Düşünce, Haberler, Köşe Yazısı, Yazılar

GAZOZA ‘İNANÇ’ KATILAN ZAMANLAR

0 134

İftarlık-Gazoz-1

Mühim not: Sevgili okur, bu yazı fena halde çözümleme içerir. Eğer filmi izlemediysen, okuman tavsiye edilmez. Önce filmi izlemelisin…

 

Desperado’nun yönetmeni Rodriguez, bir sinema dersinde şöyle demişti: “Özellikle ilk filminizi iyi bildiğiniz bir konuda yapın. Sahip olduklarınızla ilgili olsun. Köpeğiniz mi var? Onu anlatın. Anneniz huzur evinde mi yaşıyor? Onun hakkında bir film yapın. Benim, bir kaplumbağam, bir gitarım ve küçük bir kasabam vardı. Bunları anlatan bir film yapmak istedim ve El Mariachi ortaya çıktı.”

 

Yönetmen Yüksel Aksu’nun ilk filmi Dordurmam Gaymak galiba bu nedenle çok başarılı ve samimi bir film olarak kabul görmüştü. Aksu, doğup büyüdüğü yerlerdeki küçük ama sıcacık bir öyküyü sade bir dil ve güzel oyunculuklarla perdeye yansımtayı başarmıştı. İkinci filmi Entelköy Efeköy’e Karşı’da yine benzer bir lokasyona çevirmişti kamerasını. Şimdi, yönetmenin üçüncü filmi vizyonda yerini alıyor. Ancak, anlattığı hikâyeye baktığımızda görüyoruz ki, Aksu, Mevlana’nın pergel metaforu misali, sabit ayağını kaldırmaya pek niyetli değil.

2

Hikayesine bakınca daha net anlaşılacak: 1970’li yıllar Ege’nin şirin bir kasabasındayız. İlkokulu bitirmek üzere olan Adem, takdirle mezun olur. O yaz ailesi gibi tütün tarlasında çalışmak yerine büyük markalarla sonucu belli bir savaşa girmiş olan yerel gazozcu Cibar Kemal’in yanına çırak olarak girer. Televizyon memleketi yavaş yavaş etki altına almıştır ama kasaba hala geleneklerin oturtulduğu sağlam bir zemin üzerinde hayat sürmektedir. Çalışmak bile sosyal bir faaliyettir kasaba halkı için. Ramazan ve dünya kupası sıcak yaz ayına rastlayınca Adem ilk orucunu tutmak ister. Ne ki kolay değildir upuzun, kavruk günlerde susuz kalmak. Fonda ise minimal çapta yaşanan sınıf çatışması, giderek büyüyen siyasi kamplaşma memleketi esir almak üzeredir.

 

Yerel damardan yakalama

 

İlk bakışta, Yüksel Aksu’nun ilk filmi Dondurmam Gaymak’ı hatırlatsa da, belki aynı yöre insanlarına dair bambaşka bir derdi var İftarlık Gazoz’un. En başta, millet olarak yitirdiklerimize dair içli ve derin bir serzeniş filmi zira. Kollektif sürdürülen huzurlu bir hayatlardaki lokal bir kesite odaklansa da, o tarihlerde Anadolu’nun herhangi bir yerinde yaşananları anlatıyor film. Tüm sanat ve estetik değerlerin dışında, sadece bu yönüyle saygıyı ve ilgiyi hakediyor. Koca mahalle bir araya gelip aynı şeyleri yaparken, aynı odada farklı şeylerle ilgilenen bur topluma evrilmenin burukluğunu hissettiriyor İftarlık Gazoz. Bu nedenle insanı en çok da ‘neler kaybetmişiz meğer’ hissiyatı vuruyor izleyeni. Dondurmam Gaymak’ta meselenin bu yönü çok alt katmanlardan akıyordu oysa. Öte yandan Yüksel Aksu’nun ilk filmi, hikaye olarak İftarlık Gazoz’dan bir adım önde duruyor. Sydney Pollack belki de bu yüzden, “zor olan hikayedir, gerisini bir şekilde çözersiniz” diyor öğrencilerine. Dondurmam Gaymak bir yönüyle beni De Sica’nın Bisiklet Hırsızları’na götürmüştü, oysa İftarlık Gazoz bambaşka bir hissiyatın; usta-çırak ilişkisi üzerinden sahici ve dokunaklı bir hayat okuma filmi.

3

Katmanlı yapı

 

İyi film, tıpkı bir yılan gibi birden fazla deriye sahiptir ve her katman soyuldukça seyirci başka keşiflerin verdiği hazla mest olur. Yüksel Aksu’nun çok iyi bildiği bir evreni, samimiyetle inebildiği kadar derine ve objektif indirme çabası İftarlık Gazoz’un her karesine sinmiş gözüküyor. Bize sunduğu küçücük dünyadaki hayatları olabildiğince yakından izlettiriyor yönetmen. Bu yönüyle İftarlık Gazoz Türk sinemasında benzerini naderin görebildiğimiz bir ‘karakter’ filmi. İmam tiplemesinden, esnafa, köylü tipolojisinden ağa karakterine kadar neredeyse tüm karakterler sahici ve abartısız.

