Düşünce, Haberler, Köşe Yazısı, Yazılar

KAPLAN’IN HEZEYANLARI YA DA YENİLENMENİN GEREKÇELERİ

0 295
görsel

“Kur’ân İslâmı söylemi neden tehlikeli” başlıklı yazısında Yusuf Kaplan günümüzde Kur’ân’ı tek temel kaynak olarak görenleri ve çağdaş yorumcuları da içine alarak ciddi ağır eleştirilerde bulunmuştu.

Gerçi Kaplan’ın eleştirilerinin uzun soluklu tekrarlara dönüşmesi söylediklerinin o kadar da ciddiye alınmaması gerektiğini düşündürüyordu insana.

Bir süre sonra yazısı baştan sona temelsiz mesnetsiz ithamlara dönüşüyor. Belli kalıplaşmış kavramlar dışında yazı içeriğinin zengin olmadığına şahit oluyoruz.

Yazımızın başlığı ciddi bir iddia taşıyor olabilir. Ama şimdiden söyleyelim her iddia bir itham değildir. Her ne kadar iddiaların ithamlara dönüştüğü görülse de, yazımızın iddia’nın ötesinde nasıl bir gerçeklik taşıdığını Kaplan’ın yazısını nasıl kaleme aldığını incelediğimizde rahatlıkla görebiliyoruz.

Yazıda karşılaştığımız ve yazarı ele veren muhakeme bozuklukları, sebep ve sonuç ilişkilerinin mantıksız kurulması şeklinde ortaya çıkıyor. Hatta çoğu zaman kurulmaması şeklinde tezahür ediyor da denebilir.

Hezeyan sahiplerinin psikolojik süreçlerini incelediğimizde düşüncelerinin doğruluğunu ispatlamak, kendilerini hayallerindeki düşmanlardan korumak veya haklarını elde edebilmek için yoğun bir çaba sarf ettikleri gözlenir.

Elbette hezeyanlı bir hastalığın ortaya çıkmasını sağlayan birçok sosyal etken de olabiliyor.

‘Bu etkenler arasında şüphe ve güvensizliği arttıran durumlar, düşmanlık ve kıskançlığı arttıran etkenler, sosyal izolasyon, kişinin kendine güvenini azaltıcı etkenler, kötü muamele beklentisi, kişilerin kendi hatalarını ve eksikliklerini başkalarında görmesine neden olan etkenler hezeyanlı hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olabilir. Bu etkenler kişilerin tahammül sınırını aştığında, kişilerde içe kapanma ve işlerin yanlış gittiği düşünülür. Kendince sorun için açıklama aramaya başlarlar. Bu süreçte hezeyan kristalize olur ve her şey hezeyanla birlikte anlam kazanmaya başlar. Kişi sürekli olarak hezeyanla uğraşır.’ (1)

Hezeyan sahiplerinin özelliklerini incelediğimizde, bu kişilerin savunma mekanizmaları tersine davranma, inkâr etme ve yansıtmadır. Bu kişiler kendilerini rahatsız eden duyguları inkâr ederek, acı veren gerçeklerden kaçarlar. Hezeyanlı kişiler kendilerini anlamayan ve kendilerine karşı olan bir dünyada yaşadıklarını düşünürler. Temel mekanizmaları olan yansıtmayla, kötülükleri çevresine yansıtırlar. Aslında bu dünya sadece bir ilizyondan ibarettir.

Gerçek olmayan bu dünyanın tek aktörü hezeyan sahipleri olsa da onların, çevrelerindeki normal olan insanları fazla çaba sarf etmeksizin etki altına aldıklarına şahit oluruz.

Hezeyan bir hastalığın adı olabileceği gibi bir davranışın adı da olabilir.

Bir kısım insanlar bu hastalığın semptomlarını gösterse de bütünüyle o hastalığın pençesinde yer aldığı söylenemez.
Yusuf Kaplan yazısında, iddiasıyla ilgili yeterli hiç bir delil sunmaksızın sabit bir fikir etrafında çokta fazla uzaklaşmadan dolaşmakta, Kaplan’ın kalıplaşmış bir kaç cümle dışında pek de bir şey söylemediği yazıyı baştan sona ele aldığımızda ortaya çıkıyor.

