Düşünce, Haberler, Köşe Yazısı, Yazılar

İSLÂMÎ FEMİNİZM – İSLÂMÎ AİLE 1

0 87

feminist müslim

Zahra Ali’nin “İslâmî Feminizmler” başlıklı derleme-kitabının giriş yazısını İslâmî Feminist (İF) düşüncenin çerçevesini veren değerli bir çalışma olarak gördüm. Bu yazımın ikinci bölümünde Zahra Ali’nin yazısından nakillere yer vererek makalesini değerlendirmeye çalışacağım. Ama ilk bölümde asıl derdim bu değil. İF’lerin “aile temelli bir toplum” fikrini gözden kaçırmaya yöneldiklerini düşünüyorum ve bunu sık sık dile getiriyorum. Aslına bakılırsa “geleneksel İslâmî topluluklar”ın (GİT) da “aile” kavramı hakkında bilinç taşıdıklarını düşünmüyorum. Dolayısıyla İF’nin “Kur’an tefsirinin cinsiyetçi mânalarının ortaya çıkarılıp gözden geçirilip düzeltilmesi” talebine, GİT tarafından karşılık verilememesinin, onların meseleyi “aile” temelli yaklaşımlarındaki eksikliğe yormak gerekir düşüncesindeyim. GİT, tefsir geleneğini “aile” temelli bir zihniyete dayandıramıyor kanımca. 

Bu sözüme karşı şöyle bir itiraz gelecektir: GİT’in ailelerden oluştuğu açıkken onu “aile temelli bir zihniyetten yoksunluk”la nasıl vasıflayabilirsin? Bu soru hakiki bir soruşturma sorusudur ve hem İF ve hem de GİT tarafındanda ayrı ayrı cevaplanmalıdır.

Fakat benim yaklaşımım birinci olarak, İslâm’ın insanlığın varoluşunda “Âdem ve eşi” tarafından yani “aile” tarafından başlatılmasını geleneksel tefsirlerin bir açıklama modeli görmemesini mesele ediniyor. İslâm Hz. Âdem’den Hz. Peygamber (asv)’e tek bir “aile ağacı”nın dalları üzerinden getirildi ve toplumsallaşmasını da “aile” inşa ederek gerçekleştirdi. Aile’nin bir ev’e ihtiyaç duyacağı, varlığını “ev” ile koruyacağı da önceki beyana eklenmelidir.

İF yazarlar geleneksel toplumsal kodlara “ev içi emek sömürüsü” gibi kavramlardan hareketle itiraz ediyorlar. Örneğin Cihan Aktaş “Allah-u Teala kadını ev işlerinden ve çocuk bakımından sorumlu tutmamıştır” (Aktaş, 1996: 112) demekte ve kadının ev işini yapmasını fıtrî bir mesuliyet güdüsüne ve fedakârlık hissine bağlamaktadır: “Kadın ev işi ve çocuk bakımından mesul olmamakla birlikte, ailesi ve ev işlerinden kendini sorumlu tutacak bir tabiata sahiptir. Sorumlu tutulmadığı halde ev işlerini ve çocuk bakımını üstlenmesi kadının fedakarlığıdır.” Cihan Aktaş, kadının ev işlerinden sorumlu sayılmadığı konusunu gündeme getirirken İslâmî düşünceyi inşa eden metin değerlendirmesine girmemektedir. Aktaş’ın yaklaşımına iki zeminden itiraz getirmek mümkün görünüyor. Bunlardan birincisi Medine’de Hz. Aişe’nin (ra) kaldığı ev, bir ev değil bir hücredir. Bu hücrenin 2,5 m2 genişliğe sahip bulunduğu değişik rivayetlerde görülmektedir. Hz. Peygamber (asv)’in hasırda yattığı, hattâ Hz. Ömer’in Roma Kayser’i ve İran Kisra’sını hatırlatarak peygamberin dünya nimetlerinden istifade etmesi niyetiyle “hiç olmazsa sana bir döşek yaptıralım” teklifinde bulunduğu da rivayetlerde yer almaktadır. Hz. Peygamber (asv)’in bu merhamet talebine  “İstemez misin ya Ömer! Dünya onların, ahiret de bizim olsun” (Buhârî, c. 6, s. 70, Müslim, c. 2, s. 1107, 1110) şeklinde cevap verdiği görülmektedir. Dolayısıyla Peygamber’in hanımları “ev işi yapmamaktaydı” şeklinde tarihten getirilen şahitlik “doğru” ama “hakikât” değildir. Hasırda yatan ve kaldığı hücre 2,5 m2 genişlikte olan bir “hane” modelinden kopmuş, eşyaya boğulmuş ve “hane içi hizmet gerektiren” gelenekselliği karşısına almış bir feminizmden bahsediyoruz.