 

İdeolojinin getirdiği kamplaşma bu ülkenin beleğinde derin yaralar açtı. Hassaten 70’li yılların tüm toplumu zehirli bir sarmaşık gibi çepeçevre kuşatıp, adeta boğduğu siyasi kamplaşmayı İftarlık Gazoz, Yüksel Aksu’ya has bir naiflik ve hassasiyetle ele almayı başarması açısından da önemli kılıyor. İşin slogana kaçmadan, kaba didaktizmden uzak, insanı odaklayarak anlatma çabası filmin her anında hisettiriyor. Ne var ki, Hasan karakterinin üzerine yıkılacak olan ağırlık, senaryoda yeterince ele alınmaması, işin cinayete varacak boyutunu şok etkisine taşıyor.

4

5

Cem Yılmaz’ın samimiyetle sırtladığı usta Cibar Kemal, oğlunun geleceğini hayatının anlamı yapmış anne Gülistan ve dünya görüşünü şekillendiren talebe Hasan karakterleri, filmin asıl unsuru Adem için önemli üç kavşak. Kemal, gelenek ve kültürün temsilciliğini layıkıyla yaparken, anne aile ve kan bağını temsil ediyor.  Buna ilave olarak cami ve imam ile karakterin manevi dünyasını da ihmal etmiyor senaryo. Ve nihayetinde Adem’in Hasan’ın güzergahını takip ettiğini anlıyoruz finalden.

 

Aksu, bu dört farklı boyuta yaklaşırken tercihte bulunmuyor ve hepsine aynı şefkat ve anlayışla yaklaşıyor. Kanaatimce saygıyı en çok da hakeden bu yönü.

7

 

8

Vizotele vs. İftarlık Gazoz

 

Yılmaz Erdoğan’ın Vizontele filmlerinde kurduğu atmosfere çok benzer bir atmosfer var İftarlık Gazoz’da. Erdoğan’ın Doğu’nun ücra köşesinde kurguladığı yaşamları Aksu, Batı’da, Ege taşrasında inşa ediyor. Her iki dünyanın da başarıyla kurulmasının esas iksiri sahicilikleri. Ancak, Erdoğan’ın özellikle ‘Kekeme Hoca’ tiplemesi Vizontele’nin değerini zedeleyen unsurlardan bir tanesiydi. Bununla beraber Vizontele, İftarlık Gazoz’dan daha başı sonu belli bir öykü ve akışa sahipti. Vizontele’nin final yönüyle de başarılı olduğunu hatırlayalım. Yılmaz Erdoğan, ‘anlatıcı’ tercih ederek dönemi ve hikayede resimlemediği eksiklikleri tamamladığını, yer yer ‘nasihat’ tadında itiraflarla bu yönü taçlandırdığını da vurgulamak lazım. İftarlık Gazoz ise, uzun süre yakınlaştırdığı dilimden sıçrama yaparak, Ramazan orucu-Ölüm orucu arasında kurmak istediği bağıntıyı güçlü veremiyor maalesef.

9

Susuzluk motivasyonu!

 

“Oruç kırma” diye bir kavram vardır Anadolu’da. 61 gün kefareti olduğu bilinir. Dolayısıyla bilerek ve isteyerek oruç kırmak çok büyük bir travmadır. Adem’in ilk orucunda bu travmayı yaşamasını hakkıyla işleyemiyor. Sadece bedenindeki artan terden bunu seyirciye geçirmek pek mümkün olmuyor. Belki bu sahnelerde öznel açı tercih edilse, seyirci de Adem ile beraber yutkunacaktı kim bilir? Öte yandan, bu eksikliğin bilinmesinden mi kaynaklanıyor emin değilim ama, Adem’in iç dünyasındaki çatışmayı fantastik/rüya sahneleriyle çözmeyi deniyor Aksu. Benzer bir çabayı da Çağan Irmak’ın Babam ve Oğlum’unda görmüştük. Fakat Irmak, çocuk kahramanın girdiği hayal alemini bir yere bağlamaktansa fantastik bir deneme olarak öksüz bırakıp hikayesinin melodram şehvetine kapılıp gitmişti. Yüksel Aksu, böylesi bir unutkanlık ya da duygu izciliği yapmıyor yapmasına ama film dilinin bütünlüğüne baktığımızda, ‘Ağustos Böceği ve Karınca’ hikayesi, buluş olarak hoş bir çözüm gibi görünse de, eklektik duruyor, sırıtıyor. Öte yandan gürül gürül ve buz gibi akan bir çeşmenin yanında orucu gazozla bozdurmak pekiyi bir buluş değil açıkçası!

