Düşünce, Köşe Yazısı, Yazılar

“YOLDAKİ İŞARETLER”DEN MODERN TOPLUM TASARIMLARINA

0 215
seyyit kutup

Seyyid Kutub’un “Yoldaki İşaretler” adlı eseri, Türkçeye çevrildiği andan itibaren, İslam dünyasının genelinde olduğu gibi Türkiye’de de tartışmalara yol açmış ve bir dönem adeta İslamcı gençliğin el kitabı gibi bir işlev görmüştür. Ancak bu durum Kutub’un etkisinin uzun dönemde kalıcı olmasını ve kökleşmesini sağlayamamıştır. Bundan dolayı Türk düşüncesine etkisi 2000’li yıllardan itibaren giderek azalmış; metot ve toplum anlayışı bakımından sayıları gittikçe küçülen bir aydın grubuyla sınırlı kalmıştır. Bu makalede, bütün çekici ideolojik söylemine karşın, Seyyid Kutub’un görüşlerinin kısa bir zaman etkili olup daha sonra büyük ölçüde ortadan kalkmasının nedenleri irdelenecektir.

Bilindiği gibi Seyyid Kutub, Mevdudi’nin “ Kuran’da Dört Terim” adlı eseri okuduktan sonra zihin yapısı köklü değişikliklere uğramıştır. Böylece dünyayı İslami olan(İslam toplumu) ve İslami olmayan(Cahili toplum) diye iki kutba ayırarak, İslam’ın gerçek anlamda ancak İslam’ın siyasal olarak egemen olduğu topraklarda yaşanabileceğini savundu. Kutub, Batı medeniyetinin çürüdüğünü ve bu nedenle sonunun geldiğini savunarak tümüyle olumsuzlamıştır. Bu görüş sosyoloji literatürüne “siyasal İslam” yani, devleti devrimci bir yolla ele geçirerek, toplumu yukarıdan aşağıya İslamileştirme projesi olarak girdi. Elbette bu fikrin oluşumunda Kutub’un sosyalist geçmişinin de etkisi vardı. Her ne kadar sosyalizm ve İslam arasında köklü farklar olsa da, Kutub’un düşünceleri incelendiğinde, yeni bir toplumsal düzen oluşturmak için uygulanacak yöntemler konusundaki benzerlikler gözden kaçmamaktadır. Bu dönem İslami hareketlerin temel özelliği “İslam devleti” fikri ve onun etrafında dönen tartışmalardır. Ancak “İslam devleti” kavramı, modern ulus devletin toplun üzerindeki devasa etkileyici gücünden etkilenerek sistemleştirildiği için, İslam’ın temel özelliklerini ve felsefesini yansıtması bakımından oldukça yetersizdir. Kutub’un düşündüğü gibi birbirinden tamamen kopuk toplumsal yapıların tasavvur edilmesi mümkün değildir. Ayrıca Ümit Aktaş’ın da belirttiği gibi, “ Müslümanları cahili toplumun sorunları üzerine zihin yormaktansa İslam toplumunu inşaya çağıran Kutub’un bu yaklaşımı, ütopik bir toplumsal tasarıma dayanır. Çünkü hiçbir mücadele, bu saflıktaki bir toplumsal soyutluk içinde kurulamaz. Yine hiçbir İslami toplumun cahili öğelerden büsbütün uzaklaştırılması da mümkün değildir.” (1)

Steril bir toplum inşasının kökleri çok eski zamanlara kadar giden bir yaklaşımdır. İnsanlık, böylesine atomize olmuş bir toplumsal projenin mümkün olamayacağını, Platon’un devlet tasarımından yirminci yüzyılda yaygınlaşan faşizm ve sosyalizm gibi totaliter uygulamalarının verdiği tecrübe ile öğrenmiş bulunuyor. Hatta daha da ileri giderek şunu söyleyebiliriz ki, Kutub’un bu yaklaşımı, kendisi bunu hedeflememiş olsa da, sosyalizm ve emperyalizm karşıtlığı ile beslenerek içinde şiddet unsurunu barındıran radikal hareketlerin doğmasına neden olmuştur.

Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki, dünya ölçeğindeki nüfus hareketlenmeleri sonucu, değişik etnik ve dini toplulukların bir araya gelmeleriyle oluşan toplum yapıları, tekilci ve otoriter siyası anlayışların uygulanmasını imkânsız kılmaktadır. Kaldı ki, İslam siyasi tarihine baktığımızda, Kutub’un işaret ettiği gibi atomize edilmiş bir toplum tasarımına rastlamıyoruz. Tarihte ortaya çıkmış bütün İslam devletleri çoğulcu bir toplum yapısına sahip olmuştur.

Bu eser niçin üzerinde durulmayı bu kadar hak ediyor? Bu soru eserin Türkiye’deki İslam düşüncesinin gelişimi üzerine yaptığı etkide gizli. Gerçektende Seyyid Kutub’un özellikle “Yoldaki İşaretler” adlı eserinin Türkiye’deki İslami hareketlerin oluşumu üzerinde inkâr edilemeyecek bir etkisi olmuştur. Türkiye’de yaygın siyasal akımlar olan milliyetçilik ve sosyalizm karşısında, İslam’ın bağımsız bir siyasal akım olarak ortaya çıkma arzusunu savunan İslamcı aydınların görüşleri, Kutub’un görüşleriyle örtüşmüştür. Ayrıca Seyyid Kutub’un Türkiye’de İslami siyaset yapanların zihin dünyalarını geniş ölçüde etkilediği bilinmektedir.

