleli’ye çıkıyoruz, sırta.  Laleli’den Paşapınarı dediğimiz yola iniyor. Ve Aziziye Tabyasının Top Dağının yanından Kars Kapısına gidiyor; şehre iniyor oradan.

Bugünkü karayolları dediğimiz şehrin güneyindeki yol, sonradan açılan yol ve Erzurum’un toprak istihkâmlarını, tabyalar arasındaki toprak istihkâmlarını yıkan, yok eden bir yol. Yani Erzurum’un çevresinde toprak istihkâmları var, o tabyaları birbirine bağlayan. Aziziye Tabyasından, Top Dağından inen toprak istihkâm, Kars Kapısı dediğimiz oluşumu meydana getiriyordu. Bugün karayolları güzergâhıyla -şimdi atlama kuleleri diyoruz ya- Kiremitli Tepeye kadar 7-8 metre yüksekliğinde toprak savunma duvarları var. Onların içinde silah depoları var.

Yollar buradan gidiyor; mesela dereler var işte. Gavurboğan Deresi, Tosya Deresi, Çaykara Deresi dediğimiz, şu anda bulunduğumuz Muratpaşa’nın içinden geçen Gez Mahallesine giden. Bu derelerin olduğu yere nasıl bir sistem yapmışlar onu bilmiyoruz. O harabelerin oluş yeri Gavurboğan’ın üst tarafı, yani bugünkü toprak tabya. Tepe Mezarlık dediğimiz, Hasanibasri Mezarlığı dediğimiz yere Ruslar sırma yapmak istemişler 1855-1856′larda. Ahali, mahallenin gençleri olağanüstü mücadele verip Rusları püskürtmüşler. Yani oradan şunu anlıyoruz demek ki, o derelerin bulunduğu yerler belki şehrin en zayıf noktaları, giriş yerleri.

Diğer toprak yerler kale vazifesi gören setler. Kiremitli Tepeye ulaştıktan sonra, Kiremitli Tepeden İstanbul Kapıya gidiyor. İstanbul Kapıdan da işte bugünkü Kavak Kapıya doğru gidiyor ve Kavak Kapıdan Top Dağına birleşen bir istihkâm duvarı var. O istihkâm duvarlarının içerisinde kapılar var.  Ardahan Kapı, İstanbul Kapı, Kavak Kapı, Harput Kapı, Kars Kapı gibi kapılar toprak istihkâmında bulunan kapılardır. Bu kapıların dışında bir de kale kapıları var. Yani Yeni Kapı, Tebriz Kapı, Gürcü Kapı dediğimiz kapılar da Erzurum Kalesinin kapıları.

istanbulkapi-1024x768

İç kapılar yani.

Evet, iç kapılar bunlar. Yani ilk iskân 1828-1829′da meydana geliyor. Çar Deli Petro dediğimiz şahsın hayalleri de delice. Bir strateji çiziyor, diyor ki; sıcak denizlere ineceğiz. Rusya’nın kurtuluşu sıcak denizlere inmesiyle mümkündür. Basra körfezine, Akdeniz’e inecek. Akdeniz’e inmesi için Kafkasları ele geçirmesi lazım. Kafkaslardan en kestirme yol, Erzurum’dan İskenderun’a inmek. Bugün Kafkaslardan gelen doğalgaz boru hattı Erzurum’dan geçmektedir. Bu güzergâh yüzyıllardır Rusların hedeflerinde olan güzergâh olduğu için güçlendiği 1828-1829′da General Paskeviç Erzurum’a geliyor; bugünkü Top Dağı, Top tepesi dediğimiz yerden şehri seyrediyor, toplarını kuruyor.

