Düşünce, Haberler, Köşe Yazısı, Yazılar

İSMET ÖZEL VE İSLAMCILIK

0 369
ismet özel

İsmet Özel, 1977’de Yeni Devir gazetesinde yazdığı denemesinde şöyle soruyordu: “Güçlü bir topluma ulaşıp onun Müslümanlaşmasına mı, Müslüman bir topluma ulaşıp onun güçlendirilmesine mi çalışacağız?”

Müslümanların, şu ya da bu biçimde içinde bulundukları toplumun, yaşadığımız dünya ölçülerinde iktisadi ve teknik donatıma ulaşmasını birinci sorun sayarak, bu hedefe eriştikten sonra toplumda “müslümanca yaşama” esaslarının egemenliği için çalışmalar yapması ikilemin ilk ayağı idi. İkinci tavır ise, Müslüman için önemli olanın içinde bulunulan kurumların onarılmasından değil, “müslümanca yaşama” esaslarının yeni bir toplum düzeni ortaya çıkarması meselesinden hareket etmektedir. İkinci durumda, mevcut iktisadi yapının zaaflarının su yüzüne çıkması, hatta mevcut teknik gelişmelerin hastalıklarının teşhir edilmesi önem kazanmıştı. İçinde bulunulan kurumların İslami anlayışla daha iyi işleyeceğini değil, İslami anlayışın bu kurumlar dışında bir yaşama biçimi gerektirdiğini savunmak elzem hale gelmiştir. Üstad’ın önce 02.11.1977’ de Yeni Devir’de vaz ettiği, sonra da kitabında (İsmet Özel, Üç Mesele- Teknik, Medeniyet, Yabancılaşma, Düşünce, 1978: 155) sormaya devam ettiği sorunun cevabı henüz teorik bir vazıh kazanmış değil. Ancak Müslümanlar, yaşadığımız dünya ölçeğinde iktisadi ve teknik gelişmişliği, “müslümanca yaşama” meselesinin önünde bir hedef sayarak davranmaktan kendilerini alamamış görünüyorlar. Güçlü bir toplumun iktisadi ve teknik donatımının Müslümanların amaçlarına hizmet eden araçlara dönüşeceği hüsn-ü zannı ile hareket ediyorlar.

İsmet Özel’in sorusu “para kazanmayı öğrenen” Müslümanların, “adam zengin olmalı” felsefesine kani olmaları ile cevaplandı. Bu bir zımnî cevaptı. Tartışılmadı ve tartışılmasına da pek fırsat verilmedi. Belki de bu sorunun cevapsız kalması, çalışma etiği ile davranacak bir topluluğun henüz yeni ortaya çıkmış olması meselesinin bir sonucudur. Çünkü aslında soru kendi içinde bir imkânsızlığı içeriyor. Yani, “önce güçlü olup da mı Müslüman topluma varalım?” denildiğinde kimliksiz bir güçten, “önce Müslüman bir toplum olup da mı güçlenelim?” denildiğinde de kararsız bir kimlikten bahsedilmiş olunuyor. İslamcılar bu sorunun cevabını önce “Müslüman toplum olalım” şeklinde vermemişlerdir. Peki, nasıl vermişler?

İsmet Özel’in İslamcılardan farklı bir cevap peşinde yürümesine ilişkin kırılma Safahat’a ve Mehmet Âkif’e hiç değinmediği halde “millet yazdı” dediği İstiklal Marşı’na yaptığı vurgu nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Türkiye Müslümanları İstiklal Marşı ile Batı karşısında “iman dolu göğsün” mücadelesini verdiğini, tekno-uygarlık karşısında Allah’a inancın izzetine kendisini adadığını yüksek sesle söylemektedir. Türkiye Müslümanlarının zihniyet çatlaması İstiklal Marşı’nın mısralarının pratik hayata geçmeyecek bir teslimiyetle malul olmasından kaynaklanmaktadır. İstiklâl Marşı’nı terennüm edenlerin reddettikleri Batı makineleşmesinin, Batı endüstrisinin metod ve cihazlarını elde etmedikçe yaşayamayacaklarına dair inanç krizi içinde oldukları söylenebilecektir. Bu nedenle Türkiye İslamcılığı İstiklâl Marşı’nın tevhidî içeriğiyle tenakuz oluşturan maddeci-materyalist bir tekno-uygarlık hedefinden kendini alamamaktadır. Aşağıdaki dörtlük İstiklal Marşı’nın hitap ettiği millet’in Batı uygarlığı karşısında teknik-bilimsel-endüstriyel bir mücadele içinde olmadığına işaret etmektedir:

