Düşünce, Haberler, Köşe Yazısı, Yazılar

GAZALİ ÜZERİNE

0 345
kkln

       Ölümünün üzerinden yüzlerce yıl geçmesine karşın, İslam dünyasının en çok tartışılan isimlerinden biridir Gazali. O bir yandan yaşadığı dönemin müceddidi, diğer yandan İslam dünyasında akılcı düşüncenin önünü kesen bir kişi olarak değerlendirilmiştir.

       Şurası açık ki, Gazali’yi paranteze alarak sağlıklı bir İslam düşünce tarihi yazmak mümkün değildir. Bu sadece yaşadığı dönemi etkilemesiyle, geçirdiği şüphe kriziyle, felsefe eleştiriyle ilgili değildir; aynı zamanda kendinden sonra gelen İslam düşüncesini de temelden etkilemesiyle ilgilidir. Gazali’nin kendisinden sonra gelen düşünce mirasına etkisi İslam dünyasında en çok tartışılan konulardan biridir. Bunun nedeni Gazali’nin çoğu kez farklı, hatta birbirine karşıt değerlendirmelerin odağında yer almış olmasıdır.

       Gazali, yazdığı eserler ve ele aldığı konular dikkate alındığında, hiç kuşkusuz, çok yönlü bir düşünür olduğu görülecektir. Bir yandan Yunan felsefesine karşı yönelttiği eleştiriler, hakikat arayışında kullandığı şüpheci yöntemle tasavvuf akımını hakikati arayanlar arasında öne çıkarması, “Kalp gözünün açılması” adını verdiği rasyonel olmayan bilgi türünü gerçek bilgi kaynağı olarak kabul eden tutumu, kendine özgü şüpheciliği; diğer yandan Selçuklu devletine yeni bir ideoloji oluşturması ve merkez İslam anlayışına aykırı düşen İslami söylemlere yaptığı eleştirilerle dikkati çekti.

       Gazali’nin felsefe eleştirisi yaparken amacı neydi? Kuşkusuz en önemli amacı Yunan düşüncesi yoluyla İslam dünyasına gelen ve giderek etkili olmaya başlayan paradigmaya karşı, teorik düzeyde bir cevap vermektir. “Gazali’nin nihai hedefi, tahriptir, yıkımdır. Yani amaç sadece felsefi kanıtlama yöntemlerinin zaaflarını ortaya koymak değil, aynı zamanda bu zaafları ortaya koyarak filozofların o ilmi otoritelerini tahrip etmektir. Daha genel bir tutarsızlık fikrinden bahsedilecek olursa, Gazali Tehafüt’ünde filozofların hem kendi epistemolojik ilkeleriyle hem aklın genel ilkeleriyle hem de dinin ilkeleriyle çeliştiklerini, dolayısıyla hem yöntem, hem akıl hem de dine ait ilkeler bakımından tam bir tutarsızlık sergilediklerini göstermek istemiştir. ( Gazali Konuşmaları, içinde Gazali ve Felsefe, İlhan Kutluer, Küre yayınları)

       Gazali,”Tehafüt el- Felasife”(Filozofların Tutarsızlığı) adlı eserinde, İslam dünyasına Yunan felsefesini taşıyan Farabi ve İbn Sina’yı temel alarak, Yunan felsefesini köklü bir eleştiriden geçirir. Buna karşılık Endülüs İslam düşüncesinin en büyük isimlerinden biri olan İbn Rüşt “Tefafüt üt- Tehafüt”(Tutarsızlığın Tutarsızlığı) adlı eseriyle Gazali’ye reddiye yazmıştır. Böylece felsefe din ilişkilerini konu alan felsefe-din ilişkilerini tartışma geleneği başlamış olur. Tartışmanın finali Fatih Sultan Mehmet döneminde Hocazade’nin Gazali lehine tutum takınmasıyla yeni bir boyut kazanır. Kuşkusuz bunda Gazali’nin İslam dünyasında yaygın şöhretinin büyük etkisi vardır. Ancak bu tutum zaten kuşku ile bakılan felsefe karşıtlığını daha da ileri boyutlara taşır. Gazali’nin feksefe eleştirisine karşı İbn Rüşt, şu sözlerle felsefeyi savunur: “Demek istiyorum ki, hikmet şeriatın dostu ve aynı memeden süt emmiş (öz) kardeşidir. Tabiatları gereği olan dost, cevher ve yaratılışları itibarıyla yekdiğerini seven hikmetle şeriat arasına kin, düşmanlık ve kavga sokmak suretiyle, kendilerini hikmete nispet edenlerin şeriata verdikleri eza ve cefa çok daha fazla acıdır. Aynı şekilde kendilerini şeriata nispet eden pek çok cahil dost da ona eza ve cefa etmişlerdir. Şeriata eza veren bu cahil dostlar, dinde mevcut olan fırka ve mezheplerdir.”(Felsefe –Din İlişkileri, Faslu’l Makal, el-Keşfan minhaci’l edile, İbn Rüşt, Haz: Süleyman Uludağ, dergah yayınları)

