Düşünce, Haberler, Köşe Yazısı, Yazılar

SANAYİLEŞME-KALKINMA VE ATÜT

0 46
köylü

Sanayileşme, kalkınma, refah toplumu eleştirilerine 1) Batı’nın silah teknolojisi ile Batı dışını işgal edeceği, bu teknolojiye karşı bir kuvvet hazırlanması gerektiği, 2) Batı dışı toplumlardaki azgelişmişliğin ancak sanayileşme ile alt edilebileceği, şeklinde iki temel savunma söylemi getirilmektedir.

Tımar-ahi sistemini Batı’nın karşısında kendi din-iktisat zihniyetimizin tezahürü olarak okumak “Türk Pozitivistleri” sayılması gereken düşünce ekollerinin (İslamcılık-Türkçülük-Sosyalizm-Batıcılık) yakalandığı “sanayi toplumu fetişizmi” tarafından “ilkel-primitif” zamanlara ait bir nostalji gibi algılanmaktadır. 

ATÜT yaklaşımları sanayileşme-kalkınma-ilerleme miti hakkında eleştirel yaklaşımları besleyen entelektüel mecra oluşturmaktadır. Kemal Tahir, Sencer Divitçioğlu, Selahattin Hilav, Şerif Mardin, Baykan Sezer gibi aydınlar ATÜT tartışmalarını geliştirmişlerdir. Osmanlı’nın sınıf yapısı ile ilgili tartışmalar feodalizmin Osmanlı’yı belirleyip belirlemediği meselesine eğilmiş, Marksist yaklaşımlar Osmanlı’yı feodalizm ile izah etmeyi denemiştir. ATÜT yaklaşımı ise “Doğu’daki bütün olaylar toprakta özel mülkiyetin yokluğu ile izah edilebilir” şeklinde formüle edilebilir. Marks’ın tarihin ilerleyişini açıklarken kullandığı “köleci toplum-feodalite-kapitalizm” şeması Avrupa tarihini açıklarken geçerli ise de Doğu ve İslam toplumlarını açıklamada yetersiz kalmaktadır. Marksist tarih felsefesinin Doğu-İslam toplumlarını açıklamada yetersiz kalmasına rağmen Doğu-İslam toplumlarında kapitalizm/endüstri toplumu dinamiklerini geliştirmeye yönelik belirleyiciliğin aynısı Weber’in “Batı dışında kent kurulamamıştır”, Renan’ın “İslam terakkiye engeldir” gibi yaklaşımları ile yeniden üretilmiştir. Batı’nın Akdeniz çevresine sömürgeci saldırıları karşısında “gerilediği düşünülen” Osmanlı toplumunun Batı’da gelişen “ilerlemeci tarih” anlayışlarına göre uyarlanması Osmanlı aydınlarının temel kaygısına dönüşmüştür. Savunma refleksi ile hareket eden aydınlar “Batı’nın ilim/tekniği ile İslâm’ın ahlakı” terkibini değişik boyutlarda formüle etmeye yönelmişlerdir. Bu nedenle Türkiye’de muhafazakâr-İslamcı kesimlerle Türkçü-Marksist-Batıcı kesimlerin “ilerlemeci tarih” fikrine boyun eğerek Müslüman halkları dönüştürmeye/modernleştirmeye çabaladıkları, Müslüman halklar içinde sınıf ayrışmalarına (burjuva/proleter, malik/kiracı, efendi/köle) neden olacak sermaye/mülkiyet/sanayi toplumu belirlenimlerine girmekten kendilerini alamadıkları görülmektedir. Müslüman entelektüel kesimde teknik/sanayileşmenin tartışılması “ahlâkî” bir sorun olarak değerlendirilmiş ancak “mülkiyet/sınıf ilişkileri” bakımından ele alınmamıştır. Sanayileşmenin “kurucu aktörü”ne muhtaçlık,  “Her mahallede bir milyoner” tasavvurunu geliştirmiş, ortaya çıkacak sosyal çelişkiler ve buhranlar “milyonerlerin zekât-sadaka vereceği, istihdam yaratacağı” düşüncesi ile meşrulaşmış, bu meşrulaştırımda İslamcılık da “sermayenin İslâmîleştirilmesi” ekseninde “rol kapmış”tır. Kemalist sanayileşme ideali ile sosyalist-Türkçü sanayileşme perspektifi büyük oranda uyuşmuş, bir İslamcılık akımı olan Milli Görüş’ün sanayileşme perspektifi de “refah-kalkınma” kavramını rakipsiz bir siyasi akıma dönüştürmüştür. Diğer yandan sanayileşmenin geleneksel meslekleri öldürmesi, nebevî-kadîm bilgiyi insanlığın hafızasından silmeye yönelmiştir.

