Düşünce, Haberler, Köşe Yazısı, Yazılar

İSYAN AHLÂKINA NOTLAR 4

0 13

  sefer                                                                                                                                                                                                                   

                                                                                                                                                                                                                             -Hürriyet-

İsyan Ahlâkı’nda “hürriyet” meselesi Spinoza ve Bergson’un “hürriyet” anlayışlarını verip bunları tenkit ederek ortaya konulmuştur. Topçu, Spinoza’yı şöyle eleştirdi: “Spinoza’nın kusuru şu noktadaydı: Varlık’ın kaynağı olarak tek bir cevheri kabul etmek ve insanın hareketlerini bu düşünülebilir varlık ilkesinden çıkarmak. Bizim yaptığımız iş, hareketin ve zekânın farklı cinsten şeyler olduğunu ortaya koymaktır. O halde, zekâ insanın bir kısmı olduğuna göre, insan hareketinin bilimini yapabilmemiz için, insanın bütününü veren başka bir ilke lâzımdır. Biz bu ilkeyi, hareketin kendisinde buluyoruz. Zira insana sadece hareket rehberlik edebilir, sadece hareket insan varlığının bütününe sahip olabilir, onu kavrayabilir, tek kelimeyle insan olan insanın girebileceği sonsuzluğa sadece o dalabilir. Şayet burada bir cevherden bahsedilebilirse hareket “insanın cevheri”dir. Düşünce insanın “kısmî özü”dür ve nasıl ki, düşüncenin gelişmesi hareketin gelişmesini gerektiriyor ve belirliyorsa, hareketin gelişmesi de düşüncenin gelişmesini sağlar.” Düşünce hareketten doğar, hareketten beslenir, ama yeni hareketler için yeni zeminler keşfetmek üzere hareketten daha ötelere uzanır. Hareketi önden ve arkadan kuşatır. Ortaya çıkan harekete gelince; o düşünceyi sonsuz bir şekilde aşar. Düşünce, kendisinden önce gelen hareketle, daha sonra ortaya çıkacak olan hareket arasında bir vasıtadır (…) Hareketin kendisi de zekîdir (…) Akıl asla daha uzağa gidemeyecek ve insanı asla kendiliğinden harekete geçiremeyecektir (…) Hareket hürdür. (…) Gerçekten hareket etmek, hür olmaktır. İnsan hareketiyle tabiatın determinizmine karşı çıkar. Hareket etmeyi istemek, tabiatta bir şeyi değiştirebileceğine kani olmak, varlığın kendiliğinden oluşuna karşı direnmek demektir. Hürriyet, hareketin ortaya koyduğu bir olgudur. Spinoza, insanı zekâsıyla birlikte tabiatın bir unsuru haline getirmek istemektedir. İnsanın hür ve evrensel hareketini inkâr ederek, tam esaretini tarif etmekten öteye yaptığı bir şey yoktur. Evrensel olmak için, hareket endişeden doğmalıdır ve her hareket insanda daha büyük endişe meydana getirir. Spinoza’nın arzu ettiği huzur, insan hareketinin bizzat tabiatına aykırıdır” (Topçu, 1995: 46-47).

Şimdi Topçu’nun Spinoza eleştirisini sınıflayalım: 1) Hürriyet harekete geçmektir; 2) İnsanın cevheri, harekettir; 3) Hareketin de zekâsı vardır; 4) İnsanın aklı harekete geçirmez; 5) İnsanın hür olması hareketin ortaya koyduğu bir olgudur; 6) İnsan hareketiyle (hürriyetle) varlığın kendiliğinden oluşuna, insanın tabiatın unsuru haline gelişine direnç koyar (isyan eder); 7) Hareket huzura yol açmaz, insan evrensel olmak için hareket endişeden doğmalıdır; 8) Hareket etmek, tabiatta bir şeyi değiştirebileceğine kani olmaktır.