       Gazali, kendinden sonra gelenler tarafında farklı değerlendirmelere tabi tutulmuştur. İslamcı akımın önde gelen düşünürlerinden biri olan Mevdudi’nin Gazali değerlendirmesi şu ilkeler etrafında yapılmıştır.

1-Öncelikle Yunan Felsefesi hakkında geniş bir malumata sahip olmak için felsefeyi öğrenmeye çalıştı.

2- Rasyonel hiçbir temele dayanmadan, sadece duygusal tavırlarla filozoflara karşı koymaya, böylelikle felsefenin etkisini azaltmaya çalışanların daha olumlu ve aktif bir tavır takınmalarına vesile oldu.

3- Etkisini yüzyıllarca sürdürecek bir şekilde, İslam’ın iman esaslarını inandırıcı bir tarzda açıkladı. 

4- Zamanındaki bütün mezheplerin birbirlerine olan farklılıklarını araştırarak, İslami görüntü altında İslam inancına sızmaya çalışan cahiliye unsurlarının açığa çıkmasını sağladı.

5- Sonradan etkin olan cahiliyeyi kaldırarak, İslam inancının ne olması gerektiğini gösterdi.

6- Etkinliği kaybolmuş olan eğitim sistemini düzenleme hareketine girişti. 
7- O,İslam dünyasının birçok yöresini gezerek, Müslümanların sorunlarını bizzat yerinde gördü. 

8- Yönetimi elinde bulunduran sınıflara şiddetle hücum ederek,yönetim biçimini eleştirdi.

Mevdudi Gazali’nin yetersizliklerini ise şöyle sıralıyor:
1- Hadislerdeki yetersizliği,

2- Rasyonel ilimlerle zihnini fazlasıyla meşgul etmesi

3-Tasavvufa olan fazla ilgi ve eğilimi. (İslam’da İhya Hareketleri, Mevdudi, Pınar yayınları)

       Arap –İslam aklı üzerine derinlikli çalışmalar yapan Cabiri’ye göre ise Gazali, hermetik atıl aklı tasavvuf içinde meşrulaştırarak yerleşmesini sağladı. Bu çabası sonucu Hermetik düşünce İslam içinde kurumsallaştı. Akılcı düşünceyi boğarak; ilham, rüya ve sezgiyi bilgi kaynağı olarak kabul eden tasavvuf akımını meşrulaştırdı.

            Gazali üzerinde yaptığı çalışmalarla tanınan Dücane Cündioğlu, Gazali’nin özgür düşünceyi yıktığına dair yargıya karşı çıkar. “İmam Gazali’nin felsefeyi, hür düşünceyi yıktığına/ boğduğuna ilişkin söylencelerin hiçbir bilimsel dayanağı olmaması bir yana, onun, müsebbibi olduğu söylenen gelişmelerin bir kısmı doğru değildir, bir kısmı ise olumsuz değildir. Mesela şerh-haşiye türündeki yazım geleneği, mensubu olduğumuz medeniyetin iftihar edeceğimiz en önemli ürünlerinden biridir. Gazali sonrası İslam düşüncesi, birçok bakımdan öncekinden ileridir ve gerçekte, asıl bu dönemde büyük düşünce ustaları yetişmiştir.”( Dücane  Cündioğlu,Keşf-i Kadim, Gelenek yayınları)

