Köşe Yazısı, Sinema, Yazılar

UMUDUN TÜKENDİĞİ YERDE!

0 310
mucize-görsel

Kaderin enteresan bir cilvesi olsa gerek: Geçtiğimiz hafta vizyona giren ve yönetmenliğini Russel Crowe’un yaptığı Son Umut’un mottosu; “Nefretin bittiği yerde umut başlar” idi. Bu hafta vizyona giren Mahsun Kırmızıgül’ün Mucize’sinin afişinde ise şöyle yazıyor: “Umudun bittiği yerde mucize başlar.”

Önce hak teslimi yapmak boynumuzun borcu: Mahsun Kırmızıgül, sinema kariyerine başladığı Beyaz Melek, pek çok kişi tarafından burun kıvrılarak karşılandığı için, vizyona girdiği anda perdedeki başarısı büyük bir şaşkınlığa sebebiyet vermişti. Kırmızıgül şaşırtıcı derecede yetkin olarak kullandığı kamera ile hiç de fena olmayan bir hikaye anlatıcısı olduğu ilk filminde dost/düşman herkese göstermişti. Üstelik kamerayı odakladığı nokta da çok önemliydi. Kalbe yakın bir yerlerde konuşlandırdığı vizör ile bardağın dolu kısmını görmeyi tercih ediyor, can yakıcı ve sıkıcı gerçekliğe çok fazla bulaşmadan dimağlarda masalsı bir tat bırakmayı tercih ediyordu müzik kökenli sinemacı.

mucize 1

 

Sinemasında bir sıkıntıdan söz edilecekse o da şuydu: Kırmızıgül ilk üç filminin her birinde birkaç filme yetecek kadar çok malzemeyi işlemeyi deniyor, bu sebeple hem esas hikaye zedelenebiliyor, hem de yan öyküler havada kalıyordu. İşin bir de, alakası olsun/olmasın her üç filmine de bir şekilde girmeyi başaran Doğu/Batı simetrisinden yola çıkarak ‘yapmayın siz kardeşsiniz’ metazorisi vardı. En alakasız görünen filmi New York’ta Beş Minare’de bile ‘hah bu sefer yapmamış galiba’ dediğimiz anda finalde eline sopa alarak başımıza vura vura anlatmayı denedi denemesine ve filmin o ana kadar elde ettiği pek çok kazanımı harcayıverdi!

Tahlilini yapacağımız filmin hikayesine bir göz atmakta fayda var. Mucize, 60 İhtilali esnasında mecburi şark görevi vesilesiyle doğunun kuş uçmaz kervan geçmez bir mezrasına gitmek zorunda kalan Mahir öğretmenin hikayesi gibi görünmekle beraber, ortalarından itibaren –spastik demek lazım sanırım- engelli bir köylü olan Aziz’in öyküsüne dönüşüyor. Evin 6 erkekten büyüğü olan Aziz, anne ve babası tarafından ‘özürlü’ olması dolayısıyla el üstünde tutulmaktadır tutulmasına ama başta çocuklar olmak üzere öz kardeşleri bile hastalığını ‘delilik’ olarak görüp ona göre davranmaktadır. Üstelik zamanın çok yavaş aktığı bu beldelerde hayatı hızlandıran en önemli gelişme evliliktir ve Aziz kardeşlerinden büyük olmasına rağmen, onun özel durumundan dolayı sırayı kardeşleri kapmıştır!  Ne ki, Mahir öğretmen hem köyün, hem de Aziz’in kaderini etkileyebilecek dokunuşlarda bulunur buradaki hayatlara. Yokluk, sahipsizlik, unutulmuşluğun kader olduğu bir yerdeki sıradan insanları anlatan Mucize, küçük bir topluluktaki insan tiplemeleriyle öne çıkan bir yapıya sahip.

 

mucize 2

 

Daha ilk planıyla ‘Bu bir Mahsun Kırmızıgül filmidir’ dedirten Mucize, nedense bana birkaç yıl önce izlediğimiz belgesel/drama İki Dil Bir Bavul’u hatırlattı. Her ne kadar okulsuz köye öğretmen olarak atanan Mahir ile kütüphanesiz nahiyeye kütüphane müdürü olarak sürgün edilen Güner’in  hikayesi örtüşse de, Vizontele Tuuba ile Mucize arasında çok ciddi bir sosyolojik ve tür farklılığı mevcut olduğu için onunla karşılaştırmak haksızlık olacaktır. 

Mucize, bir yönüyle önceki Kırmızıgül filmleriyle benzerlikler içerse de, yapısal olarak epey farklı. Ancak korkarım ki, bu farklılık filmin aleyhine bir durum. Zira, önceki filmlerinde 2 saate birkaç filmlik hikaye sıkıştırmayı çabalayan yönetmen, bu kez neredeyse 1,5 saat boyunca ne anlatacağına karar veremeyen bir mütereddit bir görüntü sergiliyor. Film uzun dakikalar boyunca resimlerine ve karakterlerin birbiri peşi sıra patlattığı espri ve durum komedileriyle vaziyeti idare ediyor. Aziz’in öyküsüne odaklanmaya başladığımız anda dram başlıyor başlamasına ama filmin ortasını çoktan geçmiş bulunuyoruz.

