Düşünce, Haberler, Köşe Yazısı, Yazılar

SİMMEL’İN METROPOLÜ 1

0 32

 

Bu yazıda Georg Simmel’in “Metropol ve Zihinsel Hayat” başlıklı makalesinin vurgularına işaret etmeyi deneyeceğiz. Simmel’in makalesini parçalayarak ele almak ve her parçanın sonuna bir değerlendirme notu eklemek istiyorum.  “İlkel insanın  varoluşunu devam ettirebilmek için doğaya açtığı savaş, en son haline bu modern formda ulaşır” (Simmel, 2009: 317). Simmel’in yukarıya aldığım bu sözü  “insan” tanımlaması yapıyor. Diğer bir tanımlama da şu: “İnsan, ayrıştıran, farklılaştıran bir yaratıktır. Zihni anlık bir izlenimle ondan önceki izlenim arasındaki farkla uyarılır” (Simmel, 2009: 318). İnsan’a dair bu tanımlamasına rağmen “metropol insanı”na dair bir kırılma tasavvur eder; aşağıda görülecek ki metropol öncesi toplumsallıklar (kasaba-taşra) düzenli ve alışıldık seyir izler, düzenli ve alışıldık karşıtlıklar sergilerler ve bu nedenle daha az bilinç tüketirler. 

  1. Simmel’e göre modern hayatın sorunları bireyin toplumsal güçler, tarihsel miras ve hayat tekniği karşısında kendi varoluşunun özerklik ve bireyselliğini koruma talebinden doğmaktadır. 18. Yüzyılda insan, devlet/din/ahlâk ve iktisattaki bütün tarihsel bağlarından kendisini kurtarma çabası içindedir. 19. Yüzyılda ise insan özgürlüğün yanında hem kendisinin ve hem de yaptığı işin işlevsel olarak uzmanlaşmasını talep etmiştir. Bu uzmanlaşma bütün bireyleri en yüksek derecede vazgeçilmez ve birbirine bağımlı kılmıştır. Simmel’e göre Nietzsche bireyin gelişmesinin önündeki engelin bireyler arası mücadele olduğunu, sosyalizm ise aynı nedenlerle her tür rekabetin bastırılması gerektiğini ileri sürmüştür. Diğer taraftan kişi, toplumsal-teknolojik bir mekanizma tarafından eşitlenmeye ve tüketilmeye direnme eğiliminde olduğundan modernliğe özgü hayatı ve bu hayatın ürünlerini (yani kültürel bedenin ruhunu) konu alan bir araştırma metropol gibi yapıların hayatın bireysel ve bireyüstü içerikleri arasında kurduğu denklemi çözmek zorundadır. Kişilik kendini dışsal güçlerin yaptığı düzenlemelere nasıl uyduracak sorusuna cevap verilmelidir (Simmel, 2009: 317).
  2. Şehir, ekonomik, mesleki ve toplumsal hayatın tüm temposu ve çeşitliliğiyle, ruhsal hayatın duyusal temelleri konusunda kasaba ve taşra hayatıyla kendisi arasında derin bir karşıtlık kurar. Metropol, farklılıklara bağımlı bir mahlûk olarak insanı taşra hayatının gerektirdiğinden daha çok bilinçliliğe mecbur eder. Taşrada hayat ve zihinsel imgelerin ritmi daha yavaş, alışılmış ve düzenli şekilde akar. Burada ilişkiler ruhun bilinçsiz katmanlarına yerleşmişlerdir, kesintisiz alışkanlıkların düzenli ritmine tabidirler. Metropoldeki hayatın ise düşünsel (intellectualistic) olduğunu görürüz. İç güçlerimiz arasında uyarlanma yeteneği en yüksek olan zekâdır. Zekânın değişime ve fenomenler arasındaki karşıtlıklara uyum sağlayabilmesi için herhangi bir şok ya d aiçsel çalkantı gerekmez ise de muhafazakâr kişilikler kendilerini metropoldeki olayların ritmine ancak bu tür çalkantılar yaşayarak uyarlayabilirler. Metropol tipi insan, dış ortamındaki onu köklerinden koparacak tehditkâr akıntılara ve uyumsuzluklara karşı kendisini koruyacak bir organ geliştirir. Tepkilerini kalbiyle değil kafasıyla verir. Metropol insanındaki artan farkındalığın ve zekâ/düşünsellik egemenliğinin temelinde metropol hayatı vardır. Metropole özgü fenomenlere tepki verme işi, hassasiyeti en az olan ve kişiliğin derinliklerinden gayet uzak olan organa kaydırılmıştır. Dolayısıyla öznel hayatı metropol hayatının ezici gücüne karşı koruduğu düşünülen düşünsellik (intellectualty) birçok yönde dallanıp budaklanarak ayrı ayrı sayısız fenomenle bütünleşir (Simmel, 2009: 318).
  3. Metropol daima para ekonomisinin yeri olmuştur. Metropoldeki ekonomik mübadelenin çoğulluğu ve yoğunluğu mübadele araçlarına, taşradaki ticaretin imkân vermeyeceği bir önem kazandırır. Para ekonomisi ile zekânın/düşünselliğin hâkimiyeti arasında bünyevî bir bağ vardır. İnsanlarla ve şeylerle uğraşırken serinkanlı bir tutum takınır. Bu tavır çoğunlukla biçimsel adalet ve nezaketsizliğe varan bir katılığı bir araya getirir. Para sadece herkeste ortak olan şeylerle ilgilenir. Metropol insanı sahici bireysellik karşısında kayıtsızdır. Çünkü böylesi bireysellikler mantıksal işlemlerle tüketilemeyecek ilişkiler ve tepkiler yaratır. Fenomenlerin bireyselliği para ilkesiyle ölçülemez. Para, mübadele değeri talep eder; her türlü niteliği ve bireyselliği “Kaç para?” sorusuna indirger. Taşrada kişiler arası bütün samimi duygusal ilişkiler onların bireyselliklerine dayalıdır. Oysa metropolde rasyonel ilişkilerde insan bir sayı gibi, kendi başlarına bir önemi olmayan, yalnızca nesnel olarak ölçülebilen kazanımları ilgiye mazhar olan bir unsur olarak ele alınır. Bu yüzden metropol insanı satıcı ve müşterilerine, hizmetçilerine, toplumsal bir ilişkiye girmekle yükümlü olduğu kişilere tam da bu bu tarzda muamele eder. Bu düşünsellik özellikleri, verilen hizmet ile ödenen karşılığı nesnel biçimde dengeleme gayretine girmeyi zorlamaktadır. Taşranın ve küçük çevrelerin doğasıyla da karşıtlık oluşturur. Küçük grubun ekonomik psikolojisinde şu husus önemlidir: Üretim, malı sipariş eden müşteri için yapılır, yani üretici ile tüketici birbirini tanımaktadır. Oysa metropol, neredeyse bütünüyle piyasa için yapılan üretimle, yani üreticinin fiili görüş alanına asla şahsen girmeyen tamamen yabancı alıcılar için yapılan üretimle örgütlenmiştir. Bu anonimlik her bir tarafın çıkarlarını amansız bir serinkanlılığa sürüklemektedir. Metropolü hükmü altına alan para ekonomisi, “hane içi” üretimini ve doğrudan mal takasını ortadan kaldırır. Bu durum metropole hakim para ekonomisi ile doğrudan bağlantılıdır. Ayrıca önce entelektüalist zihniyet mi para ekonomisini teşvik etmiştir, yoksa para ekonomisi mi bu zihniyeti belirlemiştir, bunu kimse söyleyemez (Simmel, 2009: 319).