Bununla ilgili çok enteresan bir şey var. Bir gravür var Rusların çizdiği. O gravürde biz şeyi görebiliyoruz. Erzurum’un etrafında üç sur duvarı vardı. Bunlarla ilgili hiç bir fotoğraf yok, hiç bir belge yok ama Rusların çizdiği o gravürde üç duvarı da görebiliyoruz biz. O dönemin valisi de yani mutasarrıf Salih Efendi Top Dağında Puşkin’e, pardon askere tuz ve ekmek gönderiyor. Puşkin, o askerin içinde. Puşkin’in hatıraları var ya, edebiyatçı, o seferde yazmış, burada. Erzurum’un mahalle yapısını, ev yapısını, ahalinin yaşantısını (bazı yerlerde çok farklı yorumları da var) yazıyor o yıllarda.

img_9841xx

İlk tahribatta o yıllarda oluyor Erzurum’da. Hani denir ki, Çifte Minareli Medresenin kapısını falan götürmüşler. Yine biliyorsunuz Çifte Minareli Medresede kümbet var, kümbetin kubbesinde taştan zincir halkası var iki tane. Kümbetin ortasına kadar inen bir kandil zinciri gibi bir taş zincir. Yani taştan oyulmuş, ekleme, kaynak değil, taştan oyulmuş bir zincir. Onu götürmüşler, kapıyı götürmüşler. Kütüphaneleri yağmalayıp götürmüşler giderken. Bir de kale duvarlarını yıkmışlar.  Yani giderken dönmek için gidiyor,  döndüğünde bu kale duvarları engel olmasın diye yıkıyorlar. O kale duvarlarının taşlarının bir kısmı da tabyalarda kullanılmış sonradan. Bizim yok olan bir kalemiz daha var. Erzurum kalesinin, iç kalenin dışında bugün Ticaret Lisesinin Bakırcı Camisine bakacak tarafında Bakırcı Mahallesi dediğimiz yerde Ruslar bir kale yapıyorlar; yapmalarının sebebi de şehrin en zayıf noktasını tespit edip, Top Dağına topu koydukları zaman şehrin surlarını gayet rahat bir şekilde dövmek.  Güvenlik için işte o sırtın arkasında yeni bir kale yapmışlar, ama sonradan o da yıkılmış.

Dolayısıyla birinci işgalden sonra işte dediğimiz Gavurboğan muharebelerinin olduğu ve Gavurboğan Mahallesi isminin de bizzat padişah tarafından onaylanarak verildiği kayıtlarda var. Yani o mahalleye o ismi verin. İşte geçen gün sizin belirttiğiniz eski mahalleler bir kenara yani onları biliyoruz. Bir sürü eski mahalle var, onları bilmiyoruz. Bugün hala ayakta bizim kuşağın Gavurboğan Mahallesi olarak bildiği, Gez Mahallesi olarak bildiği, ne bileyim, Çırçır olarak, Tosya olarak bildiği, Vaniefendi olarak bildiği mahalleleri bile artık yıkıyoruz, kaldırıyoruz.

Kaldırıp yeni mahalle sistemlerine geçtik. İşte muhtarlıkları azalttık. Bunları yaparken şehrin hafızasını da bir noktada yok ediyoruz. Yani, Gavurboğan ismi garip geliyor insanlara.

Yani ayıp oluyor, utanıyoruz.

Evet, Gavurboğan nedir acaba? 

 SAMSUNG CAMERA PICTURES

Erzurum tarihi üzeri kapalı bir tarihtir. Dört tane işgali var Erzurum’un. Üçüncüsü 1877-1878 Osmanlı Rus harbi, onu bile bize tam anlatmadılar. Mehmet Arif Bey, “Başımıza Gelenler”i yazmasa bilemeyeceğiz. O konuda bile üzeri kapalı olan bilgiler var. Mesela bir Avusturyalı doktor var,  hatıraları yayınlandı.  Erzurum’a tabip olarak geliyor bu. 93 harbinde mahallelerde nasıl bir yaşantı olduğunu, çarşılarda nasıl bir yaşantı olduğunu, Amerikan hastanesini ve diğer hastaneleri anlatıyor. Burada arkadaşı hastalanıyor, ölüyor; burada defnediyorlar. O Avusturyalı doktor burada yaşarken, bir Noel gecesinde düzenlemiş oldukları küçük çapta balodan bahsediyor. Şimdi bunlar şehrin kapalı tarihi işte. 0 yazmazsa bilemeyeceğiz; o bize çok ipucu veriyor.

