Düşünce, Haberler, Köşe Yazısı, Yazılar

TÜRKMEN SÜNNÎLİĞİ

0 21

toplum                                                                       

 

 -Müslüman Şehri’nin Toplum Tasavvuru-

 

Bu yazıda Müslümanların hane hukukuna ilişkin bir konuyu Alevî-Bektaşi “yol”un değerleri üzerinden anlatacağız. Bu meseleyi sünnîlik üzerinden anlatmak artık mümkün görünmemektedir. Müslümanlar Anadolu’ya bir hukuk/ahlâk/toplum düşüncesi ile geldiler. Anadolu’da “Müslüman şehri” bir tesadüf değildir. Müslüman şehri, inanç-hane-ocak-toplum tasavvurudur. Yesevî irşâdın örgütlediği toplumun zuhura çıkmasıdır. 

(4 Nisa 34) “İyi kadınlar, boyun eğenler ve Allah’ın korumasına karşılık yalnızken kendilerini koruyanlardır” ayetinde, “boyun eğen kadınlar” anlamına gelen “kânitât” “kocalarına boyun eğenler” şeklinde anlaşılmalıdır. Bazıları “o kelime (“kânitât”), boyun eğen erkekler anlamına gelen “kânitîn” kelimesi ile tefsir edilmelidir” dediler. Buna delil olarak da “Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, boyun eğen erkekler ve boyun eğen kadınlar” (33Ahzab 35) ayetini getirdiler. “Boyun eğen erkekler ve boyun eğen kadınlar” beyanı hakkında, “biri diğerine boyun eğen kadın ve erkekleri değil, Allah’a boyun eğenleri övmektedir”, şeklinde değerlendirme yaptılar. Bu da elbette bir yorumdur.

Lâkin Alevî-Bektaşi yol’da koca, “dar’a çekilen”, hesap vermek için boyun eğen Alevî topluluğun ferdidir. Evlâd-ı iyal’in yapıp etmelerinden hesap verecek olan “er kişi”dir. Sünnîler artık “hane (ev)-mahalle-ocak” şeklinde teşkilatlanmış bir toplum tasavvurunu inşa edemedikleri için vahyi yorumlarken bireyden hareket etmektedir. Sünnîler yaşadıkları toplumda parkların, bahçelerin, apartmanların bir “bekçisi” olmasını öngörmekte ancak toplumun en hayatî birimi olan “ev-hane”nin içinde “bekçi-idareci-yönetici” teşkilini reddetmektedir.

Alevî-Bektaşi inançta kadın talip’tir. Bu söylediğimi reddedecek erkek-kadın olacaktır. Onlara kızamayız. Zira bu bir “sır”dır. “Sır” dediğimiz şey de gümüştür, her zemine çalınmaz. Başka türlü “ayna” imal edilmez. Onun için “söz gümüşse sükût altındır” denilir. Gümüş (söz) ile insan sırlanır. İkrar böyle verilir. İkrar veren için artık sabr gerektir. Sabredenler Allah’ın velileridir.

Kadın’ın kocasına talip olmasının delilleri vardır. Bu delil vahyîdir. Örneğin Hz. Hatice (ra) Hz. Peygamber’e (asv) talip olmuştur. “Benimle evlen sana tabî olacağım” demiştir. Bu örnek moderniteden etkilenmiş aklı kesmemiş olabilir. O halde başka örnek verebiliriz: Hz. Musa (as)’ya çoban kız talip olmuştur. Talip kişi mürşidine tabî kişidir. Alevîlik taliplik işidir. Bazılarının sandığı üzere doğum işi değildir.

Karı-koca olmak sürektir. Ocak kuralına uymayı ikrar eylemektir. İyi gün-kötü gün nedir, bellemektir. Koca, eline-beline-diline hâkim ise kadın onun sırtını sıvazlar, döşeğini serer. Bu borçtur. Alevîlik bir hidmet / hizmet işidir.

Alevî inançta “Yol Bir-Sürek Binbir” denir. Yol, itikad – amellerden oluşan hükümlerdir. Yol’un hükümlerini kabul edip ikrar veren kişiye tâlip (talib) denir. Buna göre koca, karısının mürşididir. Yahut şöyle diyebiliriz: talip mürşidsiz olmamaktadır. Bu durumda talip Buyruk’a uymak zorundadır. “Yol”a bağlılık, hem mürşide bağlılık ve hem de Mürşid’in Buyruk’a bağlılığı nedeniyle ilkelere bağlılık şeklinde ortaya çıkar. Mürşid en üst başvuru makamıdır. Rehber Pir’e, Pir Mürşid’e bağlıdır. Mürşid de davranış ve kararlarında bağımlıdır. Bu nedenle kadın kocasına, koca “dede”sine, “dede” pir’e, pir ise Mürşid’e bağlanır. Mürşid de “Yol”a bağlıdır. Bu “El ele el Hakka” anlayışıdır.

