Edebiyat, Köşe Yazısı, Yazılar

TANPINAR VE KADININ NELİĞİ

0 603
bu-yil-konu-tanpinar-ve-kadin-

Ahmet Hamdi Tanpınar, Türk edebiyatındaki çok sayıda sanatkâr gibi, özel hayatını sır perdesiyle kapatanlardandır. Ümitleri, hayal kırıklıkları, aşkları pek bilinmez. Ölümünün üzerinden yaklaşık elli yıl geçmesine rağmen adı etrafında bazı söylentiler ortalıkta hâlâ dolaşmaktadır. Ondan söz eden arkadaşlarının ve tanıdıklarının aktardıkları ilgi çekici hatıralar, mektuplarındaki kırıntı bilgiler onun insan tarafını aydınlatmaya yetmez. Yine de onun hakkında anlatılan kimi hatıralar, küçük anekdotlar büyük resmin parçaları olarak anlam kazanır, eserlerinin arkasına çekilmiş insanı birazcık da olsa görünür kılar. Son yıllarda günlüklerinin yayımlanmasıyla kendisini anlatan insanla özel hayatının bazı köşeleri ve iç dünyasının karanlık alanları önemli tarafıyla aydınlanır gibi oldu. Burada Tanpınar’ın günlüklerine pek girmeden, sanatkârın mizacını ve kişiliğini görünür kılmaya yarayacağını düşündüğümüz, Nurullah Ataç’ın kızı Meral Tolluoğlu’nun onun hakkında aktardığı bir anekdotu anlamaya ve anlamlandırmaya çalışacağız.

Tanpınar’la ilgili ilgi çekici anekdotlardan birini Babam Nurullah Ataç adlı kitapta “Ahmet Hamdi Tanpınar’ı Evlendirmek İstiyorlar” başlığı altında Nurullah Ataç’ın kızı Meral Tolluoğlu aktarıyor. Meral Tolluoğlu, bu evlilik oyununun kaç yılında geçtiğini belirtmiyor. Anlatacaklarına “[b]en ilkokula giderken…” diye başladığına, kendisinin 1926 doğumlu olduğuna ve hâdiseyi ayrıntılarıyla hatırladığına bakılırsa 1930’ların ortalarında olmalı. Söz konusu yıllar Tanpınar’ın da otuzlu yaşlarının ortalarında bulunduğu bir dönem. Tanpınar’a çocukça bir sevgiyle bağlı olduğu anlaşılan, ona yakınlık duyan, “Hamdi amca” diyen Meral Tolluoğlu, anlatacağı olayın toplum değerleri bakımından aykırılığından dolayı olsa gerek, öncelikle Tanpınar’ı çok güzel gözleriyle, çok uzun kıvır kıvır kirpikleriyle, kirpiklerinin altın sarısı uçlarıyla, yeşil ya da ela gözleriyle, her haliyle insana güven verişiyle sevimli bir kişilik olarak resmediyor. Daha sonra asıl anlatacaklarına geçiyor. Tolluoğlu, şunları aktarıyor:

“Annem de babam da akıllarını Hamdi amcamın evlenmesine takmıştı. Onu evlendirmek istiyor, ona uygun gördükleri akraba tanıdık kızlardan söz ediyorlardı. Hamdi amcamın gerçekten evlenmeye gönlü var mıydı bilmem ama bu konu açılınca pek sevinir, gözlerinin içi gülerdi.

Tanpınar’ın gözleri çok güzeldi. Çok uzun, çok sık, kıvır kıvır kirpikleri vardı. Kirpiklerinin uçları altın sarısıydı. Anımsadığıma göre gözleri ya yeşil ya elaydı. Gülünce pek şirin olurdu. Her haliyle insana güven verirdi.