Osmanlı’nın tımar/meslek/ahilik/ sisteminin bozulması Batı kapitalizminin fabrikasyon mamüllerine pazar bulmasının tek yolu olarak görülmüştür. Osmanlı dönemi İslamcılar da, Renan’ın kışkırtması ile “İslam bilimsel gelişmeye karşı değildir” diyerek zanaat/esnaf/tımar sistemini bozmaya rıza gösterdiler ve Batı’dan gelen “Anadolu’nun tımar-dirlik-ahilik sistemi”nin tasfiyesi politikasına eklemlendiler. 

Anadolu’nun düzenini feodalite dışında değerlendiren eğilimler de (ATÜT, patrimonyalizm, pre-kapitalizm, kapitalizme geçmeye hazır emtia üretimi) ülkenin sanayileşmesi karşısında ahi/tımar düzeninin güncellenmesi konusunda belirgin/kesin bir perpektif geliştirmemişlerdir. Bununla birlikte Sencer Divitçioğlu’nun “Asya Üretim Tarzı ve Osmanlı Toplumu” ile Baykan Sezer’in “Su Boyu Ovaları ve Diğer Bozkır Uygarlıkları” isimli çalışmaları ATÜT konusunda önemli vurgular yapmış ancak konu sınırlı bir çevrede tartışılıp rafa kaldırılmıştır.

Türkiye’de sanayileşme konusunda ısrarlı kesimlerin emperyalizmin Anadolu’daki iktisat düzenini değiştirmeye yönelik hırsını anlamak istemedikleri söylenebilecektir. ATÜT tartışmalarında yer almamakla birlikte Nurettin Topçu ile İsmet Özel İslamcıların sanayileşme perspektifini eleştirmiştir. Topçu, “Toprak Reformu” meselesine dönerek kentleşmeye direnmiş, İsmet Özel ise emperyalizm ile Anadolu halklarının meslekî tabakalaşması arasındaki çelişkileri Türkiye’nin etnik/kavmi sorunlarının arkaplanındaki gerçek müsebbip olarak okumuştur. Nitekim İsmet Özel’in 09.02.2007 tarihli Gerçek Hayat dergisine verdiği mülakatta bu konu dile getirilmiştir: 

“Ermeniler, tarihi olarak zanaatkâr bir kavimdir. Mamul madde ihracıyla yaşayan emperyalizm, bizim topraklarımızda en büyük düşman olarak Ermenileri gördü. Çünkü Ermeniler, emperyalizmin mamul madde ihracıyla rekabet edebilecek kalitede imalat yapıyorlardı. Soyadlarına bakın, Kürkçüyan’dan Sıvacıyan’a kadar hepsi zanaatlarıyla ilişkilidir. 1838 Osmanlı-İngiliz ticaret anlaşması, İngiliz mallarının Osmanlı topraklarına gümrüksüz girmesini sağladı. Bu tarihî bir vakıadır. Çünkü o tarihten itibaren bizim el tezgâhlarımız yok olmaya başladı. Ama Ermeniler gene de direndiler. El tezgâhlarının en kalitelisini onlar işletiyorlardı. Bu topraklardan yok edilinceye kadar Sivas’ın kazası olan Gürün’den İngiltere’ye halı ihraç eden onlardı. Alman ve İngiliz emperyalizmi, Ermenilerin cismen yok edilmesini temin etmek üzere harekete geçti.” 

İsmet Özel Yeni Şafak Gazetesi’nin 23.09.2000 tarihli nüshasındaki yazısında da Ermenilerin Türkiye’deki Doğu’ya has üretim biçimi içindeki konumunu teslim etmiştir:

“1838′deki ticaret anlaşmasına ve dokuma tezgâhlarındaki çöküşe rağmen Türk toprakları iktisadi acze düşerek emperyalizmin hazır avı olmadıysa bunda Anadolu’daki zanaatkâr Ermeni nüfusun payı büyüktür. Hasılı, Ermeni olayları sebebiyle ortada bir hata olup olmadığı, varsa bu hatayı işleyenlerin ve azmettirenlerin kimler olduğu meselesi hayatî olduğu kadar kitabî bir mesele olarak ele alınmak durumundadır. Dolayısıyla bu meselenin içine kimin ve kimlerin hayatına ne değer biçildiği girdiği kadar, olayların cereyan tarzının ve doğurduğu sonucun kimin ve kimlerin kitabına uyduğu da giriyor.”

