Düşünce, Haberler, Köşe Yazısı, Yazılar

KENTSEL MEKÂNDA HAK İHLALLERİ 2: PAZARSIZ KALMAK-GEÇİM YOLLARININ TIKANMASI

0 25
Osmanlıda-Fütüvvet-ve-Ahilik-163x99

İslam şehri hakkında yazdıklarımızdan mülhem olarak kimi politik mecralar “Merkezinde cami-külliye bulunan; iki katlı, bahçeli evlerle müteşekkil” bir şehir fikrine sahip olduklarını sıklıkla ifadelendiriyor. Bu kapsamda birçok kentte “camileri görünür kılmak” üzere algı denetimine başlandı. “Gökdelenleşme İslâm’a aykırıdır” söylemi giderek yayılıyor. Buna rağmen AVM’lerin konumu tartışılamıyor. Hatta muhafazakâr kesimler “AVM’ler Pazar günü kapatılsın!” düşüncesine karşı çıkan en sert toplumsal öbeği oluşturmaktadır. Gerekçe de basittir: “Hafta sonu nereye gideceğiz?” Halk tepkisini böyle verince muhalif politik öbeklerin “kentleşmeyi nasıl durduracaksınız” sorusuna ilişkin bir çözüm önerisi getiremeyeceği ortaya çıkıyor. Hangi parti oy aldığı takdirde iktidarını pekiştireceği İstanbul’un nüfusunu düşürmek ister? “Önce hele bir İstanbul’u alalım” diyecek her parti İstanbul’un büyümesine ve ideolojiyi yutmasına boyun eğecektir. “Sanayi toplumu-Kent düzeni” projesini reddedemeyen siyasal mecralar artık birbirine benzemiştir. “Sanayi Toplumu-Kent Düzeni” fikrini pozitivizme yakalanmış muhafazakâr-İslamcı kesimler reddedemeyeceği gibi Sosyalist-İşçi temelli emek mücadelesi de reddedemeyecektir. 

Böylece ortaya traji-komik bir sonuç çıkıyor. Şöyle diyeceklerdir: “Elbette hem kapitalizme direnelim, hem de lastik fabrikasında işçi olalım istiyoruz. Bu çağda gidip tezekle uğraşacak halimiz yoktur.  İşe giderken ata mı bineceğiz? Patronlar ücretimizi artırsın. Sömürülmek istemiyoruz. Köleliğin bugünkü resmi adı asgari ücret uygulamasıdır. Biz de ev-otomobil sahibi olalım, bizim de çocuklarımız mimar/mühendis/doktor/avukat olsun. Uygarlık insanlığın yürüyüşüdür. Kentleşmeyi ve uygarlığı durduramayız.”

Bu beyanlardan sonra şöyle soralım: Hangi politik örgütlenme işçilerin küresel kapitalizmin müttefiğine dönüştüğünü, asıl ezilenlerin köylü-esnaf-zanaatkâr (yani meslek sahipleri) olduğunu kabul ediyor? İstanbul-Ankara gibi kentlerin nüfuslarını düşürmeye yönelik bir projeleri yoksa hiçbir siyasal mecranın birbirinden farklı olmadığı açıktır. İşçi-emekçi ideolojisi kent düzeninin yapıtaşıdır. Kent, burjuva toplumunun üretim/tüketim/tekelci pazar/yaşam alanıdır. İşçiler zanaatkâr/köylü/esnaf özlerine yabancılaştırılarak kentin ve burjuvanın müttefikine dönüşmüşlerdir. Anadoluculuk bu noktada kentin yapısal bütün tezahürlerine karşı çıkıyor. İşçi temelli üretim değil hane/dirlik/tımar/ahilik temelli üretimi savunuyor. İşte bu savunu Medine tasavvurunda “Müslüman Pazarı” denilen kurumsallığı zaruri ve tarihsel olarak gündeme getirmektedir. Modern toplumun Kent Düzeni’nin en büyük ihlallerinden biri “Pazar Hürriyeti Hakkı”nın ihlalidir. “Pazarsız kalmak” bir hak ihlalidir. Kendi ürettikleri için “Pazar alanı” bulamayan bir halkın esirlikten kurtulamayacağı bilgisi, Hz. Peygamber (asv)’i “Medine Pazarı” meselesinde yoğunlaştırmıştı. Aslında Medine’yi Yesrib’ten “Medine”ye dönüştüren de dinin Pazar sistemini kapitalizmin yığmacı/tekasürcü yapısından korumasıydı. Hem kapitalizme küfredelim hem de “cambaz’a bak” modunda yaşayalım diyenler ütüleceklerdir. Bu zaviyeden bakıldığında Türkiye’de antikapitalist bir düşünce ekolü bulunmamaktadır. Sanayi ideolojisine bağlılık gereği bu mümkün olmamaktadır.

