Düşünce, Haberler, Köşe Yazısı, Yazılar

KAPİTALİZM-BATI’NIN TEKNİĞİ VE İSLÂM

0 20

bisiklet
1917 devrimi sonrasında 1922-1991 arası ortaya çıkan Sovyet Rejimi, kapitalizmi Batı devletlerinin iktisat düzeni gibi algılamamıza yol açmıştır. Müslümanlar geçtiğimiz yüzyılda kapitalizmi ve sosyalizmi Osmanlı’yı yıkmayı başaran iki kutuplu dünyanın iktisadî rejimleri sayarak fikir ürettiler. Bu nedenle geçtiğimiz yüzyılda İslâm’ın ne kapitalist ne de sosyalist bir nizâm sayılamayacağı, İslâm’ın başlı başına bir nizâmının bulunduğu iddia edilmiştir. Daha da ileri gidilerek “Tüm Dünyanın Müslümanları Birleşin!” anlamına gelecek bir “siyasî birlik” tezi sıklıkla dile getirilmiştir. Bu yaklaşım bütün coğrafyanın imar edilmesi, Müslümanların Batı karşısında geri kalmışlığını tersine çevirecek kalkınma hamlesi yapılması düşüncesini tahkîm etmektedir.

Umrancılık fikri, Müslümanların Batı karşısında yenilgiye uğramasına cevap olarak “askerî güç / sanayi / ticaret / ilim / teknoloji / ulaşım / eğitim / okullaşma / kent” gibi alanlarda uygarlık seviyesinin üstüne çıkacak siyasî-ekonomik çalışmaların yapılmasını öne sürmektedir.

Umrancılara göre Hakk’ın hakimiyeti için “Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın” ayeti kapsamında (8 Enfal 60) Doğu’dan ya da Batı’dan sanayi / teknoloji / bilim birikimi alınması gerekir. Nitekim, Namık Kemal, “Şimdi biz tervîc-i medeniyeti arzu edersek bu kabîlden olan hakayık-ı nâfi’ayı nerede bulursak iktibas ederiz” demekte ve “Hülasa medeniyetsiz yaşamak ecelsiz ölmek kabîlindendir” diye eklemektedir.

Müslümanların Batı karşısında gerilediği iddiası, hadaret arayışını kışkırtmaktadır. Namık Kemal’e göre “Medeniyet aleyhine kıyam etmek, ecel-i kazaya katillerden, haydutlardan ziyade mu’în olmaktır” ve medeniyeti zâid görmek insanın hilkatinde kudret-i fâtıreye iltizâm-ı abes gibi bir nakîsa isnad etmek kabîlinden addolunur” (Kara İsmail – Aydoğdu Nergiz Yılmaz, Namık Kemal-Osmanlı Modernleşmesi’nin Meseleleri, c: 1, Dergâh Yayınları, 2005: 359-361). Namık Kemal, telgraf, şimendifer, vapur gibi teknolojileri almak gerektiğini ifade ettikten sonra Çinlilerden sülük kebabının ve Avrupalılardan da dansın iktisâbına talip olmayacaklarını vurgular. Anlaşılacağı gibi Namık Kemal “medeniyet” kavramını aslında “civilisation”, “teknoloji” gibi kavramların yerine kullanmaktadır.

Mehmet Akif de, aşağıdaki dizelerinde Batı’nın ilim-teknik-sanatını almayı meşrulaştıran bu yaklaşımı dile getirmekteydi.

Alınız ilmini Garb’ın, alınız san’atini;

Veriniz hem de mesâînize son sür’atini.

Çünkü kaabil değil artık yaşamak bunlarsız;

Çünkü milliyeti yok san’atın ve ilmin; yalnız

Fakat Namık Kemal’in “Medeniyet” makalesinde “Batı’nın ilim-tekniğini alıp İslâm ahlakında duracağız” şeklinde formüle edilen “sentezci” yaklaşımı aşan bir tutum da geliştirilmiştir. Namık Kemal, “medeniyet” kavramının içeriğine “Asayişte kemal” ve “Hürriyet” gibi iki kavramsal alanı dahil etmekteydi.

NAMIK KEMAL’İN MEDENİYET’İ
Teknik-bilim Asayişte kemal hürriyet

“İnsanın hak ve maksadı yalnız yaşamak değil, hürriyetle yaşamaktır”; “Fenn-i siyaset nazarında, medeniyet ictimâ değil, asayişte kemal mânasını ifade eder” diyen Namık Kemal, bu iki kavrama (hürriyet-adalet) Batı’nın ilim-fen-tekniği ile destek verecek bir toplum inşası düşüncesiyle İslâm’ın terakkiye mani olmadığını kanıtlamak derdindedir.