Simmel’in kent-metropol insanının insan-eşya-tabiat ile ilişkilerine bakışına ait değerlendirmeleri farklı şekilde Nurettin Topçu tarafından da dile getirilmiştir. Simmel ile Topçu arasındaki fark Simmel’in metropolü bir olgu olarak ele almasına karşın Topçu’nun bu gelişmeye daha başında direnen bir felsefe geliştirme çabasında görülür. Topçu “Büyük sanayi ise, bu müthiş belânın mutlaka memlekete sokulması zarurî olduğuna göre, onu şehirlerin çan kuleleri haline getirmekten sakınalım. Toprak ve mukaddesat dostu olmayan bir proleter sınıfının hayatımızı istilasından korkalım” (Topçu, 1997: 108) ifadesiyle dile getirdiği bir “korku”ya yer veriyordu. “Biz Batı tekniğinin hacıağaları kesildik” diyerek Batı tekniğinin getireceği saadetin pişmanlığı yaratabileceğine işaret etmektedir. Topçu, “köylüye evinde çalışma imkânını veren el tezgâhlarıyla, kasabalıyı küçük şehirleri terke mecbur etmeyen imalathaneleri çoğaltmalıyız, diyordu. O’na göre Anadolu insanı metropol insanına dönüşmemelidir: “Esas dava, Anadolu’nun insanını, birinci derecede toprağa bağlamamak, sanayi sahasında çalışan elleri de, hiçbir yerde, fabrikaya muhtaç duruma sokmamak olmalıdır (…) Anadolu, sinesinden pek çok makine sesleri çıkarsa bile, hiçbir zaman bir makine memleketi olmamalıdır” (Topçu, 1997: 108).  Topçu’nun erken zamandaki bu uyarısı muhafazakârlarca kabul edilmemiştir. Gerçi Türkiye sanayileşememiş kentleşmiştir. Kentleşme süreci Simmel’in metropol insanına ilişkin “para felsefesi”ni haklı çıkarmıştır. Dolayısıyla Topçu’nun köylülükte direnişinin gerekçelerinden biri olan “mukaddes dostu olmayan proleterya sınıf” zuhur etmemiştir. Ancak Topçu da tıpkı Simmel gibi kentli&köylü ayrışması yapmaktan geri kalmamıştır: Köylerle şehirler arasında genişleyip derinleşen uçurum, adeta iki ayrı insanlık, iki ayrı âlem meydana çıkarmaktadır. İstismar esasına dayanan bu günkü ekonomik gelişmede sömürüldüğünü hisseden köylülerin, mütemadiyen büyük şehirlere akın ederek orada sömürücü rolünü ele geçirmekte hırs ve hasetlerine devâ aramaları, milli ahlâkı kökünden kurutucu bir hâdisedir” (Topçu, 1997: 167). Simmel’in etkileşimci ve ilişkiselci sosyolojisi kuramında yer bulan “metropol” tanımı Topçu’nun istismar/kent-köy sınıfsallıkları çatışması fikrinden doğan “şehirli” tanımı ile benzeşmiştir.     -          Simmel Georg, Bireysellik ve Kültür, Metis Yayınları, 2009 -          Topçu Nurettin, Ahlâk Nizamı, Dergâh yayınları, 1997


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...