Düşünce, Haberler, Köşe Yazısı, Yazılar

LAİKLİK TARTIŞMALARI VE TÜRKİYE PRATİĞİ

0 84
resmi-din--islam--olsun-

Laiklik, Türkiye’de ne yazık ki, devletin dinler karşısında tarafsızlığı ya da din ve inanç özgürlüğü olarak değil, dindarların en masum taleplerinin bile önüne çekilen bir araç olarak işlevselleştirilmiştir.

Bu yüzden konuyu gündeme taşıyan TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın sözlerine kızmaya gerek yok. Yapılması gereken laikliliğin Türkiye pratiğini göz önünde tutularak sağlıklı bir şekilde konunun değerlendirilmesini sağlamaktır. Unutulmaması gereken gerçek, bu ülkede laiklik toplumsal barışın değil, uygulamalara bakıldığında, Sünni çoğunluğun din anlayışını baskı altına almak için kullanılmıştır. Bu yüzden laikliğin Türkiye pratiğinin sicili bozuktur ve bu tanımı ve Türkiye pratiği ile toplumsal barışın önündeki en büyük engeldir. Bir yandan Sünnilik laiklik üzerinden denetim altına alınır ve yeniden tanımlanırken, diğer taraftan Sünni dışı dini akımlar görmezden gelinmiştir.

Okullarda ya da kamu kurumlarında Başörtüsü sorunu, Kuran kursları, Eşi başörtülü birinin Cumhurbaşkanı olması, Ordu’da namaz kılınması, Okulda ibadet mekânları ve mescit, Said Nursi Risaleleri vb. talepler Laikliğe aykırı olarak değerlendirilmiştir. Bu talepler CHP ve Kemalistlerin laikliğe aykırı fiiller olarak gördüğü davranışlar olarak gündemleştirilmiştir. RP ve Ak Parti hakkında açılan ve Laikliğe aykırılığa dayandırılan delilleri gösteriyor ki, dindar kimliği ile siyaset yapmak isteyenlerin talepleri de laikliğe aykırı görülmüştür. Tüm bu pratiklerden sonra “Laiklik dinin ve inanç teminatıdır” genellemesi işlevsiz kalıyor. Geriye cevaplanması zor bir soru kalıyor: Laiklik din özgürlüğü müdür gerçekten? Öyle görülüyor ki Türkiye pratiğinde bu soruya olumlu cevap vermek mümkün değildir.

Açık konuşmak gerekirse Türkiye’de laiklik bir özgürlük tasarımı olarak değil, dindar kitleleri iktidardan uzak tutmak için uygulamaya konmuş bir pratiktir. İktidar seçkinleri uzun yıllar bunu kendi iktidarlarını koruyacak bir araç olarak kullanmışlardır laikliği.

Türkiye’de muhafazakâr dindarlar laikliğin kendileri için teminat olduğunu hiç hissetmediler. Çünkü laiklik her türlü dini talebi engellemek için kullanıldı. Laikliğin din ve dindarlar için bir teminat olduğunu sadece Kemalist ulusalcı elitler savunuyor. Bu yüzden dindarlar laikliği sürekli dini pratiklerinin sınırlandırılması olarak algıladılar.

Doğrusunu söylemek gerekirse Türkiye’de laiklik dinin değil, dinsizliğin teminatı olarak görüldü. Bu haliyle laikliğin dindarlığın önünde engel olması, dindarlar arasında büyük bir gerilime yol açtı.  Kişilerin başörtüsü talebi laikliğin teminatı altında olmadı, tam tersine bu hak engellendi laiklik adına. Böylece laiklik bir pozitif özgürlük tasarımı olarak değil, yasaklayıcı negatif bir tasarım olarak uygulandı.

Anlaşılan laiklik konusunda bir kafa karışıklığı var. Laiklik genel anlamıyla hayatı dinin dışında düzenlemek demektir. Bizde devlet seçkinlerinin laiklik tanımı Fransız laikliği temel alınarak sistemleştirilmiştir. Laik devlet, devletin işleyişinde, laik hukuk hukukun düzenlenmesinde, laik eğitim eğitimin düzenlenmesinde, laik yaşam yaşamın düzenlenmesi ve işleyişinde dinin hiçbir müdahalesinin olmaması demektir. Bir Müslüman için hayatını dini ilkelerin dışında düzenlemek teklifi akıl ve mantık ilkelerine aykırıdır. Laikliğin fonksiyonel anlam kazanması için teist inancın deizme dönüşmesi gerekir. Deizme göre Tanrı evreni yaratmış ve onu kendi işleyişine bırakmıştır, daha açıkçası işleyişine müdahil değildir. Yani Kutsal kitap, peygamber, ahiret yoktur. Deizm olmadan laiklik teorik temele oturamaz. Hem tek kaynak Kur’an deyip, hem de onun ilkelerine göre yaşamı düzenlememek anlamına gelen laikliği savunmak çelişkidir. Laikliğe göre hayat dinin ilkelerine göre değil aklın verilerine göre düzenlenmelidir. 