            Gazali’nin İslam düşüncesini gerilettiği, dahası bitirdiği iddialarına bir karşı çıkışta Yusuf Kaplan’da görülür. “ Gazali’nin İslam düşüncesini bitirdiği fikri, bir efsaneden ibarettir ve bu fikri yaymayı başaran oryantalizm söylemi ise, İslam medeniyetinin Osmanlı’yla gerçekleştirdiği atılımın önünü kesmek için geliştirilmiş siyasi bir söylemdir.”( Yusuf Kaplan, Sinema, hem Nietzsche’dir; hem de ötesi 1, Yeni Şafak, 6 Temmuz 2009)

       Dücane Cündioğlu’na göre Gazali, İslam düşüncesinin anlaşılması yolunda en önemli düşünürlerden biri,belki de en önemlisi Gazalidir. O’nun ihya projesi anlaşılmadan İslam düşüncesinin istikametini bilmek mümkün değildir. “Niçin İmam Gazali diye soruyor Dücane Cündioğlu ve şöyle cevap veriyor: ‘ İmam Gazali, çünkü kendisiyle sonrası arasında çağdaşlarımızca varsayılan kopukluk sanısını gidermenin yolu, evvelemirde onun yaptıklarını, yazdıklarını anlamaktan geçer. İmam Gazali’nin ihya projesi anlaşılmadıkça, İslam düşüncesinin istikametini bulması için tashih ettiği hattın üzerinden gidilmedikçe, sözgelimi ne İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin veya İmam şafi’nin, ne İmam Eşari’nin ya da İmam Maturidi’nin, ne de Muhasibi’nin veya Mekki, b. Ebi Talib’in bir bütünlük ve süreklilik içerisinde anlaşılmak imkânı vardır.” ( Dücane  Cündioğlu,Keşf-i Kadim, Gelenek yayınları)

            Gazali üzerine konuşurken en dikkat çeken noktalardan biri de onun felsefe ile ilişkisi ve Meşai düşünürleri Farabi ve İbn Sina üzerinden yaptığı felsefe eleştirisidir. Ali Bulaç, İmam Gazali’nin felsefeye ilgi duymasın temelinde şu gerekçelerin olduğunu savunur. “Bilindiği gibi Gazali’nin felsefeye ilgi duymasının bazı nedenleri yanında pragmatik bir nedeni de var. Amacı felsefi düşünüşün ve felsefenin kendisine karşı bir eleştiri geliştirmek değil, İslam toplumuna karşı birtakım komploları felsefi söylemler arkasına gizleyen, kişisel zaaflarına üstün entelektüel kılıflar giydiren, en önemlisi entelektüel düzeyde kendine olan güveninin yitirip Yunan felsefesini adım adım izlemeyi geçerli bir bilgi yolu olarak savunanlara karşı uyarıcı eleştiriler yapmaktır.”(Ali Bulaç, Din Felsefe İlişkileri, Akademi yayınları)

            Gazali’nin hakikati arayanları dört sınıfa ayırdıktan sonra tasavvufta karar kılması farklı tartışmalara yol açmıştır. Dayandığı bilgi ve varlık anlayışı dolayısıyla kolaylıkla İslâm dışına çıkma potansiyeli olan tasavvuf düşüncesini İslâmî sınır­lar içerisinde tutmak isteyen Gazali, hakikati arama yolculuğun­da çeşitli analizler ve tecrübeler yaşadıktan sonra tasavvuf akımında karar kılar. O’na göre insan hakikate ancak kalp gözünün açılması adını verdiği manevî bir yolla ulaşabilir. Gazali’ye göre fiziksel dünyayı duyu organlarımız ve aklımız ile kavrarız, gayb âlemi hakkında ise kalp gözü ile bağlantı kurulabilir. Hakikati kavramak ancak kalbin gayb âlemine açılmasıyla mümkündür. Bu düşüncenin temeli, “Allah’tan vahiy gelmesi sona ermiştir, ancak sezgi ve ilham yoluyla bilgi aktarımı devam etmektedir”, anlayışına dayanmaktadır. Bu da irfan ehli gibi seçkin insanlar kanalıyla olmaktadır. İrfan ehlinin gördüğü rüya bu manevî bil­gi aktarma araçlarından biridir. Bu yüzden tasavvuf epistemo­lojisinde yanılmaz bilgi kaynağı olarak kabul edilmektedir. Bu yüzden onun sağladığı veriler yol gösterici birer hakikat olarak değerlendirilmektedir.

