Düşünce, Haberler, Köşe Yazısı, Yazılar

OSCAR WİLDE-NURETTİN TOPÇU ve SOSYALİZM

0 190

wilde-roll

“Sosyalist olduklarını” söyleyen bazı yazarların “sosyalistlikleri” kabul görmez. Bunlardan biri Nurettin Topçu’dur. Nurettin Topçu, “sosyalizm” terimini savunmuş, Necip Fazıl tarafından eleştirilmişti. Topçu’nun sosyalizmi, öncü devrimci sınıf proletaryayı, Marksist sınıf çatışmasını ve tarihsel gayeliliği benimsemediği için Türkiye Sol’u tarafından da “sosyalizm” olarak kabul edilmemiştir.

Nurettin Topçu’nun düşünce dünyamız içinde “sosyalist” bir damar açtığını ve bu damarın “alter-sosyalizm”olduğunu ifade etmeye çalışıyoruz.

Lütfü Şehsuvaroğlu’nun da Topçu Sosyalizmi’ni Türkiye Sol’undaki pozitivizmin “dışında” bir alanda değerlendirmesini önemsemek gerekir. Lütfü Şehsuvaroğlu, Fırat Mollaer’in Topçu’nun sosyalizme katkısını ortaya koyan çabasına (Fırat Mollaer, Anadolu Sosyalizmine Bir Katkı, Dergâh Yayınları, 2007) işaret etmektedir. Ben de Fırat Mollaer’in bu çabasının önemli bir merkez/mehaz oluşturduğunu düşünüyorum.

Şehsuvaroğlu, “Din ile zorunlu olarak çatışmayan Türkiye sosyalizmi görüşü ve sosyalizmin içindeki yüzeysel Batıcılığı temizleme gayreti Topçu’ya yabancı değildir” (Şehsuvaroğlu, 2011: 116) dedikten sonra bir umuda doğru açılıyor: “Kemal Tahir’in Marksist şablonun dışına çıkan sosyalizm fikri, Topçu’ya çok uzak değildir (…) O kadar talebesi olmasına ve muhafazakâr çevrelerde çok önemli yerlere gelen insanların yetişmesine katkıda bulunmasına rağmen, klasik sağcı söylemlerden öteye geçmeyen yapılmıştır onun ardından. Oysa ki, Topçu’nun Türk sosyalizmi (İslâm yahut Anadolu Sosyalizmi de denilebilir) sadece Türkiye’de sosyalizmin layıkı vechile gelişmesine ve hak ettiği yeri bulmasına katkı sağlamayacaktı; o aynı zamanda evrensel bir tesire de yol açacak ve sosyalizmin tarihi açısından da yeni bir dönemeç, çığır açacaktı” (Şehsuvaroğlu, 2011: 116-117).

Oscar Wilde-Nurettin Topçu:

Bu yazıda Oscar Wilde’ın “Sosyalizm ve İnsan Ruhu”nda anlattığı “sosyalizmi” aktaracağım.  Bu aktarımı yaparken Nurettin Topçu’nun Ahlâk Nizâmı adlı kitabındaki “İş Hayatı” başlıklı yazısının benzer vurgular içerdiğini de göstermek niyetindeyim. Yazıda Topçu külliyatından başka metinlerle de benzerlikleri destekleyen alıntılara yer verdim.

Oscar Wilde ile Nurettin Topçu’nun “sosyalizm” fikri “devlet” fikri dışında birbiri ile tamamen uyuşmakta görünmektedir. Wilde’ın devlet fikri son kertede “devletin yönetmemesi gerektiği” düşüncesine açılırken Topçu’daotoriteli devlet fikri bulunmaktadır.

Oscar Wilde’ın devlet görüşünü hemen burada vermeyi uygun buldum:

“Bireysellik, demek ki Sosyalizm aracılığıyla varacağımız noktadır. Bunun doğal sonucu olarak, Devlet yönetim görevinden tamamiyle vazgeçmelidir (…) Bütün yönetim biçimleri birer başarısızlıktır. Despotizm, büyük olasılıkla çok daha yararlı işler yapabilecek olan despot da dahil olmak üzere, herkese karşı haksızlıktır. Oligarşiler çok sayıda, oklogarşiler az sayıda kişiye haksızlıktır (…) otoritenin her türlüsü insanı aşağılar. Onu uygulayanları aşağılar, kendilerine uygulananları aşağılar. Otorite, şiddet aracılığıyla ve kaba kuvvetle ve acımasızca uygulandığında, kendisini öldürecek olan başkaldırı ruhunu ve bireyselliği doğurarak, en azından bunları ortaya çıkararak hayırlı bir işe yarar (…) Devlet yönetmeyeceğine göre, Devletin ne yapacağı sorulabilir. Devlet, işgücünü örgütleyecek ve gerekli malların üreticiliğini ve dağıtıcılığını üstlenecek gönüllü bir birliktelik biçimi olmalıdır. Devlet yararlı olan şeyleri yapmalıdır. Birey ise güzel olanı” (Wilde, 2006: 47-53).

