Düşünce, Haberler, Köşe Yazısı

İSMET ÖZEL VE ALEVİLİK-BEKTAŞİLİK -İSLÂM’IN KILICI TÜRK-

0 339

DERVİŞ

Bu yazıda İsmet Özel’in Alevilik-Bektaşilik yorumunun kendi zaviyemden nasıl anlaşıldığını anlatmaya çalışacağım. Baştan söyleyeyim: İsmet Özel’in Yunus Emre, Karacaoğlan, Fütüvvet Teşkilatı, Nasreddin Hoca ve nihayet Tasavvuf kavramlarının anlam çerçevesine atıflarında İslâmcılıktan ayrıştığı hatırlanacaktır. Gerçi O’nun Alevîlik-Bektaşilik hakkında tartışma koparan söylemleri İslâmcıları pek memnun etmiş gibidir. Ancak İsmet Özel’in Alevilik-Bektaşilik hakkında sözleri bir Arnavut’un “Ben Arnavut ve Müslümanım” beyanındaki kimlik açıklamasına gösterdiği tepkiyi aşmamaktadır. Burada bir üst açıklama modeline bağlanmış bir söylem inşa edilmiştir. Örneğin şu günlerde “Srebrenitsa Katliamı”nın anısına duygusal seferberliğe giren İslamcılık, Boşnakların yaşadığı soykırım acılarını öne çıkarmaktadır. İslamcılık & Batı kapışması “Srebrenitsa Katliamı”nın üzerinden gündeme getirilmektedir. Batı’nın Avrupa’da göz yumduğu katliamı işaret eden İslamcılık Ortadoğu’da Arapların kavimler göçüne maruz kalışını meşrulaştırma peşindedir. İsmet Özel ise Boşnak olmayı öne çıkaranlarla “Müslümanlık” kavramı temelinde ortak bir dil geliştirmemektedir. Eğer İsmet Özel popülist bir dil kullanmış olsaydı “yeryüzünün Müslüman mazlumlarını” yazı ve konuşmalarında içselleştirecek şekilde söylem geliştirmesi beklenebilir bir “söz cambazlığı” inşa edecekti. İsmet Özel yazdıklarının daha geniş bir entelektüel-epistemik cemaat içinde paylaşılabilirliği imkânını imha etmek anlamına gelen bu itelemeyi, kendisinden uzaklaştırma eylemini niçin tahkîm etmektedir? O’nun yazılarında “Türk” kavramının içeriği konusunda İslamcılığın, etnisite Müslümanlıklarının ve mezhep-meşrepçiliğin  yakalandığı açmazı ortaya çıkaran bir tavır-söylem geliştirilmiştir. İsmet Özel, “Müslüman-Azerî” şeklinde ileri sürülmüş bir kimlik beyanının Türklük-dışılığına ne kadar tepkili ise Alevîlik-Bektaşiliği Türklük-dışı kimlik olarak öne çıkaranlara da o derece “uzak” bir “Türk” olmaklık içinden konuşmaktadır. Bu meseleyi izah etmedikçe İsmet Özel’in yazıp-söylediklerinin anlaşılacağını ummak mümkün görünmemektedir. 

Bu ifadelerimizi örnekleyeceğiz. Bakalım İsmet Özel, örneğin Boşnaklığı öne çıkaranlara ne demiştir: “Yani adam yüzyıllardan beri Boşnak olabilir. Ama Türkiye’de ‘Ben Türk değilim, Boşnağım’ diyorsa, o zaman ‘Dur bakalım, senin numaran ne?’ diye düşüneceğiz. Bosna Hersek kurulurken herkes şunu söyledi: İstanbul’da Bosna’dakinden daha fazla Boşnak var. Peki onlar Boşnak idiyseler, Bosna için yapmadıklarını Türkiye için yapacaklar mı? Ben bunu soruyorum ciddi olarak. Yani kim bunlar? ‘Hayır, biz artık terk ettik, bizim toprağımız burası. Biz Bosna Hersek için yaşamıyoruz’ diyorlarsa o zaman ‘Bosna Hersek için bizi niçin kullandınız?’ diye sorarım yani. Anlatabiliyor muyum? Anlatamıyorum, boş ver… Ama bu böyle. Türkiye’de Türk yenmek sûretiyle, Türkler yenerek bir dolap çevriliyor” (Özel, BİY-1, 2012: 477).

