Düşünce, Haberler, Köşe Yazısı, Yazılar

TARİH FELSEFESİ: HABİL VE KABİL

0 437
habil-kabil...

Ali Şeriati’nin tarih felsefesini oluştururken sosyalizmden dolayısıyla Marks’tan önemli ölçüde etkilendiği genel bir kanıdır. Kuşkusuz düşünürler arasında bu tür etkileşimlerin olması doğal karşılanmalıdır. Ancak Şeriati’nin Marksizm ve Sosyalizme yönelttiği eleştirileri dikkate alırsak bu yargıyı ihtiyatla kullanmak gerektiği açıktır. Ancak Marks’ın “sınıf çatışması” üzerine oturttuğu tarih felsefesiyle, Şeriati’nin Habil ve Kabil kıssasına yüklediği anlam paralellik göstermektedir.

            Şeriati’ye göre tarih anlamdan ve amaçtan yoksun olaylar yığını değildir. Tarihin yöneldiği bir amaç olmalıdır. İşte tarih felsefesi tarihin dinamiğini ve amacını anlama ve anlamlandırma çabasıdır.

            Şeriatiye göre insanlık tarihine egemen olan çelişki, insanın yaratılışıyla başlamıştır. O halde tarih felsefesini bu çelişki üzerine kurmak gerekir. “İnsanın kökenini insanbilimde tanıdık: İnsan, balçıktan ve Allah’ın ruhundan terkip olunmuştur. ‘Âdem’ kıssasına bakın bir. Âdem kıssasında insan türünden, hakiki ve felsefi anlamda insan türünden söz edilir. İnsan, Âdem’deki bu ‘ruh-balçık’, ‘Allah- Şeytan ‘ savaşımından başlar. Fakat tarihi nereden tanırsınız? Nereden başlar tarih? Kabil ve Habil kıssasından (İslambilim I,Ali Şeriati, Fecr yayınları)

Şeriati Kur’an’da geçen Habil ve Kabil kıssasını tarih felsefesinin temeline koyar. Habil ve Kabil sadece Hz. Âdem’in iki oğlu değil, aralarındaki anlaşmazlık sadece iki kardeşin anlaşmazlığı değil; insanlık tarihinin bütün zamanlar boyu mücadele edecek ilk sınıfının da adıdır.

İnsanlık tarihi Hz. Âdem’in oğlu olan iki beşer arasındaki kavgadan ve bu kavganın sonucu olarak birinin ötekini öldürmesiyle başlar. Dolayısıyla tarih bu kavganın yarattığı çelişkinin, diyalektiğin tarihidir. İnsanlık tarihini doğru okumak bu çelişkinin izini sürmekle mümkündür. Çünkü Habil ve kabil arasında gerçekleşen savaş somut bir savaştır. Habil ve Kabil savaşı tarihin yasası olan diyalektiğin göstergesidir ve iki cephenin, iki zihniyetin savaşımıdır.

“Âdem’den bahsedilince, maksat genel olarak insan ve insan türüdür. İnsan tarihinde bahsettiğimizde de maksat ‘Habil’ ve ‘Kabil’dir. Habil ve toplum bireylerinin maddi nimetler ve üretim kaynaklarına genel katılımı ve hayvancılık dönemi-hayvancılık üretimi- insanının sembolü; Kabil ise, sınıfsal savaş, mahrumiyet, faydalanma, halkın sömürülmesi ve köleleştirilmesi, hâkimiyet, mahkûmiyet, zulmün başlangıcı, maneviyat ve din inhirafı, tekelcilik ve özel mülkiyet dönemi insanıdır. Dolayısıyla Habil ve Kabil insanın tarihinin başlangıcıdır. (Dinler Tarihi I, Ali Şeriati, Fecr yayınları). Habil ve Kabil arasındaki kavgadan, anlaşmazlıktan, çelişkiden başlayan tarih, bütün zamanlar için Habil ve Kabil’in temsil ettiği cephelerin savaşımına tanık olmaktadır. Dolayısıyla Habil ve Kabil kıssası tarih felsefesinin, Âdem’in yaratılışı ise insan felsefesinin başlangıcıdır. Elbette bu çelişkinin başlangıcı diyalektik bir hareketi içermektedir. “ Bu çelişki de Kabil’in( Bence tarım düzeninin, tekelci ya da bireysel mülkiyetin temsilcisidir)Habil’i( bence avcılık çağının ve mülkiyetten önceki ilkel ortaklık döneminin temsilcisidir) öldürmesiyle başlar. Bundan sonra tarihin sürekli savaşı başlar. Tarih baştanbaşa, katil Kabil kanalıyla, maktul Habil kanadı arasında, hâkim kanatla mahkûm kanat arasında olagelen savaşa sahnedir.  ‘Avcı Habil’, ‘mülkiyet sahibi Kabil’ eliyle öldürülür. Yani üretim kaynaklarının genel paylaşım dönemi(hayvancılık ve avcılık çağı) ile kardeşlik ve gerçek iman ruhu, çiftçilik dönemiyle özel mülkiyet düzeninin, dini aldatmacanın ve başkasının hakkına tecavüzün gerçekleşmesiyle ortadan kalkar, mahkûm olur. Böylece Kabil tarihte diri kalır ve hala ölmemiştir.” (İslambilim I,Ali Şeriati, Fecr yayınları)

