Edebiyat, Haberler, Köşe Yazısı, Yazılar

DOĞU-BATI SARMALINDA YALNIZIZ

0 353
yalnızızz

“Düşünüyor, mümkün müdür, henüz hiçbir Gerçek ve Önemli, görülmemiş, bilinmemiş, söylenmemiş olsun ve binlerce yıl, tereyağlı bir dilim ekmekle bir elma yenen bir okul teneffüsü gibi kaybedilmiş olsun? Evet, mümkündür. Mümkün müdür, icatlara, ilerlemelere rağmen, kültüre, dine, felsefeye rağmen hayatın yüzeyinde kalınsın? Mümkün müdür, bilinmesi yine de kazanç olan bu yüzey bile; yaz tatillerinde salon mobilyaları gibi, aklın alamayacağı kadar yavan bir kılıfla kaplansın? Evet, mümkündür. Mümkün müdür, bütün dünya tarihi yanlış anlaşılmış olsun? Mümkün müdür, ölen yabancıdan söz edecek yerde, çevresine üşüşen kalabalığı anlatır gibi, hep yığınların lafı edildiği için, geçmiş yanlış olsun. Evet, mümkündür.”

                                                                                                                                                   Rilke, “Malte Laurids Brigge’nin Notları”

 

Peyami Safa (1899-1961), şair İsmail Safa’nın oğlu. Küçük yaşta babasını kaybetti. Çalışma zorunda olduğundan tahsil hayatı yarım kaldı. Kendi kendini yetiştirdi.13 yaşında hayata atıldı ve hayatını yazılarıyla kazandı.
Kardeşi ile birlikte “Yirminci Asır” adlı bir gazete çıkardı. Kültür Haftası, Türk Düşüncesi adında iki de dergi çıkardı. Tasvîr-i Efkâr, Cumhuriyet, Milliyet, Tercüman, Son Havadis gazetelerinde yazdı. Çok sevdiği oğlu Merve’nin askerde ölmesi Peyami Safa’yı derinden sarstı. Bu olaydan birkaç ay sonra Son Havadis gazetesinin başyazarı olarak İstanbul’da hayata gözlerini yumdu. Edirnekapı Şehitliği’ne defnedildi.
Para kazanmak için yazdığı 80 civarında eserini Server Bedi imzasıyla yayınladı. Tahlile önem verdiği romanlarıyla kendinden söz ettirdi. Ahlaki çöküntü, doğu-batı çatışması, madde-ruh çatışması, medeniyet-kültür çatışması, nesiller arası çatışmalar romanlarının ana konusuydu. Türk edebiyatının usta romancıları arasında yer aldı.
Başlıca Romanları: Şimşek (1923), Sözde Kızlar (1923), Mahşer (1924), Bir Akşamdı (1924), Canan (1925), Dokuzuncu Hariciye Koğuşu (1930), Fatih-Harbiye(1931), Bir Tereddüdün Romanı (1933), Matmazel Noraliya’nın Koltuğu (1949), Yalnızız (1951), Biz İnsanlar(1959).
Berna Moran “Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış” adlı kitabındaki “Peyami Safa’nın Romanlarında İdeolojik Yapı” adlı makalesinde şöyle der:

“Peyami Safa, ilk romanlarını kaleme aldığı yıllarda İstanbul’daki çevresinde, bir yanda, köklerinden kopmuş, ahlâkça çürümüş, para ve zevk için yaşayan bir zümre; bir yanda da İslâmî geleneklerle yetişmiş, millî ve manevî değerlere bağlı, yurtsever, dürüst bir zümrenin var olduğunu görüyor ve bunların karşıtlığını Batı-Doğu çatışması çerçevesinde ele alıyordu. Bu iki zümreden birincisinin kokuşmuşluğunu ikincisinin de sağlıklılığını göstermeye çalışırken pek değişmeyen bir roman şeması belirir ilk yapıtlarında.” (185)

Tanzimat’tan beri edebiyatımızın ana konusu doğu-batı karşıtlığıdır. Bir taraftan devlet eliyle batılılaşmak istenirken, edebiyat da bu yönde teşvik edilirken doğuyu savunmak da yerli, milli kalmak olarak algılanmıştır.
Birinci nesil Tanzimatçılar (Namık Kemal, Ziya Paşa) fikren batılı olmak istemişler ama doğulu olmaktan (gelenekten) pek kurtulamamışlardır. Recaizade Mahmut Ekrem’in yön verdiği Servet-i Fünûn nesli, batıcılığı (Fransa) ilerletirken, batıcılığa karşı olmamakla birlikte doğulu kalmayı önemseyen, yerli damarı temsil eden Muallim Naci ekolu silinmeye yüz tutmuştur. Bu damarı şiirde Mehmet Akif temsil ederken, romanda da Peyami Safa’yı görmekteyiz.

Peyami Safa, zaman zaman doğu-batı sentezini de savunmakla birlikte açıkça doğudan yana tavrını ortaya koyar. Yazar, ruhçu (Spiritüalizm) fikirlerin etkisiyle batıyı olumsuzlayarak doğuyu adeta kutsar.

Peyami Safa’nın diğer romanlarında da olduğu gibi “Yalnızız” romanında da kurgu doğu ve batı çatışması üzerine bina edilir. Roman kahramanlarının üzerinden konu tartışılır ve bu tartışma daha sonra didaktik bir söyleme dönüşür.

Samim, ana kahraman. Her daim ağırlığını hissettiren aydın bir tiptir. Sentezcidir. Doğu-batı çatışmasında doğuyu temsil eder. Doğu asıl olandır, gerçek olandır, öz olandır. Yazar mesajını Samim’in ağzından iletir okuyucuya.
Samim’in Ütopik dünyası Simeranya’da yalana, kötülüğe yer yoktur. Simeranya, iyilerin yaşadığı bir mutluluk ülkesidir.