“İslâm’ı Protestanlaştırma projesi
Peygamberi devre dışı bırakmak
oryantalist proje
mezhepleri inkar
yeni bir din uydurma
sekülerleştirme
İslâm’ı hayattan uzaklaştırma
Peygambere ve hadislere saldırmak
Kur’an asıl sünnet, usül’dür
mezhepleri inkar”

Kaplan yazısına serpiştirdiği yaklaşık on cümlelik sıralamalarıyla bir yazı kaleme almış. Ama hakkında daha fazla cümle sarf edilmiştir.

Bizler ise Ondan ziyade Yusuf Kaplan’ın temsil etmeye çalıştığı (gerçi çoğu zaman bunu yüzüne gözüne bulaştırıyor) görüşlerle ilgileniyoruz.

Sünneti, hadisleri, mezhepleri inkâr den bir tehlikenin olduğunu Yusuf Kaplan bizzat en tepedeki yetkililerden öğrenmiş. Ne diyelim o zaman? Geçmiş olsun..

Elbette en tepedeki yetkili derken siyasi iktidarı kastediyor, Kaplan.
Hiçte şaşırmadığımız bir iddia ortaya atıyor ve mezhepleri inkârı dini inkâr gibi gösteriyor. Bu yüzden onu sünneti inkâr tehlikesiyle birlikte anarak manipüle ediyor.

Pekala, mezheplerin ortaya çıkış tarihini biliyor mu Kaplan?

Eğer Peygamberin vefatından yaklaşık 30 yıl sonra mezheplerin ortaya çıkmaya başladığını biliyorsa, insan düşüncesinin bir ürünü olan mezhepleri din gibi algılama talihsizliğini yaşayan yani asıl “uydurulmuş dinin” temsilcisi kendisi olmuyor mu?
Yeni bir din icat edildiğini en tepedeki yetkililerden öğreneceğine, kendi çarpık geleneğinin tarihine bakarak ta öğrenebilirdi bunu, Kaplan.

Kendi İslâm tarihinden habersiz olan Kaplan’ın Hıristiyanlığın tarihinden de bihaber olması doğrusu bizi şaşırtmıyor.
Kaplan yazısında “Tıpkı Martin Luther’in yaptığı gibi yeni bir din icat edilmesiyle sonuçlanacak bir tehlike” derken düştüğü yanlışı dahi göremiyor.

Aynı zamanda bir Yahudi olan Romalı Pavlus’un ilk dönem Hıristiyanlığın unutturulmasında nasıl bir katkı sağladığını ve Pavlus’un ‘yeni ahitte’ ve Luka’nın kaleme aldığı İncil’de önemli bir yeri olduğunu da bilmiyor Kaplan.

Bilmediği için de Hıristiyanlıktaki ilk tahrifatın Protestanlığın kurucusu Martin Luther ile başladığını zannediyor.

Kendisi, Pavlus’un Luther’den yaklaşık 1500 yıl önce yaşamış olduğu gerçeğini en tepedeki üst düzey abilerden bir zahmet öğrensin.
Demek Yusuf Kaplan, Hıristiyanlık tarihindeki en önemli olaylardan biri olan birinci İznik konsili’ni hiç yaşanmamış kabul ediyor ki; Hıristiyanlıkta yaşanan tahrifatı Luther ile başlatıyor. Katolikliği uydurulmamış, gerçek bir din olarak görüyor günümüz Hıristiyanları açısından baktığında.

Kaplan kendi tarihsel kimliğindeki yerini görme açısından buna mecbur kalıyor olmalı, birdenbire “Katolik İslâm” tek sığınağı oluveriyor..

Ortaçağ Avrupa’sında Katolikliğin din ve iktidar ekseninde nasıl bir baskı unsuruna dönüştüğünü Yusuf Kaplan fark etmiş olacak ki muktedirin yanında safını hemen belirleyerek “Müslüman Luther’lerin” ülkenin yönetimine sızmaya çalıştığı haberini en tepedeki yöneticilerden almaya başlıyor.

Bu açıdan bakacak olsak bile otoriter devlet siyasetiyle özdeşleşmiş “Katolik İslâm’ını” onun karşısında yer alan asıl kaynaklara dönme çabası olarak “Protest İslâm’ını” görmemiz daha normal olmaz mı?