Bu kapsamda GİT’in inşa ettiği “aile”nin Hz. Âdem-Hz. Muhammed çizgisinde ortaya çıkan “aile” olmadığı, ataerki-patriyarki ithamının “nebevî aile”den sapmış bir toplumsallığa yöneldiği söylenebilecektir. Fakat İF’in “nebevî aile”ye ait ev-hane sistemine yönelik bir araştırmasının da bulunmadığı ortadadır. İF, kamusal alana dahil olmak isterken kapitalist toplumun konut-tüketim-araç-alet-eşya düzenine de itiraz geliştirmemektedir. Tam tersine modern toplumun konut-tüketim-araç-alet-eşya düzeni yeniden üretilmek istenmekte ve bu üretimin maliyetlerinin karşılanması için “kariyer” yapılmaktadır. Konutlar eşyaya ne kadar boğulmuşsa, o derece iş-hizmet gerekeceği açıktır. Dolayısıyla evde bir yardımcı yoksa bu iş-hizmetleri görmek birilerinin üstüne düşecektir. Kısacası modern kentsel düzenin ve tüketim toplumunun eleştirisi İF’lerde “Hz. Peygamber (asv)’in sünnetini nasıl yeniden ihya ederiz?” sorusuna bağlanmamaktadır. Bu nedenle İF’lerde metro-marmaray-apartmanlaşma-otomobil-mimarî-kentsel düzen eleştirisi Batı’lı paradigma içinden yapılmaktadır. Böylece “ev”in “Kınalızâde-İbn Sina-Farabi gibi müelliflerde tanımlanmış beş bileşenli yapısı nasıl yeniden üretilir?” soruşturmasına girilmemektedir. Ev’in ve aile’nin tanımsızlığı İF’lerin metinlerinde bir kaygı oluşturmamaktadır.

