Düşünce, Haberler, Köşe Yazısı, Yazılar

EPİKTETOS-I

0 89

epiktetos

Tarihin tanıdığı en büyük köle filozoftur. Okumuş yazmış kimselerin adını duydukları bu ahlak filozofunun görüşlerini bu yazıda özetlemeye ve ondan yararlanma yollarını araştırmaya çalışacağım. Günümüze kadar görüşlerinin ve yazılarının gelmiş olması, onun önemini ve okunmaya değer olduğunu ortaya koyar sanırım. Her büyük felsefede yararlanacağımız yönler vardır. Esasen bütün büyük düşünceler, felsefeler, ahlaklar, dinler bazı temel noktalarda birleşirler ve aynı şeyi hedeflerler: “İnsan-ı kâmil olmak”. Yani duygularının ve ihtiraslarının esirliğinden kurtulmuş olgun insan olmak.

Epiktetos Miladi birinci yüzyılda yaşamıştır. Kölelik onun fikren ve ruhen uyanmasına engel olamamıştır. Ne zaman köle olduğu, bu uyanışı nasıl sağladığı bilinmiyor. Bildiğimiz şu ki; çok zeki ve akıllı olduğu, benimsediği felsefeye göre yaşadığı, ondan hiç taviz vermediği, ona yüzde yüz uyduğu, dile getirdiği görüş ve tavsiyelerinin insanı çok etkilediği ve ikna edici olduğudur. Epiktetos; sert bir riyazeti (ruhsal idman) ve perhizkârlığı, aklın ve iradenin yükseltilmesini ve insan davranışlarına egemen olmasını savunan STOA Felsefesine bağlıdır. Bu felsefe düşünceye büyük bir önem vermekle beraber, tamamen pratik bir felsefedir ve insan davranışlarını etkilemeyen, düzeltmeye yaramayan her bilgiyi önemsiz görür. Etik’i yani ahlak felsefesini, felsefenin yegâne dalı olarak görür.

Ona göre bütün uğraşlarımızın gayesi bizi ahlaken olgunlaştırmak, daha iyi yapmak olmalıdır.  Epiktetos’ un deyimiyle “Neden yalan söylememek gerektiğinin delillerini öğrenmek ve bunu ispatlamak, bizi yalandan sakındırmak içindir. Eğer bilginiz bunu sağlayamıyorsa böyle bir çaba boştur. Ve yine diyor ki: “Sıtma nöbetine tutulduğun zaman okuyup yazamadığın ve birçok görevini yerine getiremediğin için üzülme. Sıtmaya iyi dayanman ve o anda bir filozofa yakışan şekilde olman yani sabırla, tevekkülle hareket etmen, sızlanmayıp şikâyet etmeden durman görevini yaptığını gösterir.” O’na göre okuyup yazmadan gaye bu olmalıdır. Bunu yapıyorsan her şeyi biliyorsun demektir.

 Epiktetos’un felsefesi dini değildir. Tamamen akla, insanı ve hayatı anlamaya dayanan bir felsefedir. Bununla beraber dine aykırı da değildir ve kendisi yazılarında Tanrı’nın adını sıkça anar ve O’na olan itaat ve saygısını dile getirmekten geri kalmaz ve hatta bundan övünçle bahseder. Tanrı’nın her emrine şikâyet etmeden uyduğunu söyler. Kendisi İsa Peygamber’in devrinde yaşadığı halde Hıristiyanlıkla ilgili bir bahis geçmez. Hıristiyanlık henüz oralara ulaşmamıştır.

Epiktetos’un din ve Tanrı kavramları pek vazıh değildir. Fakat tavsiye ettiği ahlak gaye ve içerik olarak semavi dinlerin tavsiye ettiği ahlakın hiç de uzağında ve dışında değildir. Fazla kültürlü olmayan bir insan onu okuduğu zaman vahye dayanan bir dinin hitabıyla karşı karşıya olduğunu sanıp sözlerini bir mürşit-i kâmil’in vaaz ve öğüdü gibi algılayabilir.