İslamcılık ve bu akımın tabii devamı olan sanayileşme yanlısı politik çalışmalar “İslam şehri: Medine”nin kendine özgü çarşının varlığı ile hayat bulduğu” fikrine pek hazır değildir. Şehir denilen mekân, “hane işletme” olan evlerden müteşekkil “mahalle” ile meslek sahibi/esnaf/zanaatkârlardan oluşmuş “bedesten”i cami/külliye ile organize eden bir yapıdır. Meslek meselesinin önemi o derece büyüktür ki meslek erbabı mesleğinin pirini peygambere bağlamaktadır. Çoğu yazar evlerin altında imalathane olmadığını vurgulamış ise de bu bilgi görece doğrudur. Evler piyasa üretimi için imalathane değildir belki. Ancak her ev kendi yiyecek ve eşyasını üreten bir imalat içindedir. Ayrıca kadınların “ev”de halı, kilim, bez, vs. dokuma için tezgâhları bulunmasına engel yoktur. Mikail Bayram’ın ahi eşleri olan Bacıyan-ı Rum hakkında Yeniçerilerin Ak Börk’ünü “bacıların dokuduğu” şeklinde bir yorumu vardır. Mikail Bayram, Bacıların örgücülük ve dokumacılık ile meşgul olduklarını, bazılarının ahi çarşısında “Külahduzlar” çarşısında tezgâhları bulunduğunu belirtmiştir. Meslek, Ahi-Bacıyan usulde genç nesillere ahlâk eğitimi ile aktarılmıştır.

“Zira bu yol ve erkan Hz. Adem’den kalmıştır. Çünkü erkan sahiplerinin senedi budur ve Hz. Adem her sene hacc yapıp döner ve Hind’e giderdi. Öyle ki birçok evladı oldu. İlk olarak Hz. Şit (as) akıl baliğ olunca Hak Teala’dan Adem’e hitap geldi: Ey Adem, fütüvvetnameyi oğlun Şit’e teslim edesin ve Şit’e dahi emret ki kardeşlerini terbiye etsin ve tarikat-ı müstakime hidayet eylesin” (er Radavî, 2011: 96). Fütüvvetin şartları arasında vefa, eminlik, cömertlik, isar ahlâkı, bir sanat sahibi olmak, doğru sözlülük, dindarlık gibi hasletler girer. Bu yolda bilgi üstad-çırak arasında meşk usulü ile verilir ve çırağın şed kuşanması ile sanat icra etmesine ruhsat verilir. “Onlar da şunu desinler: Kimin küçüğüsün (çırağısın) ve hangi sanatı bilirsin. O zaman şeyhinin adını desin ve bildiği sanatı söylesin. Eğer senden sanatı nerede öğrendiğini sorarlarsa “siz ihtiyarların gözetiminde öğrendim” diye söyle. Eğer sana şimdi üstadından ne öğrendiğini sorarlarsa siz ihtiyarların hizmetini öğrendiğini söyle. Eğer sana üstadının pirinin kim olduğunu ve kaç kişi olduğunu sorarlarsa ‘üstadım ve pirim olanlardır’ diye cevapla. Eğer pirinin belini ne ile bağladığını sorarlarsa cevabın şu olsun: Pirim bağladı ama bana nasihat verdi. Ancak şeyhim belimi bağladı. Eğer senden şeyhinin belini ne ile bağladığını sorarlarsa şöyle cevapla: Allah’ın ahdi ile Şahımerdan’ın şeddi ile ve pirlerin vasiyeti ile” (er Radavî, 2011: 276). Fütüvvet-ahi felsefesinde müşriklere, falcılara, şarap içenlere, hırsızlara, madrabazlara, ahdinde durmayanlara, tellallara şedd verilmez.

