Düşünce, Haberler, Köşe Yazısı, Yazılar

GERÇEKLİK VE YANILGI

0 87

indir (1)

Gerçeklik ve hakikatin ne olduğu sorunu felsefenin en temel tartışma alanlarından birini oluşturmaktadır. Bu tartışmaya ışık tutacak ilk sembolik anlatım Suhreverdi’ye aittir. Tasavvuf varlık, bilgi ve evren tasarımını sembolik anlatımlara başvurarak anlatır. Bu yüzden tasavvuf metinleri metafor içeren anlatımlarla doludur. Doğru bir değerlendirme yapmak için kullanılan metaforik anlatımın içeriğini çözmek gerekmektedir.

Büyük filozof ve sufî  Şihabeddin  Sühreverdî’nin anlattığı bir Hüdhüd hikâyesi vardır.

Hikâyeye göre Hüdhüd’ün yolu bir gece baykuşların yurduna düşer. Malum, baykuşlar gündüz görmekte çok zorlanırlar. Oysa Hüdhüd’ün gözleri keskindir. Baykuşlar, kendileriyle gece boyunca sohbet eden bu kuşun bilgeliğine hayran kalırlar.

Gün ağardığında Hüdhüd, yola çıkmak için izin ister. Baykuşlar buna çok şaşırırlar. Derler ki: ‘Gerçekten biz seni akıllı, bilgili, yetkin bir kuş sanmıştık. Oysa sen şaşkının tekiymişsin. Sabahın karanlığında yola çıkılır mı? Bilmez misin ki geceler çalışmak, gündüzler ise uyumak için vardır.’
Hüdhüd ‘yanılıyorsunuz’ der, ‘geceleri uyumak, gündüzleri çalışmak içindir.’ Baykuşlar itiraz eder: ‘Deli misin? Gündüzün karanlığının nedeni olan güneş tepedeyken ve her yeri zifirî karanlık kaplamışken nasıl görebilir ve uçabilirsin?’ Hüdhüd yine kendini savunur: ‘Işığın kaynağı güneştir. Bütün varlıklar onun ışığıyla aydınlanır. Siz, herkesin size benzediğini sanıyorsunuz. Oysa sizden başka herkes sabahları görür.’

Bunun üzerine baykuşlar hiddetlenir. İddiasından vazgeçmezse Hüdhüd’ün gözlerini kör edeceklerini ve ona gündüzün ne kadar karanlık olduğunu göstereceklerini söyleyerek saldırmaya başlarlar. Hüdhüd sadece gözlerinden değil canından da olacağını anlayıp ‘haklısınız’ der; ‘ben yanılmışım. Güneş doğup da her yeri kapkaranlık ettiğinde uyumak, gecenin aydınlığı her yana yayıldığında da çalışmak gerekir.’

Hakikatin ne olduğu konusunda ise ikinci metin ünlü Yunan düşünürü Platon’a aittir. Platon “Devlet “adlı eserinde gerçeğin ne olduğu konusuna ışık tutacak bir benzetmeye başvurur: Mağara benzetmesi.