10

Cem Yılmaz sorunu ve muazzam görsellik

 

İftarlık Gazoz’un iki önemli sorunu var: Birisi hikayesizliği, diğeri ise bizatihi Cem Yılmaz. Ne ki bu ikinci mesele ne Cem Yılmaz’ın kabahati, ne yönetmenin yetkinsizliği. Belki ‘cast’ sorunu diyebiliriz. Zira, inşa edilirken dengede tutulmaya çalışılan Cibar Kemal karakteri, Cem Yılmaz’ın bu role bürünmesiyle büyümüş, fakat filmin dengelerini bozmuş maalesef bu tercih. Yılmaz, elinden geldiğince rolün içine girmeye çalışmış lakin bir yerden sonra rol ona ayak uydurmayı tercih ediyor maalesef. Filmin bütününe bakıldığında bu kadar büyük bir karakterin ailesi, eşi, ev hayatıyla ilgili en ufak bir malumatın olmaması senaryonun ciddi boşluğu olarak kalıyor. İki çok önemli rol var filmde. Birisi anne Gülizar karakteri. Ümmü Putgül’ü ilk kez bir filmde izledim. Bulunduğu sahnelerdeki sahicilik eşiğini yukarılara tırmandıran muazzam bir başarı söz konusu. Diğeri ise, Hoca tiplemesiyle usta oyuncu Macit Koper.  Gerçi bu karakterin etkisinde senaryonun hakkını vermek lazım. Zira bu tür tiplemelerin karikatür seviyesine düşmesi en olağan tuzaklardanken (Bkz: Vizontele’deki kekeme hoca) Aksu, özellikle dine dair söylediklerinde olabildiğince dengeli ve gerçekçi. Oryantalist ucuzluklar peşinde koşmuyor asla. Filmi değerli kılan unsurlardan biri de bu zaten; inancın insan hayatına etkileri ve neticeleri… Adem’in ilk oruç macerası milyonlarca Anadolu çocuğunun yaşadıklarına çok benzer. İftarlık Gazoz’un mesajlarını yerellikten yukarılara taşıyan da bu yönü.

 

Yer yer eşsiz ve şiirsel bir görselliğe tırmanıyor İftarlık Gözoz’daki bazı resimler. İmsak vakti tütün tarlası sahnesi insanı mest edecek bir epiklikte. Keza, Adem ile Hasan’ın motosikletle ilerlediği o yol da neyin nesiydi öyle? Kaldı mı böyle büyüleyici mekânlar Anadolu’da?

 

Final problemi

 

Tüm güçlü ve zayıf yönlerine rağmen, belli bir anlatım ritmi tutturup mecrasında akan bir yapıya sahip İftarlık Gazoz. Ancak nedendir bilinmez, finalinde nasıl oluyorsa Babam ve Oğlum’un güzergahına giriyor (Hayır, annenin üstünü başını yırttığı sahnenin çağrıştırmasından dolayı söylemiyorum) nedense üç kırımlı bir final izlettiriyor bize. Belki her biri kendi içinde güçlü pay-offlar içerdiği için Aksu kıyamıyor bu sahenelre ama birinden birini tercih etmesi daha isabetli olacaktı şüphesiz. Ve başka bir mesele daha. Mezara gazoz kapağı ve gazoz dökülmesi… Böyle pagan bir anlayış İslam dininde yok, filan türünden bir mantık ile değil, filmin omurgasına ters –en azından eksik kalan- bir durum var. Cibar Kemal’in mezarı olsa, belki bir nebze anlaşılabilir bir durum ancak, bir yaz gazozculuk yaptığını bildiğimiz bir karakteri gazoz ile bütünleştirmek zayıf bir tercih. Enteresandır, Çağan Irmak’ın filmindeki final problemine denk bir sıkıntı var İftarlık Gazoz’da. Üç defa final yapıyor neredeyse. Zirve yapan hüznü böylelikte büküp sarkıtıyor ne yazık ki.

11

Aksu’nun oyuncu olmayan yerel halkı başarıyla kullandığı önceki filmden de malumumuz. Bu tercihin en önemli sıkıntııs kontrolü zor kalabalık sahneler. Böyle bir defo İftarlık Gazoz’da da var maalesef. Tabut taşıyan çizgili tişörtlü esnaf, kameraya bakıp dururken rejinin gözünden kaçabiliyor mesela.

Şarkıları ve müziğiyle de vasatı aşabilen bir film İftarlık Gazoz. Filmin müziklerini son dönemin önemli müzisyenlerinden Yunan sanatçı Evanthia Reboutsika yapmış. Filmin ruhuna bir tınının görselliği yükselten bir yönü olduğu muhakkak.

Açılış sekansındaki Müşeref Akay’ın Youtube’dan alındığı her haliyle belli olan türkiyem şarkısı Tv ekranı aracılığıyla gösterildiği için belki tolare edilebilir ama Sadri Alışık filminin sinema perdesindeki perişan fluluktaki görüntüsü İftarlık Gazoz’a yakışmayan teknik kusurlardan biri.

Toparlıyorum; Yüksel Aksu, üçüncü filminde de, yine ayak bastığı, beslendiğ ikültüre uzak durmamayı tercih ediyor ve usta-çırak ilişkisinden inanca, ideolojiye, geçmiş güzelliklere dair son derece samimi bir tabloyu taşıyor perdeye.

 


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...