Düşünce, Haberler, Köşe Yazısı, Yazılar

SOL SOSYALİZM KEMALİZM KÜRT SOLU VE DARBE

0 109

dış-basında-15-temmuz-darbe-girişimi-nasıl-yankılandı-02

 

Türk siyasal tarihi incelendiğinde,”darbeyi kimse onaylamaz” gibi, sosyolojik anlamda hiçbir bilimsel karşılığı olmayan genellemenin doğruluğunu imkânsız kılmaktadır. Oysa bilimsel gerçek Türkiye’de darbeleri destekleyenlerin var olduğudur. 27 Mayıs darbesini Kemalistler ve solcular büyük oranda onayladı. Türkiye uzun süre 27 Mayıs’ın bayram olarak kutlayan bir siyasal geçmişe sahip. Postmodern darbe olarak adlandırılan 28 Şubatı da Kemalistler ve sol onayladı. Türkiye’de darbenin arkasında destekleyici ideolojilerin var olduğu somut olgu olarak karşımızda durmaktadır.  Dolayısıyla “darbeyi kimse onaylamaz” betimlemesinin bilimsel hiçbir değeri yoktur.

Türkiye’de “herkes darbeye karşı mı?”  Kuşkusuz hayır. Darbe karşınında tepkileri üç grupta toplamak mümkün:

1- Darbeye karşı olup direnenler.

2-Darbeye taraftar olanlar.

3-Darbenin başarılı olmasını bekleyip, başarısız olunca karşı çıkanlar.

            Esasen üçüncü gruptaki insanlar, nihayetinde ikinci grupla beraberdir. Öyle görülüyor ki, 15 Temmuz direnişi solun darbe karşısındaki direniş efsanesini de yerle bir etti. Solun darbelere, haksızlıklara karşı olduğu düşüncesinin de Türkiye pratiğinde çok anlamlı bir karşılığı yok. Sol, 27 Mayıs darbesinin tümüyle arkasındaydı. 9 Mart darbe kalkışmasını da destekledi. 12 Martta darbe renk değiştirince sol darbeyi eleştirmeye başladı. 12 Eylüle muhalif gibi davranan sol, 28 Şubat darbesinin destekçisiydi.  Zaten solun efsanevi ismi olan Deniz Gezmiş de “ordu gençlik el ele” sloganını sahiplenmiştir. 
Türkiye pratiğinde solun en büyük handikabı halkın değil de militer güçlerin yanında durmasıdır.  Sol, bir darbe girişiminde halkı sokağa çağırsaydı, emin olun Erdoğan’ın onda biri kadar başarılı olamazdı.
Peki, son darbe girişimi karşısında solun genel tavrı ne oldu? Kuşkusuz bu tavır tarihsel misyona uygundu. Sol, büyük ölçüde darbe gerçekleşme ihtimali sürecinde sessiz kalarak onayladı. Darbe püskürtülmeye başlayınca solun küçük bir bölümü darbe karşısındaymış gibi davrandı. Bunun yapmacık bir tavır olduğunu darbe protestolarına katılan kitlenin kimliği göz önüne alınırsa görülecektir.

Gülen çetesinin darbe girişimi sonrasında ortaya çıkan sosyolojik gerçek şu: 15 Temmuz darbe girişimine direnenler ağırlıklı olarak muhafazakâr-dindarlardı, Arkasında milliyetçilerin bir bölümü geldi. Ulusalcılar, Kemalistler, sol, Kürt milliyetçileri büyük ölçüde darbe karşısında kısmen onaylayıcı, kısmen pasif durumda kaldı. Ulusalcı Kemalist ve ulusalcı milliyetçilerin önemli bir kısmı ise darbeyi onaylayıcı bir pozisyonda durmuştur.

Solun darbe karşıtlığı, yetmişli yaşlarda bir ninenin protestoya katılmasıyla, bir gencin darbenin önüne yatmasıyla, darbeye karşıtlarının dillerinden eksik olmayan tekbir sesleriyle yerle bir oldu.

