Düşünce, Köşe Yazısı, Yazılar

HAC

0 223
haccc

Ali Şeriati 1970 yılından itibaren yaptığı hac yolculuklarında elde ettiği izlenimleri gerek İran ve gerekse Mekke ve Medine’de yaptığı değerlendirmeler dayanmaktadır. Genel olarak “Hac” ve “ İbrahim İle Buluşma” adlı eserlerinde hac konusundaki görüşlerini açıklamıştır.

            İslam’ın temel ibadetlerinin bir fıkhi bir de irfani anlamlarının olduğuna kuşku yok. Kuşkusuz din dili sembolik olduğu için ibadetlerinde sembolik anlamları vardır. Şeriati’ye göre bilinç, özgürlük dini olan İslam’ın en temel itikadi ve ameli olan boyutları “tevhid, cihad ve hac”tır. Hac, Müslüman toplumların, değişik ırklardan, bölgelerden gelen insanların katıldığı büyük bir kongredir. Bu kongre, her davranışın bir sembolik anlamı olan büyük bir ibadettir.

            Haccın en temel mekânı ise Kâbe’dir. Kâbe İslam’ın en önemli merkezi mekânıdır. Kâbe birliği, birleşmeyi, dönüşü, küçük bir evreni ve onun dönüş hareketini sembolize etmektedir.

            Şeriat’i İranlı hacılara hitaben, haccın manevi atmosferini yaşamalarını şu sözlerle anlatmaktadır: “Ve böylece sen ey İranlı hacı kardeşim! Bu 23 gün her yerde Peygamberle birlikte olabilirsin. Peygamberin on üç yıl Mekke’de kalışının bir sembolü olarak sen de Mekke’de on üç gün kalabilir, onun izini sürerek Taif’e sefer yapabilirsin; onun gittiği her yere gidebilir, davet için, savaş için sefere çıkabilirsin… Sonra muhacirlerle birlikte Mekke’den Medine’ye hicret edebilirsin. Rebeze ve Bedir yolundan geçerek Kuba’ya ve ardından Medine’ye girebilir; Medine’nin Peygamberden ve ailesiyle dostlarından bir iz taşıyan her sokağını, her noktasını dolaşabilir, yüreğinde hissedebilirsin” (Ali Şeriati, Hac, Fecr yayınları) . Öyle görülüyor ki hac tanıklık etmek, şahit olmaktır. İslam’ın doğuşunu ve peygamberin mücadelesini yeniden yaşamaktır. Hac her kuralının sembolik derin anlam katmanları olan bir ibadettir.

            Hac temelde İbrahim’in statükoya karşı sürdürdüğü tevhid mücadelesinin hikâyesidir aslında. Bu anlamda hac sosyal, psikolojik, tarihi, felsefi, dini boyutları olan çok yönlü bir ibadettir. Dolayısıyla haccı anlamak için İbrahim’in tarihsel mücadelesini iyi anlamak ve değerlendirmek gerekir. İbrahim’in mücadelesi sadece put kırmaktan ibaret değil ama aynı zamanda sınıfsal bir düzene, ırk ayırımcılığına, soy ve sınıf asaletine karşı verilen bir savaştır. “İbrahim’in hikâyesinin büyük dersi, bir risaletin, bir hakikatin başarısının, bütün şartların aleyhine şahitlik ettiği bir yerde gerçekleşmesidir”( Ali Şeriati, İbrahim İle Buluşma)

            İbrahim’in mücadelesinin özü şirk toplumuna karşı tevhit mücadelesi vermektir. “Tevhit, düşünceyi veya dini duyguyu nesnelere, cisimlere ve kişilere kulluktan-evrenin büyük yönetimi ve varlığın mutlak iradesi manasında- Allah’a kulluğa yöneltmeye ve bu insani birliği yeryüzünde felsefi, ırksal, sınıfsal, toplumsal, ekonomik, siyasal ve sosyal boyutlarda gerçekleştirmeye çalışmaktır.”(Ali Şeriati, İbrahim İle Buluşma). Bundan dolayı İbrahim’in eylemini izleyen aydın, sınıflı bir şirk toplumunda, sınıf farklarını ortadan kaldırmaya ve tevhit şuurunu yerleştirmeye çalışır.