“Her malı satacağım, kapitalistin şahı olacağım” fikri ahilikle bağdaşmayan AVM’leri zaruri kılmakta, Pazar sistemini tasfiye etmektedir. Ahilik felsefesi meslek ve üretim eğitimi olmayıp ahlâk eğitimi olarak sistematize edilmiştir, bu nedenle sanayileşmenin “sermaye yığma/arz edilen malı müsrifçesine tüketme” fikri ile uyuşmamaktadır. Ahi sisteminde küresel-kitlesel üretime izin verilmez. Zira sanayi üretiminde halk üretim sisteminde yer almakla beraber halkın kamu hayatında bir değeri ve önemi yoktur. Oysa ahi-fütüvvet sisteminde her meslek, bizzat mesleğin usta ve kalfaları tarafından öğretilir, meslek grupları kendi mensuplarının üyelerini himaye rolünü üstlenir. Meslek dalı, meslek mensupları arasında esaslı bir bağ olarak kabul edilirdi. Bu bağ, usta ile çırağın patron/işçi şeklinde sınıflara bölünmesine izin vermemektedir. İslam Şehri tasavvuru “pazar” (bazar-bedesten) oluşumunu vakıfların tasarrufuna bıraktığından bu mekânlar şehirdeki üretim/emek piyasasının bozulmasına fırsat vermemektedir. Diğer değişle İslam Şehri’nde pazar yeri kamusal alandır, kapitalist yatırım/emlâk spekülasyonu/kent merkezinin finanslaştırılması gibi zihniyetlere hizmet etmez. Bugün kimi politik mecraların “Biz de İslam Şehri kurmaya gayretliyiz, iki katlı evlerden oluşan mahalleleri cami etrafında konumluyoruz” söylemleri İslam Şehri’nde pazar-bedestenin konumunu gizlemektedir.

Tuncer Baykara’ya göre Konya şehrinde “Divan”a katılan temsilciler arasında İğdişbaşı (şehirdeki esnafın temsilcisi), Hvacegan (tacirler-uluslar arası ticaretle meşgul olanlar), Ehl-i muhterife (sanat erbabı) bulunmaktaydı. Yine Baykara’ya göre Konya şehrinde çarşı, kesinlikle ikamet semtlerinden ayrı idi. Üretimle uğraşanların işyerleri, dükkânları genellikle vakfiyelerde hanut diye anılan yerlerdi. Şehirdeki esnafın asıl meşgalesi, gerek ham, fakat daha çok yarı işlenmiş ürünlerden kullanılabilir mal üretmek idi (Baykara, 1985: 52-53). Esnaf ile devlet arasındaki “uzlaşma” kefalet ve ruhsat sisteminin uygulanmasına fırsat verdi. “Böylece ruhsat sistemiyle, yalnızca kefili olan ustalardan oluşan esnaf birliğine tanınan o iş ve mesleği icrâ edebilme tekeli ustalık hakkının kimlere ait olacağına dair kaideler çerçevesinde ustalık hakkı verme yetkisinin de esnaf birliklerine tanınmasıyla daha da pekişmiş oluyordu. Bu durumda hem kefilsiz olan hem de ustalık yapabileceğine dair esnaf birliğinin onayını almamış olan usta, mesleği icra edemeyecekti” (Kal’a, 1998: 118). Bu uygulama tekelci kapitalizmin pazara dilediği gibi mal sürmesine izin vermemekteydi. Ticaret mülkiyeti vakıfların elinde bulunan bedesten/çarşıların içinde dönmektedir. “Sonuç olarak bu aşamada bir yandan esnaf birliklerine ustalık hakkı iznini verme yetkisi tanınırken diğer yandan da, nizâma kefil olan ustaların sahip oldukları dükkân adedinin haricinde dükkân açılması yasaklanıyordu” (Kal’a, 1998: 119). Pazarın esnaf örgütlerine özgülenmesi kapitalizmin çiftçi/zanaatkâr/esnaf kesimlerden “işçi devşirmesine” izin vermiyordu. Dükkân sayısı sınırlı ve esnaf birliklerinin denetiminde idi.

Kapitalizmin ilk yaptığı şey esnaf birliklerinin kiracısı olduğu bedestenlerin elinden ticaretin alınmasını sağlamak, esnafın şehir yönetiminden çıkarılmasının önünü açacak  örgütlenmesini tesis etmek oldu.  Pazarını yitiren halkın hürriyetini de yitirerek proleterleşmesi kaçınılmaz bir süreci oluşturdu. Geçim yolları tıkandı. Halk asgari ücrete rıza gösterip çalışmaya başladı. İşletme sistemine geri dönüşü imkânsız kılmak için zaman zaman işçi ücretleri yükseltildi. Ancak bu kez de tüketim mallarının pahalılaştırılması, artan ücretin geri alınması amaçlandı.

 

 

-          Baykara Tuncer, Türkiye Selçukluları Devrinde Konya, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 1985

-          Er Radavi, Fütüvvetname-i Tarikat, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınevi, 2011

-          Kal’a Ahmet, İstanbul Esnaf Birlikleri ve Nizamları 1, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür Daire Başkanlığı İstanbul Araştırmalar Merkezi Yayını, 1998


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...