Ulusalcılar, solcular darbe karşıtlığının edebiyatını yaptılar; muhafazakâr-dindarlar ise tanklara direnerek, göğüslerini mermilere siper ederek ve kanlarını akıtarak darbeye onurluca direndiler. Bu direnişi gölgelemeye kimsenin hakkı yoktur.

28 Şubat sürecinde ordudan irticacı olduğu gerekçesiyle atılan bütün subaylar çok değerli askerlerdi. Cemaat militanları Kemalist subaylarla işbirliği içinde olası bir darbeye karşı duracak bu insanları temizleyerek kendi önlerini açtılar.

Son darbe girişimi hariç diğer darbelerin tamamı doğrudan Kemalist subaylar tarafından yapılmıştır. Son darbe bildirisinde de Kemalizm’e vurgu vardır. Burada felsefi olarak Kemalizm’in neden darbelere uygun bir ideoloji olarak kullanıldığı ise tartışılmalıdır. Hiç kuşkusuz darbelerin tamamında dış destek vardır.  Son darbe girişiminin neden Kemalist değil de cemaat tarafından yapıldığı ise son 15 yıldaki sivilleşme ve darbeci Kemalist subayların tavsiyesiyle ilgilidir. Kaldı ki, cemaat darbesine Kemalist subaylardan da destek vardır. Simdi cemaatin darbeciler de tasfiye edilecektir. Kemalizm’in neden sürekli darbe ideolojisi olarak kullanıldığı ise antidemokratik yapısından kaynaklanır. Kuşkusuz Kemalizm seçkinci, militer ve askeri bürokrasiye dayanan yapısıyla darbeye açık bir siyasal zemin üretmekte ve onu meşrulaştırmaktadır 
Bundan dolayı Gülenizmin panzehiri Kemalizm değil, demokrasi ve hukuk devletidir.

“Laik eğitimin önemini bir kez daha gördük” demiş Ali Koç cemaat destekli 15 Temmuz darbe girişimini analiz ederken. Bu kadar indirgemeci, bu kadar ideolojik bir değerlendirme olamaz. Her zaman söylüyorum, sosyoloji olayları değerlendirmede önemlidir diye.  Ali Koç Cemaatin dini kimliğinden yola çıkarak tek bir olaydan genellemeye gidiyor. Sanıyorum Ali Koç, Tümevarım yoluyla yapılan genellemelerin sorunlarını anlatan Karl Popper’ın adını duymamış, onun bilim felsefesinin klasikleri arasında olan kitabını okumamıştır. 
Hadi Ali Koç’un izinden giderek bir sosyoloji denemesi yapalım.27 Mayıs,12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubatı yapanlar laik ve Kemalist subaylardı. O zaman şöyle bir genelleme yapabiliriz: “Laiklik ve Kemalizm sürekli darbe üretiyor. “
Ali Koç’un tek bir olaydan tümevarıma gidiyor olması bilimsel düşünmesinden değil, ideolojik ulusalcı Kemalist reflekslerinden geliyor. Oysa diğer darbelere bilimsel olarak bakabilseydi sorunun çok başka bir yerde olduğunu görürdü. 
Ali Koç şunu da bilmeli: Darbeyi önlemek için sokağa çıkanlar ağırlıklı olarak muhafazakâr dindarlardı. Bu durum şunu gösterir: Darbelere karşı muhafazakâr dindar bilinç güçlendirilmeli. Bir şey daha ekleyelim: Sosyolojik olarak Türkiye’de darbeyi destekleyenler laik Kemalistler ve solcular, darbeye karşı çıkanlar muhafazakâr -dindarlardır. İnanmayan 15 Temmuzda darbeye direnen insanların kimliğine ve meydanlara baksın. 

Türk ve Kürt solu ile Kemalist aydınların gündemleştirdiği “Sivil darbe” ve “sivil diktatörlük” söylemini yürütenler bilerek ya da bilmeyerek (çoğunlukla bilinçli) Cemaatin dış destekli darbe alçaklığına katkı yapmıştır. Hasan Cemal, Cengiz Candar, Can Dündar, Ali Bulaç , Mümtazer Türkone , Nazlı Ilıcak, Yılmaz Özdil , Emin Çölaşan, Murat Belge, Nihat Genç, Ali Ünal, Kerim Balcı gibi gazeteciler bu projenin değirmenine bilerek şu taşıdılar. Bunlar gazeteci olmaktan çok darbe hazırlığının entelektüel militanlarıydı.