Fakat gerek Osmanlı son dönem çabaları ve gerek ise Cumhuriyet dönemi boyunca geliştirilen ekonomi-politik Türkiye’nin Batı karşısındaki makus talihini aşmayı mümkün kılmamıştır. Türkiye, kendi markası olan otomobili üretememiş, denizcilikte (gemicilikte) komşusu Yunanistan’ı geçememiş durumdadır.

1991’de Sovyetler Birliği’nin yıkılışı ile dünya, tek kutuplu bir iktisadî yönelişe boyun eğmiştir. 1979’da İran’daki “İslâmî” Devrim’in kapitalizm karşısında iktisadî bir varlık gösterememesi “İslâm Ekonomisi” başlığı altında nizâm fikri arayışlarının önünü kesmiştir. Dolayısıyla Müslümanların 21. yüzyılda dünyaya önerebileceği “devlet ve iktisat düzeni” teklifi kalmamış görünüyor.

Batı, tek kutuplu dünyaya bir nizâm verirken İslâmî referansları bulunan önderlerin bulundukları ülkelerde iktidar olma çabalarına ket vurmamıştır.

Bu süreç, “farklı modernlikler”, “piyasa İslâm’ı” adı altında tasnif edilebilecek bir evrilmeye yol açtı. Böylece İslâm-kapitalizm ilişkilerinin terkibini sağlayan sonuçlara ulaşıldı. Müslümanlar süreçle birlikte tüketim toplumuna katılmış, Batı’da yaşanan AVM-cadde mağazacılığı-zincir işletmeler sistemine müşteri edilmiş, tüketici kredileri çekerek Batı tarafından üretilen – satılan bu emtiaları sahiplenmiştir.

Kapitalizm, üç tekelci tavırla bütün dünya nüfusunun tüketimini belirlemektedir.  Bu üç bileşenli tavır; 1) Yüksek teknoloji ile emtia üretimi, 2) Emtiaların tekelci lojistik-dağıtımı, 3) Tekelci pazar sisteminin tüketici talebine dayatılması ile ortaya çıkmaktadır. Kapitalizmin bir devlet rejimi olduğu yanılsaması, onun temelinde bulunan “Emtia Üretimi / Lojistik / Tekelci Pazar” yapısının küresel bir sisteme dönüştüğünü görmeyi engellemektedir.

Batı’nın üretimi işçisizleştirmesi (robotlaştırması), lojistiği yüksek teknolojiyle ele geçirmesi, nüfusu kent dışında yaşayamaz kılarak AVM-zincir mağaza sisteminden alış veriş yapmaya zorlaması Batı dışı kültürlerin dinamiğini bozmuştur.

Müslümanlar 2000’li yıllardan itibaren Batı tarafından sürdürülen tekno-uygarlığın ekonomik belirleyiciliği karşısında bu uygarlığı “insanlığın kadim birikiminin verimi”, “tarihin yürüyüşü” şeklinde değerlendirmektedir. Müslümanların kendi şehir / bilgi / ulaşım / eğitim / enerji / güvenlik tekniklerinin Batı’daki muadillerine göre zayıflığı umranlaşmayı politize etmelerini dayatmaktadır. 

Müslümanlarca Batı uygarlığının hadarileşmesinin arkasındaki sömürgeci-kapitalist nitelik göz ardı edilmektedir. Batı’nın üretim ve bölüşüm ilişkilerinin ortaya çıkardığı “tekno-iktisadî sömürü, ırkçılık, küresel ayrımcılık, asimilasyon ve haramla kesb” nitelik hesaba katılmamaktadır.

Batı’nın Batı dışı toplumlardaki üstünlüğü; imha, aynı kültürdeki toplulukların birbirleriyle çatıştırılması ya da Batı’ya benzeştirme metodlarından biriyle gerçekleşmektedir.

Müslümanların “Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın” (8 Enfal 60) ayetini “düşmanın silahıyla silahlanmak” şeklinde değerlendirmeleri Batı’nın ilim-teknolojisinin ithaline neden olmakta ancak ithal edilen emtia ya da teknoloji Batı-dışı halkların yeniden sömürgeleştirilmesine yol açmaktadır.

Batı’nın tekno-üstünlüğünü Batı’nın aletleriyle yıkamadık, tam tersine ona maruz kaldık. Umrancılık da “Batı’nın ilmini sanatını alalım” fikri de iflas etti. 

Kapitalizm, bizi yendi


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...