       Hiç şüphe yok ki, ihyaya dönük çağdaş İslâm düşüncesi, ta­savvuf anlayışını ve onun bilgi kaynaklarını eleştirel olarak ele almıştır. Tasavvufun insanları sosyal olaylar karşısında pasifize ettiğini, dayandığı rüya ilham ve sezgi gibi objektif olmayan bilgi kaynakları ile otoriteye boyun eğmeyi zorunlu hale getir­diğini, insanları sosyal olandan kopardığını savunarak eleştiri­ler yöneltmişlerdir. Tasavvuf eleştirileri çağdaş İslâm düşün­cesinin en önemli dayanaklarından biri olmuştur.

       Tasavvufun bilgi anlayışına kapsamlı eleştiriler yönelten Muhammed Abid Cabiri “Hermetik atıl aklın” İslâm içine tasavvuf yoluyla sızdığı­nı ve İslâm aklının sorun çözme kabiliyetini yitirdiğini savunur. “irfanı aramak, bütün bir dönemin düşüncesi haline gelmiştir. Böylece bir bilgi sistemi, bilginin elde edilmesinde bir metot, bir âlem görüşü ve âleme karşı bir tavır olarak irfan, İslam’dan önce Yakın Doğuda ve özellikle Mısır, Suriye, Filistin ve Irak’ta egemen olan kültürlerden Arap-İslam kültürüne intikal etmiştir. (Cabiri, Arap-İslam Kültürünün Akıl Yapısı, Kitabevi yayınları). Cabiri, tasavvuf ve dayandığı irfani bilginin kaynağını İslam öncesi Hermetik kültüre dayandırır.

       Cabiri’ye göre tasavvuf ekolü içinde bulunanlar irfani bilgiyi bütün bilgilerin (Beyan ve Burhanın ) üzerine çıkarmışlardır. İrfan kelimesi değişik anlamlarda kullanılmasına karşın, İslam dünyasında bütün bilgileri aşan dolaysız elde edilen bilgi anlamında kullanılmıştır. “’İrfan’ batı dillerinde ‘gnose’ adını alır. Bu kelimenin aslı, Yunancadaki ‘gnosis’tir ve marifet(bilgi) demektir. Gnosis, ilim ve hikmet anlamında da kullanılmıştır. Bununla beraber irfanı farklı kılan şey, onun bir taraftan dini meselelere has bir bilgi olması iken, diğer taraftan sahiplerinin onu, sıradan müminlerin bilgisinden üstün ve rasyonel düşünceye dayanan âlimlerin (teologlar, kelamcılar)bilgisinden aşkın gördükleri bilgi olmasıdır.”( Cabiri, Arap –İslam Kültürünün Akıl yapısı). Cabiri, tasavvufun dayandığı Hermesçiliğin İslam’a taşınmasında bazı düşünür ve akımlar etkili olmuştur. Cabiriye göre Rafiziler, Cehmiyye, İhvan-ı Safa Risaleleri, İsmaili felsefesi, Batıni Sufi Akımlar, İşraki falsefe, Vahdet-i Şuhud, Gulat-ı Şia, İbn Sina, Cüneyd,Hallac,el-Küfi,Gazali, İşrak Felsefesi Hermesçiliğin İslam kültürü içindeki işgal ettiği yerlerdi. Cabiri’ye göre “Helenistik atıl aklı İslam kültürüne taşıyan en önemli akım Hermetizmdir. “ Arap kültüründeki sufi mirasına hâkim olan fena ahlakının kökleri İslam’dan önceki döneme kadar uzanmakta, bir açıdan İslam öncesi Fars tasavvufuna diğer açıdan İskenderiye ve Antakya’daki Hermetik tasavvufa dayanmaktadır. Bu ahlakı Arap-İslam toplumunda doğuran şey ise,’büyük fitne’ sonucunda ortaya çıkan değerler krizidir.”(Cabiri, Arap Ahlaki Aklı, Mana Yayınları)