Laikliğe göre Kur’an tam da ölülere okunan bir kitaptır. Çünkü onu hayatın dışına atmak ve vicdanlara hapsetmek gibi bir pratiğe dönüşmüştür uygulama. Kur’an diriler için uyulması gereken ilkeler içeriyorsa, Kur’an yaşayan bir kitapsa laiklik pratik anlamda uygulamak imkânsızdır.

Laiklik Anayasal bir teminat altına alındığı ve laikliğe aykırı hareketlerden partileri sürekli kapatılma tehdidi altında bulunduğu için Müslüman siyasetçiler hep ikili bir dil kullanmak zorunda kaldı. Sonunda rahmetli Erbakan, madem laiklik var, bizde Batı’daki uygulamalarını istiyoruz dedi. Çünkü Türkiye’de uygulanan laiklik, kaynağı olduğu, Batı dünyasındaki uygulamalara da benzemiyordu. Buna karşılık bazı entelektüeller de hakiki laikliğin Kur’an’da bulunduğunu bile iddia ettiler. Bu anlayış entelektüel bir tartışma sonucunda ortaya çıkmış değil, daha çok iktidar seçkinlerinin uyguladığı pratiği meşrulaştırmak için üretilmiştir.

Kuşkusuz laikliğin bir müdahaleci, sınırlandırıcı, denetleyici; bir de özgürlükçü tanımı vardır. Türkiye’deki pratik, tarihsel süreç dikkate alındığında ilk anlamıyla uygulandığını göstermiştir.

Laiklik konusundaki asıl sorun Türkiye’deki sorunlu pratiktir. Bu sorunlu pratiği atlayarak yapılan her yorum fazla bir anlam taşımayacağı gibi gerçeklik değeri de yoktur. Böyle bir tartışma üzerinden verimli bir sonuç da üretilemez. Laiklik, Türkiye’de uygulandığı şekliyle din özgürlüğünün değil, İslam dinini devlet katmanından tamamen, halkın yaşantısından da olabildiğince uzak tutmak amacının teminatı olarak kurgulandı. Laiklik dindarların yaşamlarını teminat altına almak için değil, devlet bürokrasisini dindarların yürüyüşüne karşı teminat altına almak içindi. Dolayısıyla laiklik devleti dindarlardan korumak amacıyla ortaya atılmış bir pratikti.

Hiçbir konu tarihsel bağlamından ve pratiğinden kopartılarak tartışılamaz. Laiklik üzerine konuşurken Rahmetli annemin anlattığı bir anıyı paylaşmak isterim. Rahmetli annem çocukken Kur’an öğrenmek için gittikleri caminin önünde bir kişinin nöbet beklediğini anlatmıştı. Nöbet gelecek jandarmayı haber vermek içindi. İnsanlar bir konu hakkındaki tasavvurlarını kitaplar üzerinden değil, karşılaştıkları uygulamalar üzerinden değerlendirirler. Bu anlamda Türkiye’de uygulanan laikliğin tarihi sorunlarla doludur.

Doğrudur, devletin inançlar karşısında tarafsız kalıp, tüm inançlara eşit ve nüfus oranına göre bütçeden pay ayrılması şeklinde bir kavramsallaştırma temelinde savunulacak bir laiklik pratiği savunulabilir. Ama Türkiye’de sorun bu değil ki. Böyle özgürlükçü bir laiklik uygulanıyor da insanlar ona karşı çıkıyor değil. Sosyal olayları ütopyaları üzerinden tartışamayız. Var olan uygulamalardan yola çıkarak tartışma yapılır. Sadece 28 Şubat sürecinde neyin laikliğe aykırı olduğuna dair bir külliyat oluşturacak kadar birikimimiz var. Kimse Türkiye’de laiklik adına yapılan uygulamaları düzeltmeden laikliğe karşı olan tepkiselliği ortadan kaldıramaz.


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...