Bir gün gene evlenme konusu açıldı. Annem, ‘Hamdi Beyefendi! Bu yalnızlığın sonu yok. Artık evlenseniz’ dedi. Hamdi amcam ‘inanın ben de istiyorum ama bir türlü olmadı işte’ dedi. Babam ‘bak Hamdi! Gerçekten evlenmeye niyetliysen biz de ilgilenelim. Benim yakın akrabamın iki kızı var. Biri siyah saçlı, yeşil gözlü. Çok ince bir güzelliği vardır. O okudu, öğretmen oldu. Küçük kardeşi sarı saçlı. O da güzel. İstersen bir gör’ dedi. Hamdi amcam babamın bu sözlerine sevindi. Ya da öyle göründü. Sanırım gerçekten sevindi. Tanpınar içinden nasıl geliyorsa öyle davranırdı. Anneme, babama ‘gelecek cumaya hep birlikte yemek yesek nasıl olur?’ dedi.

Akrabamız kardeşler Kartal’da oturuyorlardı. Annem hafta başı beni de aldı, Kartal’a gittik. Havadan sudan konuşulduktan sonra annem bir sırasını getirip ‘çocuklar! Dayınız sizi çok özledi. Cuma günü sizi yemeğe bekliyor’ dedi. Ablalarım ‘dayımızı uzun süredir görmedik, biz de onu özledik, geliriz’ dediler. 

Babam onların öz dayıları değildi ama akrabalık dereceleri babama ‘dayı’ demelerini gerektiriyordu. 

Hamdi amcam da, kardeşler de cuma günü adaya geldiler. Tanpınar’ın gelişi sanki rastlantıymış gibi oldu. O günkü yemek pek neşeli geçti. Hamdi amcam iki güzel kardeşle tanışıp beraber olmaktan çok mutlu oldu. Şiirler okudu, konuştu da konuştu.

Yemek yiyip kahveler de içildikten sonra babam ‘hadi Hamdi! Artık iskeleye gazinoya inelim’ diye Hamdi amcayı alıp çıktı.

Babam yolda Tanpınar’a ‘Hamdi! Nasıl, ne düşünüyorsun diye sormuş. Hamdi amca ‘Nurullah! Akraban hanımları çok beğendim. İkisi de gerçekten birer hanımefendi. Ama ben bu denli ağırbaşlı hanımlardan hoşlanmam. Benim evleneceğim kadın biraz orospu halli olmalı’ demiş. Babam bu yanıta hem çok şaşırmış, hem de çok gülmüş. Anneme anlatınca o da çok şaşırmıştı.”[1]

Bu evlilik işinde Nurullah Ataç ve eşi samimi görünüyor. Ataç’ın eşinin orta yaşa gelmiş Tanpınar’a “Bu yalnızlığın sonu yok. Artık evlenseniz” diyerek sosyal ritüeller çerçevesinde evlenmesi gerektiği temennisinde ve uyarısında bulunması, Nurullah Ataç’ın ise akrabasından iki kızdan övgüyle söz etmesi, fizik özelliklerini öne çıkararak anlatması gelenek algısı çerçevesinde anlam kazanır. Evlilik yaşına gelmiş erkeğe evlenebileceği kızlar sunulmakta, ön hazırlık yapılmaktadır. 

Bu anekdotta asıl itibarıyla Tanpınar’ın Ataç’a verdiği cevap üzerinde durmak gerekir: “Nurullah! Akraban hanımları çok beğendim. İkisi de gerçekten birer hanımefendi. Ama ben bu denli ağırbaşlı hanımlardan hoşlanmam. Benim evleneceğim kadın biraz orospu halli olmalı” cümleleri onun açık sözlü davranışını göstermesi yanında evlenemeyeceği ve aynı zamanda evlenebileceği kadın tipini sergilemesi bakımından da anlamlıdır. Özellikle “[b]enim evleneceğim kadın biraz orospu halli olmalı” cümlesi yoruma muhtaç görünmektedir.