            Şeriati’ye göre hac, insanın halkla birlikte Allah’a doğru yürüyüşüdür. Hac ibadeti müteşabihtir, daha doğrusu çok boyutlu bir ibadettir. Bir yönüyle hac, İslamın kendisidir. Hac, Âdemoğlunun yaratılış gayesi ve insanın Allah’a doğru varlık seferidir. Şeriati, hacdan üç ilkenin çıkarılması gerektiğini savunur. Bu ilkelerden ilki birleşme, ikincisi toplanma, üçüncüsü ise örgütlü hareket ve hicret ilkesidir. Burada bahsedilen birleşme kuşkusuz İbrahim ile birleşmeyi ifade etmektedir. Birleşme, tarihten ve geçmişinden koparılan insanın, kendi özüne dönüşü, İbrahim ile, onun tarihte yapmış olduğu mücadelenin bilincine varmasıdır. Toplanma herkesin kendi mekânını terk ederek ortak bir mekânda hacda bir araya gelmektir. Hicret ise hacdaki hareketliliği anlatır.

            İslam’da ruhbanlıktan bahsedilecekse bu ancak hac ve cihat üzerinden temellendirilebilir. “İslam’ın ruhbanlığı hacdır. Bir rivayette şöyle buyrulur: ‘Her dinin ruhbanlığı vardır; bu dinin ruhbanlığı da cihattır. İslam dininin ruhbanlığı cihattır. Cihat ve haccın, durgunluk şeklindeki ruhbanlığın aksine birer hareket olduğunu görüyoruz. Yani bütün hayatı bir mağarada bir dağ yarığında geçirmek, orada durmak, yaşamak, kalmak, çürümek ve ölmek, sadece bu pire tapanların daha sonra ziyaretgâh olması için üzerinde kabir yapılmasına yarar. O zaman en büyük mübalağa şudur: Adı ruhbanlık olan ve bütün dinlerde bulunan inziva, köşeye çekilme, durgunluk, donukluk ve ferdi ibadeti. İslam’daki ruhbanlık ise cihattan, hacdan ve dahası asosyal davranıştan ibarettir.”(Ali Şeriati, İbrahim İle Birleşme)Hac insanın kalıplarını kırmasına ve başka biri olmasına katkıda bulunur. Haccın bütün uygulamaları insanın geçmişini arkada bırakarak yeni bir öze kavuşmasını sağlamaya dönüktür.

            Şeriati’ye göre hac bir gösteridir. “Bu gösterinin yönetmeni Allah, dili ise harekettir. Asıl karakterler Âdem, İbrahim, Hacer ve İblis.

Sahneler: Harem ve Mescid-i Haram bölgesi, Sa’y, Arafat, Meş’ar, Mina

Semboller: Kâbe, Safa, Merve, gündüz ve gece, gün batımı ve gün doğumu, put, kurban.

Elbise ve süs: İhram, traş ve saç kısaltma”(Ali Şeriati, Hac)

Oyunun başrolü ise hac ibadetini yapmaya niyetlenen insandır. Hac kendi evinden Allah’ın evine hicrettir; Allah’ın yani halkın evine. Şeriati, haccı yazgıya karşı isyan, devrimci bir eylemdir. Hac, çamurdan yaratılan insanın Allah’ın ruhuna doğru yürüyüşüdür. Hac, bütün kazanımlarını aklamak için yapılan bir özgürlük eylemidir. İnsanın ölümü prova ettiği ölmeden önce öldüğü bilincine varmaktır.

            İslam insanın Allah’a doğru yürüyüşüdür, hareket etmektir. Hac, bu buluşmanın gerçekleştiği bir andır.

