Düşünce, Haberler, Köşe Yazısı

TEKASÜRÜ BOZACAK FIKIH 2

0 36
emperyalizm

                                                                                                                                                     -ahlâk yoksa halk da yok fıkıh da-

 

Misyonerler emperyalizm/kapitalizmin öncü gücüdür. Kilise “ruhsal emperyalizm” olarak Batı dışı insanı pagan inancından kurtarma vaadi ile “tarihi biçimlendirir.” Kapitalizmin kaynağında entelektüelizm ve şiddet vardır: Yani Kilise ve kolonyalizm. Hristiyanlık Batı emperyalizminin “barış yüzü” gibiydi. Janus’un arkayüzü ise kolonyalizmdir. Hammadde soygunları, köle transferleri misyonerlikle yürütülen kolonyalizmin Batı dışını talan etme biçimiydi. Cemil Meriç İngiltere’nin Hindistan’a yaptığının Hindistan manifaktürünü yıkarak İngiliz Sanayisini tekelleştirmek olduğunu yazdı. İngilizler Hindistan küçük el imalatını söndürmek için Hindistanı kolonileştirdiler. İngiltere’ye dahi dokumalarını ihraç eden Hindistan’a pamuk satmak için Hind tarumar edildi. Osmanlı’nın ve daha sonra Ortadoğu’nun paylaşım savaşı da bu toprakların halklarının Batı’nın kontrol ettiği mallara tüketici olması zaruretine dayanır. Osmanlı’nın 1. Paylaşım Savaşı’na maruz kalması Osmanlı esnaf-köylü insan kaynağının yok edilmesi planına dayanır. Bu nedenle Batı dışı dinler Batı’nın önündeki iktisadi engellerdir. “İnek kutsaldır” inancı Batı kapitalizmi ve Kilisesini rahatsız eden bir söylem biçim oluşturuyor. Çünkü ineğin kutsallaşması Batı’nın kent-sanayi üretimi ilişkilerini bozar. Lacan’ın “Dinin Zaferi”nde Katolik Kilise kazanacak anlamına gelen sözleri de Batı’da bilimin emperyal amaçlardan kopmadığını kanıtlar. Kapitalizm bir israf alışkanlığı değil servetin tek değer haline gelerek bütünDünyayı kendine göre tanzim etmesidir. Servetin tek değer olduğu düşüncesi Kilise içinde mündemiçti; Protestanlığa mahsus değildi. Kilise inananlara diyordu ki “servet edinmeyin (Kiliseye verin-Yani İsa’ya).” Bu nedenle Kilise bir bankadır. Nitekim daha Protestanlık zuhur etmemişken Kilise lortlara faizli kredi veriyordu. Batılı bir adam için İsa, Hristiyan olduğunu iddia eden bir Yahudi idi. Hristiyanlık bir Yahudi mezhebidir. Kapitalizm Hristiyanlığın İstanbul’u kaybetmesi sonrası Doğu halklarına cevap olarak geliştirdiği ulus/kent-devlet ideolojisidir. Emperyalizm bir korsanlık değil kentdevlet terörüdür. Coğrafi keşiflerin arkasında her zaman emperyal devletler vardı. 

Politik haklara sahip olmak dindar bireyin ikiye bölünmüşlüğünü tahkim eder. Politik alan, insanî hırsa, dini yaşam ahlakî fedakârlığa aittir. Devletin dindarların iktisadî-politik taleplerine ait ilişkileri düzenlediği fikri yanlıştır. Devletin dindarlara dair bir görevi yoktur. Dini düşünce ve yaşayış kamu hizmeti fikri ile tekeffül edilemez. İnsan hakları denen şey, sivil topluma mensupların yani kapitalist insanın ya da kapitalizme maruz kalanların haklarıdır. Dindarca yaşamak bir hak konusu yapılamaz. Ahlâki bir politik, başarılı olamayacaktır. Hz. Ömer- Osman-Ali’nin (ra-e) şahadetinin anlamı budur. Dinsel devlet & politik devlet ayırımı sahte bir ayrımdır. Devlet yapısı gereği dinsel/dindar olamaz. Dinsellik insana hastır. Kilise ve Katolik Roma’nın dinselliği hakkında itiraz gelecekse şu söylenecektir: Kilise Hristiyan gözüken Hristiyan karşıtlığıdır; dinsel organizasyon şeması da laik devlettir. İsa ne kilise ne devlet ne de manastır kurmamış, fakirlerin parası üzerinde kasa/banka olmamıştı. Devlet özü gereği dindarları özgürleştiremez. Dindarlar da varoluş ve ahlakları gereği salt bir politik şiddet olan devleti ehlileştiremezler. Dini olan ile devletlû olanın ayrışması dindarın devletten kurtuluşunun yegâne şartıdır. Bir devlet olmayan “Medine” Hz. Peygamber (asv)’den sonra devletleştirilmiş ve Muaviye gibi bir dindarlık politizasyonuna (saltanata) evrilmişti. Devlet her hal ve şartta kapitalist / hegomonik kentler organizasyonudur. Devleti halkın içinden gelen bir hukuk fikri durdurabilir. Bu hukukun dindarlığa dair bir hukuk olması sakınca üretmez. Hukuk haklar demektir. Devlet dini hukuk üretemez. Halk dindarlığını hukuk dili ile ifade edebilir. Yusuf (as) dindarlığın, nesebin, kavmiyetin politik topluma evrilmesine izin vermeyerek dindarlığın ahlakla kurtuluşunu sağladı. Yusuf (as) baba bir kardeşleri olan Müslümanlara buğdayı vermeyerek zamanımızın kavmiyetçi Müslümanlığını reddetmiştir. Yusuf (as) dindarlığın kurtuluşunu hak-hukuk bilmeyen bir Müslümanlaşma içinde aramamıştır. Yusuf (as)’un yaptığını bugünün Müslüman’ı yapsaydı taşlanırdı. Halk kavramı “yaratılmış/Tanrısal” demektir. Halkın tanrısı vardır, devletin tanrısı yoktur. Ahlak kelimesi ile Halk kelimesi aynı kökten gelir (H-L-K). Bir toplum “halk” olmaktan çıkmışsa onda “ahlâk” aramamız beyhudedir. Bir halk ahlâkı kaybetmişse “toplum” olur, kapitalizmin değerlerine bürünür. Kapitalizm tarihe karşı veya tarih sayesinde var oluyor değildir. Kapitalizm halkların egoizme batarak toplumlaşması nedeniyle varlık bulur. Ahlâk yoksa halk da, kapitalizmi durduracak fıkıh da olmayacak.

 

 

 

 


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...