Topçu başka bir yerde şunu da söyler: “İnsan esir doğar; kendi hareketini yaratmak sûretiyle hürriyetini kazanır, bu da başka varlıkların kaderini kendi hareketine bağlamak içindir” (Topçu, 1995: 72). “İnsan evrensel bir nizamda istediği şey olabilir. Onun ilk hareketi, belli bir tarzda kendisini aşmak, kendi kendisini inkâr etmektir” (Topçu, 1995: 72). Topçu Spinoza’yı şöyle eleştiriyor: Hem Yahudi hem Hıristiyan cemaatine başkaldırmakta, hem de toplum muhabbeti ve uysallığı öğütlemekte; böylece hür hareketi inkâr etmektedir” (Topçu, 1995: 34).

Topçu’nun “hürriyet” problemi Bergson eleştirisi ile terazilenir. Bergson’u eleştirirken de determinizm konusuna eğilir. “Evrensel” olmak meselesini Allah’a bağlar. Hatta hareketin “ahlâkî” bir mesele olduğunu vurgular. İnsanın yokluk-kaybolmak arzusunu ortaya koyar. Ancak bu insanın yok oluşu değil, yeniden dirilişidir. Topçu, Bergson eleştirisinde son tahlilde  “Hareket, insanla Allah’ın bir terkibidir; ne yalnız Allah, ne yalnız insan onu değiştirebilir, meydana getirebilir veya ne de yok edebilir” diyerek insanı “kendini değiştirerek var kılma”ya perçinler. “İnsan olmadan hareketin mevcud olamaması, eşyanın değişememesi” harekete Varlık’tan da “esir insan”dan da daha öncül alan açar. “Hakiki hürriyet Allah’a aittir” (Topçu, 1995: 172) diyen Topçu “İsyan Allah’ın bizdeki hareketidir” diyerek bunu tamamlar. Böylece “insan-Allah” dediği bir yoruma ulaşır: “Tabiat, doğrusunu söylemek gerekirse, esareti teşkil etmektedir, hem de her çeşit esaretin kaynağıdır (…) O halde hakikî hürriyet Allah’a aittir; o bizde gerçekleşmiş, bir ölçüde bizim tarafımızdan gerçekleştirilmiş ilâhî hürriyettir. İsyan, hareketimizdeki bu hürriyetin teyidinden başka bir şey değildir. İnsanın isyanı her şeyden önce kendi tabiatına karşı, kendi iç kuvvetlerine, dar ve bencil arzularına karşı isyandır (…) İç kuvvetlerinin zorbalığından kurtulan insan, evrensel bir sorumluluk yüklenir ve pasif dayanışmaya karşı, zorba hâkimiyetine karşı isyan eder (…) hareket, harekete geçen ferdi aştığı gibi, toplumu da sonsuz bir şekilde aşar. Hareket muzdarip yürüyüşünde âlemşümul (evrensel) birliğe atılırken, onu yardıma çağırırcasına başkasına el uzatacaktır (…) Böylece hem sosyal uysallığın, hem anarşist ferdiyetçiliğin, hem toplumun ve hem de Allahsız ferdin üstünde yer alacağız. Allahsız ferdiyetçilikten, tabiat âleminde Allah’ın hareketini gerçekleştirmeye yönelen şahsiyetçiliğe yükseleceğiz. Bu gaye için, Hallac gibi bir İslâm mistiğinin isyanına bağlanacağız ki, bu insan-Allah’ın veya insanda Allah’ın isyanıdır” (Topçu, 1995: 172-173). Topçu’nun “insan-Allah” kavramına gelişi “insan-ı kâmil” doktrini ile çelişkili değildir. Fakat hareketi Allah ile insan’ın “birlikte isyanı” olarak değerlendirmesi yeni bir düşüncedir. Burada sorun şudur: Hareketin insandaki isyanı ne derece meşrudur? Yani hareket, hürriyetin mebdesi olarak ne derece hakikate varmaktadır. İslâm’ın tasavvur etmediği bir Allah fikrinden yola çıkan hareket de meşru mudur? Bu soruna yazının bitiminde İbn Arabi’den bir cevap göreceksiniz.