Fakat Wilde ve Topçu’nun demokrasi konusunda aynı şeyi düşündüğünü ileri sürebiliriz: “demokrasi sadece halkın halk için halk tarafından sopalanması demektir” (Wilde, 2006: 49).

Kapitalizm-sosyalizm:

Murat Belge, kitaba yazdığı “Önsöz”de Wilde’ın sosyalizminin tartışıldığını şu cümlelerle vermiş: Wilde’ın “memleketlisi” olan (yani “Büyük Britanya” bağlamında) ve dolayısıyla onu bütün yönleriyle tanıyan Hobsbawm gibi sosyalist bir tarihçi de onu bu düşünce akımının gerçek bir üyesi olarak görmez: “Sosyalizmin yörüngesinde” dolanan biri ya da “sosyalizme sempatisini ilan eden”, ama aslında “militan estet ve ‘sanat sanat için- dir’ci, ‘dekadans’ savunucusu” çevrelerden bir yazardır” (Belge, 2006: 7).

“Kapitalizm” ve “Sosyalizm” terimlerini Batı ideolojileri şeklinde görmek yanlısı değilim. Kapitalizm bir Batı ideolojisi değildir. O Kur’an’ın “tekasür” dediği ve “Karun”, “bahçe sahipleri” örnekliğinde işaretleyip reddettiği şeydir. Ama Marksizm, bir Batı ideolojisidir. “Kapitalizm” kavramını “tekasür” ile karşılarsak ve Müslüman toplumlarda Karun, “bahçe sahipleri” gibi örnekler çıktığını hatırlarsak bu kavramı kullanmanın çok hatalı olmayabileceği anlaşılacaktır. Bu yaklaşımla kapitalizmin servet, mal, mülkiyetin belli ellerde toplanması ve toplumun geniş kesimlerini mülksüzlüğe, yoksulluğa mahkûm etmesi şeklinde tanımlanması söz konusu edilebilir. Böyle bir yaklaşım sosyalizmin de mülkiyet/servet/geçim araçlarının yoksulluk, borçluluk, mülksüzlük oluşturmayacak şekilde paylaştırılması şeklinde tanımlanabileceğini gösterecektir.

Yine de bu kavramlardan haz etmeyen ve “Batı toplumlarının ideolojik terimleri” diyen çok kişi çıkacağı ortadadır. Bu durumda siyasi sözlüğü ayıklamaya tabi tutmanın kaçınılmazlığına işaret etmem gerekiyor. Müslümanların benimseyerek kullandığı “muhafazakârlık”, “Müslüman milletler”, “milliyetçilik”, “demokrasi”, “yuttaşlık”, “vatan”, “özgürlük”, “Osmanlı İmparatorluğu”, “politika”, “devlet” gibi kavramların da reddedilmesi gerekiyor. Bunların her birini ayrı ayrı ele alıp muhatabımızın mantık ilkelerine göre niçin kullanılamazlığını izah etmek, bu yazının konusu değil. Ancak “muhafazakârlık” kavramı ile ünsiyette olan Müslümanların bu kavramı reddetmemesinin paradoks oluşturduğu, zira kavramın İngiliz sömürgeciliğinin ve burjuva ideolojisinin geleneksel sınıflarla uzlaşma arayışının ürünü olduğu hatırlanmalıdır. Osmanlı’dan hiçbir kurumu (tekke, tımar, ahilik, mahalle sistemi, medrese, tarımsal üretim biçimi, çoklu hukuk, ordu/sipahi-yeniçeri, vs) Cumhuriyet’e taşımak istemeyen dindarlığın “muhafazakârlık” iddiası anlaşılır değildir. Fakat eğer muhafazakârlığı “Milli ve yerli Burjuvazi” talebiyle harmanlanan “devrimci olmayan değişme momenti” şeklinde ele alırsak “Türk dindarlığı”nın muhafazakârlık iddiasını kabul etmek mümkündür. Bu halde dahi muhafazakârlığın “Müslüman” toplum tarafından kabulünde, kavramın tedavüle sürülmesinde bir problem bulunmaktadır.