İkinci konu, feminizmin ortaya çıkış tarihi ve ideolojinin “ilerlemeci / evrimci / evrenselci / Batı merkezci / endüstriyel toplumcu” indirgemeciliği ile ilgilidir. XVII. ve XVIII. yüzyıllar boyunca kadının eş ve anne olarak evine ait olduğu varsayımı neredeyse evrensel bir gerçekliktir. XVIII. yy sonları ve XIX. yy ile birlikte tarihsel dönüşümler ve sanayi devrimi, işyeri ile ev mekanını birbirinden ayırdı. Makineleşmiş fabrikalar nedeniyle ev ekonomisinin çöküşü ile birlikte işin kamusal dünyası evin özel dünyasından (daha önce hiç olmadığı kadar) ayrıldı (Çak, 2010: 102). Şeyma Ersoy Çak’a göre 1792 yılında Mary Wollstonecraft tarafından sunulan, feminist teori tarihinin ilk önemli çalışması Kadın Haklarının Savunulması (A Vindication of the Rights of Woman) feminist düşünce akımını önemli bir boyuta taşımıştır. İF’ler feminist kuramın tezlerini Müslüman topluma sunarken Müslüman Toplumun kendi tarihi seyrini, dinamiğini kenara iterek ilerlemeci / evrimci / evrenselci / Batı merkezci / endüstriyel toplumcu “tarihe eklemlenme”yi gerçeklik şeklinde kabul ediyorlar. Yine Cihan Aktaş’tan örnek vereceğim. Cihan Aktaş’ın “Feminizmin Beyaz Batılı Kadın Seçkinciliği” bildirisinde İF’lerin annelerinin giyimini, hayat tarzını benimsemediği kabulleniliyor. Ancak çok iddialı olarak Müslüman kadının kişiliği-konumu ile geleneği hayata taşıyan bir misyona da işaret ediliyor. Bu yaklaşım, modern hayatı İslâmî geleneksel hayatın 18. yüzyıl sonrası tarihsel aşaması haline getiriyor: “Başörtülü öğrenci annesi gibi giyinmiyor ya da yaşamıyordu. Modern hayata dönük taleplerine karşılık, alışılagelmiş modern kadın tipolojisinin de dışında, buna karşılık müslüman kadının kişiliği ve konumu açısından  geleneği hayata taşıyan, geleneğe hayatsal bir katkıda bulunan bir yerde duruyordu” (Aktaş, 2006). Benzeri bir yaklaşım Yıldız Ramazanoğlu’nun Birikim Dergisi’ndeki yazısında da bulunuyor. Ramazanoğlu, Ressam Yazıcıoğlu’na atıf yaparak “Özellikle de sanata dair kimi alanlardaki geç kalmışlığımızı telafi etmek için vakit kaybetmeden çalışmaya koyulmak gerek” (Ramazanoğlu, 2014: 125) diyor. Yazının değişik bölümlerinde de benzer “eklemlenmeler” ve “değişimi realize etme bilinci” görülüyor. “1. Aile Çalıştay’ının raporunda (…) kadının çalışma hayatına girmesi, ekonomik özgürlüğünü kazanması sonucu yeni görev tanımlarının yapılmaması nedeniyle aile içinde problemler çıkmakta. Bu nedenle kadının dışarıda çalıştığı durumlarda iyi bir iş bölümü yapılarak kadının yükünün azaltılması lâzım. Erkeğin davranışlarıyla çocuğuna model teşkil etmesinin, baba olmaktan “iyi babalık yapabilme” bilincine geçmesinin, kentsel dönüşümde aile bütünlüğünü ve kültürel değerlerimizi gözeten projelere yer verilmesinin altını çiziyor” (Ramazanoğlu, 2014: 124). Ramazanoğlu,kentsel dönüşümü “tarihin teleolojik yürüyüşü” sayıyor olmalı ki erkeğin “geleneksel baba rolünü”n buna direncini affetmiyor. Kadına gelince şöyle diyecektir: “Tabii ki bu engeller kadınları durdurmaya yetmez artık. Son beş yılda sayısız kadın üniversitelere döndü, hattâ öğretim görevlisi olarak ders vermeye başladı” (Ramazanoğlu, 2014: 124).

Cihan Aktaş, “Batılı Beyaz Feminizmi” sunumunun bir yerinde yargılar: “Şurası açık: Modernleşme süreci kadınların bulundukları konumdan yakındıkları ya da bu yakınma fırsatını buldukları bir süreçti. Bu süreçte modernist bir çizgide ilerleyen eşitlikçi feminizmin özne olarak ileri çıkan Beyaz Batılı Kadın Modeli’nin, özellikle Doğulu ve müslüman kadınlar üzerinde bir baskı oluşturduğu, bu kadınların kendilerine dönük keşifleri konusunda olsun üretimleri konusunda olsun ketleyici bir etkisi bulunduğu kanısındayım.  Bu baskının nedeni, feminizmin şu paradoksunda aranmalı:  Kurtuluşuna ilişkin ütopyayı, egemenlik biçimini ve oluşturduğu kültürü eleştirdiği Beyaz Batılı Erkeğin konumunu ele geçirme, o konuma yerleşme başarısına bağlayan Beyaz Batılı Kadın, bu süreçte yol alırken fetihlerde bulunmaya devam ediyor ve ‘kurtuluş götürme misyonunun yaslandığı fetihçi yaklaşımla’ ister istemez yeni egemenlik biçimleri oluşturuyor” (Aktaş, 2006).

