Köşe Yazısı, Sinema

SON UMUT

0 216
son umut

Russell Crowe’un ülkemizde film çekeceğini öğrendiğimde büyük bir merakla filmin vizyona girmesini beklemeye başladım. Filmin cast ekibi oluşturulmaya başlandığı zaman Cem Yılmaz ve Yılmaz Erdoğan gibi usta isimleri gördüğümde filme olan merakım iyiden iyiye artmıştı.

Son Umut filmi, Russell Crowe’un yönetmenlik koltuğuna oturduğu ilk film olma özelliği taşıyor. Filmde Avustralyalı bir çiftçi olan Connor’un Çanakkale Savaşından sonra Türkiye’ye gelmesini ve Gelibolu’da savaşta kaybolan üç çocuğunu bulmak için giriştiği mücadeleyi konu alıyor.

Yönetmenin ilk filmi olmasına rağmen Çanakkale Savaşı gibi hassas bir meseleye, Gelibolu’daki Anzak ve Türk askerlerinin hikâyelerine bu kadar derinlemesine girmesinin büyük bir cesaret örneği olduğunu düşünüyorum. Yönetmenin tüm bunları yaparken olabildiğince tarafsız bir duruş sergilemesi ise takdire şayandır. Her ne kadar Son Umut filmi bir savaş filmi olsa da Russell Crowe’un filmde daha ılımlı bir tutum sergileyerek, savaşta aslında kazananın olmadığını bunun yanında ölen binlerce insanın ve yetim kalan çocukların olduğuna dikkat çekmesi filmi değerli kılıyor diyebiliriz.

Tüm bunlara rağmen, filmde eksik gördüğüm husus hikâyenin tam olarak iyi işlenememesi. Özellikle filmin senaristliğini yapan Andrew Anastasios ve Andrew Knight gibi usta isimlerin Türk kültürü ve Çanakkale Savaşı hakkında pek fazla bilgiye sahip olduğu söylenemez. Çünkü ezber bilgiler çok bariz bir şekilde görülüyor. Russell Crowe’un İstanbul’daki sahnelerindeki diyaloglardan bu yapaylığı daha iyi anlıyoruz. Filmdeki yan hikâyeler daha çok dikkatimi çekti diyebilirim. Örneğin Russell Crowe’un İstanbul’a geldiği sahnedeki Kuva-i Milliye yürüyüşlerinin arka planda yer alması filmin ritmini artırmış. Dönem filminin estetiğine sadık kalınmış ve güzel bir atmosfer oluşturulmuş.

Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit filmlerinden tanıdığımız usta Görüntü Yönetmeni Andrew Lesnie çok iyi bir iş çıkarmış. Filmde kullanılan renklerin ve kostümlerin dönemin ruhunu yansıttığını söyleyebiliriz.

The-Water-Diviner-Cem-Yılmaz-Yılmaz-Erdoğan

Oyunculuk performanslarını genel anlamda vasat buldum. Özellikle Russell Crowe ve Yılmaz Erdoğan daha üst düzey bir performans sergileyebilirlerdi. Cem yılmaz ‘ın Russell Crowe’un etkisiyle biraz serbest kaldığını düşünüyorum. Özellikle içki içilen sahnede “Hey Onbeşli” türküsünü söylemesi Yavuz Turgul’un Av Mevsimi filminde söylediği “Hayde” sahnesini akıllara getirdi. Ancak Cem Yılmaz’ın bu filmdeki performansı canlandırdığı karakter itibariyle pek uyuşmamış, daha ciddi bir oyunculuk sergileyebilirdi. Türk kadını rolünü oynayan Olga Kurylenko’nun iyi bir seçim olmadığını düşünüyorum. Özellikle dublaj hiç oturmamış; konuşmalarındaki yapaylık yer yer kendini hissettiriyor. Türk kadın rolü için alternatif bir isim düşünülebilirdi.

 Russell Crowe’un Son Umut filmi eksikliklerine rağmen ülkemizin tanıtımı adına iyi bir pr çalışması olduğunu düşünüyorum. Fakat eldeki malzemelerle daha iyi bir iş çıkarılabilirdi.


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...