“İnsanları yerin altındaki mağaraya benzer bir mekânın içinde yaşamakta, bu mekânın, ışığın geldiği yönde, mağaranın kendisi kadar geniş bir ağzı bulunmaktadır. Çocukluktan  itibaren sadece mağaranın önündeki duvarını görecek biçimde ayaklarından ve boyunlarından geriye, sağa sola dönmelerini engelleyecek zincirlerle yaşamaktadır. Çok uzaklarda ve arkalarında ise bir ışık parlamaktadır.    Bu ışıkla zincirlenmiş insanlar arasında yukarıya doğru giden bir yol bulunmaktadır.   Yolun üzerinde kukla oynatanların seyircinin önüne çektikleri gibi alçak bir duvar bulunmaktadır.    Bu duvarın önünde uçları duvar hizasını aşan tahtadan ve taştan heykeller taşıyan ve ara sıra konuşan insanlar geçmektedir.    Mağaranın içinde zincirlenmiş insanlar duvardaki gölgeleri gerçek zannedecek ve duydukları seslerin onlardan çıktığını düşüneceklerdir.  Sonuçta bu insanlar araç ve gereçlerin gölgelerinden başka hiçbir şeyi gerçek sanmayacaklardır. Aralarından biri zincirlerinden kurtulup ışığa yöneldiğinde şaşkınlığa uğrayıp şimdiye kadar gördüklerinin yanlış olduğunu düşünecektir. Mağaranın içinde yaşayan insanlar zorla bulundukları yerden çıkarılsalar, güneş ışığından dolayı kamaşan gözlerle hiçbir şeyi göremeyeceklerdir. Mağaranın üstündeki dünyayı algılamaları için gözlerini ışığa alıştırmaları gerekmektedir.  Işığa alışan insanlar gerçekliğin de farkına varacaklardır. Ardından akıl yürütme ile dünyada görülebilen her şeyin yaratısının ve ilk nedeninin güneş olduğunu algılayacaklardır.(Işığın kaynağı güneş Tanrı anlamındadır). Gerçeğin bilgisine ulaşan insanlara bir zaman önce yaşadığı mağaranın içi hatırlatıldığında, orada yaşayanları hatırlayacak ve üzülecektir. Onların arasına dönüp tanık olduklarını anlattığında mağaranın içindekiler onunla alay edeceklerdir. Gerçeği bilen onları mağaradan çıkarmaya kalktığında, mağaranın içini gerçek zannedenler tarafından öldürülmeye çalışılacaktır. Bilgili insan zincirlerini kırmayı başaran ve ruhun düşünülebilir olan dünyasına yolculuk edendir. Bilinebilir dünyanın en yüksek ideası iyi ideasıdır(Tanrı) ve insan onu tanıdıkça iyinin, güzelin, doğrunun bilincine erecektir. Zincirlerinden kurtulup yukarıya çıkan insanların diğer insanların sorunlarıyla uğraşmamalarına şaşırmamak gerekir.   Çünkü onlar bulunduğu yerden her zaman daha yukarıya tırmanmayı amaçlamaktadırlar. Akıllı insan görme aksaklıklarının iki nedeni olduğunu bilir ışıktan karanlığa ya da karanlıktan ışığa   geçiş dönemleridir.

Eğitim ve yetiştirme bir çevirme işlemine dayanır ve bunu en kolay biçimde yapmak gerekir.   Ruh gerçeğin bilgisine sahiptir ancak bakması gereken yere bakmayı bilemediği için işte bu çevirme yöntemidir eğitim.( Platon, Devlet, Bordo siyah yayınları,   475-486 özetlenerek)                               

Platon bu benzetmesinde gerçeğin ne olduğu konusunu tartışmaktadır. Platon ontolojisinin temeli iki farklı varlık tasarımına dayanır: İdealar evreni ve görüntüler evreni. İdealar evreni varlıkların gerçeklerinin bulunduğu, değişmenin olmadığı, bilgisinin gerçek olduğu evrendir. Görüntüler evreni ise duyumlarla kavranan, bilgisi yanıltıcı, değişmenin olduğu evrendir.

Platon’un mağara olarak tanımladığı yer içinde yaşanılan dünyadır. Buranın karanlık olarak tanımlanması bilgisinin güvenilmez olmasından dolayıdır. Mağaranın dibinde yaşayan insanlar ellerinden ve ayaklarından zincirlerle bağlıdır ve sadece yüzleri, mağaranın duvarına dönük olduğundan gördüklerini gerçek zannetmektedirler.

Platon’a göre insanların gerçeği görmelerini engelleyen zincirler aslında onları mağaraya(bu dünyaya) bağlayan arzu ve istekleridir. İnsanların gerçeğe ulaşmaları için zincirlerinden yani onları bu dünyaya bağlayan arzu ve isteklerinin boyunduruğundan kurtulmaları gerekir.