Fakat yazısının sonunda paradoks olarak Müslüman kadın ve Müslüman erkek arasında halledilmesi gereken bir konuyu yine feminist çevrelerle ortak alan üzerinden halletmeye çalışıyor. Bu noktada “Beyaz Batılı Kadın feminizmi” ile “diğer feminizm” arasında bir mesafelendirme oluşturulmak isteniyor: “İletişim imkanlarının hayli geliştiği günümüzde başörtülüler hala bir taraftan konuşmalarına izin verilmiyorken, en azından konuşmalarına imkan tanıyacak ya da sözlerini dinlenilir kılacak kanallardan uzaklaştırılıyorlarken, aynı zamanda da ‘analitik düşünememe’ gibi bir suçlamaya maruz kalıyorlar (…) Denilebilir ki başörtülü kızlar her şeye rağmen bugün kendilerini doğrudan anlatma konusunda büyük bir mesafe katetmiş bulunuyorlar, sesleri yeteri kadar duyulmasa bile varlıkları fazlasıyla belirgin (…)Alternatif kamusallıklar, hayat tarzları ve alternatif üretim alanları konusunda önemli bir potansiyele sahip başörtülüler. Ayrıca varlıklarıyla da bir alternatif ortaya koyuyorlar:Modernliğin ve gelenekselliğin, doğulu ve batılı olmanın, eve ya da kamuya ait olmanın arasında değil de ötesinde, başka bir imkana işaret ediyorlar. Yenilikçi, devrimci, protest, aydın ve barışçıllar. Başörtülülerin katılımına sınırlar koyulmasına seyirci kalan bir feminizm, Beyaz Feminizm’in hiyerarşileri yeniden üreten kurgusuna bir şekilde dahil olmaktadır. Dolayısıyla her şeye rağmen başörtülü kalmaya devam eden kadınlar, feminizmin beyaz kadın modelininin yol açtığı ketlenmelerin aşılma imkanı konusunda bir imkanı işaret ediyorlar (Aktaş, 2006). Cihan Aktaş’ın bu tartışmada hatası Batılı Beyaz Kadın hareketi dışındaki feminizmin de Batılı Beyaz Erkek kolonyalizmine maruz kalarak ortaya çıktığı ve tarihlerinin Batı tarihi olmadığı hususudur. Yıldız Ramazanoğlu’nda Batılı tarihe eklemlenme bilinci metnine açıkça yansımaktadır: “İslâmî bir hayat yaşama isteğinden yola çıkıldığında bu, insanlığın ortak tecrübesinden radikal bir kopuş anlamına gelmemeli. Deneyimlerin farklılığına rağmen başka kadınlarla ortaklaşma alanlarının genişliği göz ardı edilemez (Ramazanoğlu, 2014: 121). Ramazanoğlu sadece “insanlığın ortak tecrübesi” kavramına değil “yeni zaman” ve “erkeğin inkişafı” kavramlarına da yer veriyor: “Yeni zamanlarda para kazanmanın çok ötesinde toplumsal rollerini güçlendirmeye yönelen kadınların giderek daha çok inisiyatif aldıklarını, yaşadıkları dünyaya müdahil olmak istediklerini görmek lâzım (…) Kimi göstergeler bu çabalara kıymet veren, ev içinde de daha yardımcı paylaşımcı destekleyici erkek profilinin inkişafını gösterse de “geçim sağlayan baba” rolünden “daha katılımcı baba” rolüne geçiş sancılı olmakta” (Ramazanoğlu, 2014: 126). Ramazanoğlu, Müslüman toplumların “gecikmişliği” fikrini yazısının başlığına da yansıtmış: “Kadınların Kırılgan iyimserliği: Hiçbir şey için geç değil.”

Buraya kadar İF’lerin “gelenek”i 1789 Fransız Devrimi sonrası Batı modernliğinin burjuva akılcılığının Batı dışını “geri”, “gecikmiş” olarak kategorilendiren zihniyetine eklemlenerek algıladığına işaret ettik. Hz. Peygamber (asv)’in dahil olduğu büyük “nebevî gelenek”ten koparak düşünen İF’lerin “gelenek” kavramına yaklaşımları da modernist bir zihinden beslenmektedir.

İkinci olarak İF’lerin tarih felsefelerinin nesnesi “Müslümanların tarihi” değildir, dedik. İslâm tarih felsefesi “progresif=ilerlemeci” ve “teleolojik=ereksel” değildir. Oysa Batı’nın tarım toplumlarının tasfiyesine ilişkin tarih yorumları Batı dışını da tahakkümüne alan kolonyalist bir bakışın ürünüdür. İF’lerin bu tarihe itiraz etmek yerine, “tarih bir şekilde buraya geldi o halde erkekler feministlere itiraz etmek yerine tartışmaları değerlendirsinler ve sosyal devlet de önlemlerini alsın” (Ramazanoğlu, 2014: 126) teklifinde bulunduğu görülmektedir. 