            Mikat’ta ihrama girilmelidir. Çünkü elbise statüdür, insanın insanlığını gizlediği örtüdür, elbise insanın konumunu gösteren bir örtü, bir sembol, bir göstergedir; ondan kurtulmak gerekir. İnsan tüm süs ve modellerini üstünden atmalıdır. İnsanı kurt, tilki, fare veya koyun gibi gösteren tüm giysilerinden kurtulmalıdır. Hac da sadece iki parçalı bir elbise giyilir, tüm insanlar kendilerini diğerlerinden ayıran statüleri böylece geride bırakırlar. Böylece Âdemin birliği şuuruna varılır.

            Hac insanın kendine bir mezar kazdığı, kefen giydiği, insanlarla eşitlendiği ve bütün sosyal ve siyasal statülerini geride bıraktığı bir ibadettir. Hac üzerindeki bütün farklılıklardan kurtularak halk olmak, halkla bütünleşmektir.

            Şeriati’ye göre Mikat’ta devrimci bir dönüşümüm eşiğine gelen insan, kendine dönmek için söz vermeli, yani niyet etmelidir. Mikat’ta kılınan her namaz yapılan her secde farklıdır. Çünkü yapılan her secde iktidarın ve gücün önünde toprağa konulan alınların inkârı demektir.

            Hac yasaklarla başlar. Şeriati’ye göre bu yasaklar haccın sınıfsızlık ruhuna uygundur. Süslenme, avlanma, koku sürme, yakınlaşma, kötü söz, yemin, diş çekme, saçını kesme, süs… Neden? Çünkü bunlar dünyevi farklılıkların işaretleridir. Yasaklar nelerdir: “Seni hatırlatan her şey, başkalarını senden ayıran her şey, senin kimin hayatında olduğunu, ne iş yaptığını gösteren her şey ve nihayet senden işaret taşıyan, hayat düzenini gösteren, toplum düzenini işaretleyen her şey, ‘dünya’ yadigarı olan her şey, hayatta terk edilemeyeceğini sandığın her şey, insani olmayan her şey, insandan başkasını hatıra getiren her şey, sende günlük işleri çağrıştıran her şey, Mikat’tan önceki hayattan bir koku taşıyan her şey, seni defnedilmekten önceki duruma getiren her şey.”(Ali Şeriati, Dua)

            Ve nihayet yolunu şaşıranların işaret taşı olan Kâbe. İnsanlığın ilk evi. Varlığın merkezi. Kâbe sınıfsızlığın, eşitliğin sembolüdür. “ Kâbe, ‘Beyt-i Atik’tir. Atik, köle azat etmek manasına gelen ‘ atk’ kelimesinden olup hür demektir. Özel mülkiyetten, zorba, despot dikta rejimlerin saltanatından azad/hür olan ev. Onun üzerinde hiç kimsenin eli yoktur. Ev sahibi Allah, ev halkı ise halk, yani insanlardır”( Ali Şeriati, Hac). Kâbe her türlü yönün sona erdiği bir yerdir.

            Tavaf Allah’la insanların aynı safta yürüyüşüdür. İnsanın kendini yaratılışın akışına bırakması, evrendeki harekete katılmasıdır. Şeriati, tavafa Hacerü’l –Esved’e dokunmakla, Allah’ın yeryüzündeki sağ eline dokunmakla başlanmalıdır. Bu taşa dokunmak, Allah’la sözleşme yapmak ahitleşmektir. Tavaf İbrahim Peygamberin makamında yapılan bir eylemdir. Hz. İbrahim tarihin en büyük put kırıcısıdır. Tavaf sırasında insan “Put kıran, Nemrutları mağlup eden, cehaleti ezen, zulmü yıkan, uykunun düşmanı, zillet suskunluğuna isyan eden, zulme karşı güvenliği getiren, toplumun önderi ve komutanı, hareketin öncüsü, hayat, hareket ve yönün, ülkü ve ümidin, iman ve tevhidin önderi”(Ali Şeriati, Hac) olan Hz. Peygamberin huzurundadır. Hac sırasında kesilen Kurbanda Hz. İbrahim’in en değerli şeyini, oğlunu kurban etme eylemi göz önünde bulundurulmalıdır.