Besim, maddenin egemen olduğu bir dünyanın temsilcisidir. Midesine düşkün, yaşamayı seven materyalist bir kişiliktir. Besim, maddedir, bedendir, batıdır. Romanda Samim kadar etkilidir. Fikir üretip bu fikirlerin altını doldurmaktadır.
Besim karşıt güç. Samim’i yücelten güç… Belki de o günkü yaşanan ortamda, insanların dinden, ahlaktan soyutlanması, Allah’ı unutması, pozitivizmin sosyal hayata ve bireyin hayatına sirayet edişi yazarı etkilemiştir. Bu etki altında yazar, batıyı olumsuzlayarak Besim’in sırtına yüklemektedir.

Meral, Samim’in de belirttiği ve kendisin de farkında olduğu iki kişiliğe sahip bir kadın. İlk kişiliği kalbe atıf yapan, maddeye sıkı sıkıya bağlı olmayan, özcü, doğulu bir kadın tipi; adeta bir azizedir. İkinci kişiliği, batı hayranı, maddeci, paraya ve ihtişama-eğlenceye düşkün bir kadın… Samim şu sözlerle ifade eder bunu: “Paris’e karşı zaafı malûm. Cazibenin konservatuarından ibaret olmadığı da muhakkak. Paris güzel bir dekor, bir masal şehri ve şans merkezi.”

Merali Paris konusunda ateşleyen Feriha ve Nusret’tir. Bunlar Meral’in batıcı yanını da temsil eder.
( Romanın sonunda Meral’in ölmesi belki bu maddi tarafın ölmesi şeklinde de okunabilir.)
Yalnızız’da karakterler iki farklı dünyayı temsil eder: Madde ve ruh.(doğu-batı) Romanda tartışmalar sempozyum havasında geçer. Samim her daim haklı çıkar bu tartışmalardan. Samim doğu, Besim batıdır. Samim mana, Besim maddedir. Samim ruh, Besim bedendir. Paris batı, Simeranya doğudur. Batı madde, Simeranya ruhtur. Yazar Samim’den yana tavrını koyar, ruhçuluğu (Spiritüalizm) savunur.

    Yalnızlığın Egzotik Ülkesi Simeranya

“ O bir memleket, Simeranya, dünyada olmayan bir yer. Benim icadım. Sıkıldım mı, kendimi oraya atarım.”
“Bu günkü insanın kendisi hakkındaki telâkkisinden, bilgisinin temellerine metotlarına ve bütün sosyal müesseseleriyle değer sistemine kadar baştanbaşa inkılâba muhtaç bir dünyanın huzursuzluğunu duyan bir adamın, yüzeli yıl sonraki tekâmül imkânlarını düşünerek tasarladığı muhayyel bir ülke” Simeranya…

 

Simeranya, ütopik mekân tasavvuru… Türk romanında gerçeküstü, hayali mekân pek görülmez; Yalnızız’da gerçek mekânla birlikte yer almaktadır. Romanda gerçek mekân Samim’in evidir. Buna Samim ile Meral’in buluşma yerlerini ve Necile’nin evini de dâhil edebiliriz.
Romanda esas mekân İstanbul’dur. Sıkıntıların, üzüntülerin, aşkların yaşandığı bir laboratuardır. İstanbul, kaygılı insanların mekân tuttuğu bir şehir. Yalnızlığın ve yabancılaşmanın adeta üretildiği bir mekân. İnsanlar gittikçe kendilerinden, toplumdan, değerlerinden koparak yabancılaşır. Bu da insanlarda sıkıntı ve isyan şeklinde tezahür eder. Bulunduğu yerden memnuniyetsizlik artar; başka mekânlara kaçış düşüncesi ortaya çıkar. Romanda bu kaçış düşüncesi iki soyut mekânın doğmasına vesile olur. Biri Meral ve çevresinin hayallerini süsleyen ama gerçekte var olan Paris, diğeri Samim’in kurguladığı hayali bir mekân, Simeranya…
Yalnızlık, karamsarlık, bedbinlik, kaçış duygularının sarmaladığı bir zaman; İkinci Dünya Savaşı sonrası… Bu karamsar ruh hali bilhassa Avrupa’da çok etkili olmuştur. Bu hal çok belirgin olmazsa da Türkiye’de de kendini göstermiştir. Güvensizlik, toplumdan kopuş, ailelerin parçalanmaları ana sorunlardandır. Yoksulluğun her haliyle hissedildiği bu zaman diliminde sığınma ihtiyacının şiddetle arzulandığı da aşikârdır. Maddeden manaya kaçış. Fizik ötesine kapı aralama…
Samim’in kurguladığı, iyilikler, güzellikler ülkesi Simeranya bir limandır; ruhun huzura kavuştuğu bir mekân. Maddi dünyadan hayali dünyaya göç… Bu kaçış düşüncesinin bir sebebi de Servet-i Fünûn’dan devralınan kaçış düşüncesi olabilir mi? Peyami Safa’nın babası İsmail Safa Servet-i Fünûn kuşağından… Tevfik Fikret’in “ Ömr-i Muhayyel” adlı şiirini hatırlamadan edemiyor insan.
Meral’in ölümünden sonra gece biter, gün ağarır; sabah artık yeni bir başlangıçtır. Gece batıdır, gündüz doğu. Gece maddedir, gündüz mana. Gece Meral’dir, gündüz Samim. Gece Paris’tir gündüz Simeranya…


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...