 Türkiye’de yaşayan İslamcı aydınların bu eseri derinlemesine analiz etmeleri, eserde resmedilen toplum düzenin pratikte ne kadar uygulanabilir olduğunu ve Türkiye’deki din- devlet ilişkilerine ne tür bir açılım getirebileceğini tartışmaları epey zaman aldı.  Şunu da önemle vurgulamak gerekir ki, Türkiye’de gelişen İslami düşünceler ve buna dayalı akımlar iki noktayı çoğunlukla ihmal ettiler.

1)Her toplumun kendine özgü toplumsal şartları vardır. Bu yüzden yeryüzünün başka bölgelerinde uygulanması düşünülen toplumsal, dini ve siyasal bir projenin; sosyo- kültürel ve tarihi açıdan ona hiç benzemeyen bir toplumda aynen uygulanması mümkün değildir.

2) Bir toplumda herhangi bir siyasal dönüşüm projesi uygulanacaksa, bunun toplumun anlayabileceği bir dile tercüme edilmesi gerekir. Bu yüzden Türkiye’de tercüme yoluyla gelen sosyalist ve İslamcı akımların etkisi daima belirli kesimlerde sınırlı kalmışlardır.

Bu noktada Said-i Nursi’nin öncülüğünü yaptığı ve daha sonraları nurculuk olarak adlandırılan hareketi ayrı tutmak gerekir. Konu üzerinde kapsamlı bir inceleme yapan Şerif Mardin “Nurcu” hareketin başarısını, bu hareketin, İslamı Anadolu insanının anlayabileceği bir dile(lehçeye) başarılı bir şekilde tercüme edilmesinde bulmaktadır. Şerif Mardin lehçe ile toplumsal ilişkilerin belirli bir alanında kullanılan özel dili kasteder(2) işte “ Said Nursi’nin yaptığı, anahtar kavramları, çevrenin, mevcut imkânlardan daha az yararlanabilenlerin diline, yani çevre statüsünün özel karakterini dışa vuran bir dilde geliştirmekti”(3) Seyyid Kutub’unda içinde bulunduğu radikal akımın Türkiye’deki etkisinin sınırlı kalmasının başlıca nedeni lehçe oluşturmadaki başarısızlığıdır. Bu yüzden Seyyid Kutub’tan beslenen radikal akımlar, halk İslamı dediğimiz tarikatlar ve cemaatler kadar etkili olamamıştır.

 Kutub’un projesini gözden düşüren bir önemli sebepte dünyada meydana gelen siyasal değişimlerdir. Burada başrolü özellikle modern ulus devlet projesine yöneltilmiş itirazlarla ortaya çıkmış olan postmodern anlayışlarda aramak gerekir. Dünyada artık özcü siyasal modeller giderek gözden düşüyor. Onun yerine değişik kültür ve dinlerin bir arada yaşayabileceği çoğulcu modeller itibar kazanıyor. Gelinen noktada anlaşıldı ki, Kutub tarzı tepkisel, ütopik ve dışlayıcı siyasal projelerin uygulanabilir tarafı yoktur. Zaten 1990 ve özellikle 2000’li yıllardan itibaren İslami toplum modelleri büyük ölçüde çoğulculuk, hukuk devleti, bir arada yaşama gibi kavramlarla şekillenmeye başladı. Dinin devlete egemen olması gerektiğini temel alan siyasal projelere daha temkinli ve eleştirel yaklaşılıyor. Bu noktada “ Medine Vesikası” gibi çok hukuklu toplum projesi tartışmalarının gündeme gelmesi de anlamlıdır. Zamanın ruhu insanlığı, dışlayıcı, otoriter ve baskıcı toplumsal projelerin yerini; çoğulculuğa ve diyaloğa açık hukuk devleti projelerine terk etmeye zorluyor. Böyle bir siyasal atmosferde Kutub’un yaklaşımı anlamını büyük ölçüde yitiriyor.

 Gelinen noktada Seyyid Kutub’un İslami olmayan dünyadan kopmayı temel alan ütopik siyasi yaklaşımının, modern dünyanın karmaşık sorunlarına cevap veremeyeceği açıktır. Müslüman entellektüeller etnik, kültürel ve ideolojik bakımdan değişik inanç ve düşüncelere sahip insanların, barış içinde bir arada nasıl yaşayacaklarına dönük siyasal projeler geliştirmekle yükümlüdürler. Seyyid Kutub’un ütopik siyaset anlayışı, müzakereye dayalı bir toplumsal model oluşturmak için gerekli donanımı sağlamaktan son derece uzak bir anlayıştır. 

 

 

1) Ümit Aktaş, Özgün Düşünce Dergisi, sayı:1, sf: 80.

2) Şerif Mardin, Bediüzzaman Said Nursi Olayı, sf:11, İletişim yayınları,1993

3)Şerif Mardin, Bediüzzaman Said Nursi Olayı, sf:18, İletişim yayınları,1993


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...