Epiktetos’un yazılarında büyük bir bilgelik vardır. Onun savunduğu ahlaki ve felsefi düsturlar iyi kavranırsa büyük yararlar elde edilir. Epiktetos’un bizden istediği; okuduklarımıza göre yaşamak, ahlakımızı düzeltmektir. O bize özüyle sözüyle filozof olmayı öğütlüyor, filozof gibi görünmeyi değil… O’na göre “Felsefe ile uğraşmak, kendini kurtarmaya çalışmaktır.”

Bir ahlakı etkili yapan ona uymaktır. Epiktetos’un gücü buradan geliyor. Eğer o düşündüklerini yaşamasa sözlerinin bir etkisi olamayacaktı.  Epiktetos bize mükemmel bir hayat görüşü sunuyor. Hikmet sahibi bir insanın davranışlarını tasvir ediyor. Görüşlerini büyük bir ikna gücü ile ortaya koyuyor. Eğer onun görüşlerini iyi kavrar ve uygularsak bize yararlı olacakları şüphesizdir.

Epiktetos’un Stoa felsefesine bağlı olduğunu biliyoruz. Bu felsefe temelinde Sokrates’in düşüncelerinden doğuyor. Sokrates’in ölümünden sonra öğrencileri değişik kollara ayrıldılar ve her biri kendi anlayışınca kendisinin O’nu en iyi anladığını iddia etti. Sokrates’i devam ettirdiğini iddia ederek meşhur olmuş ve günümüze kadar adı bilinen başlıca ekoller: Aristippos ve Epikuros un temsil ettiği hayatı hoş yaşamayı, zevklerden yararlanmayı amaç edinen HEDONİZM ile gerçek mutluluğun zevkten uzaklaşmak ve arzularından vazgeçmekte olduğuna inanan Antistenes’in ve Diyojen’in temsil ettiği KİNİZM felsefesidir.

 Stoa, Kinizmle aynı şey olmasa da ondan hayli öğeler almıştır. Oldukça sert yaşamayı, iradesine hâkim olmayı isteyen erkek insanlara has bir felsefedir. Bu felsefe; ihtiyaçları azaltmağa, ruhen bağımsızlığa, insanın kendi kendine yeterliliği esasına dayanan bireysel bir felsefedir. Bunu benimsemiş bir insan, zorunlu olanların dışındaki bütün ihtiyaçlardan kurtulmağa ve mutluluğunu ruhundan devşirmeğe çalışır. Bu felsefe tek kişilerin mutluluğunu hedef edinen bir felsefe olmasına rağmen toplumsal amaçları reddetmez ve Sokrates’ten gelen bazı öğelerden dolayı filozofun, toplumsal amaçların dışına çıkmasını ve toplumla karşı karşıya gelmesini hoş karşılamaz. Filozofun içinde yaşadığı toplumun yasalarına uymasını öğütler. İnsanın evlenip çoluk çocuk sahibi olmasını doğal bulur.

Epiktetos’un felsefesi bütün ilk çağ ahlak filozofları gibi bir mutluluk felsefesidir. Burada nihai amaç insanın mutluluğudur. Nasıl bir yaşam tarzının insanı mutlu kılacağı araştırılır ve gerçek mutluluğun yolları öğretilmeye çalışılır. Epiktetos’un ahlakı bir mutluluk ahlakı olmasına rağmen, şayanı dikkat bir noktadır ki iyi tetkik edilirse Alman Filozofu Kant’ın üç temel ahlak yasasına paralellik taşıdığı görülür, adı zikredilmemiş olsa da onları içerir.