Şimdi biz mahallelerin, halkın yaşantısının 93 harbinde nasıl olduğunu bilmiyoruz. Kulaktan kulağa anlatılan rivayetler var. Esat Paşa camisinden mi, Ayaz Paşa camisinden mi sala okundu? Müezzin üzerinde bile ihtilaf var. Eskiden Hafız Abdullah okudu diyorduk. Şimdi Osman Bedrettin’i getirip ekledik. İşte Osman Bedrettin 93 harbinde 8 Kasım sabahı Erzurum ahalisini minareden düşmana karşı koymaya çağıran müezzinin Osman Bedrettin olduğunu söylemeye başladılar. Burada ne var, taassup demeyeceğim de insanların sevdikleri manevi dinamikleri öne çıkarma sevdasının olduğu açık.  Osman Bedrettin’in (tabur imamlığı yapmış)  Mehmet Arif Beyin anlattığı kitapta bir kaydı yok.  Mehmet Arif Bey, aşağı yukarı bütün detayı vermiş; Kör Nebiler diyor, bakkal Mavi Ağa diyor, bir takım isimler veriyor, o isimler var ama Osman Bedrettin ismi yok.

Nene Hatun’un ismi de yok. Nene Hatun’un ismi “Başımıza Gelenler”de tek bir yerde geçiyor. Ek yazmış ya, orada var; Nene Hatun 1950′ye kadar kitaplarda yok. Feridun Fazıl Tülbentçi’nin yazmış olduğu Erzurum’la ilgili dokümanda da ismi yok. 1950′de Nato subayları geliyor Erzurum’a. Nato’nun gelmesiyle Erzurum’un florası bile değişiyor. Bu önemli, florası bile değişiyor, tarihi bile değişiyor. Bir kayıtlı tarih bir de anlatılan tarih var. Bu anlatılan tarihe göre hayali kahramanlar üretmişiz. Buna devletin kendi tarihini, kendi kahramanlarını oluşturması diyebiliriz. Nato’dan gelen misafirlere yerli figürler çıkarmak amacıyla Nene Hatun’u kurguluyorlar.

ismail-gurcan-ismail-emi

Boyacı İsmail Usta’ya gidiyorlar. O hadiseyi biliyor musun?

Hayır.

Boyacı İsmail Usta hadisesi de enteresan.

İsmail Usta’yı biliyorum da hadiseyi bilmiyorum.

Şimdi diyorlar ki, kim görmüş Atatürk’ü, o 56-58 günlük süre içerisinde. Diyorlar ki, Boyacı İsmail Usta görmüştür. Boyacı diyorsam bu hat işleriyle uğraşan biri.

Nakkaş, camilerde çalışırdı. Ben kendisini gördüm. Mustafa Kutlu’nun da İsmail Usta diye bir kitabı var.

Nakkaş he. Camilerde süs yapan, yazılar yazan. O dönemde Murat Paşa camiinde çalışıyormuş. Çağırıyorlar bunu. Diyorlar ki, komutan çağırıyor. Bizde yüksek rütbelilere paşa denir ya. Geliyor buyur diyor paşam. Paşa diyor ki, bizim misafirlerimiz gelecek, sen Erzurum Ermeni mezalimini de görmüşsün. (Ermeni mezalimini görmüş, o günleri yaşamış, toprak altında kalmış biri.) Mustafa Kemal’i de görmüşsün, bize Mustafa Kemal’i bir şahit olarak anlat. Taha Akyol’un kitabı var ya.

Hangi Atatürk?

Evet, “Hangi Atatürk?” İsmail Usta da diyor ki, hangi Atatürk’ü anlatayım? Komutan anlamıyor, nasıl hangi Atatürk’ü, kaç tane Atatürk var? İsmail Usta diyor ki, İki tane Atatürk var; bir sizin bildiğiniz Atatürk var bir de benim bildiğim.  Bizimki nasıl, seninki nasıl diyor komutan. İsmail Usta da; benim gördüğüm orta boyda bir adamdı, 1.60 boylarında falan, mavi gözlü. Bu camide de bazen namaz kılardı. Peki, bizimki nasıl diyor komutan. Sizinki de dev gibi, kapılardan sığmaz, rakı masasından kalkmaz diyor İsmail Usta. Komutan diyor ki, sen bizimkini anlat. Böyle bir anekdot var İsmail Usta hakkında. Şimdi bunların anlattıklarıyla oluşan bir tarih var.