Demek ki, “sosyalizm” kavramına uzak duran kalabalık kesimlerin “muhafazakârlık” kavramını sahiplenmesi başlı başına bir çelişkidir.

***

“Sosyalizmin tesisinden elde edilecek belli başlı kazanç, hiç şüphesiz, bunun bizleri o pek sıkıcı şeyden, başkaları için yaşamak zorunluluğundan kurtarması olacaktır ki, halihazırdaki gidişatta, bu hemen hemen herkesin üzerine bir heyula gibi çöküyor.”

Kitabın ilk cümlesi budur.

Oscar Wilde’ın “sosyalizm”ini ilk cümleden hareketle değerlendiren Murat Belge şunu söylüyor:

“Sosyalizmi bireycilikten çok ortaklaşacılık ve başkaları için sorumluluk duymak gibi niteliklerle anlar, tanırız. Wilde, daha ilk cümleden sosyalizmi, bizi başkaları için yaşamaktan kurtaracak bir şey olması nedeniyle istediğini söyleyerek konuya giriyor (…) Wilde, ahlâkı, dayanışmayı vb. sisteme havale ediyor. Sistem kurulsun, sömürüyü ortadan kaldırsın, insanlara kendi hayatlarını zenginleştirmede eşit imkânlar yaratsın; böylece bir insanın başka bir insana “acıma’sının, yardım etmeye çalışmasının, başkalarının “acılarını duyma ve paylaşma’ sının manevî yükünü yok etsin” (Belge, 2006: 8-9).

Oscar Wilde, ahlâkçılığı eleştirse de sosyalizmini ahlâkî bir eleştiri haline getirmektedir.

Hayırseverlik:

Oscar Wilde’ın sosyalizminin merhamet ahlâkçılığına direndiğine işaret edebiliriz. O’na göre kendilerini başkalarına adıyan ahlâklı-vicdanlı kimseler yanlış bir içtimaî tedavi uyguluyor:

“İnsanların büyük bölümü sağlıksız ve abartılı bir altrüizm yolunda hayatlarını ziyan etmekteler çevrelerinin çirkin bir yoksullukla, çirkin bir çirkinlikle, çirkin bir açlıkla kuşatıldığını görüyorlar (…) İnsanlar hayranlık verici, fakat yanlış yönlendirilmiş niyetlerle, büyük bir ciddiyet ve büyük bir duygusallıkla, kendilerini, çevrelerinde gördükleri kötülüklere ilaç olma işine vermekteler. Ama onların ilaçları hastalığı iyileştirmiyor: Yalnızca uzatıyor. Hatta, ilaçları hastalığın bir parçası (…) yoksulluk sorununu, yoksulların hayatta kalmalarını sağlayarak çözmeye çalışıyorlar; ya da çok daha ileri bir ekolün yaptığı gibi, yoksulları oyalayarak. Ama bu bir çözüm değildir; güçlüğün daha da tırmandırılmasıdır. Gerçek çözüm, yoksulluğu ortadan kaldıracak bir toplum düzeni kurmak, buna çalışmaktır. Ve altrüizmin erdemleri, gerçekte bu hedefin yerine getirilmesini engellemiştir” (Wilde, 2006: 15).

Wilde, en kötü köle sahipleri, kölelerine iyi davrananlardır, çünkü bunlar kölecilik yüzünden acı çekenlerin köleciliğin iç yüzünü görememelerine neden oldular, diyor. “Hayırseverlik, çok sayıda günahın anasıdır” (Wilde2006: 15).

“Zenginlerin sofrasından dökülen bir-iki kırıntı için neden gönül borcu duysunlar ki? O sofraya onlar da oturmalıdırlar ve artık bunun farkına varmaya başlıyorlar. Hoşnutsuz olmaya gelince, böyle koşullar altında ve böylesi düşkün bir yaşam biçiminde hoşnutsuz olmayan kişi hayvanın tekidir” (Wilde, 2006: 23).

“Bazen yoksullar tutumlu oldukları için övülürler. Oysa yoksullara tutumluluk önermek hem kaba bir şaka, hem de hakarettir. Açlıktan ölen bir adama daha az yemesini öğütlemek gibi bir şeydir. Bir işçi ya da köylünün tutumlu olması son derece ahlakdışı bir şey olurdu” (Wilde, 2006: 23).