            Hac sırasında Safa ve Merve arasında yapılan say sırasında kişi Hacer’in rolündedir. Say ihtiyaç içinde bir insanın arayışıdır. Bu küçük haccın tamamlanmasıdır. Büyük hac dokuzuncu gün yapılan Arafat seferidir. Arafat yaratılışımızın, dünyaya düşüşümüzün hikâyesidir. Şeriati’ye göre Arafat, Meşar ve Mina çamurdan Allah’ın nuruna yükseliş aşamalarının karşılığıdır. Şeriati insanı saran zindanlar konusu ile hac arasında bağlantı kurar. Tabiat, tarih ve toplum zindanından ilimle kurtulmak mümkündür. Dördüncü zindan olan benlik zindanından ilimle kurtulmak mümkün değildir. İlk üç zindan insanın dışındadır, benlik zindanı ise insanla birliktedir, bu yüzden mücadele edilmesi en zor zindandır. “Seni sana tanıtacak, seni keşfedecek bir ilim gerek. Sana başkaldıracak, sana galip gelecek, seni sana tahrik edecek bir güç gerek. Seni senden uzaklaştıracak, seni başkalaştıracak güçlü bir el gerek. Ancak bundan sonra artık ilim işe yaramıyor. İlmin, âlim insanın büyük muhafızı olduğunu görüyoruz. Bilakis ‘hikmet’ fıtrat ilmi, bilinç, peygamberlerin yeryüzü gecesinde yaktığı nur, din, içindeki zindanı sana tanıtan, varlığının derinliklerinde saklı olan zindancıları senin için keşfeden bilgi. Seni kendi zindanından kurtaracak güç mü? Bu artık ilim meselesi değil, aşk sanatıdır. Eğer ruhun dahi senin zindanın olmuşsa, aşk hüneri şahadetle onu kırar, eğer İsmail’in sana ayak bağı olmuşsa, onu da senin elinle, şahadetten daha yüce olanla öldürür. “(Ali Şeriati, Hac)

            Hac insanın benlik zindanından kurtuluşudur. Şeytan taşlama yeryüzünün zalimlerine karşı mücadele eylemidir.

            Şeriati’ye göre hac, diğer ibadetlerden farklıdır; diğer ibadetler niyet olmazsa bile bir şey ifade ederken hac niyet olmadığında hiçbir faydası olmayan hareketlere dönüşür. Hac bütünüyle sembolik bir ibadettir. Tavaf tevhidin sembolüdür, aynı şekilde Say Hacer’in yaptığı arayışın, Arafat Âdemin yeryüzüne inişini, Arafat’tan Mina’ya insan ruhunun Allah’a yükselişini, Mina mutlak kemal ve ruhun özgürlüğünü, kurban Hz. İbrahim’in eylemini hatırlatır.

            Artık Kurban zamanıdır. Ali Şeriati’ye göre Hz. İbrahim en değerli varlığını kurban ediyordu. “ Senin İsmail’in kimdir?” diye sorar Şeriati, neyse o onu kurban etmelisin. “Makamın mı? Onurun mu? Mevkiin mi? Statün mü? Mesleğin mi? Paran mı? Evin mi? Bağın mı? Maşukun mu? Ailen mi? İlmin mi? Rütben mi? Sanat ve maharetin mi? Ruhaniyetin mi? Âlimliğin mi? Elbisen mi? Adın mı? Namın mı? Şöhretin mi? Canın mı? Ruhun mu? Gençliğin mi? Güzelliğin mi?”(Ali Şeriati, Hac) Kişi kendisini iman yolundan uzaklaştıran ne varsa onu getirip kurban etmelidir.