Yusuf Kaplan, İslâm’ın Protestanlaştırılması, sekülerleştirilmesi, böylelikle hayattan uzaklaştırılması tehlikesinden söz ediyor.
Zaten Kur’ân’ı hayattan uzaklaştırmayı, onu dillerin ezberine gömerek ve de bin yıl boyunca kapağını açmamak suretiyle başarmadılar mı?

Günümüze kadar Kur’ansız, uydurulmuş bir İslâm hali hazır da zaten var.

Kur’ân’a dönüşü isteyenler, yenilenmeyi talep edenlerin rahatsız oldukları bu değil mi?

Yine Kaplan, ‘oluşturulmuş akılla’ ‘vahiy olanı’ aynı görerek Sünni paradigmayı kutsuyor. Mezheplerin geleneğinde, fıkıhçıların tekelinde gördükleri kendi görüşlerinin yorumdan (içtihat) öte bir anlam taşımadığını göremiyor.

“Kimseden çekmedi bu din, hurafe temizliyoruz, diyerek zihninin çağdaş hurafelerle iğdiş edildiğini göremeyen çapsızlardan çektiği kadar!” demeden önce birkaç kez düşünebilmeliydi Kaplan..

Kendisi, çağdaş hurafelerin ne olduğunu açıklamadığı gibi geçmiş hurafelerin nasıl sonuçlar doğurduğunun da henüz hiç farkında değil. Farkında olsaydı utanıp böyle bir yazı kaleme almazdı.

İŞID’ın günümüz mezheplerinin hemen hemen tamamında yer alan bir hükmü, savaş esirlerine uyguladığı bilinen bir gerçek iken, bu durumun nasıl korkunç ve iğrenç bir ‘cinsel istismara’ dönüştüğünün yine farkında değil Yusuf Kaplan?

Farkında değil ise en azından susmasını bilmeliydi.. “Ehl- Sünnet omurgasının çökertilmesi” den şikâyetçi.. Orta doğu coğrafyasının, mezhep çatışmaları yüzünden kan gölüne dönüştüğünü görmüyor mu Kaplan?

Bir omurgadan söz edilecekse eğer, şu anda Müslüman toplumların siyasi otoritelerinin onlara hediyesi; sahip oldukları tek omurga “sürüngen omurgası” değil de nedir?

Yüzyıllardır ayağa kalkamamış ümmetin tek ayak bağı “Batı”dır demek tarihi anlamamakla eşdeğerdir.

Kaplan’ın çağ’ın kavram ve düşüncelerinden korunma adına sarf ettikleri, Müslüman toplumlarda oldukça yaygın olan “siyasi diktatörlükten” hiçte az olmayan “fikri diktatörlük” bir tür “vesayet”ten başka bir şey değildir.(2)

Çağın ağlarına kapılmaktan kurtulan Kaplan oysa kendi ağına takılmaktan kurtulamadığı şu sözlerinden açıkça okunuyor: “Batılılar, neden Hz. Peygambere ve hadislere saldırıyorlar peki? Düşünün!” Hadi o zaman bir de şu soru üzerinden düşünelim:
Rivayet geleneğine ve uydurulmuş hadislerden yola çıkarak “peygamber karikatürleri” ile saldıran batı’dan daha aşağılık olan uydurulmuş hadislerle “peygamberi karikatürize” eden çarpık geleneğin kendisi değil midir?

İşte sizin uydurma hadislerinizden biri o karikatürlerin asıl mimarı idi..

Peygamberin özel hayatına dil uzatacak kadar edepsizleşenler bakın Onun hakkında ne uydurmuşlar:

“Arkadaşlarından Enes anlatır: ‘peygamber 9 ya da 11 karısı varken, günün belirli saatlerinde bütün karılarını dolaşır, hepsi ile cinsel ilişkide bulunurdu…
Enes’e sordular: ‘peki, peygamber buna nasıl güç yetiştiriyordu?’
Enes şöyle dedi: ‘biz aramızda, peygamberin otuz erkek gücünde olduğunu konuşurduk.” (Buhari, tecrid/192)

İşte size karikatür…
Buhari’den gelince çıkmayan karikatür krizi, batıdan gelince çıkıyor..