İslamcılık gerek Anadolu’ya has üretim biçimini tartışan ATÜT müelliflerinin yaklaşımlarına ve gerekse Nurettin Topçu-İsmet Özel’in Batı sömürgeciliğine direnen yaklaşımlarına yakınlık kesbetmemiş Türkiye’nin sorununu sanayileşmeyi kaçınılmaz görerek ideolojik boyutta ele almış, kapitalizmi reddederken “sömürü-angarya yasaktır”, sosyalizmi eleştirirken “mülkiyet haktır, Müslüman zengin olmalı, zekât-sadaka vermeli” söylemine başvurmuş ve “zekât-sadaka veren bir sanayi” hareketinin adaleti ikame edeceği ütopyasına başvurmuştur. Milli Görüş’ün sanayileşme yanında köylülüğü de savunan söylemleri son tahlilde sanayi üretimini tarım üretimine göre daha üstün ve kalkınma/zenginleşme bakımından daha araçsal bulmaya dönük olmuştur. Erbakan’ın “Diğer yandan aziz kardeşlerim, tarım meselesinde bir aldatmacaya başvuruluyor; bu da nedir? Biz ağır sanayi dedikçe sanki tarımın aleyhinde bunu yapmak istiyormuşuz gibi, biz milli, güçlü, süratli, yaygın kalkınma dedikçe sanki tarımı ihmal etmek istiyormuşuz gibi gösterilme oyununa başvurulmak isteniyor (…) Bizim getirmiş olduğumuz plan, tarımda, bu getirilmiş olan plana nazaran kat kat üstün inkişafı öngörmüş bir plandır” (Erbakan, c: 1, 2014: 344) şeklindeki sözleri köylülük ve tarım hakkında bir program iddiasından bahsediyor gibidir. Ne var ki, ATÜT tartışmaları bütüncül bir iktisadi yapı olup tarımın sanayinin yanında gelişmesini öngören bir sistemle uyuşumlu değildir. Öncelikle ATÜT tartışmaları “devletin toprak mülkiyetini sahiplendiği ve kamu işlerinin sorumluluğunu üstlendiği” bir iktisat sistemini öne çıkarmaktadır. Oysa Milli Görüş tarımın makineleşmesini (traktör, harman makinesi, vs.) ziraatın gübreye bağımlı olarak yapılmasını öne çıkarmaktadır. 

Milli Görüş, “Bizim getirmiş olduğumuz planda sabit sermaye yatırımlarımızın %16’sını biz tarıma ayırıyoruz” dedikten sonra “Bizim planda gübre üretimi hedeflerimiz azotlu gübrede 1.119.000 tondur; siz bunu 900.000 tona indirmişsiniz” şeklinde sayısallaştırarak aslında Anadolu’da büyük toprak sahiplerinin sürdürebileceği bir tarıma destek olunacağını zımnen kabul etmektedir. Nitekim, tarımda makineleşme ve gübre kullanımının küçük köylülüğü iflas ettirdiği, kentleşmeyi (gecekondulaşmayı) tetiklediği, köylülerin proleterleşmesine neden olduğu Mübeccel Kıray gibi sosyologlar tarafından dile getirilmiştir.  Erbakan, köylülüğü, tarımsal üretimi, sanayi üretimi karşısında işlevsel bulmamakta ve “kalkınma tedirginliği” bakımından kifayetsiz görmektedir. “Anadolu köy halindedir” diyerek (Erbakan, c: 5, 2014: 275) sanayi kentleri oluşturma zihniyetini tekrarlamaktadır: “Hiçbir sanayi şehri yoktur. Anadolu’da bugün. Onun için Anadolu’nun Avrupa’daki sanayi memleketleri gibi, her yanından büyük ve ciddi fabrikaların fışkırabilmesi için, bütün Türkiye’nin iktisadi etütleri mutlaka yapılmalıdır” (Erbakan, c: 5, 2014: 275); “Şehirlerimiz Batı memleketleriyle mukayese edilecek olursa, birer büyük köy manzarası arz etmektedir” (Erbakan, c: 1, 2014: 78). Bu söylem Ziya Paşa’nın “Dolaştım mülk-i İslâmı bütün virâneler gördüm”mısraında yakalandığı algının aynısını yeniden üretmiştir. 

