Düşünce, Haberler, Köşe Yazısı, Yazılar

İSLÂM-KAPİTALİZM ÇATIŞMASI

0 492

kapitalizm1 (1)

Kapitalizm, ekonomik bölüşüm adaletinden sapmayı ifade etmektedir. Bu mânadaki kapitalizme insanlık tarihinin başlangıcından bugüne farklı görünümler altında ortaya çıkmış “servet kapatma” usullerinin bütünü şeklinde bakmak mümkündür. Kapitalizmi “tekasür” kavramının muhtevâsı içinde değerlendirdiğimizi önceki yazılarımızda ifade etmiştik. Bu mânada feodal bir toplum da egemen sınıfların servet biriktirmekten (şey’i mülk kılmaktan) kendini alamaması nedeniyle “başka bir kapitalizm” halinde kavranabilecektir. 

Bu noktada servet’i tanımlamak gerekir. Tabiatta bulunan her şey servettir ama mülk değildir. Serveti biriktirmek onu mülk kılmak, başkalarının ondan istifadesini yok etmektir. İnsan ömrü de, sıhhat de insana verili servettir; mülk değildir. Kainatta servet sahibi olmayan varlık bulunmamaktadır. İnsan için bir buğday danesi mülk kapsamında servet değildir. Aynı dane bir karınca tarafından mülk edinilebilir servet sayılır. Demek ki ilk mesele servetin mülk edinilebilirliği ile ilgilidir. İkinci mesele ise serveti toplamanın, mülk edinmenin metoduna hasredilmelidir. Mülk edinmenin yolları (metodu) İslâm-kapitalizm çatışmasında belirleyicidir.

Kapitalist zihniyetin karşısında tek boyutlu bir davranış kalıbı oluşturulabileceğini düşünmüyoruz. Kur’an’ın serveti tekelleştiren zihniyet ve sınıflara karşı belli bir model önermediği söylenebilir.

Kur’an, “Onlar, gaybe inanırlar, namaz kılarlar, rızıklandırdığımız şeylerin bir kısmını yoksullara harcarlar” (2 Bakara 3) ayetinde“infak”; “Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: İhtiyaçtan artakalanı. Böylece Allah, size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz” (2 Bakara 219) ayetinde “ihtiyaçtan fazlasını infak”; “Kendileri ihtiyaç içinde bile olsalar onları kendilerinden önde tutarlar. Doğrusu, nefislerinin bencilliğinden korunanlar kurtulanlardır” (59 Haşr 9) ayetinde ise “ihtiyaçlarını dahi infak”etmeyi örneklemiştir. Bu üç örneklik de kapitalist sapmaya karşı önerildiğine göre “İslâm Ekonomik Sistemi” diyebileceğimiz belli-tek modelden söz edilemeyecektir. İşin aslı, İslâm’ın bir “model önerdiği” fikrini de kuşku ile karşılamak gerekmektedir. İnanan varlık sadaka verendir ve fakat onun ne kadar sadaka vereceği din ile belirlenmemektedir. Takva sadaka miktarını vicdanıyla başbaşa kalarak tayin etmektedir. İnsan’a gelince din onu sadaka vermeye zorlamamaktadır. İnsan ile inanan varlık’ı tefrik ettik.

İnsanın temel vasfı onun kenud (küfran-ı nimet eden, nankör, inkâr eden) olmasıdır: “İnnel insâne li rabbihî le kenûd / İnsan gerçekten Rabbine karşı pek nankördür” (100 Âdiyat 6). Bu ayetin devamında “Ve innehu li hubbil hayri le şedîd / Gerçekten o mala da pek düşkündür” (100 Âdiyat 8) beyanı gelmiştir ki bu, insanlığın temel iktisadî temayülünün kapitalizmi oluşturduğunu göstermektedir. Bu nedenle İslâm, insanlığın kapitalist toplum sapmasından kurtuluşuna binaen gönderilmiştir. İnsan “homo economicus” varlıktır. İslâm “homo economicus” varlığı mü’min varlığa doğru değiştirmek eğer o mü’min bir varlık ise, “homo economicus”a düşmemesi için tedbirler almak gayesiyle gelmiş bulunan ed-din’dir. “Homo economicus” sürekli kişisel menfaatleri ve kar maksimizasyonu güdüsüyle hareket eden varlıktır. Yukarıda verdiğimiz ayetler diğergam (altruist) bir varlık’a işaret etmektedir. Bu varlık-bireyin toplumun ihtiyaçlarını kendi çıkarından üstün tuttuğu anlaşılmaktadır. Fakat bireyden bireye diğergamlığın sınırı çeşitlenmektedir. Alturist varlık’ın bireysel yönelişlerinin kapitalizmi durdurabilmesi mümkün müdür?

Bir iktisadî ilişkiler ağının kurulması için öncelikle toplumun kurulması gerekmektedir. Tarihsel anlamda baktığımızda İslâm’ın iktisadî ilkeleri Medine’de İslâm toplumunun kuruluşuyla varlığa çıkmıştır. İslâm toplumu ile onun iktisadî esaslarının varlığa çıkışı birbirinden kopuk değildir. İslâm toplumunun varlığını evvelemirde bozan, ona düşmanlık besleyen ekonomik organizasyon kapitalizmdir. Kabil’in Habil’i öldürmesini de mülkiyet kavgasının eseri sayarak tarihe nazar edersek kapitalizmin tarihin realitesi olduğu, reeli temsil ettiği söylenebilecektir. Kabil, bir peygamber evladıdır. Âdem’in toplumundan sapmayı realize etmiştir. Buna göre İslâm toplumu ve iktisadı sürdürülebilir bir “sosyo-ekonomik sistem” değildir. Peygamber bile olsalar dini toplumsallaştıran şahsiyetler, evlatlarının “homo economicus”a düşmesini engelleyemeyebilirler.