Hezeyan sahiplerinin özelliklerini dile getirirken söylemiştik,” kendilerini rahatsız eden duyguları inkar ederek, acı veren gerçeklerden kaçarlar.” diye..

Asıl Kur’ân’ı hayatlarından uzaklaştırıp ‘seküler’ bir hayata yelken açanlar, -”Kur’ân İslâm’ı söylemi” diyerek- onu tırnak içine almasını bilip kapağını bir kez olsun aralamayanlar değil midir?

De ki: “Elbet ben de sizin gibi ölümlü bir insanım: Bana ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyolunuyor. Artık kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, işte o Allah’ı razı eden imanına layık işler yapsın ve Rabbine kulluk ederken hiç kimseyi O’na ortak koşmasın!” (Kehf, 110)

Onlara söyle: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana, tanrınızın tek bir Tanrı olduğu vahyolunuyor. Artık O’na yönelin, O’ndan bağışlanma dileyin; vay ortak koşanlara!” (Fussilet, 6)

‘Peygamberin vasıflarını öğrenmek için Kur’ân’a bakmak mı sapıklık oluyor. Yoksa rivayet geleneğine bakmak mı?’ soruyorum size..
Kendileriyle yüzleşemeyenler, kendileri dışında düşmanlar gösteren bir ilizyona dönüştürüyorlar hayatlarını.
Demek ki, bu şizofrenik reaksiyonların müsebbibi geleneği din haline getiren anlayışlar imiş dikkatle bakan gözler için bunu görmek hiçte zor değil..

Hz İsa’nın “başkasının gözündeki çöpü görürsünüz, ama kendi gözünüzdeki merteği göremezsiniz” sözünü teslisçi “Pavlus Hıristiyanlığını” gerçek Hıristiyanlık gibi gören Kaplan’a hatırlatmak gerekir.

Kaplan’ın yazısında belirtilen ‘dini düşüncenin yenilenme korkusu’ tarih boyu, tedavisi mümkün olmayan amansız bir hastalığa yani hükümetlerle din adamları arasında bir “Katolik” evliliğine dönüşmüştür.

Hükümetler siyasi ve toplumsal olarak kaybetmiş oldukları meşruiyetlerini sürdürmek için din adamlarının desteğine ihtiyaç duymakta, din adamları da insanlar üzerindeki otoritelerini sürdürebilmek için hükümetlerin desteğine ihtiyaç duymaktadırlar.(3)
İşte Kaplan’ın diline doladığı itirazlar, günümüz dini otoritenin savunma gerekçesidir aslında.
Bir türlü zihinsel çoraklığını gideremeyenler, hala dini düşüncenin yenilenmesini yeni bir din uydurmak gibi görmekteler.
Aksine yenilenme Garaudy’nin ifadesiyle “Ataların ocağındaki külü değil, kor ateşi almaktır.” Yani yeniden bir güç ve enerji kazanmaktır.

Yenilenme toplumumuzun sıkıntısını çektiği atalet halini giderip gücü, enerjiyi harekete geçirebilmek için zorunludur. Bu açıdan yenilenme, bir sorumluluğun ifadesidir. Buna karşılık geçmişin ve hâkim söylemin birebir tekrarından ibaret olan “taklit” düşünceyi yaşamın hareketinden koparır. Yaşamın bu hareketliliği, ezeli hakikat olarak gördükleri geçmişi yeniden ihya etme vehmi içinde yaşayan ve sürekli yenilenen hayatın üretimine katılmaktan uzak duran aciz kimselere aldırmadan değişimini sürdürmektedir.(3)

Mezheplerdeki içtihatları, fıkıh geleneğini değişmez kabul etmek gibi bir hatanın nelere mal olduğunu günümüzde getirdiği acılarıyla görmekteyiz.

Hem geçmişteki alimlerin dini metinleri bizden daha iyi anlayacakları iddiası bilimsel değildir ve bilginin belli bir noktada donuklaşıp ilerleme ve değişimden ari kalacağını varsaymaktır.(4) Bu aynı zamanda Kur’ân’ın tarihsel bir metin olduğunu söylemek anlamına da gelir.. ‘Hayat kitabı’ olma iddiasını taşımadığının kabulüdür.