Erbakan’ın sanayileşme sürecinde köylülüğün proleterleşmesi sorununa cevap olarak gösterdiği çözüm sosyalizm ile kapitalizmin çözümlerine karşılık teklif edilen “Bölgesel Kalkınma Şirketleri” olup bu şirketlerin ATÜT sistemi ile de Anadolu’daki bin yıllık nizâm ile de bir akrabalığı bulunmamaktadır: “Anadolu’ya bir fabrika kurmak icap ettiği zaman, sol görüş sahibi olanlar bunun devlet tarafından yapılmasını uygun görüyorlar, liberal görüş sahipleri de bunun mutlu azınlıktan falanca kimsenin kurmasını özel sektörün kalkınması olarak teklif ediyorlar (…) Anadolu’da kalkınma, ne devletle ne de mutlu azınlıkla olmayacak; Anadolu’da kalkınma, ‘Bölgesel Kalkınma Şirketleri’yle olacak, oranın sakinlerinin o fabrikada çalışacak işçilerin iştirakiyle kurulacak. Bunun için de devletçilik ufki olarak takdim edilmelidir” (Erbakan, c: 1, 2014: 79). Bu sistemin halkın elindeki nakit sermayeyi çekmesi öngörülmektedir. Bölgede kurulacak fabrikalara hissedar olamayacak kadar fakir kişiler Milli Görüş’ün bu teklifinde düşünülmemiştir. 

ATÜT sistemi üretim araçlarının sahibinin devlet olmasını öngörmekte iken Milli Görüş ‘Bölgesel Kalkınma Şirketleri’yle yeni bir sınıf ortaya çıkarmakta, geçimlik iktisadı ile üretim yapan köylülerin makineleşme-gübre katkılı çiftçilik ile iflasını önleyememektedir. Tımar sisteminde boş araziyi ihya eden çiftçiye bırakılan (kiralanan) toprak, sanayileşme ile birlikte üretim sahası olmaktan da çıkarılmaktadır:  “Türkiye’nin kalkınması için Anadolu’nun her bir bölgesini bir büyük sanayinin sahibi yapmaya mecburuz. Bölge sakinleri hakkındaki tabirimiz bir tehdit değildir. Bilhassa ağırlık oraya verilmelidir şeklinde bir temennidir. Elbette her Türk vatandaşı istediği yerdeki fabrikaya hissedar olabilir (…) mümkün olduğu kadar her bölgenin kendisinin sahip olacağı fabrikaları yapalım anlamındadır” (Erbakan, c: 1, 2014: 82-83). Erbakan’ın zengin (burjuva) sınıf oluşumuna itiraz etmediği ancak bu zenginliğin faiz dışındaki araçlarla kazanılması gerektiğine işaret ettiği açıktır. Zekâtı verdikten sonra zenginliğin yapısallaşması konusunda bir itiraz geliştirilmez: “Müslümanlık sitemi, Müslümanlık yolu zenginliktir, insanı zenginleştirir, fakat sonunda manevi bakımlarda da yetişmiş insan ortaya koyar” (Erbakan, c: 1, 2014: 90). Erbakan’ın “devletin servete el koyması” konusuna sıcak bakmadığı sosyalizme itirazı kapsamında söylenebilecektir. 