İsmail Usta, Gömlekçi Hatem Usta şehrin canlı tarihidir. Şehrin olaylarını yaşamış ve o yaşadıklarını anlatarak kulaktan kulağa bize ulaştıran insanlardır. Hatem Usta’nın babası Fırıncı Halil Efendi, şapka isyanında asılmış. Yani bu şehrin tarihini onlar bildikleri için üniversite öğrencileri onun terzi dükkânında tarih öğreniyordu. Cimcime Kümbetinin karşısındaki terzi dükkânı bir kültür merkeziydi, orada sohbetler oluyordu. Erzurum kongresinin bir anma toplantısında da Gömlekçi Hatem Usta’nın yetiştirdiği insanlardan biri                                 - şu an aklımda değil- o üniversite de konuşunca üniversitedeki hocalar Hatem Usta’nın yanına geliyorlar. “Sen ne yapmak istiyorsun bu şehre” diye çıkışıyorlar. Buna alternatif tarih mi diyelim? Hatem Usta diyor ki, bir yaşanan tarih var bir de sizin yazdığınız tarih var. Çelişki burada.

Erzurum’da yaşanan tarihle kitapların yazdığı tarih çok farklı. Ben öğretmenliğimin 23.  yılında Erzurum Kongre binasının bu bina olmadığını öğrendiğimde afallamıştım. Enver Konukçu’nun Erzurum kongresiyle ilgili kitabı elime geçtiğinde baktım ki farklı bir binayı kongre binası diye gösteriyor. Nasıl olur? Bizim bildiğimiz kongre binası Endüstri Meslek Lisesinin olduğu bina. Kongre kutlamalarında ben Bayburt delegesi olarak elimde bayrakla bu binada oturmuştum. Bayrağı öperek, namusumla teslim ediyorum diyerek bir daire amirine teslim etmiştim. Ama şimdi bir İnkılâp Tarihi profesörü bir iddiada bulunuyor,  toprak damlı bir binayı Erzurum kongresinin yapıldığı yer olarak gösteriyor.

sanasaryan-okulu-ski-hali-22e9b7a

Neresiymiş orası, belli mi yani?

Belli, ama şu anda yok o bina. O dönemde Sanasaryan koleji, Ermenilerin Doğu Anadolu’daki en büyük liseleri. Erzurum kongresi bu binada yapılmış. Bunu Milli Güvenlik dersine giren hocaya gösterdim, okudu; şöyle kitabı fırlattı böyle tarihe bilmem ne yaparım dedi, çıktı gitti. Sonra geldi kusura bakma hocam dedi, biraz şey yaptım ama bu nasıl bir tarih dedi ya. Her okuduğumuzda değişiyor bu tarih dedi. Bunu ben başka bir Milli Güvenlik dersi hocasıyla tartıştım. Sabri Topdağı ile de konuştum bunu. Hocam, bunu dillendirmesek falan diyor. Hayır,  burada çok önemli bir espri var. Nedir o espri? Şimdi o dönemde Şair Nefi Ortaokulunu Abdülhamit yaptırmıştı, vardı yani. Kız Lisesi dediğimiz bina da vardı kongre döneminde.  Bir Kız İdadisi vardı. O binalar çok güzel binalar ama bunlar gitmişler toprak damlı bir Ermeni Lisesinde kongre yapmışlar.

O lise neredeymiş, hangi muhit?

Bugünkü Atatürk Endüstri Meslek Lisesinin yeri, onun bahçesi. O alan olduğu gibi Ermeni Maşatlığı. Fotoğrafları var bende, orada bir de kilise var.

