Düşünce, Köşe Yazısı, Yazılar

TANRININ BEKLENTİSİNİ BOŞA ÇIKARAN İNSANLIK

0 283
tanrı ve insan..

Tanrı, fiziksel doğayı aynının farklılaşarak dönüşümü(evrim) ve genişlemesi olarak nispeten kurallı (kader), dinamik bir şekilde yaratmıştır. Bitkiler ve canlılar da öyledir. Bergson’un dediği gibi bu tekrar, Aristo’nun sandığı gibi “Bilkuvve-Bilfiil” şeklinde değil; “Virtüel-Bilfiil” şeklindedir. Yani, canlılarda önceden tahmin edilemeyecek, mekanik, determinist olmayan “yaratıcı/sıçrayıcı” bir kapasite vardır. İnsan cinsinde bu kapasite “irade özgürlüğü” seviyesinde daha üst düzeydedir. Bu özgür irade, doğa ile ilişkide keşif ve icad çıkarma/yaratma; ahlak-din alanında vicdan/kahramanlık olarak aktüelleşmektedir.
Tanrı, evreni sonucu, amacı, gayesi önceden kesin olarak belirlenmiş -mekanik- kapalı bir sistem olarak değil; amacı-gayesi olan(3/191), ancak ucu açık; kendisi onun üzerinde “her an yeni bir işte”(55/29) ve onu “genişletme”(51/47) şekilde dinamik olarak yaratmaktadır. Tanrının insanlıkla ilişkisi olan galat-ı meşhur olarak “Kader”, M. İkbalin deyişi ile ” çizilmiş bir çizgi değil; Tanrı ile insanlığın beraberce el-ele çizdikleri bir çizgidir.” Çizgiye henüz son nokta konulmamıştır. Diğer/Sünni deyimle: “Kalem kurumuş; defter/yazı/kitap dürülmüş” değildir. Tanrı, İnsan da dahil olmak üzere, sonucu önceden belli bir mekanizma veya “proje” olarak evreni yaratmış olsaydı, “oyun” oynuyor olacaktı. Oysa “mükemmel” varlığa oyun oynamak yaraşmaz(21/16,44/38). Mükemmel varlık, sürekli(faâl/hallâk 11/107, 15/87)) kemal süreçleri yaratır. İnsanlığı da bu amaç için yaratmıştır. Varlığı ve insan cinsini son derece “ciddi bir amaç için/bilhakk”(6/73) yaratmıştır.
Tanrı, insanlık projesini meleklere açtığında, onlar projenin yapısına(riskine) bakarak Tanrıya karşı çıkmışlar; Tanrı da, “Benim bir bildiğim var” diyerek, insanlığa olan güvenini meleklerin itirazına karşı ortaya koymuştur.(2/30-33). Projede ilk çatlak, meleklerden özgür iradeli “İblis”in ahlaksızca(direniş, istikbar) “insan’ın teknik kapasite “üstün”lüğüne itiraz etmesi ile başlamış; sonra da Hz. Âdem ve eşi Havva’yı ayartması ile devam etmiştir.(2/30-37). Eğer, bu “çatlak” ve Âdem-Havva’nın ayartılması, projenin bir parçası idi denirse; o zaman Tanrı, projeye “oyun” ile başlamış demektir.
Tanrılık, özünde risk almaktır; risk alamayan Tanrı olamaz. Risk alamayan, eksik ve korkaktır; garanticidir. Risk, tanımı gereği, kurguyu siz yapmış olsanız da, projeye birden fazla özgür iradenin dahil olmasıdır. Evrende oluşan (kevn ve fesad) her şey Tanrının bilgisi ve kontrolü altındadır. Kur’an’da insanlarla ilişki bağlamında Allah’a nispet edilen “izn” kavramı, insanlık projesinde Tanrının kontrollü “risk” alışını ifade eder. Tanrıyı “ezeli/mutlak ilim” olarak tanımlayanlar, farkına varmadan Tanrının sürekli sahip olduğu, daha doğrusu kendinin aynı zamanda bunlar olduğu kudret, irade ve yaratma sıfatlarını iptal ederler. Sanki Tanrı ezelde “her şeyi” bir defada irade etmiş, sonrada bu her şeyi ezeli pasif ilminin garantisine almış; ondan sonra da kıpırdamadan “taş” gibi durmaktadır. En küçük bir kıpırdaması “eksiklik” olarak algılanmaktadır.
Tanrı, kutsal kitaplarında güneş sistemini(güneş, dünya ve ay) insan için dizayn ettiğini söylemektedir(36/36-40). İnsanı da “denemek” için özgür iradeli olarak yarattığını söylemektedir: “Hayatı ve ölümü hanginizin daha iyi iş yapacağını ortaya çıkarmak için o yaratmıştır.”(67/2) Tanrı, insana özgür irade vermekle bir riske girmiştir. Özgür irade verdiği alanlardan kendi iradesini insanın iradesine bağlayarak(sünnetullah) geri çekmiştir. Önce insan ahlaki bir adım atar; Tanrı da ona mümasil ahlaki(hızlan, yardım, ceza, ihsan…) bir misillemede bulunur. “Kader”in gerçek anlamı budur. Denenmenin sonucuna(ahir/ahiret) ödül ve ceza(cennet ve cehennem) koyarak, insanların kendi özgür iradeleri ile -iman ve salih amel ile- ödülü kazanmalarını beklemektedir. İnsanların küfür ve isyan-nisyan-tuğyan ile cezayı hak etmelerini serbest(izn) bırakmış; fakat arzu(meşiet) etmemiştir.
İnsanlığın üzerinden uzun bir zaman geçip(76/1) denenmeye ehil hale(91/7-8) gelmesinden/adam olmasından sonra (Hz. Âdem), her zaman denenmeyi kazanan bir gurup olmuştur(56/13, 39, 40). Fakat insanlığın çoğu kendinden beklenen sorumluluğu henüz yerine getirmemiştir.(80/23). Denenmeyi yüz metrelik bir yarış koşusu gibi düşünürsek, insanların çoğu, start verildikten (akil-baliğ olma) sonra yarış çizgisinden koşmaya başlamamıştır. Başlayanların bir kısmı yarışı kazanmış, bir kısmı da yarışı ihmal veya imkânsızlıklar yüzünden tamamlayamamıştır. Tamamlayamayanların affedilmesi, Allah’ın rahmeti gereğidir. İnsanların çoğu dünya hayatından memnun olmuş, Tanrının dünyadaki ayetlerinden gafil olmuş, Tanrı ile karşılaşmayı ummamıştır(10/7).İnsan, varlığın ve kendinin manidar “verili” oluşunu kaale alarak: “Bu değirmenin suyu nereden geliyor?” ahlaki sorusunu sorup bu soruya “şükran(iman)” ile cevap vermemiş; tersine “ekmek elden, su gölden” mantığı ile “Üzümü ye; bağını sorma.” Nankörlük (küfür) tutumu içinde olmuştur. Bu gerçeği, Tanrının kendisi de son mesajı olan Kur’an’da insanın zalim, cahil, nankör (kâfir), cimri, zayıf, aceleci vs olduğu nitelemeleri ile itiraf etmektedir. Özetle, Tanrı’nın insanlıktan beklentisi genel olarak ve çoğunlukla şimdiye kadar yerine gelmemiş ve Tanrı, umduğunu bulamamıştır.


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...