            Herkesin İsmail’i değer verdiği uğruna çalıştığı, çok sevdiği ne varsa odur. Gelişi yüz yıl beklenmiş bir oğulun Allah yolunda feda edilmesidir, ismail’in kurban edilmesi eylemi. Savaş İbrahim’in benliğinde yani, kendi içindedir. Allah’ın emri mi evlat sevgisi mi?

            Hz. İbrahim’in Allah’ın emriyle oğlunu kurban etmesi mutlak teslimiyetin ifadesidir.  Senin kurbanın yani İsmail’in “ Sorumluluğunu yerine getirmene, hakikat için çalışmana engel olan, özgürlüğünü kısıtlayan, seni kendinle baş başa kalmaya, nefsinle, hevanla birlikte olmaya çağıran zevk bağı olan,  tıpkı toplum zincirinin senin sağlam yerini bağlaması gibi yürümene izin vermeyen, İsmail’ini koruman için İblis’le işbirliği yapan, hak mesaja karşı kulağını sağırlaştıran, anlayışını, aklını bozan, kalbini çirkinleştiren, seni iman fermanı karşısında isyana, ağır ve zor sorumluluk yükü altından kaçmaya yönelten, seni koruyan ve kurbanını koruyan her şey ve herkes”tir. (Ali Şeriati, Hac). Şeriati’ye göre koyunu İsmail’in yerine kesmek kurban, koyunu koyun olarak kesmek kasaplıktır.

            Şeriati’ye göre şeytan taşlama sırasında İblis ve onun tarihte görülen üç yüzüne karşı mücadele etmektir. Bu üç put Karun, Belam ve Firavundur. Bu üç put tevhide karşılık şirk dinini göstergeleridir. Siyasal simge olan Firavuna karşı hüküm Allah’ındır, Karun’a karşı mal Allah’ındır, Belam’a karşı ise din Allah’ındır şiarıyla hareket edilmelidir. Şeriati Karun’u mala tapıcılık, Firavunu güce tapıcılık, Belamı ise mollacılık olarak değerlendirir.

            Mina’ya gelen hacı şeytan taşlamada son putu devirmelidir. Her aydın sonuncu putun hangisi olduğuna kendisi karar verecektir. Faşist bir düzende yaşayan için son put Firavun, ekonominin belirleyiciliğine inana biri için son put Karun, toplumun geri kalmasının nedenini şirk dininde gören için ise Belam’dır. Şeriati ilk yaptığı hacda sonuncuyu Belam olarak belirlediğini belirtir. Çünkü ona göre Kur’an öncelikle cehalete karşıdır ve mollacılığa itiraz eder.

            Şeriati, Allah’ın dışında mollaları rabler edinenlere, işe yaramaz mollalara, sahte din adamlarına, mollacılığa şu ayetlerin işaret etiğini savunur:

“Onlar Allah’ı bırakıp da hahamlarını ve rahiplerini rabler edindiler”(Tevbe suresi 31)

“Onların durumu koca koca kitaplar taşıyan eşeğin durumu gibidir “(Cuma suresi 5)

“Artık onun durumu üzerine varsan da dilini sarkıtıp soluyan terk etsen de dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir.”(Araf suresi 176)

            Şeriati’ye göre, Firavun, Karun ve Belam tarihin her döneminde etkin belirleyici güçlerdir. “Hac’cın yaratıcısı bilmektedir ki her kültürel dönemde, her medeni devirde, her tarihi aşamada, her sosyal düzende, her üretim alt yapısı, sınıfsal doku, fikri üst yapı ve toplumsal ilişkide bu üç güçten biri, belirleyici güçtür ve diğer ikisi de koruyucusudur. Sonuçta onu reddetmek, kurtuluş amili, zafer be Kurban bayramının kaynağıdır. O halde durma, hemen harekete geçerek Mina’da ukba(son) taşlama yerine git ve ilk saldırıda o gücü taş yağmuruna tut”(Ali Şeriati, Hac) . Şeriati’ye göre nereden ve hangi tarihten gelirse gelsin her hacı İbrahim’in sorumluluğunu hissetmeli ve sonuncu taşlamayı üçü niyetine yapmalıdır.