 

Garbın afakını sarmışsa, çelik zırhlı duvar

Benim iman dolu göğsüm gibi, serhaddim var

Ulusun korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar

Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar

 

İsmet Özel’e göre İstiklâl Marşı “Garb” olarak zikredilen Batı karşısında Batı’ya ait çelik tekno-endüstrisi elde edilerek konumlanmış bir Müslüman varlığı gerektirmemektedir. Yine İsmet Özel’e göre İstiklâl Marşı, Müslümanların Batılı tekno-kültürüne girmesine manidir. Türkiye’de Milli Görüş-İslamcılık gibi akımların “Batı’nın tekniğini alalım; İslâm’ın ahlâkında duralım” söylemi gerçekleşebilir bir söylem de değildir. İsmet Özel, Türkiye Müslümanlarının Batı ile mücadeleyi “iman dolu göğüs” ile yapmaya adanmış sözlerine rağmen pratikte “silahlanmadan, sanayileşmeden Batı’yı yenemeyiz” söylemine ait siyaset biçiminde ortaya çıkan “zihin karmaşası”ndan, “benlik ikileşmesi”nden kendini muhafaza ederek düşünce üretmektedir.

İsmet Özel Batı endüstrisini de sömürgecilik ile izah ederek Milli Görüş-İslamcılık akımlarının “Batı’nın tekniğini alalım, İslâm’ın ahlâkında duralım” fikrinden ayrıldı. Böylece Batı kapitalizminin dünyaya anlattığı kalkınmanın sanayileşme sonunda ortaya çıktığı masalını deşifre etmesini bildi: “Şimdi XXI. Yüzyılın başında anladık, neyi anladık? Meğer İngiltere sanayisi köle ticaretiyle finanse edilmiş. Yani köle ticaretinden elde edilen meblağ olmasaydı o riskli yatırımları yapmayacaklardı. Fabrika kuruyorsun, hiçbir işe yaramayabilir, o parayı niye oraya yatırdın? Ama köle ticaretinden öyle paralar gelmiş ki insanlar “batarsa batsın” deyip, fabrika kurmuşlar. Ama batmadı, üstelik batmaması için ellerinden geleni yaptılar tabi. Kocaman imparatorluk… O sanayi çarkı bir kere dönmeye başladıktan sonra devam ediyor. Ama burada dikkatinizi çekmek istediğim husus şu: Bunun, ilerleme, teknik buluşlarla falan hiç alâkası yok” (Özel, 2013: 72-73). İsmet Özel’in “ilerleme-kalkınma-sanayileşme” hakkındaki bu izahı Türkiye’de İslamcı siyasetin temel mecrası olan Milli Görüş’ün “sanayileşmeye niçin mecburuz?” sorusunu da boşluğa atmaktadır.

İsmet Özel’e göre Türkiye’de İslamcılık düşüncesi Türkiye’de Müslümanların siyasal bir İslâmî hareket koyma niyetleriyle de başlamamıştı. İslamcılık akımını milletin kendi olma meselesinin iradî hareketi olarak ele almaktan kaçınan İsmet Özel, bu akımın “sandalye kazanmak” için araçlaştırıldığını ifade etmektedir: “Biz bütün 85 yıllık Cumhuriyet tarihi boyunca İslâmî bir hedef gözetmeyen insanların kazanç ve mevki sahibi olduğu, İslâmî bir hedef gözetmediği için kazanç ve mevki sahibi olduğu bir düzen yaşadık (…) Bunun için Türkiye’de İslâmî düzen beklentileri haydi haydi boşa çıktı. Çünkü o zaten öyle başlamıştı. Yani Türkiye’de siyasal İslâm, İslâm’ın bir siyasi alternatif olmasına mani olmak üzere başlatıldı. Bunlar sonradan değişmediler, sandalyeyi görünce şımarmadılar. Hayır… Bunlar başından beri böyleydi. Bunu İslâmî öbekler için de rahatlıkla söyleyebilirim” (Özel, 2013: 77); “Siyasal İslâm, Türkiye’de İslâmî görüşlerin devlet idaresi için artık bir tehlike doğurmayacağı inancından doğmuş bir şeydir” (Özel, 2013: 106). İsmet Özel bu nedenle kendini siyasal İslâm içinde tanımlamaktan “dışarı” çıkararak “marş söylüyoruz” demekte. “İstiklâl Marşı’nın bir ideolojik güç olduğunu söylüyoruz” diyerek kelimenin anlamını hatırlatır: “Marş, Fransızcada yürüyüş demek” (Özel, 2013: 120).