Işığın vurduğu ve gölgeleri mağaranın duvarına düşen varlıklar ise gerçek varlıklardır. Gerçek bilgi de bu varlıklara ait akılla elde edilen bilgilerdir. Bu bilgiye ulaşmak için insanların kendilerini engelleyen zincirleri kırmalı ve aklını kullanmaya başlamaları gerekir.

Mağaranın içinde insanlar bilgi kaynağı olarak duyumlarını kullanıyorlardı, bu yüzden gerçek bilgiye ulaşmaları imkânsızdır. Platon’a göre duyumlara dayanarak gerçek bilgi elde edilemez; gerçek bilginin kaynağı akıldır. Platon’un gerçek bilgiyi araması aslında Sofistlerle yaşadığı tartışmaya ve arkasından onların görüşlerini çürütme amacına dayanmaktadır. Bilindiği gibi Platon’dan önce, “doğru bilgi var mıdır”, sorununu ele alan ve gezgin öğretmenler olarak ücret karşılığında insanlara bilgi veren Sofistlerin bilgi anlayışı göreceliliğe dayanıyordu. Bilginin kaynağı olarak duyumları kabul eden Sofistlere göre, duyumların bilgisine dayanan bilgi evrensel ve değişmez bilgiler olamaz. Çünkü duyumlar yanıltıcıdır. Bu anlayışa göre bilgi kişiden kişiye değişmektedir. Sofistlerin bu anlayışı, herkesin anlaşacağı doğru bilgiyi imkânsız kılıyordu. Kuşkusuz böyle bir anlayışla bilimsel bilgi üretmek mümkün değildir. Sofistlerin doğru bilginin verensel değil, bireysel olduğu konusu Eski Yunan’da büyük bir toplumsal karmaşaya yol açmıştır. Bilgi kişiden kişiye değişiyorsa ahlak, din, hukuk, devlet anlayışı da değişmektedir. Platon bu tartışmayı bitirmek için herkesin anlayacağı doğru bilgi arayışına girmiştir.

Sofistlerin temel yanılgısı bilginin elde edilmesi konusunda duyumları tek kaynak olarak kabul etmeleriydi. Bir anlamda onlar mağaranın duvarında gördükleri gölgeleri gerçek zannediyorlardı. Sofistlerden Protogoras “İnsan her şeyin ölçüsüdür”, Gorgias ise “Bir şey yoktur, olsa bile bilinemez, bilinse bile anlatılamaz, anlatılsa bile anlaşılamaz” diyerek, bilginin değişkenliğine vurgu yapıyor, ne kadar çok insan varsa o kadar çok gerçeklik olduğunu savunuyorlardı.

Platon’a göre duyumlar ve onların yardımıyla elde edilen bilgiler gerçekten aldatıcıdır. Dolayısıyla gerçek bilginin kaynağı duyumlar değil akıldır. Mağarada yaşayan insanlar, gerçeği görmelerini engelleyen zincirleri kırıp aklını kullanabilse gölgeleri mağaranın duvarına düşen varlıkların kendileri hakkındaki gerçek bilgiyi öğrenebileceklerdir. Dolayısıyla Platon’a göre evrensel değişmez bilgilerin kaynağı idealardır ve onların bilgisi akılla elde edilir. Duyumlarla elde edilen bilgi değişkendir, ancak akılla elde edilen bilgiler evrensel ve değişmezdir. Platon değişmez evrensel bilgilere örnek olarak matematiği verir ve kurduğu akademinin kapısına “geometri bilmeyen içeri giremez” diye yazar.