Üçüncü olarak yazıyı kaleme almakta asıl amacımızın Kur’an’ın “ev-aile” temelli olarak tefsir edilmediğine işaret etmekti. Bu konuyu yazımızın ikinci bölümünde genişletecek isek de başlangıç itibariyle şu söylenebilir: Kur’an, Hz. Musa (as)’nın Mısır’a peygamberlikle gönderilmesini iki ana kavramla birlikte anlatmıştır. Bunlardan ilki, Hz. Musa (as)’nın ailesini yolculukta yanına almasıdır. Musa (as), eşiyle 8-10 senelik bir çalışmayla ödenen “mehir-emek” döneminde nikâhlanmış ve kayınpederinin yanında meslek öğrenmiştir. İkinci olarak Musa (as) Mısır’da evler yapmak üzere görevlendirilmiştir: “Ve evhaynâ ilâ mûsâ ve ahîhi en tebevveâ li kavmikumâ bi mısra buyûten / Biz de Musa ve kardeşine: Kavminiz için Mısır’da evler hazırlayın, diye vahyettik” (10 Yunus 87). Ayetin devamında namaz kılma emri verilmiştir.

Hz. Peygamber (asv)’e de benzer bir emir verilmiştir: “Ve evlerinizde karar kılın (Ve karne fî buyûtikunne). Evvelki cahiliyye zamanındaki gibi (ziynetlerinizi) açmayın. Namazı ikame edin ve zekâtı verin. Allah ve O’nun Resûl’üne itaat edin. Ey ehli beyt! Allah sadece sizden günahları gidermek ve sizi tertemiz temizlemek istiyor” (33 Ahzab 33).

Mevdudi bu ayeti şöyle izah etmektedir: “Ehlü’l-Beyt ile Peygamber’in (s.a) hamımlarının kastedildiği ve başka hiç kimsenin buna dahil olmadığını söylemek de yanlıştır. Çünkü “ev halkı” bir kimsenin ailesine mensup olan herkesi kapsayan bir terimdir. Ayrıca Hz. Peygamber de (s.a) bu noktayı açıklığa kavuşturmuştur. İbn Ebi Hâtim’e göre, Hz. Aişe’ye (r.a), Hz. Ali (r.a) hakkında sorulduğunda, şu cevabı vermiştir: “Hz. Peygamber’in en çok sevdiği ve onun en çok sevdiği kızının kocası olan bir kimseyi mi bana soruyorsunuz?” Daha sonra Hz. Peygamber’in (s.a) Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hüseyin’i (r.a) çağırdığını, bir örtü altına alıp şöyle dua ettiğini anlattı: “Allah’ım, bunlar benim ev halkım (Ehl’ül-Beyt), onlardan pisliği uzaklaştır ve onları tertemiz kıl.” Hz Aişe der ki: “Ben de senin ev halkından biriyim (yani beni de o örtünün altına alıp dua etsen) dedim.” Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a) şu cevabı verdi: “Sen dışarıda kal. Elbette sen zaten ehli beyttensin.”

İF’lerin tefsirlerden maskülen yorumların ayıklanması tekliflerini “yeni bir cinsiyetçi tefsir” teşebbüsü olarak görmekteyiz. Gerek Hz. Musa (as)’ya ve gerekse Hz. Peygamber (asv)’e inen “beyt” ayetleri cinsiyetçi bir ayrışmaya işaret etmediği gibi Müslüman toplumların nebevî inşasını “aile-ev” temelinde gerçekleştirmeyi de emretmektedir. Dolayısıyla İslâmcı Feminist kadınların “cinsler arası eşitlik” arayış ve söylemlerinin nebevî gelenekteki “aile-beyt-ev”i inşa etmeyeceği ortadadır.

 

-        Aktaş Cihan, Feminizmin Beyaz Batılı Kadın Seçkinciliği, Uluslararası İnsan Haklarında Yeni Arayışlar Sempozyumu, İstanbul: 27-29 Mayıs, 2006

-        Aktaş Cihan, Devrim ve Kadın, Nehir Yayınları, 1996

-        Çak Şeyma ERSOY, Toplumsal Cinsiyet ve Feminizm Teorileri Bağlamında Türkiye’deki Reklam Filmleri Ve Popüler Müzik Videoları, Yedi-DEÜ GSF Dergisi, Sayı 4, s: 101 – 110, 2010

-        Ramazanoğlu Yıldız, Kadınların Kırılgan iyimserliği: Hiçbir şey için geç değil, Birikim Dergisi, sayı: 303-304, 2014

 


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...