İsmet Özel “İslamcı mısınız?” diye soranlara “Hem de nasıl!” diyerek İslamcılara İslamcı olmadığını beyan etmiş oldu. İsmet Özel’in 1977’de Yeni Devir gazetesinde sorduğu soruya 2008’de verdiği cevap da İslâmcılıkla arasına mesafe koyduğunu göstermektedir: “O bizim 700 senelik tarihimizde sorulabilecek en can alıcı soru: ‘Müslüman bir topluma ulaşıp onun güçlendirilmesine mi çalışacağız, yoksa güçlü bir topluma ulaşıp onun Müslümanlaşmasına mı çalışacağız?’ Şimdi insanların bu soruya cevap verebilmesi için ‘güçlü toplum’ ya da ‘Müslüman toplum’ derdi olması lâzım. İnsanların bu soruyu hiç işitmemiş olmayı tercih ettikleri yaşadığımız süreç içinde anlaşıldı. Türkiye’de insanların ne bir Müslüman topluma ulaşmak, ne de bir güçlü topluma ulaşmak derdi var (…) Türkiye (…) İslâmî iktidar beklentisi içine insanları sevk edip İslâmî bir dönüşümü imkânsızlaştırmak süreçlerini yaşadı” (Özel, 2013: 127). İsmet Özel’e göre Türkiye İslamcılığı “galip olan Allah’tır” diyemediği için “şimendifer, telgraf gibi büyük harikalar (!) karşısında İslâm’ın çok zayıf kaldığını düşünüyor”du (Özel, 2013: 134). “Güçlü bir toplum” olarak “Müslüman Topluma erişmek” fikrini reddedecektir: “İslam’ı Batı bilimiyle doğrulanabilir olduğu kadar geçerli olan bir şey haline getirmeye çalışıyorlar” (Özel, 2013: 140).

İsmet Özel’in “güçlü toplum olarak Müslümanlaşmak” fikrini reddetmesi önceliği “Müslüman bir toplum olma”ya çeviriyor. Ona göre Müslümanların birbirlerinin Müslümanlığına iltica etmesi gerekir: “Bu şu demek: Eğer senin Müslümanlığın kifayetsizse bu, benim emniyetimi bozar. Yani, sen iyi bir Müslüman olacaksın ki ben daha iyi bir adam olayım. Benim yükselmem, senin yüksekliğin sebebiyle olabilir. Ben senin üstüne basarak yükselemem (…) Ben ‘Müslüman, Müslümanın Müslümanlığına hicret etmelidir’ demiyorum dikkat ederseniz; ‘iltica etmelidir’ diyorum. Neden mülteciliktir? Gereksiz bir payeyi üzerimize almamak için, haddimizi aşmamak için” (Özel, 2013: 141). İsmet Özel’in kavramı böyle koyması iyi. Çünkü İsmet Özel “hicret” kavramını tevhidî-imanî bir tasavvur içinde kavramlaştırmaktadır: “93 muhacirleri, Rumeli muhacirleri gibi laflar söylüyoruz (…) Onlara muhacir diyelim. Neden? (…) Çünkü Medine’ye göç etmenin manası Mekke’yi fetih içindi (…) Dolayısıyla bizim 93 muhacirleri, Rumeli muhacirleri dememizde hiçbir yanlışlık yok. Çünkü onlar bu topraklara gâvur içinde kalmamak için geldiler. Ve bu ailelerin birçoğu bize derler ki: ‘Orada durumumuz daha iyiydi.’ Yani refah sosyal statü… bakımından göçmeden önceki yerlerde, daha iyi olduklarını söylerler. Bunun manası şudur: Biz bu göçü dinimiz için yaptık” (Özel, 2013: 141- 142). İsmet Özel’in Batı uygarlığı ile Müslümanlar arasındaki “ilerlemişlik-geri kalmışlık” meselesi hakkında İslamcılar-Milli Görüş gibi düşünmemesi yeni bir şey değil. O’nun erken zaman yazılarının tamamı bu konuya hasredilmiş bulunuyor. Örneğin “Taşları Yemek Yasak” kitabında yer alan yazılarının konusu Batı uygarlığının ilerleme/evrim/gelişme kavramlarını Batılı olmayan kavimlerin (Müslümanların ) savunduğu ile ilgilidir. Özel, “Batı’ya hayran olan, onun gücü karşısında yılgınlığa uğrayan veya onlar gibi güçlü olmak isteyen insanlar da Batılılarca aynı inancı paylaşıyorlardı” (Özel, 1996: 92) derken kalkınma/sanayileşme davasını bir “Batılı inanç” şeklinde nitelendirdi. “Müslümanlar ile Batılılar arasında maddi imkânlar dışında bir fark yok mu?” diye sorarak aradaki farkın “insanlığın sorumluluğunu yüklenmekten kaçınmak”la ilgisini teslim eder. İnsanlığın akıbeti ile ilgisini kesen Müslümanların duyarsızlığının Batılıların bizi “geri kalmış” gözüyle değerlendirmesi ile sonuçlandığını söyler. Müslümanlar niçin bütün insanlığın sorumluluğunu yüklensin diye sorulacağı ihtimaline karşılık ise: “Sizi Müslüman olarak hesaba katmamız nasıl mümkün olacak” diyecektir.