            İşte Gazali bu Hermetik atıl aklı, tasavvuf adı altında  İslam dünyasında meşrulaştıran en önemli alim olmuştur. Cabiri’nin Gazali hakkındaki nihai hükmü şudur: “Şüphesiz İhyau ulumi’d-din’ kitabı, aslında görüş farklılıklarının doğal karşılanabileceği bütün alanlarda ‘tek bir düşüncenin ‘belirlenmesi amacıyla yazılmış bir kitaptır. Şüphesiz o, sadece fıkıhta değil bütün ilim ve bilgi sahalarında , ‘ihtilafın ölümü’ ve ‘ içtihat kapısının kapanışı’ nın’ ilanıdır. Arap kültüründeki değerler düzeninde bulunan en şiddetli uyuşturucu unsurlarından biri olması bakımından, ona bu açıdan bakmak gerekiyor. Bu açıdan bakıldığında o, gerçek İslam ahlakına son derece uzak bir noktada durmakta, hatta onun içerdiği proje gelecek bölümde açıklanacağı üzere, yol boyunca gerçek İslam ahlakından bir sapma göstermektedir.”( Cabiri, Arap Ahlaki Aklı)

            Gazali’yi eleştirenlerden biri de Nasr Hamid Ebu Zeyd’ dir. O, Gazali ve İbn Rüşd arasındaki tartışmayı merkez-çevre parametresi üzerinden değerlendirir. Bu tartışmayı Gazali’nin kazanmasıyla İbn Rüşd, İslam dünyasında çevreye, Batı dünyasına ise Averreos olarak itilmiştir. “Hicri beşinci yüzyılda Gazali, İslam-Arap kültürünün teoloji, felsefe, usul-i fıkıh ve tasavvuf gibi bütün alanlarında yerleştikten sonra, İbn Rüşd sadece “çevre”nin (“taşra”nın) kültürünü temsil eder olmuştu. Söz konusu “merkez” ve “çevre” arasında çatışma yaşanmış ve bu çatışma neticesinde “çevre” sınırların dışına, kendisine olumlu ya da olumsuz anlamda karşılık bulabilecek olan bir alana itilmişti. İşte bu alanda İbn Rüşd artık Averreos olmuş, yani batılı olmuştu.( Nasr Hamid Ebu Zeyd, Söylem ve Yorum, Mana yayınları)

            Yusuf Kaplan, Cabiri’nin aksine bir noktadan Gazali’yi değerlendirmekte medeniyet kurucu bir düşünür olarak görmektedir. Cabiri de İçtihat kapısını kapatan ve düşünceyi tek tipleştirmeye çalışan bir kitap olarak görülen ‘İhya’, Yusuf Kaplan’da medeniyet kurucu bir metin olarak karşımıza çıkmaktadır. Yusuf Kaplan’a göre Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerinim kurucu düşünürü İmam Gazali’dir.  “ Bu Nedenledir ki, mağrip’te yaşamasına rağmen, İslam medeniyetinin yaşadığı birinci krizin nasıl aşılabileceğine ilişkin çığır açıcı bir tarih tasavvuru ve felsefesi geliştiren İbn Haldun, Gazali- Razi geleneğinin sahici ve kuşatıcı damarından geldiği için bu entelektüel gerçekleştirebilmiş ve bu atılım Selçuklu medeniyetinin temellerini attığı, etik, estetik ve ruhi sıçramayı da harmanlamasını bilen Osmanlı medeniyetiyle vecd halinde yaşanabilen ve hayata ruh üfleyebilen bir hal haline, vicdanın ve adaletin en zirve noktasına ulaştığı bie insanlık tecrübesine dönüştürebilmiştir.( Yusuf Kaplan, Sinema, hem Nietzsche’dir; hem de ötesi 1, Yeni Şafak, 6 Temmuz 2009)

         Gazali’nin en önemli özelliklerinden biri de siyasal bir düşünce adamı olması ve buna paralel olarak Selçuklu devleti ve oradan Osmanlı devletinin siyasal anlayışına yaptığı katkı ve İslam siyasal düşüncesinin geleceği üzerinde belirleyici bir düşünür olmasıdır. Kuşkusuz Nizamülmülk, Nizamiye Medreselerini siyasal ve sosyo-kültürel bir projenin uygulanmasının temeli olarak tasarlamıştır. Bu Sünni- Eşari-Şafi –tasavvufi siyasal anlayış Selçuklu devletinin siyasal paradigmasını oluşturmuştur. Gerek Selçuklu gerekse Osmanlı devleti kendilerine karşı ortaya çıkan heteredoks temele dayanan dini muhalefeti, Gazali öğretisini temel alarak aşmıştır.