Hem kapağını aralamadığı kitap için “hayat kitabı” diyor. Hem onun bütün çağlara söyleyecek bir sözünün olduğunu düşünenleri eleştiriyor. Kaplan’ın böylesi bir çelişkiyi barındırıyor olması anlaşılır gibi değil.

Yapılacak dikkatli ve psişik temelli bir irdelemeden sonra, Kaplan’ın yaptığı bilinçsizce eleştirilerinin kökeninde neyin olduğu fark edilecektir.

Tarih boyu devlet otoritesinin din üzerindeki vesayetinden, özgür bir ortamda yeşeremeyen “dini düşünce” siyasi otorite ile iç içe geçerek karmaşık bir ortamda var olmaya çalıştı.

Siyasi otoritelere, dini meşruiyet kazandıran politik bir çerçeve gelişti zamanla. Din bütünüyle siyasetin hizmetine girerek anlamını doğrudan çıkar ve siyaset ilişkileri bağlamında tayin etti.

Din ve devletin birer güç ve otorite kaynağı olarak birbirlerinden ayrılmasını talep etmek, dinin hayattan koparılmasını talep etmekle eşdeğer görüldü, daha da tehlikelisi, dini düşüncenin tarihini, bu süreçte ortaya çıkmış olan ekol ve akımları tarihsel ve toplumsal bağlamları içinde ele alıp inceleyecek ve bu ekol ve akımları ne yazık ki birer dini inanç (dogma) haline getirecek kadar gerçeklikten kopuk olan günümüz dini düşüncesinin harekete geçmesine sebep olacak özgür tartışmaları yapabilmek için açık bir alan bırakılmadı.(5)

Kaplan’ın “sünneti, mezhepleri inkâr eden ve yeni bir din icat edilmesiyle sonuçlanan tehlikeyi” en tepedekilerden yani siyasi otoriteden alması bu tarihsel döngünün tekrarından başka bir şey değildir.

Oysa İslâm tarihini ‘steril’, kutsal bir tarih olarak ele alamayız. Onu “insanın tarihi” olarak görmemiz ve tüm insanlık tarihinde olduğu gibi siyasetin, ekonominin ve toplumsal dinamiklerin bütün güçleriyle üzerinde etkili olduğunu anlamamız gerekmektedir.
İslâm düşüncesinin tarihsel determinist yapıdan bağımsız olarak ele alınması Onu, insan hatalarından, tarihin tozlarından, coğrafyanın toprağından uzak, ütopik hiç bir reel karşılığı olmayan tasavvura dönüştürür..

Dini düşüncenin yenilenmesini manipüle eden bir diğer gerekçe, Batı’nın İslâm düşmanlığı meselesidir. Bu durum yenilenme fikrinin reddi için dayanak noktası oluşturulmakta, yenilenme çabalarının ardında Batı’yı razı etme gayretinin olduğu dillendirilmektedir.

Oysa 200 yıldır yürütülen yenilenme çabası, bilakis Batı emperyalizminin karşısında var olmaya çalışan bir ideale dönüşüyordu. Fakat Batı’nın bütün bu düşmanlıklarına karşı koymak, bizim seçimimizle gerçekleşen bir durum değildi. Bu nedenle yenilenme mücadelesi gerçek ideallerine hiçbir zaman ulaşamadı.

Üstelik, Müslüman toplumların yöneticileri başkalarına reva görmediği zulmü kendi halkına uygularken, kendimizi temize çıkarmak adına sadece Batı’nın yaptıklarını dillerimize dolamak akıl kârı değildir.

Kaplan yaşadığı çelişkinin farkına varmadan, Batı’nın bu kadar bilgi ve birikimi karşısında soru sormaktan korkan, ‘taklit’ ve ‘itaat’ kültürüne yaslanmış bir anlayışı “ümmileşmek” ile pekiştiriyor.

Acaba Batı’nın bütün tehlikelerine karşı koymayı “ümmileşmekte” gören Kaplan asıl tehlikenin farkında mı? Tabii ki hayır…

 

(1) psikolojik.gen.tr, hezeyan tanımı
(2) Yenilik, yasaklama ve yorum, Nasr H. Ebuzeyd s: 22
(3) a.g.e. s: 22
(4) a.g.e. s: 23
(5) a.h.g. s: 28


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...