            Bütün ayrıntılar yerine getirildiğinde artık bayram zamanı gelmiştir. Yeryüzünün değişik yerlerinden gelmiş insanlar arasındaki ayırıcı statüler yok olmuştur. Hiç kimse kendi milletinin, grubunun temsilcisi değildir. Zilhicce ayının onuncu günü yapılan bayramla artık bu benlik zindanından kurtulma ibadeti sona ermiştir. Kuşkusuz şimdi yaptığımız sembolik eylemlerle dolu ibadetin ne anlama geldiği üzerinde düşünmektir. Hacılar birer aydın gibi kendi bölgelerinin dertlerini, sıkıntılarını paylaşan diğer insanların dertlerine çare aramalı, onların sorunluluğunu üstlenmelidir. Kendi halklarını sömürenlere karşı işbirliği yapmalı, mücadele etmelidirler. Fırkacı, mezhepçi, bölücülüğe karşı hacdaki birlikteliği göstermeli, kardeşlik şuurunu desteklemelidir. Bağnaz siyasi ve dini rejimlere karşı mücadele etmelidirler. Mezhepler arasındaki farklılaşmaları azaltmaya çalışmalı ve kardeşliği pekiştirmelidir. Bütün bunları gerçekleştirmek için farklı görüşler arasında işbirliği yapmalı ve İslam’ın ilk kaynağına giden yolu keşfetmelidirler.

            Hacılar Hz. İbrahim’in kutlu eylemine katılmanın bilinciyle dolmalıdır ve bu eylemin sorumluluğunu yerine getirmelidir. Haccın her bölümü insana yeni bir davranış biçimi katmıştır. “Bu süre zarfında hac herkesi ferdi hayat bağ ve zincirlerinden kurtarmış, İbrahim’in güçlü ruhunun, onun rolünü ifa eden kimselerin şahsiyetine hululü ise korku, heves ve zaafları ruhlardan silip atarak düşünce ve duygulara itikadi sorumluluk ve fedakârlık gücü katmıştır”( Ali Şeriati, Hac)

            Hac niçin yapılır ve sana ne öğretir sorusunu soran Şeriati bu soruya şu cevabı verir: “Seni buraya şunu öğretmek için getirdiler: ‘Halktan uzak, cennet aramak ruhbanca çirkin bir bencilliktir, veresiye bir maddiyattır,’peşin maddiyattan’ daha kötü bir şeye değer vermektir! Arzusuna düşkünlüğü ve işkembesini doldurmayı ölümden sonrasına bırakan tamahkâr bir tüccarın ruhu! Peşini bırakıp veresiyeyi kabul eden ahmakça bir burjuvazi!

Zahid de maddeci bir egoisttir. Maddeci tekniği araç olarak kabul eder, zahid ise dini. Maddeci, ilmi kendi zevk aracı kılar, zahid ise Allah’ı. İkisi de aynı tür cenneti isterler. Maddeci bu dünyada, zahid ise öteki dünyada bir cennet.

Fakat İbrahim ve Muhammed’in İslam’ı bize öğretmiştir ki, Allah böyle egoist-kendine tapan bir mukaddesten nefret eder. Bir gününü, halkın işlerinden gafil geçiren, toplumun yazgısı için sadece düşünüp kafa yormayan değil, aynı zamanda çaba harcamayan kişi yalnızca günahkâr değil, Müslüman da değildir.”(Ali Şeriati, Hac) Ali Şeriati buna kanıt olarak Hz. Peygamberin şu hadisine atıf yapmaktadır: ‘Müslümanların işlerine önem vermeden sabahlayan, Müslüman değildir”

            Şimdi Hac’cın sonunda hemen dağılıp, şehir ve evinize dönmeyin. Kurban Bayramından sonra iki gün daha kalın; düşünün ve birlikte oturun, birlikte düşünerek her zaman ve her yerde şu soruya cevap arayın: ‘Toplumda ne yapmak gerek?’