         Gazali, Nizamiye medreselerinde hem Selçuklu devletinin düşmanlarına hem de Sünni-Eşari kelam anlayışının dışındaki kelam anlayışlarına cevap vermektedir. Burada eleştirilmesi gerekenler doğal olarak felsefe, İhvan-ı Safa, Mutezile, Platon ve Aristo özelinde Yunan felsefesini izleyen Farabi ve İbn Sina, Eşari dışı kelam anlayışları, İslam’ın Bâtıni-Şii yorumlardır. Nasr Hamid Ebu Zeyd’in değerlendirmesiyle “Hicri beşinci yüzyılda Ebu Hamid el-Gazali’nin ortaya koymuş olduğu çaba, vaktiyle Eş’ari’nin göstermiş olduğu çaba ile aynı istikamette seyretmiş; fakat onun çabası Eş’ari’ninki gibi sadece kelam ilmi alanında Mutezile ile mücadele etmekle sınırlı kalmamış, aksine Gazali cepheyi genişleterek tasavvuf alanında Hulul görüşünü savunanlara, Şia’nın “Batıni”liğine ve felsefe alanında da filozofların zındıklığın”a karşı mücadele etmiştir. Ancak bu mücadelelerini sürdürürken “orta yolculuk” çerçevesinde çözümler üretmeye çalışmıştır. Hatta bu konuda onun hakkında İbn Rüşd, “ O, kitaplarında hiçbir mezhebe bağlı kalmaz; ‘Eş’ari ile Eş’ari olur, sufi ile sufi olur, filozof ile filozof olur.’ İfadesini kullanmaktadır.”(Nasr Hamid Ebu Zeyd, Söylem ve Yorum)

         Gazali, siyasal konularda eleştirilerini Selçuklu karşıtlarını eleştirmeye ve bununla bağlantılı olarak Selçuklu yönetimini meşrulaştırmaya çalışmıştır. Gazali bu noktada siyasal eleştirilerini seçilmiş İmam görüşünü siyasal anlayışının temeline yerleştiren ve Selçuklu devletinin en büyük siyasal rakibi olan Bâtınilere yönetmesi anlaşılabilir bir durumdur. Gazali bu noktada Şii-Bâtıni anlayışın siyasal görüşüne temel aldıkları seçilmiş ve yanılmaz imam düşüncesine karşı hilafet ve seçimi ön plana çıkarmıştır. Gazali, filozofları Bâtıni düşünceye yaptıklarına inandığı teorik destek dolayısıyla da eleştirmiştir. Gazali’nin Bâtıniliği hedef almasında sadece kelami sorunlar değil, aynı zamanda Bâtınilerin siyasal faaliyetleri de belirleyici olmuştur. “Bu çerçevede Gazali’nin Bâtınilikle mücadeleye girişmiş olmasının fikri bir tutum olmakla kalmayıp aynı ölçüde, Abbasi Halifesinin imamet hakkının siyasi olarak savunulmasına katkıda bulunma ve Şii aşırılık tarafından tehdit edilen siyasi istikrar konumunu savunma mücadelesi olduğunu söylemekte mümkündür. Yani Gazali, sadece Şii aşırılıkla mücadele etmekle kalmamış –haddi zatında bu, onun projesi içerisinde başlı başına önemli bir görevdir- aynı zamanda bizzat Şii-Bâtıni düşüncedeki aşırılığın kullanmış olduğu fikri enstrümanları kullanarak mevcut sistemi meşrulaştırmaya, savunmaya çalışmıştır. Ebu Hamid Gazali’nin tam da bu görevi yerine getirmeyi tercih etmiş olması, kendisinin neredeyse bütün İslami ilim disiplinlerini kapsayacak kadar geniş bir disiplinler skalasında derinleşmiş olması ve çok üst düzeyde zihinsel ve akli kudrete sahip olması gibi hususiyetlerine dair farkındalıktan kaynaklanmıştır.”(Nasr Hamid Ebu Zeyd, Söylem ve Yorum)

         Öyle görülüyor ki, Gazali çok farlı değerlendirmelere konu olmuştur. Bu onun kendisinden sonra gelen İslam düşüncesi üzerine etkisi göz önüne alınarak yapılmıştır. O, bir taraftan dini ilimleri ihya eden çabası, doğası gereği İslam dışına taşma ihtimali çok fazla olan tasavvufu İslam’ın sınırları içinde tutma başarısı, Selçuklu devletinin oluşumuna yaptığı katkı, İslam siyaset düşüncesine getirdiği zenginlik ve İslam dünyasındaki dağınıklığı önleme yolundaki çalışmaları ile övülürken; Farabi ve İbn Sina bağlamında yaptığı felsefe eleştirisi, Hermetik kültürü İslam dünyasına taşıyan tasavvufu meşrulaştırma çabası bağlamında özgür düşüncenin önünü tıkadığı gerekçesiyle eleştirilmiştir.