İsmet Özel’i İslamcılardan ayıran zihnî durum onun İslâm ile ne kazanılacağına ilişkin “duruş”undan kaynaklanmaktadır. İsmet Özel, “Bu ülke dârü’l İslâm olarak vatanlaştıysa … bazı şeylerin kesafet kazanması lâzım” (Özel, 2013: 321) diyerek İslâmcıların hiç de yanına yaklaşmadığı bir kavram olarak “vatan anlamında dârü’l İslâm”ı gündeme getirmektedir. Bu kavramın içeriğini ise temiz kalmaklığa kadar genişletmektedir: “Ben kirlenmeyi reddediyorum. Ben pisliğin bir parçası olmayacağım! Dediğiniz andan itibaren, yapılması gereken şeyin en doğrusunu yapmışsınızdır” (Özel, 2013: 321). Bu yaklaşımdan sonra İslamcıların iktidar olma hedeflerinden kendini ayırır ve iktidar-insan ilişkilerini şöyle belirler: “İnsanoğlunun elindeki tek iktidar duadır” (Özel, 2013: 322).

İsmet Özel’in, Türkiye İslamcılığının-Milli Görüş’ün kentleşme sürecine itiraz etmeyen konumlanışını da samimiyetsizlik olarak değerlendirdiğini görüyoruz. O’na göre Türkiye Müslümanları gerçekten hesaba çekileceklerini günde bir an düşünüyor olsalar yaptıklarını yapıyor olamazlar. İsmet Özel’e göre namuslu insanlar, hak olanın peşinde olan insanlar, hakkı tanıyorlarsa, bâtılı reddetmiş iseler, butlan ile malûl değillerse, birbirine arka çıkarlar. Ortada bir suç var ve ona ortak olmak için birbiriyle yarışan insanlar haline geldiler. Şunu bilelim, diyor; “Bizim çok katlı evlerde oturmamız helâl değildir. “Yahu ne yapılabilir!” … Helâl değildir. Çünkü Resulullah evinin üstüne oda yapan adama selam vermemiş. Adam sebebini sordurtmuş, ‘Evinin üstüne ev yapıyor’ demiş. Ondan sonra adam ‘Müslümanlar gelin yardım edin de şurayı yıkalım!’ demiş. Ondan sonra selamı alınmış. Ebu Zer’e de Resulullah demiş ki: ‘Bu şehirde evler iki katlı olduğu zaman sen bu şehirde durma.’ Yani şimdi ne yapacağız? Yakacak mıyız evleri? Bundan bahsetmiyorum ben. Hak-bâtıl, bunu anlıyor musun? Hakkın yerine bâtılı, bâtılın yerine hakkı koyuyor musun, koymuyor musun? Mesele budur. Bizim çok katlı evlerde yaşamamız hak içinde olduğumuzu değil, bâtıl içinde olduğumuzu gösterir” (Özel, 2013: 230).