Bir de yönetmenlik açısından ciddi bir tehlike bekliyor Mahsun Kırmızıgül’ü, şöyle ki; Bir yönetmenin filmlerinde ‘kendini tekrar’ hissedilmeye başlandıysa, tehlike sinyalleri veriliyor demektir. Mucize bu bağlamda, Kırmızıgül sineması için bir tür tekrar, hatta kimi anlarda ‘patinaj’ hissi veriyor maalesef.

 

mucize 3

 

Kimi zaman absürtlüğe kaçan mizahi yapısı, kimi zaman gözleri doldurabilecek düzeye ulaşan dramasıyla Mucize, kendini seyrettirmeyi başarsa da, senaryosundan kaynaklanan mühim sıkıntılara sahip. 2 saati aşkın süren filmde, öylesine boşluklar var ki, 4. filmini çeken bir sinemacıya yakışmayacak türden. Bu yönüyle Mucize bir ilk film acemiliklerini taşımakla beraber, bazı yönleriyle Kırmızıgül sineması için çıtayı bir ‘tık’ daha yukarıya taşımayı da başarıyor. Bunlardan ilki şüphesiz Kırmızıgül’ün yöreyi çok iyi bilmesi. Sadece mekan, kostüm, dekor anlamında değil sosyolojik dil olarak da meseleye çok hakim bir isim Mahsun Kırmızıgül.  Ne ki, sinematografik olarak kendini tekrar etmekten de kaçamamış. 

 

mucize 4

Güçlü sinematografi

Mucize’de, film boyunca her biri birer tablo hükmünde sayısız resim yapmış görüntü yönetmeni. Anlık ekran görüntüsünü al, herhangi bir galeride sergile! O kadar başarılı yani… Ancak bu güzellikler özellikle filmin başlarında dramaya katkı sağlamaktan ziyade folklorik ve turistik güzellikler olarak duruyor. Birer ‘footage’ naifliğindeki resimler kadar senaryoya da yoğunlaşabilinseymiş keşke!

Dönem filmi çekmek her zaman zordur, ancak zamanın çok yavaş aktığı otantik yerler için geçerli değil bu durum. Hele ki bahsini ettiğimiz tarih uzak değil, yakın bir geçmişi anlatıyorsa. Filmin esas mekanı olan mezra, zamanın çok ağır aktığı bir yöre olduğu için doğal mekan/dekor ihtiyacını ziyadesiyle karşılıyor. Son derece başarılı kostüm ve aksesuar, yani sanat yönetimi mevcut. Allah’tan köyde geçiyor film, yoksa Mucize de diğer dönem filmlerimizde olduğu gibi, iki eski model araba, birkaç eski tabela ve kostüm ile dönemi verme kolaycılığına kaçmıyor değil.

 

mucize 5

Çiğ senaryo

Mahsun Kırmızıgül sinemasının takdir edilip, yüceltilecek pek çok yönü olduğu muhakkak. Ancak, artık dördüncü filmini çekmiş yönetmene ‘acemi toleransı’ da pek doğru değil. Dolayısıyla Mucize’nin yer yer tel tel dökülen, yer yere bir acemi sinema öğrencisinin bile yapmaması gereken hata ve eksikliklerle bezeli, sinemanın tabiatına hiç uymadığı gibi, kendi içinde tutarlılığı da bulunmayan senaryosuna biraz daha yakından bakalım.

Özensiz diyaloglar, ortalarına kadar ne yapacağına karar veremeyen yapısı ve derinliksiz karakterleriyle maalesef en çiğ Mahsun Kırmızıgül senaryosuyla karşı karşıyayız. Bir kere film öğretmen Mahir’in mi, yoksa spastik Aziz’in mi hikayesini omurga olarak alıyor, kararsız. Mahir karakteri sadece şiveyle sahicileştirilmeye çalışılırken, filmin hikayelediği bir yıl içerisinde Mahir’in iç dünyasının kıyısına bile yaklaşamıyor. Ailesiyle yaşadığı sıkıntıları filan pek önemsemiyor senaryo. Hatta unutuveriyor… En can alıcı nokta ise, Mahir’in tüm olumsuzluğa rağmen, üstelik ailesi batıda bir şehirdeyken ve devlet ‘dönebilirsin’ demesine rağmen ‘neden’ kaldığı konusunda bizi ikna edemiyor Mucize…

Ve pek çok köksüz, eğreti duran karakter geçidiyle adeta ‘dakkaya oynuyor’… Onlarca önemsenmiş ama silik kalmış, olsa da olur olmasa da olur karakter resmi geçidi gibi… Mahir’in kayınpederini bir ara görüyoruz asık suratı, gayr-ı memnun bakışıyla üstelik hiç de fena olmayan bir isme görev verilmiş ama birkaç saniyelik plan ile bitip gidiyor bu karakter. Mahir’in ailesi yapay ve hikayeye zarar verecek derecede silik işlenmiş.