Oysa Osmanlı toplumunda servet çoğunlukla askerî zümrenin elinde birikmekte ve devlet gerektiğinde bu servete el koymakta (müsadere etmekte)dir. Nitekim Ahmet Tabakoğlu bu durumu şöyle anlatmıştır: “Osmanlı sistemi içinde askerî zümrenin gelir ve servet bakımından reayadan üstün olduğu görülüyor. Ancak askerî zümrenin büyük imkânları, hizmetleri süresince vardır. Zira devlet, herhangi bir gerekçeyle, bunların mallarını müsadere edebilirdi. Sebebi ne olursa olsun, askerî zümrenin ellerindeki imkânları vakıf tesislerine yönlendirdikleri görülmektedir. Bunun aile servetlerini müsadereden kurtulma yolu olduğu iddia edilmiştir. Ancak bu görüşe itirazlar yapılmıştır” (Tabakoğlu, 1994: 142).  Osmanlı toplum düzenine sık sık atıf yapan Milli Görüş’ün gerek ATÜT tartışmalarını gerek ise servetin askerî/bürokratik zümrede biriktirilerek vakıflara aktarılması konusunu es geçtiği ortadadır. Milli Görüş Anadolu’nun iktisat nizamını sosyalist/kapitalist iki dünya ideolojisine karşı konuşlandıramamaktadır. “Biz fabrikaları yurt sathına yayacağımız için, işçi kardeşlerimizin iş bulması kolaylaşacak” (Erbakan, c: 1, 2014: 95) diyen Erbakan köylülüğün hızla proleterleşmesine neden olacak süreci harekete geçirmekten bahsetmektedir. Bu fabrikaların dünya pazarlarında mallarına kota uygulanması, pazara girememeleri konusu tartışılmamıştır. Esnaf ve sanatkarlar hakkında ise öngörülen çözüm kredi vermektir: “Bilhassa verilen krediler kifayetsizdir (…) Esnaf ve sanatkarlarımız dar gelirli oldukları için alacakları kredilerin faizsiz olması gerekir” (Erbakan, c: 1, 2014: 97). 

Milli Görüş köylü üretimini sanayi üretimi karşısında zayıf bulmakta ve köydeki emeği kente (sanayiye) çekmek amacını gütmektedir. Bu tercih nedeniyle Milli Görüş’ün kentleri küçültmek, şehir inşa etmek hakkındaki söylemleri popülist olarak değerlendirilmelidir: “Ziraat sahasında da insanlar elbette istihdam edilmek mecburiyetindedir. Fakat bugün bizim Türkiye’mizde ziraat sahasında, zaten fazla insan bulunuyor, Türkiye’nin %70’i ziraat sahasında çalışıyor. Ancak, bizim köylümüzün bugün tarlalarda çalışma durumu öyle ki, Avrupa memleketlerinde ortalama olarak bizim köylümüzün yaptığını bir kişi yapıyor. Amerika’da ortalama 20 köylümüzün yaptığı işi bir kişi yapıyor. Çünkü bizim köylerimizdeki ziraat bugün makineye ve sulamaya dayanmıyor (…) Ziraatımızı inkişaf ettirirsek –ki ettirmeye mecburuz- ziraat sahasında çalışan insanları ziraatta ilerledikçe ziraat sahasından dışarı çekeceğiz. Bugün on kişinin yaptığı işi bir kişi yapacak, dokuz kişi zirai sahadan çıkacak (…) ziraatı inkişaf ettirirken oradan boşalan insanlara iş bulmak, ancak sanayileşme ile mümkündür” (Erbakan, c: 1, 2014: 107). Erbakan’ın tarımdaki nüfusun %90’ını sanayiye transferinden bahsettiği bu cümleleri “kentleşme şoku” anlamına gelecek, geleneksel – manevî hayatın tasfiyesinden başka sonuç vermeyecek bir teklif oluşturmaktadır. Köylülerin %90’ı (“on kişinin yaptığı işi bir kişi yapacak, dokuz kişi zirai sahadan çıkacak”) tarım dışına çıkarılmakla işsizlik, gecekondulaşma, kent mekânlarında rant savaşı oluşacağı öngörülememiştir. Kent rantı Milli Görüş’ün sanayi düşüncesi içinde belirmektedir.

Diğer yandan sanayileşmenin küresel sömürü ilişkilerinden bağımsız olarak gerçekleşemeyeceği, Türkiye’nin kendi iktisadî gerçekliğine dayanarak Batı’ya direnmesi gerekeceği, iktisadî tarihin endüstriyel olmayan bir yolda inşa edilmesi gerektiği konusu Milli Görüş ve İslamcılık tarafından değerlendirilememiştir. Anadolu nizamına has bir çözüm ATÜT müellifleri ile Nurettin Topçu-İsmet Özel dışında kalan entelektüellerce dile getirilememiştir.

 

-          Erbakan Necmettin, Erbakan Külliyatı, cilt: 1, MGV Yayınları, 2014

-          Erbakan Necmettin, Erbakan Külliyatı, cilt: 5, MGV Yayınları, 2014

-          Tabakoğlu Ahmet, Türk İktisat Tarihi, Dergâh Yayınları, 1994


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...