Edebiyat, Haberler, Köşe Yazısı, Yazılar

BELALI SINAV

0 38

kars

Ah Kars !..
Işıltılı bir kar tozuyordu geniş Rus kaldırımlarında; yarım metreyi bulmuştu kar, atlı kızaklar geçiyordu caddelerden… Birden, Türkan Şoray’ın “Gazi Kadın” filminde bulmuştum kendimi. Kadir Abi’yi aramaya gider hani Rus memleketlerine… Büyülü bir ortamdı; şiirlerden, masallardan aşırılmış bir sahneydi sanki… Kar ha babam yağıyor ama üşütmüyordu. Bıyıklarım donmuştu, şöyle bir dokundum, ıhh… Buzun eriyeceği yok, burnumun önünde küçük bir değnek tutuşturulmuş gibiydim… Bu halimle de yıllardır hayalini kurduğum okuluma, öğrencilerime gidemezdim ya…

Önce kallavi bir paça içeyim, dedim. Bulduğum ilk lokantaya daldım, etraf buram buram tereyağı ve sarmısak kokuyordu. Baba iyimser bir bakışla önüme (yalansız) kocaman bir öküz ayağı koymuştu, donakalmıştım:
–Amca bakar mısın?
–Buyur gardiş.
–Amca senin öküzün nalları yok.
–Çıkarmışız da pişirmeden.
Baba hiç bozuntuya vermeden:
–Annadım sen dalga geçiyirsin, emme önce çorbanın bir tadına bah, sonra fikrini beyan et. Beğenmezsen bedava…

Paça çorbasından bir kaşık aldım, olamaz böyle bir lezzet; “Sırf bu çorba için bile ömür boyu kalabilirim burada…” diye düşündüm.
Okulun önüne geldiğimde kar hâlâ yağıyordu. Çocuklar Kürt aksanıyla birbirlerine bağırıyor, çağırıyor, heyecanla kartopu oynuyorlardı. Öğretmenler gayet ciddi onları uyarıyor, çocuklar oralı olmuyordu.

“Vay anasını , işte nihayet öğretmen oldun oğlum Murat…Şu günahsız çocukların beyaz düşlerine bakalım neler yazabileceksin ?..”dedim içimden.Şimdi mutluydum, umutluydum, nihayet hayatı kıyısından yakalamıştım, gerisi gelirdi…
Kapıda genç ve olağanüstü ciddi bir genç adam beyaz önlüğüyle tuhaf bir heykele benziyordu. Gön görmüş abilerin tembihiyle, ilk günden çocukların gözünü korkutmak adına, kapıdaki delikanlıya selam bile vermeden kapıya yöneldim.”Öğrencidir zahir…” derken bizim tüysüz oğlan yolumu kesmişti :
–Buyrun beyefendi birine mi bakmıştınız? 
–Ben yeni Edebiyat Öğretmeniyim çocuğum, Müdür Bey’in odasını gösterir misin? Delikanlı müstehzi bir gülüşle önüme düştü, Müdür Bey’i bulduk, tanıştık, v.s…

Müdür Bey öğretmenler odasında beni öğretmenlere takdim ediyor, onlar da kalkıp adını ve branşını söylüyordu. Bir ara bizim nöbetçi öğrenci de kalkıp kendini tanıttı:
–Metematik öğretmeni Tuncer…
Daha ilk günden baltayı taşa vurmuştum…

Öğretmenevinde yer kalmadığı söylenince, okuldan bir arkadaş bizi kendisinin de kaldığı otele, Otel Asya’ya getirmişti. Hey gidi Otel Asya, yirmi kadar astsubayın, polisin, bir o kadar da öğretmenle Rus fahişenin kaldığı, her gecesinden bir tiyatro oyunu çıkardığım, hatta benden birkaç yıl sonra aynı odada bir ay kalıp yine konusu çalıştığım İmam Hatip Lisesinde geçen KAR romanını kaleme alan Orhan Pamuk’u da misafir eden Otel Asya… Ne bilirdim o kapıdan girerken sende dört yıl kalacağımı…

Kars’a yavaş yavaş alışıyordum…
Henüz öğretmenlikten bir şey anlamadan belalı bir sınav kumkumasının içine düşmüştük:Hükümet Avrupa’ya şirin görünmek için önüne gelene lise diploması dağıtıyor, bunun için de uyduruk sınavlar yaptırıyordu.Çocukların aç susuz, yırtık elbiselerle yedi sekiz yılda aldığı İmam Hatip diplomasını dışarıdan bitirmeye gelenler yirmi günde alıyor; üstelik köyüne kadrolu imam oluyor, bizim mezunların da yolunu tıkıyorlardı, haksızlıktı bu.