Her şeyden önce Tanpınar’ın bu genç kızları birer hanımefendi olarak değerlendirmesi akrabalık bağı ve tanıştırması dolayısıyla Ataç’ın gönlünü almaya yönelik retorik ifade yahut söz rüşveti şeklinde görülebilir. Gerçekten de kızları birer hanımefendi olarak beğenmiş de olabilir. Meral Tolluoğlu’nun “Tanpınar içinden nasıl geliyorsa öyle davranırdı” dediğine bakılırsa bunun doğruluk payı da vardır. Ataç’ın akrabasından kızlarla ilgilenmesi, onlara şiirler okuması bu tanışmayı çocuksu bir oyuna çevirmek isteğiyle ilgili olmalıdır. Belki de bu oyundan hoşlanmıştır. Fakat işin ciddiyet kazanacağı noktada Tanpınar’ın dönüş yapması, onun için evlenilecek kadın tipinin beğeniyi aşan yanının olması gerektiğini gösterir. Tabiî, gerçekten beğeniden söz etmek mümkünse. Esasen Tanpınar’ın gelenek dairesinde kalan bu genç kızları beğenmesi, evlenilecek kadın tipi olarak görmesi güçtür. Çoktandır gözlerini kamaştırmaya başlamış olan Batılı kadın algısı buna engel olur. Beğendiğini söylemesi gelenek dairesiyle sınırlandırıldığında anlam kazanır. Bu dairenin dışına çıkıldığında anlamını kaybeder. Nitekim verdiği cevap da bunu gösterir.

Her şeyden önce Tanpınar, hanımefendi bulduğu genç kızları evlenilecek kadın modelinin dışında tutuyor. O, “[b]enim evleneceğim kadın biraz orospu halli olmalı” cümlesinde ifadesini bulduğu üzere, evlenilecek kadından hanımefendi ve ağırbaşlı olmaktan farklı özellikler bekliyor. Meral Tolluoğlu’nun aktardığı sözün içerisinde yer alan sokak diliyle söylenmiş, estetik düşüşü sergileyen “orospu halli olmalı” kelime grubu aslında onun kadında aradığı hareketli, işveli ve çekici oluşu ifadeye yönelik anlam çerçevesinde yorumlanabilir. İlk bakışta amiyane söylenmiş “orospu” kelimesinin gösterge olarak alımlanışı gösterileni, bir başka ifadeyle söylenmek isteneni gereğince karşılamaktan uzaktır.

Bu seremonide mensubu olduğu toplumun geleneği içerisinde gelişen evlilik entrikası ve genç kızların sıradan insanlar olduğu düşünülürse bir estet olarak Tanpınar’ın niçin böyle bir estetik düşüşü bünyesinde taşıyan tabiri seçtiği ve niçin böyle bir söylem geliştirdiği anlam kazanır. Halk tipi evlilik oyununun karşılığı olarak, o oyun düzleminde seçilen tabir de halkın hayatından ve geleneğinden gelecektir. Burada tabiatıyla eril bakışın kadını aşağılayıcı bilinç dışının işleyişi de gözden uzak tutulmamalıdır. Söylemden eril bilincin temellük etmek istediği kadından kendisi için beklediği bütün özellikleri orospu kelimesiyle kodlama yoluna gitmek istediği çıkarılabilir. Yalnız kelimenin ifade ettiği anlam dünyası dışarıya kapalı, özneye açık olacaktır.

