Düşünce, Haberler, Köşe Yazısı, Yazılar

DOKTORA ÇALIŞMALARINDA YAYGIN ADET VE TEZ DANIŞMANI İLE ÖĞRENCİ ARASINDAKİ ADİL OLMAYAN UZLAŞMA

0 69

kitap-çevirileri-203x203

  

               Mehmet F. Şeker, kaleme aldığı “Türk Dini Düşüncesinin Teşekkül Devri “ adlı değerli çalışmasında üniversitelere hakim olan zihniyet hakkında açıklayıcı bilgiler verir. “Doktora tezlerini yöneten danışman hocalar, tezin bağımsızlığını veya doktoranın şahsiyetini malul hale getirecek müdahalelerde bulunurlar. Zaman zaman hocayla talebenin iradesi çatışır, baskın olan tabiatıyla hocanın iradesi olacağı için gönlüyle aklı arasında gidip gelen talebe, stratejik bir denge siyaseti takip etmek suretiyle taktik olarak inisiyatif sahasını şifahi çerçevede hocayı terk eder, oldukça pragmatist bir tavırla; görür ama görmemiş gibi davranır, işitir ama hiçbir şey duymamış gibi, hakiki bir istiğna ile yola devam eder. Malum; Kaşgarlı Mahmud’un da dediği gibi “tazının yüğrüğünü tilki sevmez.” Tez danışmanları, talebeyle vardıkları mutabakatların mukayyet, tezlerin bitimiyle sınırlı olduklarını hiç hatırlarına getirmezler. Tezi savunduktan sonra her şeyin aslına rücu etmesinin en doğal şey olduğunu düşünmezler. Yapılan çalışmalar hocayla talebenin bir birleşimi gibi görünür.Bir başka ifadeyle doktora tezleri bir uzlaşma olarak görülür ve uzlaşmalar adil değildir.”/(Mehmet F. Şeker/Türk Dini Düşüncesinin teşekkül Devri,s: 61-62)

            Daha akademik hayatının başında ahlaksız bir durumla karşı karşıya gelen öğrenciden ileride verim nasıl beklenebilir. Akademik hayatın ideolojik uzlaşmalar üzerinde şekillendiği bir camiada bilim üretilebilir mi?

            Kuşkusuz bu sorun çok derinlere uzanmaktadır. Cumhuriyetin kuruluşundan beri üniversiteler devletin resmi paradigmasının taşıyıcısı olmuşlardı. Bilim üretmek yerine resmi paradigmayı halka taşıyan gönüllü ajanlar olarak görev yapmışlardı çoğunlukla. Bu tavır 27 Mayıs yargılamalarında açıkça görülür. Yargılamayı yapan ve hukuk nosyonu oldukça yüksek olan akademisyenler hukuku değil devleti temsil etmişlerdi. Verdikleri kararların evrensel hukukun hiçbir kuralına uymadığının bilincindeydiler. Ancak Kemalist modernleşmeye olan itikadi bağlılıkları onlara vahim hatalar yapmasının önüne geçmişti. Aldıkları bilimsel disiplin devlete bağlılıklarının gölgesinde kalmıştı.

              Aynı tavır Türk tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumunun ilk çalışmalarında da görülür. Buralardan hareket eden bir siyasal aklın Kürt sorunun doğru olarak okuyup değerlendirmesi mümkün mü? Siyasetin önünü yaptıkları yorumlarla açmak yerine siyasetin emrine giren bir entelijansiya ne üretebilir?

           Bilimsel ve akademik çalışmalarda korumacılık üzerinden giden anlayış bu toplumun bütün katmanlarına sinmiştir. Bu durum muhafazakarlıkla sınırlı değildir ayrıca. Cumhuriyetin başından beri hakim olan pozitivist-materyalist ve kemalist zihniyet üniversite içinde de başkasına nefes aldırmayacak ölçüde mevzilenmiştir. Halen ODTÜ’de egemen olan sol-Kemalist anlayışın zihin dünyası böyledir. Muhafazakar dindarlardaki korumacılık bu çemberi kırmak içindir genelde. Üniversite yıllarında başımdan benzer bir olay geçmişti. Üniversite camiasındaki hakim zihniyete karşı olan Eğitim Bilimleri hocamız, başka bir üniversiteye tayin olduğunda elbette kendi kadrosunu oluşturmak için ben ile birlikte dört arkadaşımıza haber göndermişti. Arkadaşlar bana ulaşamadıkları için, diğer arkadaşlardan biri akademik çalışmaları düşünmediği,diğeri de bir nedenle olmamıştı. Hocamızın bu tutumunu normal şartlarda kınamam gerekir değil mi? Ama yıllar sonra ODTÜ’deki bilimselliğin hiçbir ahlaki değerine uymayan asistan alımını gördüğümde eleştirimi geri çektim.

            Türkiye’de Kemalist sol düşünce dışında olanların üniversite camiasına girmesinin mücadelesini izlemek gerekir. Bu anlayıştan bilimsel üretim değil, üniversiteye hakim olma çabası çıkar. Nitekim Ak Partinin ilk yıllarında üniversitenin temsilcisi konumunda olan YÖK’ ün pozisyonu bilimsel değil tamamen ideolojikti. Kabul etmek gerekir ki, üniversiteler istenen durumda değildir elbette ama Kemal Gürüz zihniyetinin terör estirdiği faşist dönemden çok daha çoğulcu ve demokratiktir.

             Mehmet F. Şeker’in haklı olarak değindiği gibi “En büyük sıkıntılardan biri de cerre çıkmış softa sıfatıyla Batı’da yaygın olan ancak derinliği olmayan fikirlere açılmak şeklinde cereyan eder. Buna fikirlerimizi yabancı kaynaklardan devşirme alışkanlığı da denebilir. Milliyetçi bir hüviyete sahip olduklarını ileri kimselerde bile bu durum barizdir.”(Mehmet F. Şeker/ Türk Dini Düşüncesinin Teşekkül Devri)

            Ne yazık ki, üniversite çevrelerinde yapılan araştırmalar çoğu kez emek harcanmadan, başka çalışmalardan aşırılarak yapılmaktadır. Nihayetinde bana da böyle bir teklif gelmişti. Üniversitelerin birinde Kürt sorunu üzerinde çalışan bir araştırmacı, benim çalışmalarımdan internet üzerinden haberdar olmuş ve bana para karşılığında kendisinin yerine tez yazmamı önermişti. Başlangıçta oldukça yadırgadığım bu yöntemin oldukça yaygın olduğunu daha sonra öğrenecektim


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...