“İnsan kötü beslenen bir hayvan gibi yaşamaya dünden razı olmamalıdır” (Wilde, 2006: 23).

Nurettin Topçu da “İş Hayatı” makalesinde konuya Oscar Wilde gibi yaklaşmaktadır: “Fakirlerle yoksullara gelince, sosyal yardımın sadaka veya iane şeklinde onlara çevrilmesi de haksızlık, belki de bir zulümdür; başkalarının hakkı olan rızkı onlara sadaka diye uzatan gururumuzun zulmüdür. Hayır. Bütün insanlara hakları, hak diye verilmelidir. Hakkı olmayanı vermekse, almak gibi haksızlıktır. Birine, hak etmediğini alkışla bağışlamak; öbürüne, hakkı olanı sadaka diye uzatmak: Bu zulmün hesabını Allah bizden soracaktır.” (Topçu, AN, 1997: 110-111).

Mülkiyet:

Oscar Wilde’ın “mülkiyet” hakkında söyledikleri de ahlâkî bir eleştiridir:

“Özel mülkiyetin kurumlaşması sonucunda ortaya çıkan korkunç kötülükleri azaltmak için özel mülkiyeti kullanmak da ahlâksızlıktır. Hem ahlâksızlık, hem de adaletsizliktir. Sosyalizmde, tabii, bütün bunlar ortadan kalkacak. Pis kokulu inlerde, pis paçavralar içinde yaşayan kimse kalmayacak; kimse başa çıkılmaz, tümüyle iğrenç koşullarda, sağlıksız, açlıktan avurdu çökmüş çocuklar yetiştirmeyecek (…) Sosyalizm (…) özel mülkiyeti kamusal zenginliğe dönüştürerek ve rekabetin yerine işbirliğini koyarak toplumu baştan aşağı sağlıklı bir organizma haline, olması gereken hale getirecek ve toplumun her bir üyesinin maddî refahını sağlayacak. Daha açık bir deyişle, hayata esas temelini ve esas çevresini kazandıracak.” (Wilde, 2006: 17).

“Özel mülkiyetin varlığı, bir sürü insana çok kısıtlı bir bireyselliğini geliştirme imkânı veriyor. Bu kişiler ya hayatlarını kazanmak için çalışmak zorunda değiller, ya da onlara kendilerine gerçekten uygun olan, zevk aldıkları etkinlik alanını seçme fırsatı veriliyor. Bunlar şair, düşünür, bilim ve kültür adamları (…) Öte yanda ise, mülk sahibi olmadıkları için ve her zaman düpedüz açlıktan ölmenin sınırında oldukları için, yük hayvanları gibi çalışmak zorunda olan insanlar var (…) Bunlar Yoksullar” (Wilde, 2006: 19).

Nurettin Topçu’nun da benzer vurguları bulunmaktadır: “Bu adalet projesinde toprağın, çalışan eller arasında eşitlikle bölünmesi de zaruret olacaktır. Anadolu’da ağalar tahakkümüne mutlak surette son verilmelidir (…) Bu tarzda çalışma plânı, bütün hürriyeti, bütün ferdî teşebbüsleri içerisine almaktadır (…) fert de böyle bir çalışma sayesinde hürriyetine kavuşacağını hissedecektir. Ahlâkî bir çalışma dâvasının plânı, asrımızda ancak böyle olabilir. Şayet; otoriteli ve merkeziyetçi, yani sıkı devlet kontrolu altında iş gören bir sosyalizmi kendi bünyemize uygun şekilde benimsemekte çok gecikirsek, tarihî maddeciliğin kaba iştihalarına sunulmuş lokma olma tehlikesini bertaraf edici başka bir kuvvetimiz bulunmayacaktır” (Topçu, AN, 1997: 111).

Otoriter sosyalizm-Endüstriyel tiranlık:

Oscar Wilde: “Sosyalizm eğer Otoriter karakterli olursa, halihazırdaki politik güçle silahlanmış hükümetler yerine, ekonomik güçle silahlanmış hükümetler olacak olursa, tek kelimeyle, Endüstriyel Tiranlıklar ortaya çıkarsa, o zaman insanlığın sonu başından da kötü olacak” (Wilde, 2006: 19).

“Otoriter bir Sosyalizm işimize yaramayacaktır. Çünkü halihazırdaki sistemde çok sayıda insan belli ölçüde özgür, ifade özgürlüğüne sahip, mutlu hayatlar yaşamaktayken, endüstriyel-kışla sistemi ya da bir ekonomik zorbalık sisteminde, kimsenin böyle bir özgürlüğü olamayacaktır” (Wilde, 2006: 21).