 Kant’ın birinci yasası “herkes için geçerli olacak bir amaca göre eylemde bulunmak” idi. Epiktetos da herkesin birleştiği ortak amaçlara göre eylemde bulunmayı tavsiye ediyor. Ona göre: “Tabiatın gayesini her kesin üzerinde anlaştığı ortak kavramlardan çıkarabiliriz. Mesela iyilik, adalet, sadakat, doğruluk, erdem her kes için değerlidir. Her kes bunları kabul eder. Anlaşmazlık bunların tek-tek olaylara tatbik edildiğinde ortaya çıkar.” Yine der ki: “Başkasının başına bir felaket geldiği zaman onu teselli etmeye çalışır sabır ve metanet tavsiye edersin. Senin başına bir felaket geldiği zaman neden sabırlı ve metanetli olmuyorsun?”. Epiktetos’un düşüncesi Sokrates’ten gelen öğelerden dolayı toplumsal amaçlarla uzlaşır ve insanların ortak değerlerini savunur. Kişiyi bencilliği ve bireyselliği ve göreceliği içinde bırakmaz. Genel geçer doğrulara bağlanır. Bencilliği büyük bir felaket ve kötülük sayar. İnançları uğruna hayatını tehlikeye atan insanları metheder.

 Kant’ın ikinci ahlak yasası olan “özgürce eylemde bulunmak” da Epiktetos için çok önemlidir. Ancak ruhen özgür insanın ahlaklı ve erdemli olabileceğini söyler ve bunu felsefesinin temeli yapar. Şöyle der: “Filozof kimdir, eğer sözünü dinlersen seni Roma Valilerinden daha özgür kılacak adamdır.” Epiktetos insanların çoğunlukla paranın, mevkiin, şöhretin, kadının ve sefil arzularının esiri olduklarını, mevkileri yükseldikçe köleliklerinin daha da arttığını söyler. Ve eğer bir insan gerçekten özgür ise zindanın ve zincirlerin onu esir edemeyeceğini belirtir.

 “İnsanlığı bir araç değil amaç olarak görmeyi” belirten Kant’ın üçüncü yasası da Epiktetos’ta büyük bir önemi haizdir. Epiktetos’un bu konuda kullandığı deyimler farklı da olsa aynı şeyi düşünürler. Epiktetos diyor ki: “Şu iki insanın gerçekten dost olup olmadığını anlamak istersen onların hangi okullarda okuduklarını, nerede büyüdüklerini, hemşeri olup olmadıklarını sorma. Onların iyi ve kötü dedikleri şeylerin ne olduğunu öğrenmeye bak. Eğer iyi dedikleri şeyler elimizde olmayan maddi şeyler ise birbirlerine ne kadar yakın olurlarsa olsunlar onların dost olduklarını söyleme. Yok, eğer iyi dedikleri şeyler elimizde olan şeylerse birbirlerini hiç tanımasalar da gerçek dost ve arkadaş olduklarını söylemekten çekinme.” Burada elimizde olan şeylerden kastettiği bütün ahlaki ve manevi şeylerdir. Düşüncelerimiz ve niyetlerimizdir. İrademiz ve kararlarımızdır. Yani eylemlerimiz ancak amaçlarımızla değerlenirler. Bunlara değer veren insan, insanlara ve insanlığa da değer verecektir. Maddi şeylere değer veren insan ise insanlara değer vermeyecektir.

Epictetos’un görüşlerinin Kant’ın “ödev ahlakı” ile paralel olmasına rağmen ondan çok farklı ve kendine özel olduğunu belirtmek zorundayız. Bir defa Epictetos işin teorik yönü üzerinde o kadar durmaz. Düşündüklerini yaşamak için büyük bir çaba gösterir, hatta sadece düşündüğü gibi yaşamaya çalışır. Onun felsefesinde her şey amel etmek içindir. “İyi” ve “kötü” bilinmeyen şeyler değildir. İnsanın eksikliği bildiklerine göre yaşamamaktır. O felsefi bir sistem kurmaya çalışmaz, entelektüalizme iltifat etmez. Felsefesi sadece mutlu olmak için de değildir. Ahlaki ilkelere uymayı mutluluğun üstüne çıkarır. Şimdi onun görüşlerinin temel ve nirengi noktalarını belirtmeye çalışalım.

Devamı gelecek yazıda.

 


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...