“El ele el Hakka” anlayışı yol’u Hak Teâla’ya bağlamaktadır. Alevî inançta ocak sistemi vardır. Her ocak bir oba-boy oluşturur. Her Talip ancak kendi ocağı içinde “cem’e girebilir.” Bunun anlamı şudur: Talip kendi ocağının süreğini sürebilir. Kendi mürşidinin edebine bağlılık gösterebilir. Bu nedenle talip başka ocak-oba-boy’un mürşidinin sözünü dinleyemez. Zaten bir mürşide bağlanan başka mürşidin cem’ine de alınmaz. Talip olmayan ise hiçbir cem’e giremez.

Alevi-Bektaşi inanç sisteminde toplum (talipler) ocaklar halinde teşkilatlanmışlardır. Karkın (Garkın) obası Dede Garkın’ı pir kabul ederek ocak oluşturur. Hacı Bektaş başka bir ocak-pir oluşturur.

 

Talip topluluğu Rehber-Pir-Mürşid silsilesi ile teşkilatlanır. 

 

Mürşide varmaya talip olursan / İptida insandan rehber isterler

Verdiğin ikrara doğru gelirsen / Aht ile peymandan rehber isterler

 

Rehberin görevi talibe yol göstermektir. Rehber, talibi yola hazırlayan kişi, erkanı talibe öğreten kişidir. Rehber, pir veya mürşit tarafından, görülüp sorulmalı ve yaşadığı toplum içersinde yargılanıp aklanmış olmalıdır.

Mürşit kâmil ahlâk sahibidir; iyilikleri, güzellikleri şahsında temsil eder. İrşat makamıdır. İkrar alan O’dur. Mürşid, tâlip toplumu içinde çıkan ihtilafları çözen, suça uygun cezalar veren, talibi dar’a çeken kişidir. Bu zatlar talip toplumunun mıh-çivisidir. Talip, ahlâk üzere yaşayan “emâneti koruyan”dır. Hakka riayet ettikçe talip mürşidinin sözünü dinlemekle mükelleftir. Hak’tan çıkan düşkündür.

Alevî-Bektaşi inançta musahiplik de temel ilkedir. Bu tatbikat Hz. Peygamber (asv)’in medine=şehir kurması ile ilgilidir. İki gönülü denkleştirip birbirine veli kılmaktır. Gönüllü akrabalık=kardeşlik müessesesidir. Yol kardeşliğidir. Musahiplik için evlilik şarttır. Musahiplik bir defa yapılır ve ölünceye kadar devam edilir. Musahip olacak kişilerin dört kişi olarak dedenin huzuruna çıkması gerekir. Musahiplik ile “Dört canın bir can olarak görünmesi” kastedilir. Dört can, iki ailedir. Musahiplik birbirlerine ikrar vermiş iki ailenin (dört can’ın) bir gömlekten, yani bir cesetten, bir bedenden baş göstermesidir. Her erkeğin bir musahiplik ile başka bir aileye bağlanması toplumu birbirine kenetlemektedir.

Buyruk’a göre yaşamayı yol bilenler musahip edinebilir ve topluma katılabilir. Yol; eline-beline-diline sahip olanın ve iş-aş-eş mesuliyetini yerine getirenin harcıdır.

Alevilikte boşanma nadirdir ve boşanmak nefs için ise düşkünlüktür. Kadın, dünyalık için kocasına direnirse talipliği bozmaktadır. Musahiplerden birinin ölümü halinde diğerinin eşi ve çocuklarına bakma sorumluluğu vardır. Biri iflas etse, başına bir iş gelse, sevinç ve kederi olsa kardeşinden önce musahibi yardıma koşar. Musahiplik kişiyi toplumda tek başına bırakmayan bir sahiplenme mesuliyeti sağlar. Ferd ikrarla artık dört kişidir. Ferdin akrabaları da musahiplik ilişkisi ile başka ailelere bağlanır. Böylece toplum birbirine perçinlenir. Ayrılık gayrılık kalmaz. Anadolu’da “Müslüman şehri”ni inşa eden temel dinamik taliplik-musahiplik üzere yürütülen hane-toplum sistemidir.

Alevîlikte haftalık cem farzdır. “Âyin-i Cem” talip toplumunun mahkemesidir. Âyinde dede cemaate imana, erkâna, yol’a bağlı olup olmadığı hususunu sorar. Cemaatte şikâyeti, mağduriyeti olan bunu dile getirir. Eline-beline-diline ve işine-aşına-eşine sadakat sorgulanır. Cemaat ve dahi eşlerin birbirinden rızası alınır. Alevî felsefesine ihanet edenler düşkün=kovgun olup toplumdan atılır.