“Otorite uygulayan birinin olduğu yerde otoriteye karşı koyan biri olacaktır” (Wilde, 2006: 32).

Nurettin Topçu: “Ağalar tahakkümünden kurtulan Doğu, ister istemez bir sosyalizme doğru gidecektir. Bu gidişinde Batı’nın, âlemi sömürge yapmasını seven insafsız himayesine de düşmemek için büyük sanayii damla damla ve dikkatle topraklarına sokmalı, kendi insanını makineye esir etmekten sakınmalıdır. Diğer taraftan, komünizmin zehirli tırnaklarından korunmak için, benimsediği sosyalist sistem, kendisinin bütün gelenekleriyle millî hususiyetlerini bünyesinde birleştirmiş bulunan ruhçu ve milliyetçi sosyalizm olacaktır” (Topçu, AN, 1997: 111-112).

Mülkiyetin adaletle dağıtılması zenginlerin de çıkarınadır:

Oscar Wilde: “Özel mülk sahibi olmak çoğunlukla son derece ahlâk bozucudur, ve Sosyalizmin bu kuruma son vermek istemesinin nedenlerinden biri de elbette budur. Hatta, mülk gerçek bir baş belasıdır (…) Mülkün sadece sorumlulukları sonsuz talepler getiriyor (…) Mülk sadece haz getirseydi, ona katlanabilirdik; fakat sorumlulukları onu katlanılmaz hale getiriyor. Zenginlerin çıkarı için ondan kurtulmalıyız” (Wilde, 2006: 21).

Nurettin Topçu: “istihlâk dâvası adalet prensibine bağlanacak; hem mazluma hakkı verilecek, hem de kazanç hırsiyle ruhu kabaran bazan da çileden çıkan kumarcı kendini bulma, Allah’a gerçekten çevrilme imkânını elde edecektir. Fakir, hakkına; zengin, ahlâkına kavuşacaktır. Birisi için hayat çekilmez bir yük olmaktan çıkacak, öbürü için daha fazla kazanç krizleriyle sarsılan ruh, Allah’ın huzuruna çıkabilecek bir sâfiyete, bir hafifliğe kavuşacaktır” (Topçu, AN, 1997: 110).

İsyan:

Oscar Wilde: “Tarih okumuş herkes bilir ki, itaatsizlik insanın asıl erdemidir. İlerleme itaatsizlik yoluyla kaydedilir, itaatsizlik ve başkaldırı yoluyla” (Wilde, 2006: 23).

Nurettin Topçu: “Hareket içinde insan, kendinden başka biri hâline gelmek için bizzat kendisine karşı isyan eder (…) hareket, kaçınılmaz bir şekilde daha baştan ahlâkî diye adlandırılabilecek bir karaktere bürünüyor” (Topçu, İA, 1995: 64).

Hz. İsa:

Oscar Wilde: “Sahip oldukların, her adımda Bireyselliği köstekler. Şunu da unutmayalım, İsa hiçbir zaman yoksul düşmüşlerin ille de iyi olduklarını, zenginlerinse ille de kötü olduklarını söylememiştir. Bu doğru olmazdı. Varlıklı insanlar, sınıf olarak, yoksul düşmüşlerden daha iyi, daha ahlâklı, daha entelektüel, daha ince davranışlıdırlar. Toplumda zenginlerden daha çok para düşünen tek bir sınıf vardır, o da yoksullar. Yoksullar paradan başka bir şey düşünemez. Yoksul olmanın sefaleti budur. İsa’nın gerçekte söylediği, insanın kendi kusursuzluğuna, sahip oldukları, hatta yaptıkları aracılığıyla değil, tamamiyle ne olduğu aracılığıyla ulaşacağıdır. Bu yüzden, İsa’nın yoluna giren varlıklı delikanlı tamamiyle iyi bir yurttaş olarak resmedilir, ne sınıfının yasalarına, ne de dininin buyruklarına karşı gelmiştir. O, o olağandışı sözcüğün en olağan anlamında, oldukça saygın biridir. İsa ona der ki: “Malından mülkünden vazgeç. Bunlar kusursuzluğuna erişmene engeldir. Senin ayağına bağlı birer taştır bunlar, birer yüktür. Kişiliğinin bunlara ihtiyacı yok. Kim olduğun, hayattan ne istediğin senin içindedir, dışında değil.” Kendi dostlarına da aynı şeyi söyler. Onlara kendileri olmalarını, durmadan başka şeylere kafa yormamalarını söyler” (Wilde, 2006: 41).