İsmet Özel’i İslamcılık-Milli Görüş’ten de etnik Müslümanlıktan da koparan en önemli husus İslâm-Sosyalizm-Vatan kavramlarını birlikte telaffuz edebilmesidir. “Komünizm” terimini “cemaatcilik” gibi telaffuz eden İsmet Özel, bir röportajında “Allah, bana 20 yaşımda komünist olmayı nasip etti. Ben de Allah’ın bu lütfuna hiçbir zaman sadakatsizlik göstermedim. Eğer bir insan komünist olmadan Müslümansa bu insanın Ümmet-i Muhammet’e yapmayacağı kötülük yoktur. Çünkü komünist olmak demek, cemaati esas almak demektir. Ferdi olarak namaz kılmak, ruhsat verilmiş bir durumdur. Ancak, namazın esası cemaatle kılınmasıdır. Bizim İslam’ın 5 şartı olarak bildiklerimizin hepsi, Komünistlikten ibarettir (…) Ben vatanı, kullukla bağdaştırıyorum. Eğer bir insan Allah’a secde edecekse yönünü Kabe’ye dönmek zorunda. Peki ayakları nereye basacak? Tabii ki üzerinde bulunduğu toprak parçası olan vatanına. Yani bir insan eğer vatansızsa, kul da olamaz” demektedir.

İsmet Özel’in Yeni Şafak Gazetesi’ndeki 28.04.2001 tarihli yazısının başlığı “İslamcılık Eleştirisi”dir. Bu yazı görünüşte İslamcılığı eleştirenlere bir cevap gibidir. Ancak yazı 2015 senesi itibariyle İsmet Özel’in yazı külliyatı dikkate alınarak okunduğunda İslamcılığın eleştirisinin kaçınılmazlığına ilişkindir. Yazıda şu ifade edilir: “Ben İslâmcılığı yeniden keşfetmektense İslâmcılığın eleştirisinin öne alınmasından yanayım. Bunu hem Osmanlı Devleti yaşarken kendilerine İslâmcı gözüyle bakılanların tenkide tâbi tutulması ve hem de cumhuriyetin ilânından sonra İslâmcılık pâyesine erişenlerin bu yeri hak edip etmediklerinin sorgulanması suretiyle yapmak lâzım. Eğer İslâmcılığa gayri müslimlerin ulaşamayacakları düzeyde bir eleştiri getirebilecek bir gücü kazanırsak bu Türkler olarak bizim bir vatan ve bir millet kazandığımızın da delili olacaktır. Türk olmayanlar ne mi yapsın? Bunun cevabını vermeye mezun değilim.” 2001 yılında “Türk, vatan, millet” kavramlarını kullanan İsmet Özel’in sonraki yıllarda bu kavramların içini dolduracak şekilde yazılar vermesi tesadüf değildir.

İsmet Özel, “vatan-sosyalizm” savunusu, “sanayileşme/teknik/kalkınma/kentleşme” eleştirisi, “Avrupa, İran devrimini, Şah’ı yıkmak için yaptırdı. Çünkü Şah, İran’ı çok güçlendirmişti” yaklaşımı nedeniyle,  İslâmcı değildir. İsmet Özel geri gelmesi beklenen iyi atların süvarisidir.

    

-          Özel İsmet, Bir Akşam Gezintisi Değil Bir İstiklâl Yürüyüşü, c: 2, Tiyo Yayınları, 2013

-          Özel İsmet, Taşları Yemek Yasak, Şule Yayınları, 1996

-          Özel İsmet, İslamcılık Eleştirisi, Yeni Şafak Gazetesi, 2001

-        Özel İsmet, http://www.memleket.com.tr/ismet-ozel-memleket-dergiye-konustu-149484h.htm, Sosyalizm Allah’ın Bana Bir Lütfudur, Röportaj: M. Emin Yumuşak, Memleket Dergi, 29.09.2012

 


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...