Düşkünler şunlardır: haksız ve keyfi olarak eşini boşayan, harama uçkur çözen, helâl kazanç aramayan, yalan yere şahitlik yapan, hırsızlık işleyen, adam öldüren, evlâtlık görevi yapmayan, halk içinde laf taşıyan, komşusunu inciten, yetimin malına göz diken, hak yiyen. Bunlar Cem’e alınmazlar. Düşkün olanın selamı alınmaz, selam verilmez [Savaştan kaçan üç sahabe'ye elli günlük boykot uygulandığında selam alınmamış ve verilmemişti. Tevbe Suresi 117-119 ayetleri bu konuyu anlatır],  konuşulmaz, evine gidilmez, kimsenin evine gelmesine izin verilmez, düğününe gidilmez, davete çağrılmaz, bayramlarda bayramlaşılmaz, derdi hali sorulmaz, topluluğun ortak faydalarından istifade ettirilmez.

İkrâr, söz vermedir. Kişinin, Allah’ı ve kendisini şahit tutarak her türlü kötülükten uzak kalacağına, iyiliklere koşacağına ahd etmesidir. Bir anlamda, ‘elest bezmi’ndeki verdiği söze sadık kalmanın dünyadaki ifadesidir. Alevî kültürde söylenen; “Yer- gök ikrar üzerine durur” ifadesi bu kavramın önemine dikkat çekmek içindir. Bu nedenledir ki ikrar, cem törenlerinin ayrılmaz bir rüknü ve kişiyi yol’a bağlayan en önemli bağdır. Türlü meşakkatlerle dolu olan ince-uzun bu yol’a delilsiz ve ikrârsız girilmez.

Kadın ve erkeğin evlenme kararı da bir ikrar vermedir. Kadın taliptir, kocası mürşiddir.

Anadolu’daki şehirlerin tesadüfen kurulduğu düşüncesinde değiliz. Yesevîlik Anadolu’ya bir “şehir ideolojisi” olarak gelmiştir. Ahî-Abdal-Gazi-Bacı örgütlenmelerini bütüncül olarak ele almak zorunluluğu vardır. Bu nedenle modern zamanlarda “Ahîlik geleneğini yaşatmak” şeklinde ortaya çıkan söylemlerin geçmiş 12. Ve 15. Yy. arasında ortaya çıkmış “şehir-toplum (medine)” yapılarını anlamaktan uzak olduğu söylenmelidir.

Alevî-Bektaşî musahiplik buyruğu toplumun tüm fertlerini bir ağ gibi örmüştür. Bir hane’nin dört erkek çocuğu varsa bu hane beş musahiplik ile başka hanelerle bağlanmıştır. Haneye gelin olanların da hem baba ve hem de kardeşleri vesilesiyle başka hanelerle musahip ilişkisinde olduğu düşünüldüğünde toplumun “eline-beline-diline sahip ol” ilkesi ile “cemaatçi örgütlülük” içinde olduğu açıktır. Bu teoloji “ocak” tesisini kaçınılmaz kılmaktadır. “Ocak” için “soy ve sülale” anlamı da kullanılagelmiştir.

Alevîlik ilkeleri fertleri irşad ettiğinde “hane-mahalle-şehir” olarak örgütlemektedir. Bu musahiplik ilkesinin uygulanmasının kaçınılmaz sonucudur. Alevi-Bektaşi topluluklar dergâhlar ve ocaklara ikrar ile bağlıdırlar. Talibin gündelik hayatında dergâh ve ocak disiplini esastır. Bu ise bir organizasyondur ve bu organizasyon vahyî temellere dayanmaktadır. Çünkü bu ocakları oluşturmuş haneler ahlâk değerlerini yaşamayı ilke edinmiş rehber-pir-mürşidlere bağlanmışlardır. Rehber-Pir-Mürşid kişiler ise hem İslâm’a ve hem de Hz. Peygamber (asv)’e ve Ehlibeyt’inin soyuna dayanmaktadır. Dolayısıyla teoloji, kaçınılmaz olarak talibi hane kurmaya ve başka bir hane ile musahiplik ilişkisine girmeye zorlamaktadır. Bu zorlama, teolojiyi hane sistemini soy-oba ilişkisine evrilmeye uğratmaktadır. Alevî-Bektaşî esasları kabul eden toplulukların bir süre sonra “Alevî olunmaz, Alevî doğulur” algılayışı içinde anlaşılmasının nedeni budur. Gerçekte günümüz dünyasında Alevî “Dört Kapı-Kırk Erkan-On İki Hizmet (Post)” esasları uygulandığında fertler halinde yaşayan Müslümanların “soy-oba-ocak” yapılanmasına girecekleri ve hane-mahalle-şehir oluşturacakları kaçınılmaz sayılmalıdır.

Alevîler tarihe Müslüman olarak çıkmış ve hane sistemi kurmuş Türkmenlerin Sünnîliğidir. Türkmen Sünnîliğidir. Alevîlik Müslüman Türkmenlerin Anadolu’ya göçü ile (1015’te başlar) bu topraklara gelmiştir. Aleviliği sahiplenmeyen Müslüman, Türk’ün dünyaya bedel olduğunu iddia edemez. Kur’an Müslümanlığı da “şehir-toplum” inşa edemez.


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...