Topçu Bergson’un “yaratıcı tekamül” fikrini de hareket-hürriyet meselesinde eksik bulur. “Yaratma, Bergson’un iddia ettiği gibi, saf bir kendiliğinden oluşun, süre içerisindeki oluşumun meyvesi değildir (…) Bergson, saf süreyi bir sıçrama tahtası olarak kullanıyor. Hareket eden benliğin bütün unsurlarını bilmediğimizi, sürekli bir oluşum içinde bulunduğundan dolayı benliğin kendisini tanıyamadığımızı söylemektedir.  O zaman kişilik değişimleri, değişim buhranları hakkında ne denilecektir? (…) Saf süre yaratıcı değildir, dolayısıyla değiştirici güce de sahip değildir (…) Evrensel olma, hareketin tabiî nizamıdır. Süre içerisinde saf bir oluşum fikri, bizi her an kendimize, kendi dar çemberimize daha sıkı bir şekilde bağlamaktan başka bir işe yaramaz. Bu bencillik harekete yabancıdır. Aksine insan, onun sonsuz varlığı ile birleşmek üzere, bizzat kendi görüşüne göre orada kaybolmak üzere yokluğu ister. Nihayet irade sonsuzu, âlemin tamamını kucaklayacaktır. İnsan bizzat kendisinden, kendi benliğinin unsurlarından soyunmadan, asla kendisinden daha uzağa gidemeyecek ve kendisinin dışına çıkamayacaktır. O halde, gerçekten hareket etmek, bir çeşit kendisinin dışına çıkmak, bizzat kendisine karşı gelmek demektir. Hareket içinde insan, kendisinden başka biri haline gelmek için bizzat kendisine karşı isyan eder” (Topçu, 1995: 64); “Hareket, daha baştan ahlâkî diye adlandırılabilecek bir karaktere bürünüyor” (Topçu, 1995: 64); “Kendinden dışarı çıkmak, âlemin sonsuz varlığı içinde kaybolmak üzere, en sonunda orda kendisini bulmak ve evrensel nizâma yönelmek orada yok olup gitmek demektir. Daha iyi bir tek olmak için asla tek başına kalmak istemeyen irade, evrensel olmaya can atar” (Topçu, 1995: 64). “Hareketi mümkün kılmak için istediğimiz hürriyet,  bir duyulur dünyanın boyutunu aşar. Bu bizim varlığımıza ilave olunmuş, yüce bir Varlık’tır ki, O’nsuz hareketi gerçek anlamda tanıyamıyacaktık; keza tamamıyla ve hür bir şekilde isteyemeyecektik. Bu yüce Varlık canlı bünyede daha baştan hayat endişesi halinde ortaya çıkmaktadır (…) İster sosyal bir ihtilal, ister bir inkılâp hareketi olsun her hareket, bizim varlığımızla O’nun hareketinin yarışmasından doğacaktır. Hareket, insanla Allah’ın bir terkibidir; ne yalnız Allah, ne yalnız insan onu değiştirebilir, meydana getirebilir veya ne de yok edebilir. İnsanın tabiî hali değişmemektir. Ve değişmemek onun mukadderatının hüsranıdır. Böyle olunca insanın hareketi, eşyayı değiştirmek ve kendi elleriyle kendini değiştirmek olacaktır. İşte bu, gerçek anlamda eşyanın nizamına ve bizzat kendisine karşı isyan etmek değil midir? Hareket bir isyandır. Bu, bizdeki Allah’ın bizzat kendimize karşı isyanıdır. Asla isyan etmemiş olan, hiçbir zaman hareket etmemiş demektir. Her hür hareket, bir isyandır” (Topçu, 1995: 66).