Bir başka anlam ilgisinden yola çıkarsak Tanpınar, böyle bir ifadeye başvurarak aslında evlenmek istemediği hâlde böyle bir oyuna katılmış olmakla içine düştüğü güçlüğü aşmak istemiş de olabilir. Belki entelektüel kişiliğiyle uyuşmayan böyle bir evlilik entrikası başlangıçta hoşuna da gitmiştir. Fakat, ön provaları yapılmaya kalkışılan evlilik, sık sık âşık olan Tanpınar’a[2] hiç de çekici gelmemiş olmalıdır. Sonra kolay ve basit elde edilmiş kadın olgusunun onu uzaklaştırıcı rolü de ihtimal dâhilinde tutulmalıdır. Evliliğin, orta yaşlarını yaşayan, serbest yaşamaya alışmış sanatkârı kısıtlayıcı yanı düşünülürse psikolojik olarak evliliğe hazır olmadığı da söylenebilir. Uzaktan çekici gelen kadın imgesinin gerçekliğe dönüşmeye başladığı alan çekiciliğini pekâla kaybedebilir. Nitekim Mîna Urgan, bir sohbet sırasında Tanpınar’ın kendisine “[b]en kadın dırdırı dinlememek için bekâr kaldım”[3] dediğini aktarır.

Daima yoksulluk çeken, günlüklerinde parasızlıktan şikâyet eden Tanpınar,[4] evlilikte maddi sıkıntıların yol açacağı birtakım problemlerle boğuşmayı göze alamamış olabileceği gibi, espri yoluyla sıcak bakmadığı evlilikten kurtulmak istemiş de olabilir. Şüphesiz bunlar hep ihtimal olarak kalacaktır. Gerçek sebep bunlardan biridir veya hepsinin toplamıdır. Sanatkâr sebebini açıkça belirtmediği için hepsi de ihtimal dâhilindedir. Yalnız şunu biliyoruz: Evlilikten kaçmaktadır. Büyük ihtimalle içine diğer sebeplerin de karıştığı evlilikten kaçış duygusu onu böyle bir ifadeye yöneltmiş ve bu oyundan kurtulmasının yolunu aralamıştır. Meral Tolluoğlu’nun “[b]abam bu yanıta hem çok şaşırmış, hem de çok gülmüş. Anneme anlatınca o da çok şaşırmıştı” demesine bakılırsa Tanpınar, bu işin içinden ustaca çıkmanın yolunu bulmuş görünüyor. Fakat Nurullah Ataç’ın tavsiye ettiği akrabasından kızlarla yemekte bir araya gelmeyi kendisinin teklif etmiş olması düşündürücü. Anlaşılan o, genç kızlarla evlenmek için değil, eğlenmek için buluşmak istemiş.

 

Kaynakça

Günlüklerin Işığında Tanpınar’la Başbaşa, (Haz. Enginün, İnci – Kerman Zeynep),Dergâh Yayınları, 3. Baskı, İstanbul 2008.

Moran, Tatyana, “Bu Aşkı Yaşamasaydım Huzur’u Yazamazdım…”, Kitap-lık, S. 40, Mart-Nisan 2000, Ahmet Hamdi Tanpınar özel bölümü, s. VII.

Urgan, Mina, “Kadın Dırdırı Dinlememek İçin Bekâr Kaldım”, Kitap-lık, S. 40, Mart-Nisan 2000, Ahmet Hamdi Tanpınar özel bölümü, s. VII-VIII.

Tolluoğlu, Meral, Babam Nurullah Ataç, Çağdaş Yayınları, İstanbul 1980.

 

[1] Meral Tolluoğlu, Babam Nurullah Ataç, Çağdaş Yayınları, İstanbul 1980, s. 56-57.

[2] Tatyana Moran, “Bu Aşkı Yaşamasaydım Huzur’u Yazamazdım…”, Kitap-lık, S. 40, Mart-Nisan 2000, Ahmet Hamdi Tanpınar özel bölümü, s. VII.

[3] Mina Urgan, “Kadın Dırdırı Dinlememek İçin Bekâr Kaldım”, Kitap-lık, S. 40, Mart-Nisan 2000, Ahmet Hamdi Tanpınar özel bölümü, s. VII-VIII.

[4] Günlüklerin Işığında Tanpınar’la Başbaşa, (Haz. Enginün, İnci – Kerman Zeynep),Dergâh Yayınları, 3. Baskı, İstanbul 2008, s. 134, 137, 142.


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...