Peki, hayatları boyunca mağaranın duvarına bakmak zorunda kalan insanları gerçek bilgiye ulaştıracak çaba nasıl ortaya çıkacaktır veya hangi duygu onları yaşadıkların dünyadan ayrı bir gerçekliğin bulunduğu anlayışına götürecektir. İşte bu konuda Platon’un ruh anlayışı devreye girmektedir. Platon’a göre insan doğmadan önce ruh idealar evreninde yaşıyordu ve ideaların bilgisine sahipti. İnsanın doğumuyla birlikte ruh beden kafesine girmekte bu dünyada o bedenle birlikte yaşamak zorunda kalmaktadır. Platon bunu beden kafesi olarak tanımlamakta ruhu kafeste kapalı, özgürlüğünü kaybetmiş bir kuşa benzetmektedir. O zaman insanda iki farklı ve birbirine zıt duygu birlikte yaşamaktadır. Dünyaya dönük ve hazları önceleyen beden, ideaları ve gerçek bilgiye özlem duyan ruh. İdeaları hatırlayan ruh, insanı duygu ve isteklerinden kurtarıp ideaların bilgisine erişmeye zorlamaktadır. Platon’a göre bunu başaranlar filozoflardır. Platon ruhun beden kafesine girmeden önce gerçeğin bilgisine sahip olduğu idea aleminde yaşadığını savunduğundan, doğru bilginin doğuştan geldiğini de savunur.

Platon’un görüntüler evreni olarak tanımladığı ve duyumlarla algıladığımız içinde yaşadığımız dünyanın kendi başına bir gerçekliği yoktur. Bu dünyadaki her şeyin değişmez bir ideası vardır. Bu dünyadaki varlıklar varlığını idealardan alırlar. Bu dünyadaki varlıklar tümden anlamsız değildir kuşkusuz.  Kendiliğinden varlığı olmayan ve varlığı bir başkasına bağlı olan bu görüntülerin arkasında gerçek varlığın bulunduğu düşüncesine götürür.

Aslına bakılırsa Mağara benzetmesi Platon’un tüm felsefi sisteminin temelidir. Platon epistemolojisi, ontolojisi, etik ve siyaset anlayışı hep iki evren anlayışına dayanır. Görüntüler evrenine ait bilginin kaynağı olan duyumlara güvenilemeyeceği gibi, onun varlığı da gerçek varlık değildir; benzer şekilde ahlak ve siyasetin değişmez ilkeleri ideaları bilen filozoflar tarafından bilinir. Bundan dolayı Platon’un siyasal ütopyasının yöneticisi filozoflar olmalıdır.

Entelektüelin, filozofun Peygamberin görevi içinde yaşadığı topluma rehberlik etmektir. Platon’un Mağara benzetmesinde, Mağara içinde yaşayan doğru bilgiden mahrum insanlardan biri zincirlerini kırıp gerçekliğin farkına varınca(İdeaların gerçek bilgisine ulaşınca) ,geri dönüp toplumu dönüştürmek ister. Ancak ayakları ve boyunlarından zincirlerle bağlı insanlar arzu ve isteklerinin esiri olduğundan bu eyleme tepki verirler ve çoğu kez onu öldürürler.

Toplumun içinden çıkan Peygamberler, devrimciler, entelektüellerin başına gelen budur. Hz Peygamber Mekke’de yaşarken çok güvenilir biri olarak tanınıyordu, Hıra mağarasından insanlığı değiştirecek bilgiyle döndüğünde ve bunu insanlara anlatmaya kalktığında büyük bir tepkiyle karşılaştı. Onu deli diye suçladılar. Çünkü toplumun çoğunluğu, gerçeklerden habersiz, yaşadığı ve duyumlarıyla algıladığı bilgileri gerçek zannediyor ve aklını kullanamıyorlardı.

Peygamber tıpkı Platon gibi topluma şunu söyledi: “yaşadığınız değerler gerçek değerler değildir. Arzu ve isteklerinizden, sizi bu dünyaya bağlayan sahte değerlerin boyunduruğundan kurtulup özgürleşin. Alışkanlıkları içinde yaşayan insanlar için büyük bir tehditti bu.

Suhreverdi ve Platon’a ait bu iki sembolik anlatım tasavvufun varlık anlayışını da temellendirir. Tasavvuftaki Misal alemi ve Şahadet alemi ayırımı nihayetinde Platon’un İdealar ve görüntüler evrenini hatırlatır. İslam inancındaki dünya hayatının asıl gerçeklik olmadığı gerçekliğin ahiret olduğu inancı, Platon’da da bulunur. Aslında bu bize tasavvufun İslam öncesi kaynakları hakkında da açıklayıcı bilgiler vermektedir.


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...