Ali Şeriati, Habil ve Kabil’i kıssada anlatılan ve kurban olarak sundukları şeylerden yola çıkarak sınıfsal konumlarını belirlemektedir. Bilindiği gibi Kabil sarı buğday, Habil ise deve getirmiştir. Buğday çiftçilik, deve ise hayvancılık ve toplayıcılık döneminin simgeleridir. Avcılık toplayıcılık dönemlerinde paylaşımın esas olduğu kardeşlik kültürü egemendir ve bireysel mülkiyete rastlanmaz. İnsanoğlunun çiftçilik döneminin başlamasıyla insan türünün kötü yanı, bencil yanı tarihe egemen olur.

Avcılık-toplayıcılık döneminden üretim dönemine geçince insanlar aç gözlülük ve hırsla birbirleriyle mücadele etmeye başladılar. Böylece barış ve kardeşlik içinde yaşayan insanlık ailesi rekabet, bencillik ve düşmanlığın ağına düştü.

Sınıfsal farklılıklar ve çelişkiler insanlık tarihinin sonraki dönemlerinde varlığını daima sürdürmüştür.“ Habil Kabil tarafından öldürüldüğünde, umumi adalet ve eşitlik esası üzerine olan ilk ortaklık ve katılım dönemi yok oluyor ve tekelci mülkiyetler ve sömürü dönemi, topluma mütemadiyen egemen olan dönem başlıyor. Çünkü Habil çiftçidir. Çiftçilik ise; tarih boyunca insanlık toplumunun kendi tarihi değişimlerinde, komün döneminden veya üretim kaynaklarının ilk katılım döneminden, üretim kaynaklarının tekelcilik aşamasına veya özel mülkiyet dönemine, ondan sonra da kölelik, serflik, feodalite, burjuvazi vs. aşamasına tebdil olduğu aşamanın birincil tarihidir.” (Dinler Tarihi I, Ali Şeriati, Fecr yayınları)

            Ali Şeriati’nin Habil’in kardeşi Kabil tarafından öldürülmesiyle başlayan aşama Marks’ın ortaklığın bitip sömürünün ilk şeklinin başladığı ‘İlkel komünal toplum’ aşamasının bitişine denk gelmektedir.

            Ali Şeriati, tarih felsefesinin, insanlığın başlangıcından beri, her dönemde ortaya çıkan, iki sınıf(Habil-Kabil, Ezen –Ezilen, Sömüren –Sömürülen) arasındaki diyalektik çelişki üzerinden yürür.

            İnsan Allah’ın halifesi ve yeryüzünde Allah’ın iradesinin tecellisidir. İnsan olma süreci anlamsız, gelişigüzel ve anlamdan yoksun olamaz. İnsanın yaratılıştan itibaren geçirdiği her aşama bir arka plana yaslanmaktadır. İnsan bilinçli bir üst iradenin yeryüzündeki yürüyüşüdür. Dolayısıyla o, Sartre gibi varoluşçuların iddia ettiği gibi anlam ve amaçtan yoksun dünyaya atılmış bir varlık değildir.

            Hz. Âdem’in iki oğlunun arasına Şeriati’nin deyimiyle “mülkiyet leşi’ girmiş, iki kardeş birbirinden uzaklaşmış ve birbirine düşman olmuştur. “Akrabalık bağı kölelik bağı olmuştur artık. Eşitlik ayrılığa kurban edilmiştir; kardeşlik kardeş katilliğine dönüşmüştür. Din, aldatma ve çıkar sağlama aracı olmuştur; gerisi hiç. İnsanlık ruhu, barış ve sevgi ise kinci ruha, rekabete, mala kulluğa, açgözlülüğe, tekelcilik arayışlarına, aldatmacaya, baskıya, zulme, bencilliğe, taş kalpliliğe, katilliğe, hakları ayaklar altına almaya, sultacılığa, üstünlük taslamalara, faziletçiliğe, halkı aşağılamaya, güçsüzü horlamaya, kişisel çıkar yolunda her şeyi ve herkesi ezmeye, kardeşin canına kıymaya, babaya işkence etmeye ve hatta Allah’ı kandırmaya dönüşmüştür.”(İslambilim, Ali Şeriati, Fecr yayınları)

            Tarih felsefesinin iyi analiz edilmesi için barışçıl, insan sever ve inançlı olan Habil ve şehvetperest, katil ve inançsız olan Kabil arasındaki ruh çözümlemesi analiz edilmelidir. Habil ve Kabil iki ayrı sınıfsal duruşun, iki farklı toplumsal anlayışın, iki farklı psikolojik anlayışın temsilcisidir. Kabil’in Habil’i öldürmesi önemli bire tarihsel kırılma anına, büyük bir dönüşüme işaret etmektedir.  