Birkaç cevval öğretmen arkadaşla bu duruma karşı çıkıyor, ihtiyarları kendi derslerimizden geçirmiyorduk. Hacılar, yörenin hatırı sayılır adamlarını gönderiyorlar, Müdür Bey vasıtasıyla bize baskı yapıyorlardı; ama bana mısın demiyor, yine de sınıfta bırakıyorduk hacıları.

Bizim dışarıdan bitirmeci hacılar, zaten köylerinde bedavaya fahri imamlık yapıyor; ama maaş alamıyorlardı. Ah bir de İmam Hatip diplomasını kotarsalar, devlet memuru olacaklardı. Mesele gittikçe ciddileşmiş aracılar vasıtasıyla tehditler de gelmeye başlamıştı.

Bir gece otel komisi kapıyı vurdu:
–Mehmet Hocam aşağıda bir grup ihtiyar seni istiyor.
Amanındı, yoksa genç yaşta hacılar bizi niyazi mi edecekti.
İngilizce ve matematik öğretmenlerinin kapısını çaldım, “Devrimciler durum böyleyken böyle, haydi eylem koyun bakalım sıkıysa.” dedim. Lobide en az yüz, yüz elli hacı amca gözleri çakmak çakmak sinirli bir şekilde bekleşiyordu:

– Ooo Hacı amcalarım, aman da aman hoş gelmişsiniz., dememe kalmadı:
–Hoş moş gelmedik hocalar! Ya bu diplomayı bize verirsiniz ya da!
–Ya da?
–Ölümlerden ölüm beğenin! Bu kadar gomonislik de fazla canım!
Alttan almak gerekiyordu tabi:))
–Tamam benim güzel amcalarım dert etmeyin hallederiz.
–O zaman bize soruları veracaksız!
–Tamam, soru veremeyiz; ama söylediğimiz yerlere çalışın, dedik.
Matematikçi ve İngilizce Öğretmeni çok kolay soracaklarını beyan edip yırtmışlardı.

Sıra bendeydi:
–Sevgili Hacı amcalar, yarın size “Kiracı” adlı metni soracağım. Kolaydır, bir okuyup gelin hele. Hacılar sevinçle çıkıp gittiler. Belayı şimdilik savuşturmuştuk. Arkadaşlarla uzun uzun konuşup bu işin başımızı ağrıtacağını, dolayısıyla hacıları toptancı yapıp kurtulmamız gerektiğine karar verdik. Basit sorular hazırladık.
Sabah olmuş sınavlar başlamıştı; önce İngilizce öğretmeni sözlü yapıyordu:

—What is your name? 
—He ne diyirsen gardiş bizde name çohh!
—I am Teacher, what is your job?
—Ayıp olmir mi o ne öyle ayem felan! Ama copu sörirsen,
cop iyidir kodu mu oturtur gardiş, yohsa bu millet adam olmaz.
—Ah amca ah… Tamam geçtin.

Sıra matematikçideydi. Tuncer Bey, kocaman bir kâğıda bir daire çizmiş, ortasından da düz bir çap geçirmişti.
Soru: Bu nedir?
Bütün sınıf aynı cevabı yapıştırmış:
“Bu bir saattir, saat de dokuzu çeyrek geçir.

Matematikçi, epey bir gülme krizinden sonra ikinci soruyu sormuştu:
Bu defa dikdörtgen çizmiş, köşesine de açıyı gösterir küçük bir kare yapmıştı.
Soru: Bu nedir?
Babalar aynı kararlılıkla:
“Bu bir mehtuptur.”
Biz yine gülmekten yerlerdeyiz. Hoca sordu:
–Amcalar bunun mektup olduğunu nereden anladınız yahu?
–Kör müsün gardiş da köşeye pul yapıştırmışlar ya!
Biz yine kopmuşuz…

Sıra bana gelmişti. Ben Türkçe dersine giriyordum. O vakitler Türkçe kitabında “Kiracı” diye bir metin vardı. İşbu metinde mevzu şöyleydi:
Ev sahibi kiracısına: “Evimden çık; oğlum Almanya’dan gelecek, onu oturtacağım .” diyor; ama kiracı çıkınca evi başka birine fahiş bir fiyata kiralıyor.

Ben de sormuşum:
Soru.1: Ev sahibi kiracıyı neden evden çıkarmak istiyor?
Hacılar döşenmiş:
Cevap.1: “Şimdi şöyle olir: Bu ev sahibinin karıyla kiracı arasında aşna fişne başlamış; ee ne yapsın adam da boynuzlu değil a: Çık len evimden P…nk! diyir.”

Öbür cevaplara bakmaya halimiz kalmamıştı gülmekten. Meğer o ara şehirde buna benzer bir olay yaşanmış, babalar da bu dedikoduyu bizim sınava uyarlamışlardı.
Ne vakit bir sınav yapsam Doğulu dışarıdan bitirmeciler gelir aklıma, ah ah ne güzel günlerdi onlar…


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...