Diğer taraftan bir toplum (medeniyet) ortaya çıkmadıkça, bir şehir (medine) kurulmadıkça İslâm’ın iktisadî ilkeleri hayata geçmeyecektir.

İslâm toplumunun orjinalliği onun iktisadî ilkelerinin de orjinalliğini sağlamaktadır. O, asırlarca tatbik edilen bir modeli ifade etmemektedir. İslâm toplumunun varlığı (ki medeniyettir) kesintiye uğrayabilir. Müslüman Toplumun ekonomik başarısı çok sınırlı bir zaman parçasında görülüp kaybolabilir.

Birtakım ilkeleri kapitalist toplum yapısında hayata geçirmeye çalışan Müslümanların “İslâm İktisat Sistemi”yle kapitalist toplum yapısını çözebilmeleri mümkün görünmemektedir. Gayr-ı İslâmî bir toplum kendilerine İslâm’ın iktisat ilkelerinin tatbik edilmesini istemedikçe kapitalist bir toplum içinde “İslâm Ekonomisi” varlık bulmayacaktır. Bu ilk örneğin kanıtı Hz. Yusuf (as)’un uygulamalarında aranmalıdır. Kapitalizmi durduracak ikinci bir yol da kapitalist pazar sisteminden kendini kurtarmış bir hareketin şehir (ve pazar) kurarak toplumlaşmasıdır. İkinci örneğin kanıtı da Hz. Peygamber (asv)’in “medine=şehir” inşası ile Müslüman topluma varmasında aranmalıdır.

“İslâm Ekonomisi” kavramı iktisadı, dinin bağımlı değişkeni kılmakta ve ayrıca onu bir “doktrin” seviyesinde ele almaktadır. Bu kavramlaştırma kabul edildiğinde doktrini uygulayan iktidarın kapitalizmle baş edebileceği gibi bir varsayım üretilmektedir. “İslâm’ın teklif ettiği iktisat sistemi, ne kapitalist, ne de sosyalist bir sistem, doğrudan doğruya ‘İslâm İktisat Sistemi’ adının verilmesi gerekli sui generis bir sistemdir” şeklindeki beyanla ifadelenen yargı kapitalizmin kendi ürettiği çelişkileri çözeceği iddiasıyla fikir vermektedir. Buna göre işçi-patron ilişki ve çelişkilerine İslâm’ın adil, geçinebilecek, kardeşliği tesis edecek ücret ilkeleriyle çözüm üretileceği varsayılmaktadır. Bu yaklaşım çalışkanlık, dürüstlük, kanaat, eminlik, muhtaca yardım gibi tamamen “bireysel takva”lara dayalı bir toplum tasavvuruyla birlikte yürümektedir.

Oysa yukarıda da belirttiğimiz üzere kapitalizm İslâm’dan sapmadır ve onu temel düşman saymaktadır. Servet sahiplerinin oligark kuran pazar sisteminden kendiliğinden ve bir sınıf toplamıyla feragat etmeleri sıradışı ya da ikna edici sebep ortaya çıkmadıkça olası gözükmemektedir. Kapitalizmin kâr maksimizasyonundan vicdanî bir sorgulamayla feragatini beklemek yanılsamadır.

Kur’an ve Sünnet’te bir doktrin, iktisadî sistem önerilmediği ve fakat kapitalizmin reddedildiği görülmektedir. Örneğin “Allah’ın o şehir halkının (malından), resûlüne fey olarak verdiği şey, artık Allah’ın, resûlünün, ona yakınlığı olanların, yetimlerin ve yoksulların ve yolcularındır. (Bu) içinizden zengin olanların (el agniyâi) arasında elden ele dolaşan bir mal (servet) olmaması içindir” (59 Haşr 7) ayetinde servetin yoksullardan mahrum edilmesini sistematize eden kapitalizm reddedilmiştir.

İslâm, iktisadı (=adaleti), gelirin hakkaniyetle paylaşılmasını, haksız ve haram kazanç yollarının kapatılmasını, yoksulluğun önlenmesini ahlâki ilke haline getirmiş ve bunun müesseselerini her Müslüman toplumun kendi dinamikleri içinde keşfetmesinin yolunu açmıştır.

Kapitalizm, devletin veya muayyen bir sınıfın servet biriktirmesi şeklinde biçimlenebilir. Kur’an “Bahçe sahipleri” (68 Kalem 17-33), “Karun” (28 Kasas 76-82) kıssalarıyla kapitalist karaktere işaret etmiştir. Bir diğer örnek de firavundur: “Ve firavun, kavmi içinde seslendi: Ey kavmim, bütün Mısır benim mülküm değil mi? Ve altımdan akan bu nehirler? Hâlâ görmüyor musunuz? dedi” (43 Zuhrûf 51). Bu üç örnekte kapitalizm farklı sınıfların ideolojik-teolojik müdafaasına dönüşmüştür.

İslam kapitalizm karşısında iktisat sistemi kurmaz; kapitalizmi bertaraf edecek iktisat sistemi için değer ve ilkeler getirir. İslâm’ın çatıştığı yegâne iktisadî biçim kapitalizmdir.

 

 


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...