Nurettin Topçu: “Hazreti İsa, zengin delikanlıya verdiği öğütte, “git, bütün varını sat ve fakirlere dağıt” demekle fakirleri değil, zenginliğin çürüttüğü delikanlının ruhunu düşünüyordu. Biz, kazanç hırsiyle çürüyen, hem de çürüdüğünü bilemeyen ruhları düşünmeğe mecburuz. En büyük merhametimiz onlara çevrilmelidir” (Topçu, AN, 1997: 110).

Bireysellik-özel mülkiyet:

Oscar Wilde: “Özel mülkiyetin tanınması, gerçekte insanla onun sahip olduklarını birbirine karıştırarak Bireyselliğe zarar vermiş, onu gölgelemiştir. Bireyselliği tamamen yolundan saptırmıştır. Hedefi gelişme değil, kazanç olmuştur. Öyle ki, insanoğlu, önemli olanın varolmak değil, sahip olmak olduğunu düşünmüştür. İnsanoğlunun gerçek kusursuzluğu, sahip olduklarında değil. İnsan olarak ne olduğunda yatar. Özel mülkiyet gerçek Bireyselliği ezmiş, yerine sahte bir Bireyselliği dikmiştir. Toplumun bir kesimini aç bırakarak Birey olmalarını engellemiştir. Toplumun diğer kesimini ise yanlış yola sokarak ve önlerine engeller koyarak Birey olmaktan alıkoymuştur” (Wilde, 2006: 41).

Nurettin Topçu: “Lâkin zamanla, her işe harcanan emek farkları büyüdü ve insanları sınıflar halinde birbirinden ayırdı. Bunun yanında mülkiyetin gittikçe ferdileşmesi ve herkesin kendi kazancıyla başkalarından ayrı hayat sürmesi, insanlar arasında servet ve geçim bakımından uçurumlar açtı” (Topçu, AN, 1997: 38).

“Mülk muhteremdir ve şahsın mülkü korunmalıdır. Lâkin, bu hangi mülktür (…) Başkalarının şahsiyetini esir etmemize yarayan ve bazan kendi şahsiyetimizi de esir ederek kuklaya çeviren mülkün ahlâkî ve meşru olduğu iddia edilemez (…) Mülk bilakis insan şahsiyetini tahrip edince ve başka şahsiyetlerin de tahribi için bir silah olarak kullanılınca ona hürmetin sebep ve hikmeti de ortadan kalkmış olur. Artık o bir hak değil, belki bir kuvvetten ibarettir. Ona kuvvetle karşı koymak gerektir (…) Büyük mülk denen bu mülkiyetin iktidarı devlet tarafından kullanılmadığı takdirde cemiyet hayatında en muzır ve tehlikeli bir kuvvet olur (…) Ferdî mülk muhteremdir, mukaddestir; lâkin ferdin şahsiyetini ve başka şahsiyetleri yıkıcı mülk hürmete lâyık değildir, o bir belâdır” (Topçu, AN, 1997: 98-99).

Makina:

Oscar Wilde: “İnsan pislik küremekten daha iyi şeylere lâyıktır. O çeşitten bütün işler makineler tarafından görülmelidir. Böyle olacağından da hiç kuşkum yok. Şu ana dek, insan, belli ölçüde makinelerin kölesi oldu ve insanoğlunun, işini görecek bir makine icat eder etmez kendisinin aç kalmasında da trajik bir yan var. Fakat bu elbette ki bizim mülk edinme sistemimizin ve rekabet sistemimizin sonucudur. Beş yüz insanın işini gören makinenin sahibi tek bir insandır. Bunun sonucunda, beş yüz kişi işten atılır ve yapacak işleri olmadığı için de aç kalıp çalarlar. Bu tek bir adam makinenin yapımını tekeline alır ve elinde tutar, bu yüzden de sahip olması gerekenin beş yüz misline sahip olur ve hatta belki de daha önemlisi, sahip olmak istediğinden katbekat fazlasını edinir. Makine herkesin ortak malı olsaydı, herkes ondan kazanç elde ederdi. Bütün bir topluluğun işine yarardı, hem de çok. Kafa işi olmayan bütün işler, her türlü tekdüze, sıkıcı iş, berbat konularla ilgili ve nahoş koşullarda yapılmayı gerektiren tüm işler, makineler tarafından görülmelidir. Kömür madenlerinde işimizi makineler görmeli, bütün temizlik işlerini onlar yapmalı, buharlı gemilerde ocakçı onlar olmalı, sokakları onlar temizlemeli, yağmurlu günlerde mesajları onlar iletmeli, sıkıcı ve iç karartıcı olan her şeyi onlar yapmalıdır. Halihazırda makine imanla rekabet etmektedir. Doğru koşullarda makineler insanlara hizmet edecektir (…) insanın amacı budur, çalışmak değil (…) güzel şeyler yapmaya ya da güzel şeyler okumaya ya da sadece dünyayı hayranlık ve hazla seyretmeye hasrederken, bütün gerekli ve nahoş işleri makineler yapacaktır. Uygarlığın kölelere ihtiyacı olduğu bir hakikattir. Yunanlılar bu konuda çok haklıydılar. Çirkin, korkunç, ilginç olmayan işleri yapacak köleler olmadığı sürece, kültür ve düşünsel faaliyet neredeyse imkansızlaşır. İnsanın köleliği yanlış, güvenilmez ve ahlaken yıpratıcıdır. Dünyanın geleceği makinesel köleliğe ya da makinenin köleliğine bağlıdır (…) Bu Ütopyacılık mıdır? Ütopya ülkesini göstermeyen bir dünya haritasına göz atmaya bile değmez (…) Gelişme, Ütopyaların gerçek olmasıdır. Şimdi, toplum makinelerin örgütlenmesi yoluyla gerekli olan şeyleri üretecek, güzel şeyler ise birey tarafından yapılacaktır dedim. Bu sadece gerekli değil, biri olmazsa öteki olmayacak bir şeydir” (Wilde, 2006: 55-57).

Nurettin Topçu: “Aynı zamanda bir ahlâk eğitimine kuvvetle başlamak lâzımdır. Devrimiz makina gıcırtısının ahlâk ilâhilerini susturduğu devirdir. Aptal makina hayranlarının, ahlâkın vakti geçmiş şeylerden olduğu iddiaları ve hasta ruhların ümitsizlik telkinleri ile ahlâkımız ve bütün mânevî yapımız bugün hayat seferberliğinin dışında kalmıştır. Ahlâk, teknolojinin inkârı mânasına gelmez (…) Tekniğin hayatımızdaki rolü bir realitedir. Ancak o, en büyük ihtiyaç sayılsa bile yine de bizim idealimizin istikâmetinde ve insanın emir ve iradesiyle yönetilmelidir. Su ile hava en büyük hayatî ihtiyaçlarımızı karşılar; ama yine de onlara tapmaya ve onları kullanırken irademizi feda etmeye lüzum yoktur. Hakikatta bizi mahkûm eden tekniğin kendisi değildir, belki tekniği kucaklayıp öne düşen kendi ihtiraslarımızdır” (Topçu, AN, 1997: 28-29).

“Makina, ruhun feryadını tıkayarak boğmuş. Kurtuluşun tek çaresini yeniden tabiata dönüşte arayanlar yanılmıyorlar. Ancak bu dönüş, tabiatta Allah’a açılan kapıyı aramak için olmalıdır. Asrın ıztırapları, şiddetle bunalmış olan insanlığımızı sarhoşluğundan uyandırmaya kâfi gelmiyor” (Topçu, KM, 1998: 154).

Son Söz:

Oscar Wilde, “Sosyalizm ve Bireysellik” fikriyle totaliter sosyalizmi reddetmiştir. Nurettin Topçu’da “birey” değil daha şümullu bir kavram olarak “şahsiyet” zikredilir. Nurettin Topçu’nun Oscar Wilde’dan etkilendiği yukarıdaki karşılaştırmalı metin alıntılarında izlenmektedir. Ancak Topçu, “Türk sosyalizmi, Fransız, Belçika veyahut İngiliz veya Alman sosyalizminden tamamen ayrı olacak karakterleriyle, asrımız kapanmadan hayat sahnesinde gözükmelidir” diyecek ve bağlandığı fikri “Yarınki Anadolu, İslâm esaslarına dayanan sosyalist bir ahlâk nizâmının örneğini verecektir” (Topçu, AN, 1997: 112) şeklinde açıklayacaktır. Aynı yazıda (İş Hayatı) “Benimsediği sosyalist sistem, kendisinin bütün gerekleriyle millî hususiyetlerini bünyesinde birleştirmiş bulunan ruhçu ve milliyetçi sosyalizm olacaktır” vurgusu da yapılmaktadır. Oscar Wilde’ın sosyalizmi ise bir nizâm teklifi getirmemektedir.