Yapısal sorunları olan senaryo (böylesi bir profesyonel metin, hiçbir uzman isme okutulmaz mı, enteresan!) yüklüce anakronik unsurlar da içeriyor. Eşkiyalar romantik bir bakış açısıyla yüceltiliyor. Şüphesiz olabilir, eşkıyadan inşaat ustası da çıkarabilirsiniz ancak, seyirciye sunuldukları sahneyi görkemli gösterme adına Beyaz Melek’tekinin neredeyse birebir tekrarını koymanın anlamı nedir?

Eşkıya Cemilo ayrı bir muamma. Kağıt üzerinde iyi düşünülmüş gibi duruyor, sürekli dağlara bakan eşi, yetim gibi duran çocuğu filan eyvallah. Ancak, Cemilo’nun karşı durduğu, uğruna adam öldürdüğü feodalite nereye kaybolmuş ki?

 

mucize 6

 

Oyunculuklar

Çok güçlü oyunculara sahip bir film Mucize. Kırmızıgül bence önemli bir tercih yaparak kendi karakterini epey geri planda tutmuş. Sadece fiziksel bir arızî durum ile kimi anlarda bir adım ileri çıkmasa, olsa da olurmuş olmasa da, diyebileceğimiz bir karakteri canlandırıyor. Keza diğer pek çok karakter temelsiz ve yapay duruyor.

Muhtar ve karısı (her iki karakteri canlandıran oyuncular da muazzam oynamışlar) dışında ruh dünyalarına girebildiğimiz kimse yok. Son birkaç dakika olmasa filmin ana karakterine bile mesafeli yaklaşıyor senaryo yapısıyla ancak anlık abartılı oyunlar ile karakterler ön plana çıkmaya uğraşıyor. Bazı karakterler ise anlamsız şekilde ortadan kayboluveriyor ya da silikleşiyor. Yine rolü neredeyse Beyaz melek filmindeki rolüyle birebir aynı olan Ali Sürmeli çok güzel oyun çıkarmasına rağmen, ortalardan itibaren giderek buharlaşıyor adeta.

 

mucize 7

 

Yanlış müzik tercihi

Mahsun Kırmızıgül bir müzisyen. Doğal olarak filmlerinde müziği ciddi anlamda ön plana çıkarıyor. Daha önceki filmlerinde yaptığı senfonik müzik tercihini Mucize’de de değiştirmiyor yönetmen. Kalabalık yaylılar ile görkemli resimlere daha da görkem katıyor ama bu durum filmin ruhunu ne kadar uygun emin değilim açıkçası. Nihayetinde bir yöre filmi izliyoruz ve insan istemez, ruhuna uygun bir tını duyma ihtiyacı hissediyor. Nedense finalde bir şarkı ile bir parmak bal çalarak bunu gidermeyi tercih ediyor, o kadar.

Zaten iliğine kadar insan odaklı bir hayatı betimlemeye çalışan bir filme müziğe bu kadar abanmanın mantığını kavramakta zorlanıyor insan. Tabiatın kendi melodisi, sesi varken bunu vermek yerine ha bire batı senfonik ezgisiyle ihtişamı artırmaya çabalamak filmin ruhuna zarar veren en önemli yönlerden.

Gereğinden fazla sarkan film, esas hikayesini anlatmaya başlıyor başlamasına ama iki saati buluyor geçen süre. Dolayısıyla meselenin esas dramatik yönünü geçiştirmek zorunda kalıyor. Aziz’in kriz ve karar anı, ödediği bedel ve kazanımı bir çırpıda geçiveriyor maalesef. İşin garip tarafı, seyircide bıkkınlık oluşturacak kadar uzayan film, finaline yakın sahnelerinde bile slow motion tercihinden geri durmuyor nedense.

 

mucize 8

 

Gerçeklik meselesi

Evet, bir filmin başına ya da sonuna ‘yaşanmış hikaye’ yazmak şüphesiz etkiyi artırabilir ama daha önemli noktaları göz ardı ediyor günümüz yönetmenleri. Bir filmde olup bitenlerin yaşanmışlığından çok daha önemli bir olgu vardır; filmsel gerçeklik. Yani ister gerçek hayatta yaşanmış olsun, ister olmasın, mesele sizin seyirciyi ikna etmenizdir. Mucize, bu yönüyle kolaycılığı tercih ediyor ve esas kahramanın dönüştüğü kısmı bir yazı ve tek cümlelik replik ile geçiştiriveriyor.

Ezcümle; Mucize, Mahsun Kırmızıgül’ün yine kalbe hitap eden, masalsı tatlar içeren ve artık ustalaşması gerektiği noktalarda zaaflar barındıran bir film.


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...