İsmet Özel’in düşüncesinde bir ferdin “Ben Müslümanım” ifadesi tarihsel bir rol oynamaz. Çünkü “Ben Müslümanım” ifadesi bir “millet varlığı” oluşturmamaktadır. Kavimler ise “millet” değildir ve bir sapmadır. Çünkü böyle bir yaklaşım “gâvurların yanında gâvurlara karşı savaşmak” gibi bir hezimete neden olmaktadır. (Özel, BİY-1, 2012: 148). İsmet Özel’e göre “Tarihin bir evresinde Asya bozkırlarında yaşayan insanlar Müslüman oldular. Müslüman oldukları zaman bunlar Türk olmadılar. Ne oldular? Kırgız oldular, Özbek oldular, Azeri oldular, Tatar oldular, Başkırt oldular. Yani onları başka kavimlerden ayıran bir dayanak sahibi oldular. Yani onları başka kavimlerden ayıran bir kültürel dayanak sahibi oldular (…) Biz Türküz. Çünkü Türklük bu topraklarda doğmuş bir şeydir. Ve Türklük bu topraklarda gayr-ı müslim dünyanın geriletilmesi suretiyle doğmuş bir şeydir. Yani Türklük bu topraklarda gayr-i müslim dünyanın geri adım atması, gayr-i müslim dünyanın etkinlikten mahrum bırakılması sûretiyle ortaya çıkmıştır. Timur Türk müdür, değil midir? Kesinlikle hayır! Timur Türklük muarızı bir zattır. En azından Mutezile olması sebebiyle Türk’e muarızdır” (Özel, BİY-1, 2012: 217). Kavmiyetini öne çıkararak Müslüman olmayı “dolma yutmak” olarak karşılayan İsmet Özel, İslamla kandırılmayı bertaraf etmeye çalışmaktadır: “1914’te cihad-ı ekber ilan etti halife. Biz gâvurların yanında gâvurlara karşı savaşmayı cihad-ı ekber saydık. Bu dolma değil mi? Ama bu dolmayı yutan zavallı iki tane Afganlı, (…) Avustralya’da İngilizlere karşı cihad etmek üzere dağa çıktılar (…) O Avustralyalılar, Galipoli’de karşımıza çıktılar (…) Bizi sadece gelip topraklarımızda öldürmediler, önce kendi topraklarında temizliğe başladılar” (Özel, BİY-1, 2012: 148-149).

Bu meseleyi çok uzatmak taraftarı değilim. İsmet Özel’in anlattığı Türklüğün fiziki bir isnadı yok. Türklük herhangi bir maddi vakıaya dayanmıyor. Ana babası Türk olduğu için Türk olunmuyor. Soy nedeniyle Türklük vuku bulmuş değil. “Türklüğümüz neye dayanıyor? Sadece ve sadece tarihi bir role dayanıyor. Dünyada İslâm’ın kılıcı olma tercihi dolayısıyla milli vasıf kazanan tek bir topluluk var. Onlar da Türkler” (Özel, BİY-1, 2012: 293). Dediğim üzere bu yazının amacı İsmet Özel’in Alevilik-Bektaşilik yorumunu anlamlandırmakla ilgilenmektedir. Aşağıda yer verdiğim bir dizi alıntının Osmanlı’da Türklük bilincinin Müslümanları “millet yapma” konusundaki etkisini göstereceğini umuyorum. İsmet Özel’e göre “Türklük bilinci” Osmanlı’da yaşayan inanç öbeklerini ve hatta gayr-i müslimleri dahi etnik-dinî-mezhebî aidiyetlerinin menfaatlerini muhafazaya sevketmemişti. Ancak ne olduysa Osmanlı’nın tasfiye sürecinin başlamasından itibaren “kavmî Müslümanlık”, “mezhebî Müslümanlık” kimlikleri ortaya çıktı ve “etnik kavmiyetçilik” benzeri bilinç farklılaşması savunmaya başlandı. Bu dağılma Türk’ün tarihi rolü: Diyar-ı Rûm’un Dâr’ül İslâm’a dönüşmesi ve “tarihte millet toplum” inşası fırsatını elden kaçırmamıza neden oldu. Alevilik-Bektaşilik de “İslâm’ın kılıcı Türk” kimliğinden kendini arındırdı. İşte bu nedenle İsmet Özel’e göre bir Arnavut’un “Ben Arnavut’um” demesi tarihsel rolden kaçınmak olduğu ölçüde Alevî-Bektaşiliğin Dâr’ül İslâm’a kayıtsızlığı da aynı türden tavırdır.

