Düşünce, Haberler, Köşe Yazısı, Yazılar

İNSAN – KÖTÜLÜK VE BİLGİ

0 52
BİLGİ İŞLEM 1

İnsana gelen musibet kendi günahlarından (kötülüklerinden) dolayıdır. Böylece onun elinden çıkan kötülükler evlatlarına, kavimlerine sirayet eder. Bu noktada şöyle denebilir: Madem kötülük insanın elinden çıkanlardandır niçin başkalarına sirayet ediyor. Bunun sebebi şudur: kötülük işlemeyenler kötülük karşısında sesiz kalmakla yeni bir kötülük oluşturmaktadır.

İyilik ve kötülük insanın varlık kazanması ile ortaya çıkmıştır. İnsan olmadan iyilik ve kötülük olamaz. Tabiatta her şey var olduğu sürece iyidir. İnsanın sadece varlık bulması ise kötülüğün var olmasına sebebiyet verir. Nitekim insan varlık bulunca şeytan kötülük olarak belirginleşti. Kısacası insanın varlığa çıkışı ile var olmasına sebebiyet verdiği ilk kötülük Şeytan’dır.

Tabiatta hırsızlık (bir hayvanın başka bir hayvana ait olanı çalması) ahlâkî olarak değil hegemonik olarak öfke uyandırır. Hayvanlar “öldürmeyeceksin” emri ile muhatap değildir; tam tersine “öldüreceksin” emrini hayata koyanlar yaşayacaktır. Her şey kendi varoluş sebebine uygun olarak hayatını idame ettirir. Med-cezir tabiatın kanunudur. Suyun buzlanmasından insanlar dışında yakınma vuku bulmamaktadır. Kurt, kuzuyu avladı diye tabiatta üzülen ve isyan eden yoktur. Tabiatta “çalmayacaksın, öldürmeyeceksin, zina etmeyeceksin” gibi emirler arayamayız. Çiftleştikten sonra eşini yiyen dişi örümceğin ahlâkını sorgulayamayız. Tabiat da bunu sorgulamamaktadır.

İnsan yeryüzüne ahitleşme üzere inmiştir, ne kâfir ve ne mümin olarak yaratılmamıştır. İmam-ı Azam’ın akidesi budur. Nitekim İmam, “Allah insanları ne mümin ve ne kâfir olarak yarattı” (İmam-ı Âzam, 2010: 54) demiştir. İman eden kendi fiili ile kâfir olan da kendi fiili ile bu durumunu kesbetmiştir. İnsan, sözleşme yaparak sorumluluğu üzerine almıştır. İnsan Allah ile sözleşme yapmaya cüret etmiştir. Sözleşme sonunda Allah’ın insan için belirlediği niteleme onun “cahil ve zalim” olduğudur.

İnsan kötü bir varlıktır; işleri de kötüdür; ancak Allah tarafından kendisine öğretilen değerler (helal lokma/namus/hakkaniyet) ile kötülüğünü aşabilir. Hak, helal lokma, emanete riayet, sadakat, verdiği sözde durma yoksa insan Allah’a iman etse bile kötülükten kurtulamaz. Bu özünden gelmektedir.

İnsanın özünün kötü olduğunu beyan etmemiz “ilk günah” teolojisinden kaynaklanmamaktadır. İnsan kendi nefsi kötülüğü emredici olduğu, Allah tarafından “cahil ve zalim” olarak nitelendirildiği için “kötü”dür.

İnsanı “eşref-i mahlûkat” ya da “insanı-ı kâmil” gibi terimlerle açıklayan felsefelerin ileri sürdükleri bu terimlerin Kur’an’da karşılığı bulunmamaktadır. İnsan için Kur’an’da en güzel kıvam (ahsen-i takvim) kavramı vardır, bu da insanın yaratılış süreci, cismaniyeti ve ahlâkî emirlere muhatap edilmesiyle ilgilidir. Bilindiği gibi Allah arıya vahyeder; arının aldığı vahyi reddetmesi, üzerinde düşünmesi, içtihat etmesi imkânı yoktur. Tabiattaki tüm varlıklar tabii ve zaruri olarak teslim olmuştur. Tabiat Müslümandır. İnsan ise varoluşu itibariyle Müslüman (Rabba teslim olmuş) değildir. O sadece Rabbini bilmekte olarak yaratılmıştır. İmam-ı Âzam’a göre “Allah Âdem’in neslini, sulbünden insan şeklinde çıkarmış, onlara akıl vermiş, hitap etmiş, imanı emredip küfrü yasaklamıştır. Onlar da onun Rab olduğunu ikrar etmişlerdir. Allah, kullarının hiç birini iman veya küfre zorlamamış, onları mümin ya da kafir olarak yaratmamıştır. Fakat onları şahıslar olarak yaratmıştır” (İmam-ı Âzam, 2010: 55).