Ben hatırlıyorum o kilisenin duvarları duruyordu. Şimdi kaldı mı bilmiyorum.

Tabii tabii.  O ayrı, o dipte küçük bir kilise, onun yanında da bu Sanasaryan kolejinin tesisleri, yatakhaneleri, binaları var.

Dedim ki, komutanım bak burada bir espri var. Şimdi burada sıradan bir okulda kongreyi yapsalar önem arz etmeyecek. Bir de Ermenilerin çok önem verdiği (burayı Ermenilere verecekler ya) bir okulda yapıyorlar. Ermeniler hala buraların düşünü görüyorlar. Sanasaryan kolejinin müdürünün kızının sitesi var; googleye yaz görürsün.  Okulun fotoğraflarıyla beraber babasının, Sanasaryan kolejinin öğrencilerinin ve bandosunun fotoğrafları var. Kızı hâlâ babasının mirasının peşinde. Şimdi o bina hedef bir bina. Erzurum kongresini orada toplamakla Batıya-Avrupa’ya-Amerika’ya bir mesaj verdiler. Nerede toplandı bu kongre? Erzurum’da kız lisesinde demek başka. Erzurum’da Sanasaryan kolejinde toplandı demek başka. Yani mesaj veriyorlar batıya.

Türk dili edebiyatında olsun, tarihte olsun müfredat programlarını Maarif Vekâleti o dönemde düzenlemiş. Diyorlar ki, İmam Hatip Liselerini ilk defa Demokrat Parti kurdu. Hayır, CHP kurdu. Tarih müfredatını onlar yazdılar. Bu müfredatın dışına çıkamazsınız; bu müfredatın dışında bir şey anlatamazsınız. Ama ben işte -öğretmenliğimin bütün yıllarında-hem anlattım hem de yazdım bunu. Mesela teftiş geçiriyoruz, korkumun olmadığı bir dönem. 35 yıllık olmuşum, son teftişim. Rizeli bir başmüfettiş başkanlığında okulumuza bir grup müfettiş geldi. Ben dışarıdaydım o anda, tarihçi imiş başmüfettiş. Ben geldim ki, koridoru geziyorlar.  Adettir, bir hafta önceden gelir gezerler, gördükleri eksiklikleri müdüre bunları tamamla der, giderler. Okul incelemesindeler, koridorda kavuştum bunlara, müdür bey tanıştırdı beni, işte tarih öğretmenimiz Muzaffer Taşyürek. Hemen döndüm, boyu benden kısa tipik bir Karadenizli. Yahu dedi Karadeniz aksanıyla, kongre binasını (Bir ara kiremit rengine boyamıştılar, Ortodoks Patrikhanesi renginde.) niçin boyadınız dedi. Sanki ben boyamışım.

Dedim ki, oranın kongre binası olduğunu kim söylüyor? Durdu, ne konuşuyorsun sen dedi. Senin söylediğini kulağın duyuyor mu dedi. Evet, burası kongre binası değil dedim. Kim diyor dedi. Ben de dedim ki, Enver Konukçu. Nerede yazıyor bunu, nereden çıkarıyorsun bunları dedi.  Bunu götürdüm benim odaya, denetimi bıraktı, kitabı açtı şöyle baktı baktı, yok canım dedi kapattı koydu oraya. Teftiş yapmadan gittiler. Adam senelerce öğretmenlik yapmış, bildiklerinin yanlış olduğunu öğrendi, şok oldu. Teftişi bırakıp gittiler. Ertesi gün müdür bey dedi ki, yine geliyorlar. Yani öyle bir usulleri yok.  Baktık sadece bu geldi. Çıktık dışarıda müdür bey karşıladı falan. Ben de müdür beyin arkasındayım. Müdür beyin elini şöyle yarım sıktı bana geldi. Hele gel dedi, -çok özür dilerim ifade onun- bu Enver Konukçu bunu neresinden çıkarmış. Ben bir şey demedim. Kitapta var dedim.  Gittik odaya kitaba bir daha baktı, bir daha baktı, düşünceli düşünceli gitti.

Devam edecek…

img_9845


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...