Nurettin Topçu, ruhçu sosyalizm ve maddeci komünizm arasında da ayrım yapar: “Bir asırdan beri Batı dünyasında ilerleyen kollektivizm cereyanı, biri spritüalist (ruhçu), öbürü materyalist (maddeci); biri devletçi, öbürü ihtilâlci; biri muhafazakâr, öbürü devrimci iki koldan inkişaf ederek birbirine tamamen zıd kutupta yer alan iki içtimaî doktrini meydana çıkarmıştır. Bütün prensip ve doktrinleri, bütün temayül ve gayeleriyle birbirinin amansız düşmanları bulunan ve aynı varlık dünyasında asla barınamayacak olan bu iki içtimaî doktrinin birincisi sosyalizm, ikincisi komünizmdir” (Topçu, AN, 1997: 234). Marksizmden, nümayişten, ihkak-ı hak’tan kendini ayırır.

Oscar Wilde Marksizmle uzlaşmamakla birlikte “İnsan kötü beslenen bir hayvan gibi yaşamaya dünden razı olmamalıdır. Öyle yaşamayı reddetmelidir, ya çalmalı ya da öfkesini dile getirmelidir, ki bazıları bunun da hırsızlığın-uğursuzluğun bir biçimi olduğunu düşünürler. Dilenmeye gelince, o elini uzatıp almaktan daha güvenlidir, ama uzanıp almak dilenmekten daha şıktır” (Wilde, 2006: 23) yaklaşımıyla Topçu’nun kabul etmeyeceği bir eylem biçimi teklif etmektedir.

Topçu’nun nizâm fikri “Toprak Reformu” ile özel mülkiyete kapı açarken Wilde’ın “Özel mülkiyet gerçek Bireyselliği ezmiş, yerine sahte bir Bireyselliği dikmiştir. Toplumun bir kesimini aç bırakarak Birey olmalarını engellemiştir. Toplumun diğer kesimini ise yanlış yola sokarak ve önlerine engeller koyarak Birey olmaktan alıkoymuştur” (Wilde, 2006: 31)  yaklaşımı özel mülkiyetin tamamen karşısındadır.

Topçu’da “devlet” fikrinden vazgeçilmez, otonom yapılar  (ahilik gibi) dahi kifayetsiz görülür: “Devletin zorbalığı’nın dışında kalarak, en azından âhiler gibi ferdin mânevî hakimiyetinin, kendisine kardeş kabul ettiği kişilerle kurduğu ferdî münasebetlerde bulunabileceğini iddia etmek mümkün müdür? Gönül isterdi ki, ferdî münasebetler sevgi üzerine kurulmuş olsun. Fakat bu yetmiyor, devletin lüzumunu ortadan kaldırmıyor. Gerçekte, ne fiilen, ne de hukuken devletten vazgeçilebilir. Vazgeçmek istenemez, istenmemelidir de. O, ortadan kaldırılamaz. Onu ortadan kaldırmak için önce dayanışmayı ortadan kaldırmak lâzımdır (…) Yayılan ferdî hareket, kaçınılmaz bir şekilde dayanışmaya yönelir ve aynı sebepten dolayı hâkimiyeti beraberinde getirir. Fertlerin dayanışmasında, işler ancak bir yargıç veya hakem aracılığıyla yürür. Devlet işte bu yargıç ve hakemdir” (Topçu, İA, 1995: 84).

Nurettin Topçu, Oscar Wilde’dan esinlenmiş ancak kendi coğrafyasına has “sosyalist” bir ahlâk nizamını teklif etmiştir.

 

-        Belge Murat, Wilde Oscar-Sosyalizm ve İnsan Ruhu, Çev: Fatih Özgüven, Roll Yayınları, 2006

-        Mollaer Fırat, Anadolu Sosyalizmine Bir Katkı, Dergâh Yayınları, 2007

-        Topçu Nurettin, Ahlâk Nizâmı, AN, Dergâh Yayınları, 1997

-        Topçu Nurettin, İsyan Ahlâkı, AN, Dergâh Yayınları, 1995

-        Şehsuvaroğlu Lütfü, Türk Sosyalizmi ve Nurettin Topçu, Elips Yayınları, 2011

-        Topçu Nurettin, Kültür ve Medeniyet, KM, Dergâh Yayınları, 1998

-        Wilde Oscar, Sosyalizm ve İnsan Ruhu, Çev: Fatih Özgüven, Roll Yayınları, 2006


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...