İnsan “İnandım” diyerek değer koyamamaktadır. İyilik bir eylemdir. Değerleri olmayan insanlar inançla fıtrat dedikleri şeye ulaşamayacaktır. Ahlak/namus/helal rızk bir değer değilse iman kuru bir sözdür. Şeytan ilahlık taslasa idi “Ben Allah’tan korkarım” demeyecekti. “Ben ilahım” diyecekti. Fıtratını bildi de Allah inancını korudu. İnsan fıtratı hanifliğe (Tek Tanrı inancı) has yaratılmıştır. Şeytan da bu anlamda haniftir. Tüm âlemin fıtratının hayr olduğunu iddia etmekteysek Şeytan’ın da fıtratının hanif ve hayr olduğunu kabul etmemiz kaçınılmazdır. Yeryüzünü bozan şey insanın fıtratını bozması değildir. Kan dökücü olması ve bozgunculuk özünü korumasıdır. İnsan kendi özünden “iyi bir değer” getirmez. Onun özünde hırs, şehvet, cehalet, zulm vardır. İyilik değerleri vahyidir, dinidir. İnsanın Allah’a inanması ile kötülük meselesi ayrı şeylerdir. Nitekim Şeytan kötülük yaptığı halde Allah’a inanan bir varlıktır. Allah şeytanın fıtratını da tüm mahlûkatın fıtratını da hanif (tek Allah’a inanç) üzere yaratmıştır. Şeytan Allah’a inanır ve korkar. Bir ayette (59: 16) şöyle buyrulmuştur: “Şeytanın meseli gibi ki hani insana “küfret dedi” de küfredince “ben” dedi “senden beriyim, çünkü ben âlemlerin rabbi olan Allah’tan korkarım.” İnsanın hanif olarak yaratılması şirk koşmaması anlamındadır ki, şeytan şirk koşmamıştı. Fıtrat tek Allah inancıdır. Şeytan cinayet işlemeyen ve Allah’a küfretmeyen bir varlıktır. İnsan ise böyle değildir. İnsanın kan dökücülüğü melekler tarafından da bilinmekteydi: “Melekler yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek insanı mı halife kılıyorsun? Dediler” (2 Bakara 30). Şeytan ile insan imanı karşılaştırılsa şeytan Allah’tan korkuda insanı geçecektir. Allah’a iman şeytanın da işidir ve dua ederek kıyamete kadar mühlet istemiş Rahman da kabul etmiştir. İyilik yapmak için inanç yetmemektedir. İnsan inanarak da kötü bir varlıktır. Bu gerçek nedeniyle İslam insan tasavvuruna bağlı kalmaz, onu önce Müslim, sonra mü’min ve sonra “amenu aminu” (4 Nisa 136) kılmak ister. İmandan sonra gelen bu ikinci iman ahlâk üzere yaşamaktır.

İnsanın özünün iyi-kötü dengesi üzerinde oturduğu iddia ediliyorsa sorum şudur: İyi olarak neyi getirdin? Hiçbir insan kendi özünden getirdiği bir değer sunamayacaktır. Değerler Allah’tan gelmedir. İnsan kendi özünün iyi olduğuna inanıyor; bu batıl bir inançtır. Çünkü insanın kendine bağlı bir değeri yoksa özü de iyi değildir. İnsan kendi başına değer koyamaz. Zira insan “komşunu sev” gibi bir değer koyamayacak kadar muhteristir. “Biz kötü değiliz” düşüncesini üreten Müslüman insanların kendilerini kötülükten arındırmamaları, kötülüğü kendilerinden yalıttıkları açıktır. Modern Müslüman insanların çoğu ortaya çıkan kötülüğe kalben razı olmadıklarını ifade ediyor. Ancak kötülüğü giderecek bir toplumu zımnen istemiyor. İnsanın özünün kötü olması nedeniyle Allah bu varlığa din-inanç-değerler indirmiştir. “Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür!” (14 İbrahim 34).

İnsan düşüncesinin heva/nefisten arınması mümkün değil. İnsan kendi düşüncesi ile kendini durduramaz. İnsan “dışarıdan gelen” (kendisine bir şekilde öğretilen) kavramlara muhtaçtır. Bu anlamda onun bilgisizlikle malul ve nefsi ile de kötülüğe tevessül ettiği ortaya çıkar: “Onlar ancak zanna uyarlar” (6:116); “Muhakkak ki nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder” (12:53). Bilgisizlikle nefs kötülüğün kaynağıdır. Bilgi (değer) insanın işi değildir. İnsan Allah’tan gelen değerlere bağlanmadıkça (hablullah: Allah’ın ipine bağlanın) kıymete değer bir varlık olmaz. İnsan değerleri hayata geçirirse iyilik yapabilir; insan kendi başına değer koyamaz. İnsanın fıtratının hanifliğe (Tek Tanrı’ya boyun eğme) uygun yaratılması cahil-zalim-nankör-kan dökücü varoluşuna halel getirmez. Kötülük probleminin Allah’a inanç ile ilgisi yoktur. Yusuf (as)’un kardeşleri kötülük yaparken muvahhit insanlardı; babalarından da öğüt alıp durmaktaydılar. “Allah’a inandık onun için iyiyiz” sorunlu bir iddiadır.

Nefis kötülüğü emredici olduğu için bilgi de kötülüğü aşamamaktadır. Müslümanlar Batı’lı bilginin yapısını reddedecek bir bilgi sistemine, bir kavram alanına aidiyet kesbetmedikleri için nefsî bilgi içinden çıkamamaktadırlar. İnsan, kültür/teknik/siyaset/bilim/sosyal davranış ortaya koyarken tüm bunların nefsi bilgi alanında kaldığını unutmamalıdır. İnsanın teknoloji-kent-üretim-tüketim vs. hakkında düşünceleri nefse aittir. Nefsanî bilgidir. İslamcılar “Batı’nın ilmini&İslam’ın ahlakını” terkibini ileri sürerken sekülerlikten kurtulamadılarsa bunun nedeni bilginin nefsî olmasıdır. Müslümanlar Batılı bilgiyi ahlak iddiaları ile “nefsî” yapısından arındıramayacaktır. Yeni bir düşünce geliştirmek kaçınılmazdır. Bu düşünce değer koymak için değil değerlere göre bir hayat inşa etmek içindir: “Fakat ulul’elbab (lüb-akılla tefekkür edenler) tezekkür eder” (13:19).

-          İmam-ı Âzam, İmam-ı Âzam’ın Beş Eseri, Tercüme: Mustafa Öz, MÜ İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları

 


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...