Darbelerin önlenmesi için, silahlı kuvvetlerin yapısı mutlaka çoğulcu bir yapıya kavuşturulmalıdır. Bundan dolayı askeri okulların kapatılması hayati önem taşıyan bir adımdır. Harp okullarının darbe üreten bir zemin hazırladığı ve tek tip ideolojik çizgide asker yetiştirdiği açıktır. Yıllarca İmam hatip mezunlarının orduya alınmaması bu birlikteliği bozacağı endişesi dolayısıyladır.
Hangi dünya görüşü, ideolojik tutum veya cemaat olursa olsun hiçbir anlayışın tek başına askeriyeye hâkim olmasına izin verilmemelidir. 
Askeriyede toplumsal çoğulculuk temsil edildiği oranda darbe olasılığı azalır. 
Bundan dolayı hiçbir sivil zihin askeri okulların yapısını savunamaz.

Kürt solu ” HDP, 15 Temmuz darbe girişimi ve PKK katliamlarında aldığı pozisyonla kaybedenler arasına girdi. Kuşkusuz 15 Temmuz sonrası devletin yeniden yapılandırılması çalışmalarına HDP’de bir siyasal parti olarak katılmalıydı. Sanıldığının aksine HDP dışarıda bırakılmadı. Doğrusu HDP izlediği siyasal tavırla kendini dışarıda bıraktı. Kuşkusuz bu PKK’nın yeni saldırı stratejisine uygun bir pozisyondur. PKK siyasal aklı HDP’nin sürece katılmasını engelleyerek hem bu işin demokratik süreçlerle olamayacağını göstermek istedi, hem de saldırı stratejisine zemin hazırlamaya çalıştı. 
PKK militanlarına düşen görevde HDP ve PKK’yı her koşulda haklı çıkarmak için sürekli devlet karşıtlığı üzerinden pozisyon almak oldu. 

15 Temmuz Anadolu halkının sosyolojik davranışlarının yeniden yazılmasına neden oldu. Darbeler karşısında tarih boyunca pasif kalmakla suçlanan halk müthiş bir direnişle geri döndü. Halk tanklara karşı gösterdiği direnişle, solun direniş efsanesini de yerle bir etti.

Darbeye çoğunlukla direnenler muhafazakâr-dindarlar ve milliyetçilerdi. Gerisinin büyük bölümü darbenin seyrini bekleyerek tavır değiştiren ikircikli tavır gösterenlerdir. Darbenin bastırılmasına kadar “kurtulduk onlardan ” deyip kendini huzurlu hisseden alçaklar, darbe basıldıktan sonra darbe karşıtlığına soyundular. Darbeyi hiç protesto etmeyenlere gelince, bir bölümünün hala demokrasi ve insan haklarından söz etmekten utanmadıklarını görüyorum.

Darbeye karşı çıkmayan, çıkamayan kişilerin “halkların kardeşliği” söylemi de, “özgürlük” söylemi de, “sivil toplum” söylemi de 15 Temmuz sahte demokrasi ve özgürlük söyleminin altını iyice boşalttı. Halkların kardeşliği retoriği darbeye maruz kalan devlete ve iktidara düşmanlığa dönüştü. Eleştirel görüşü teröre destek çıkmakla karıştıran zihin dünyası elbette darbeye karşı net duruş sergileyemeyecektir.

Sol seçkinci yapısıyla “halk devrimi” retoriğine karşın, askeri darbelere teşne bir yapısı vardır. Özellikle Türk solu, tarih boyunca militer güçlerle yapılacak bir darbenin hayalini kurmuştur. Bu yüzden askeriye içinde örgütlenmeye büyük önem vermişlerdir. Bu seçkinci tutum ve ordu öncelikli devrim anlayışı solu gittikçe Kemalizm’e eklemlemiştir. Bu yüzden sol ve sosyalistlerin darbeyi destekleyen bir komunda bulunmaları şaşırtıcı değildir.


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...