Topçu’nun “hürriyet-hareket” meselesinde yaklaşımı özgün görünmekle beraber sorunludur. İbn Arabi “hareket” kavramı yerine “sefer” kavramını kullanmıştır. Şöyle der: “Seferler üçtür ve dördüncü bir sefer yoktur. İzzet ve celâl sahibi Hakk bu seferleri tespit etmiştir. Bu seferler; Hakk’ın katından sefer, Hakk’a doğru sefer ve Hakk’ta seferdir. Hakk’ta sefer hayret ve şaşkınlık seferidir. Hakk’ın katından sefer eden kişinin kazancı, varolmasıdır. Bu onun kazancıdır. Hakk’ta sefer kılan kişi kendi nefsinden başka bir şey elde etmez. İlk iki sefer için, yolcuların ona vâsıl olduğu ve yüklerini indirdikleri bir son vardır. Şaşkınlık seferine gelince onun için bir son yoktur” (İbn Arabi, 2009: 4). İbn Arabi Hakk’ın katından sefer edenleri üç zümre saydı: 1) Kovulmuş yolcular, İblis ve müşrikler; 2) Utanç içinde olan yolcular: günahkârlar; 3) Seçkinler: resuller, arifler: müşahade mertebesinden nefisler âlemine dönenler.Hakk’a doğru sefer edenleri de üç zümre saydı: 1) Allah’a şirk koşanlar. Hakk’ın perdesine vâsıl olur, O’na nispet edilmeyecek şeyleri nispet eder, rahmetten kovulur; 2) Hakk’ı tenzih etmekte aşırı giderek Allah’ın kitabındaki müteşabihleri bile O’nun hakkında imkânsız gören yolcu. Bunlar durakların en hayırlısında konuk olur ama saygısızlığı nedeniyle azarlanır; 3) Masum ve mahfûz yolcu. Ünsiyet bunlara açılmıştır. Bunlar mahzûn da olmazlar. Çünkü korku ve hüzünden geçmişlerdir (Topçu, hareket insanının endişesinden bahsetmişti. İbn Arabi “Kim bir şeyden geçerse [korku ve hüzün] tekrar ona düşmesi imkânsızdır” der]. Hakk’ta sefer edenleri de iki grup saydı: 1) Kendi akıl ve fikirleri ile hareket edenler. Bunlar kesinlikle yoldan saparlar; 2) Kendileri ile birlikte Hakk’ta sefer edilenler. Bunlar resûller, nebîler ve muhakkik sufîler gibi velilerin seçkinleridir  (İbn Arabi, 2009: 7-8).

İbn Arabi, kâinatın belirlenmiş bir ecele doğru akıp gitmekte olduğunu söyler. Akıl bunları ispat eder, der. Bu aziz ve alîm olan Allah’ın takdiriyledir. Sonra şöyle ekler. “Öyleyse bu bir seferdir ki insan onda kendisini diriltenden sefer ettirilmiştir. Bu sefer insanın Mevlâsının noksan sıfatlardan münezzeh olduğuna da delildir (…) Sefer, sefer diye adlandırılmıştır çünkü sefer, insanların ahlâkından örtüyü kaldırır. Bunun mânâsı, seferin her insanın içindeki kötü ve iyi ahlâka ait şeyleri ortaya çıkarmasıdır” (İbn Arabi, 2009: 20). İbn Arabi, Kur’an’ın seferinden de bahseder. Konu uzundur. Şöyle der: “Bu Kur’an gizli veya açıktan okunmaya devam ettiği müddetçe asla bitmeyecek bir seferdir” (İbn Arabi, 2009: 20). Demek ki sefer iyiliği de kötülüğü de ortaya çıkarandır.

İbn Arabi, hareketi Kur’an’a bağladı. İnsanın hareketinden önce hareket etmekte olan Allah’tır.

 

-        İbn Arabi, Seferler, Nefes Yayınları, 2009

-        Topçu Nurettin, İsyan Ahlâkı, Dergâh Yayınları, 1995

 

 

 


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...