       Gazali, tartışmaları gündelik siyasi polemiklere kurban edilmeyecek kadar değerlidir. Her ne olursa olsun Gazali tartışmaları medeniyetimiz için son derece değerli bir tartışmadır.  Gazali, 

1-    İslam inancını iç ve dış akımlara karşı korumak,

2-     Yunan felsefesi yoluyla gelen meydan okuyucu entelektüel saldırıya karşı cevap vermek,

3-    Selçuklu Devletine meşru bir siyasal çerçeve oluşturmak,

4-    Mutezile, Bâtıniler ve aşırı tasavvuf akımlarına cevap vermek
ve 

5-Saf bir İslam anlayışı oluşturma çabasında olmuştur.

Buna karşılık aynı Gazali;

1-    Tasavvuf altında Hermetik aklı İslam düşüncesi içinde kurumsallaştırmak.

2-    Felsefe eleştirisi ile özgür düşüncenin önünü kesmek

3-    Özellikle İhya’da uydurma hadislere yer verme

4-    Selçuklu Medreselerinde müderrisliği kabul ederek ilmi devletin ideolojik baskısı altına sokma.

5-    Arkasına devlet gücünü alarak muhalif düşünceleri ortadan kaldırma

Konularında eleştirilmiştir.

       Gazali’nin Nizamiye Medreseleri özelindeki yürüttüğü çabanın ne kadar başarılı olduğu tartışılabilir elbette. Mehmet F.Şeker, Gazali düşüncesinin Selçuklu ve Osmanlı gibi iki büyük sentez doğurduğunu savunurken, Cabiri, hermetik atıl aklı tasavvuf kılıfı altında kurumsallaştırdığı ve akli düşünceyi boğduğunu söyler.

       Gazali’nin epistemik referans çerçevesi dolayısıyla kolaylıkla İslam dışına çıkma potansiyeli olan tasavvufu başarılı bir şekilde İslam düşüncesinin içinde tuttuğunu savunan düşünürler olduğu gibi,; tasavvuf üzerinden hermetik atıl aklı İslam içinde kurumsallaştırarak meşrulaştırdığını savunanlar da vardır.

       Kuşkusuz İslam düşüncesinin özgünlüğü ve farklılığı, düşüncenin vahiyle kurduğu bağlantının niteliği ile ilgilidir. Gazali Mutezile ve Meşai geleneğin bu ilişkiyi zedelediğini düşünüyordu. Tehafüt el-felasife bu endişenin ürünüdür.İslam felsefi geleneğinin en önemli problemi olan “akıl-vahiy” ilişkileri hangisinin merkezi değer olacağı ile ilgilidir. Kuşkusuz Gazali, akla değil, Yunan aklının merkez olması gerektiği düşüncesine karşı çıkıyordu.

       Gazali’nin olumlu ve olumsuz yönde kendisinden sonra etkili olduğu açıktır. Ancak İslam dünyasının gerilemesini sadece Gazali’ye bağlamak indirgemeci bir mantığa teslim olmaktır. Kuşkusuz sosyal olayları değerlendirirken bütüncül bir bakışla hareket etmeliyiz. Şunu da unutmamak gerekir ki, Gazali’nin temelini attığı siyasal anlayış İslam dünyasını Batılı güçlere karşı koruyan en önemli siyasal sentez olan Osmanlı’yı yaratmıştır. Gazali’nin aşılamamasında Gazali sonrası ilim ehlinin başarısızlığı da etkilidir. Sonraki ilim ehlinin her başarısızlığını sürekli geriye dönüp Gazali’yi sorumlu tutma eğilimi, aslında Gazali’nin aşılamaması yolunda birincil sorumlu olan ilim adamlarının yetersizliğini rasyonelleştirmektedir.

 


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...