İsmet Özel’in yaklaşımına göre Osmanlı Devleti’nin varlık sebebi Hıristiyan topraklarının dâr’ül-İslâm haline getirilmesiydi. Dolayısıyla bunların hepsi Batı’ya doğru gittiler. Fakat bakıyoruz ki bir istisna var. Osman, Orhan, I. Murat, Beyazıt, Çelebi Mehmet, II. Murat ve Fatih bütün bunlar Batı’ya doğru gittiler. Yavuz Sultan Selim Doğu seferleri yaptı (Özel, BİY-1, 2012: 54). “Bu toprakların Müslüman olması, bu toprakların dâr’ül-İslâm haline gelmesi dünya tarihinde bir dönüm noktasıdır: Dünyada ilk defa Müslüman olmanın birinci sınıf insan olmak anlamına gelmesi bu topraklarda temayüz etti (…) Sadece Diyar-ı Rûm’un Dâr’ül İslâm olması halinde ‘Birinci sınıf insan demek, Müslüman demektir” manası kural haline geldi” (Özel, BİY-1, 2012: 465); “Türk’e Türk dememize sebep belli bir davayı üstlenmiş olmasıdır. Bu manada mesela, III. Selim’e kadar Bektaşilerin bu toplum içindeki rolüyle ondan sonraki rolü aynı değildir. Yani Bektaşiler III. Selim’e kadar davanın üstlenicileri arasındaydılar. Ama sonradan Osmanlı devletinin Bektaşiliği resmî görüşün dışına çıkarmasıyla, onlar özel bir tavır sergilediler. Bugüne kadar da o tavırlarını devam ettiriyorlar, anlatabiliyor muyum? Burada bakacağız. Ne kıratta, ne zaman Türk, ne kadar Türk. Buraya nereden geldik? Anan-baban Türk diye sen Türk olmuyorsun. Bak bakalım, Türk müsün değil misin? Yani İslâm’ın kılıcı olmayı reddedip Türk olmak mümkün ise, o zaman benim söylediklerimin hepsini dışarıda bırakın” (Özel, BİY-1, 2012: 219); “Türlük bilinci ırkî bir şey değil, kültürel bir şey değil, tarihi rolün kavranılmasıyla oluşan bir şey. Türklük bilinci, ısırıcı saltanat döneminde ‘Nasıl ve niçin Müslüman olunur?’ sorusunun cevabını keşfedenlerin sahip oldukları bilinçtir (…) Bu manada Mimar Sinan’a da, Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’ya da Türk diyoruz. Bunlar Türklük bilincine sahip insanlar. İkisi de devşirme. Hele Mimar sinan 22 yaşında devşirilmiş. Yani 22 yaşına kadar Mimar Sinan bir Ermeniydi (…) ‘Bir gün ben bunlara yaparım yapacağımı!’ deyip o camileri yapmadı. Türklük bilinci böyle bir şey. İnsanların etnik kökeniyle açıklanabilir bir şey değil. Neyle açıklanabilir? İslâm’ın yaşanan çağda ve yerde nasıl şerefle temsil edilebileceğini benimseyen insana Türklük bilincine sahip insan diyoruz. Hiç kimse Türk doğmaz. Çünkü böyle bir millet nakil olarak yok. Yani Türk milleti diye bir millet, ancak o tarihi rolle beraber tanınabilen bir millet” (Özel, BİY-1, 2012: 216).

Anlaşılacağı üzere İsmet Özel Yesevî-Horasanî-Bektaşî-Bayramî çizginin tarihsel rolüne sırtını dönmüş değildir.

 

-        Özel İsmet, Bir Akşam Gezintisi Değil Bir İstiklâl Yürüyüşü (BİY-1), c: 1, Tiyo Yayınları, 2012


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...