Bundan çok daha ileride oturup şu soruyu düşünün: ‘Hac ‘da ne yaptınız?’

            Hiç kuşkusuz Şeriati’ye göre hac bir özgürlük eylemidir. Bayramdan sonra son şeytan taşlaması yapılacaktır. Temel amaç hiçbir zaman pusuda beklemekten vazgeçmeyecek İblis ve ortaklarının bilincinde olarak eylemi sonlandırmaktır.

            Hac süresince kişi Kur’an’la birlikte olmalı onu yaşamalıdır. Şeriati Hac ibadetinin son anlarında tekrar Kur’an’a dönüp Felak ve Nas surelerinin okunmasını ve üzerinde düşünülmesini ister. “Felak suresinde dünya ve toplumdan, hükmeden kara iktidardan, düşüncelere garazla büyü üfleyen iş çevirenlerden –marazla- hıyanet eden bencillerden söz edilmişti. Aynı şekilde insanlık karşıtı üç afetten, toplum karşıtı üç güçten, zulüm ve zulmet, fesat ve dalalet, bencillik ve hıyanet diye üç yok edici güçten ve bunların kurbanları insan, insanlık toplumu ve devrimci hareketten söz edilmişti.

Nas suresinde ise sosyal düzenden, sınıfsal alt yapıdan, insanlardan, halka egemen güçlerden; halkın, toplumun, insanların yazgısına müdahale eden güçlerden, Allah’la ve ilahlık iddiası taşıyanlarla ilişki içerisindeki insanlardan, asli şerden, insanların ebedi düşmanlarından ve kurbandan söz edilir, insan türünden değil, insan toplumundan söz edilir.”(Ali Şeriati, Hac). Surenin anahtar kavramlarından biri Hannas kavramıdır. Bu kavramın anlamı surenin anlaşılması ve yorumlanması bakımından önem arz etmektedir. Şeriati, vesvese veren hannas kavramının anlamlarını şöyle sıralamaktadır: “seni yoldan saptıran, seni kendine tutsak eden, kendi içinde örten, seni kendinde kaybeden, örten, gizleyen, seni tutan, zindana atan, seçenin peşine düşen kartal gibi seni takip eden, gizli olup gizli iş çeviren, hilekâr aldatıcı, hile ile senin peşine düşen, aldatmacayla seninle uğraşan, hileyle sana daima yakınlık kurmaya çalışan, yakanı bırakmayan, gidip geri gelen, kovduğunda geri dönen her faktör”. İnsanın sağlıklı ve onurlu bir yaşam sürmesi, hiç kuşkusuz hannas ile yaptığı mücadeledeki başarısına bağlıdır. Çünkü hannas tüm zamanlar ve yerler için insanı gerçeklerden alıkoyan bir puttur. Hannas diğer yönden insanla Allah Arasındaki bağlantıyı koparan her şeydir.

            Hac halkın afyonu olan şirk dinine karşı bir direniştir Şeriati’ye göre. Şirk dini Allah’la insan, varlık ve tabiat arasındaki ilişkiyi koparmakta araya aracılar koymaktadır. Kabil’in temsil ettiği din karşımıza Karun, Firavun ve Belam olarak çıkmaktadır ve şirk dininin birbiriyle ilişkili olan üç çehresi olarak egemenliğini sürdürmektedir.

            Hac ibadetini tamamlayan hacı Hz. İbrahim’in tarihte oynadığı role tanıklık etmiş ve kendini yenilemiştir. O küfre ve şirke karşı Hz. İbrahim’in mirasını yüklenmiş ve silahını kuşanmış bir savaşçıdır.

            Hac, yeryüzünde adaleti gerçekleştirmek için bütün kötülük odaklarına karşı mücadele etme bilincinin kuşandığı ve yeryüzünü en güvenilir mescid yapmak için söz verilmesinin hikâyesidir.

 


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...