            Ali Şeriati’ye göre Habil Kabil kıssasından iki önemli sonuç çıkarılabilir; ilki, insanlık tarihi çelişki ve savaşım üzerine kuruludur, ikincisi ise iktisat ve cinsellik çoğu kez din ve kardeşlik bağına üstün gelmektedir. Çünkü ilk ihtilaf eş seçme kavgasından, ikincisi ise kurban sunma kavgasından gelmektedir. Bunlardan ilki cinselliğe, ikincisi ekonomik duruma işaret etmektedir.

            Habil ve Kabil dini anlamda iyi ve kötü insanın, cinsel anlamda sadakat ve doyumsuzluğun, ekonomik anlamda razı gelme ile hırsın prototipidir. Aslına bakılırsa ikisi de öz olarak iyi insanlardır; ikisi de Âdem’in özünden gelmişlerdir. Öyle görülüyor ki, öz olarak iyi olan Kabil kendini ilah edinmekle işçinde bulunduğu duruma gelmiştir. Şeriati Kabil’in davranışını tümüyle cinselliğe bağlamaz. Hatta buna itiraz ederek Kabil’in davranışı yönelten etkenin cinsellik değil, insani erdemlerin azalması olarak görür. Eğer cinsellik belirleyici ve temel faktör olsaydı, Kabil çok daha güçlü bir kurban sunması gerekirdi. Oysa durum bu şekilde gerçekleşmemiştir.

            Habil bir anlamda Kabil karşısında ezilen, mahrum bırakılan halkı temsil eder. Bu anlamda Habil tarihte ezilen mustazafların sembolüdür. Ali Şeriati’ye göre bu anlamda onlar Kur’an’da Allah’ın “Yeryüzünde çaresizlik ve güçsüzlüğe düşmüş kimseleri insanların önderleri ve yeryüzünün varisleri kılmak istedik”(Neml/28) dediği kimselerdir.

            Ali Şeriati’nin kavramsallaştırmasının Marks’ı anımsattığını söylemiştik; ancak Şeriati bu konuda Marksı da eleştirmekte ve ondan hangi noktada farklılaştığını açıklamaktadır.  “ Bana göre toplumda sadece ve sadece iki altyapı olanaklıdır: Biri Kabilci altyapı, öteki ise Habilci altyapı. Köleliği, serfliği, feodalizmi, burjuvaziyi ve kapitalizmi altyapı olarak kabul etmiyorum; çünkü bunların hepsi üstyapıdır. “ (İslambilim, Ali Şeriati, Fecr yayınları.)Şeriati’ye göre toplumun Habilci ve Kabilci alt yapısı iki kutba ayrılmaktadır ve bütün zamanlar için geçerli bir kavramsallaştırmadır:

1-Kabilci egemen kutup = Melik, Malik, Mele

2- Habilci mahkûm kutup=  Allah= Halk.

            Ali Şeriati’ye göre Habil ve Kabil sınıfları iki farklı dini anlayışı temsil etmektedir. “Tarihin buradan itibaren kendisinin aşamasına geçtiği ve ruhu tarih felsefesine hükmeden Kabil kimdir? Kimdir bu Kabil? Kim olduğunu gördük: Kabil dindar biridir, Allah’ı inkâr etmiyordu. ‘Allah kim ki yok öyle bir şey, bu gibi sözlerin manası yok’ demiyordu. Çünkü gitti ve kurban sundu. Kabil, Âdem’in dinindendi. Habil’de. Ama bu tek din, iki insanda birbirine zıt iki din haline geldi: Biri Kabil’in çıkarlarını meşrulaştırmanın aracı, diğeri Habil’in hakikat ve erdemlerini gerçekleştirmenin etkeni. Tarih boyunca işte bu iki din birbirleriyle savaştı”( Dünya Görüşü ve İdeoloji, Ali Şeriati, Fecr yayınları). Ali Şeriati’nin ‘dine karşı din’ diye kavramsallaştırdığı düşüncesinin alt yapısı da budur. Bu elbette ki çözümlenmesi en güç savaşımdı; çünkü her iki dini anlayış da aynı kavramları kullanıyorlardı.

            Ali Şeriati’ye göre Kabilci anlayışın üç yönü cardır: bunlar ekonomi, siyaset ve dindir. Kur’an bu üç yönü üç sembolle belirlemiştir. Siyasal gücün sembolü Firavun, servet ve ekonomik sermayenin sembolü Karun, dinin sembolü ise Bel’am Baura’dır. Firavun, Karun ve Belam Kabilci anlayışın üç yüzüdür ve ele ele çalışmaktadır. Tarihte egemen olan sınıfın üç yönü vardır ve bu üç yön birlikte çalışarak mücadelelerini sürdürürler. Nitekim bu üçlü birlikte Hz.Musa’ya karşı mücadele ediyorlardı.

            Kabilci sınıfın üç yönü tarihin bütün zamanlarında olduğu gibi bugünde işbirliği içinde hareket etmektedir. Çünkü hiçbiri tek başına yeterli değildir. Egemen güç; siyasal güç ya da iktidar, ekonomik güç ya da sermaye, dini anlayış ya da ideoloji ile birlikte hayatiyetini ve sömürüsünü sürdürmektedir.


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...