Edebiyat, Yazılar

İNSANLAR ARASINDA: TANPINAR YAHUT GÜLMENİN ZAFERİ

0 439
tanpınar

Henri Bergson, Gülme adıyla Türkçeye aktarılan kitabında “[t]ümüyle insana özgü olanın dışında komik yoktur. Bir görünüm güzel, zarif, yüce, anlamsız ya da çirkin olabilir; ama hiçbir zaman gülünç olamaz” diyor. Aristoteles, “[t]üm canlı yaratıklar arasında yalnızca insana bahşedilmiştir gülme”[1] yargısında bulunuyor.  Gerçekten de insan, gülme yeteneği olan bir varlıktır. Üstelik gülmenin değişik şekillerini sergileme gücüne sahiptir. Farklı durumlarda değişik gülme biçimlerini ustaca göstermesini bilir. Kimi zaman gülünmesi gereken yerde üzülebildiği gibi, kızması ve üzülmesi gereken yerde gülme yolunu seçebilir. Onun bilinci gülmenin kendiliğindenliğine müdahale etme gücüne de, gülme stratejileri üretmeye de sahiptir.

Mina Urgan, Kitap-lık dergisinin 40. sayısında yer alan “Kadın Dırdırı Dinlememek İçin Bekâr Kaldım” başlıklı yazısında Ahmet Hamdi Tanpınar’la olan hatıralarına yer verir. On beş yaşındayken kimi zaman okuldan kaçıp Ahmet Hâşim’i ziyarete gittiğini anlatır. Bu ziyaretlerden birinde vapurda Tanpınar’la karşılaştığını ve ilk defa onunla o zaman tanıştığını ifade eder. Daha sonra fakültede beraber görev yaptıklarından söz eder. Urgan, bu yazısında Tanpınar’ın milletvekili seçilmesiyle ilgili ilginç bir anekdot aktarır:

“15 yaşımdaydım, okuldan kaçıp kaçıp can çekişen Ahmet Haşim’in ziyaretine, onun Bahariye’deki evine giderdim. Ahmet Hamdi Tanpınar’la ilk kez Haşim’e giderken, vapurda karşılaştım. O da Haşim’e ziyarete gidiyormuş. Ahmet Hamdi son derece alçak gönüllü, iddiasız bir adamdı. Bir ara o sıralar tek parti olan Halk Partisi’nde milletvekili oldu. Ben, gençliğimin bütün küstahlığıyla saldırdım ona, ‘Utanmıyor musun, para için kendini partiye sattın’ diye söylendim. O zaman bilmiyordum onun çok önemli bir yazar olacağını, o sadece gülümsüyordu bana, ‘Öfkelenme’ diyordu. Ondan 14 yaş küçük, gencecik bir kız saldırıyordu ona.”[2]

Mina Urgan, Tanpınar’ın bu hücum karşısında gülerek karşılık vermesinin ve “öfkelenme” demesinin kendisi üzerinde yarattığı etkiden söz etmiyor.

Buna benzer bir anekdota da Babam Nurullah Ataç adlı kitapta Nurullah Ataç’ın kızı Meral Tolluoğlu yer verir. Meral Tolluoğlu, Tanpınar’ın üniversite yıllarından itibaren yakın arkadaşı olan, ona “kırtipil” sıfatını takan Ataç’ın hırçın mizaca sahip kişiliğiyle kızgınlık anında Tanpınar’a sataşmasını şöyle aktarır:

“Bir gün babam Tanpınar’a çok sinirlenmiş, ona söylemedik söz bırakmamış. O bu sözlere hiç aldırmamış, her zamanki gibi sessiz sessiz gülmüş. Bu davranışı babamı büsbütün kızdırmış. Bu sefer ‘be adam! Sana kötü daha ne söyliyeyim? Sana b.k mu diyeyim. Sana b.k da diyemem. B.k evvelce iyi olan bir şeyin çürüyüp o hale gelmesidir. Sen hiçbir zaman iyi bir şey olmadın ki şimdi b.k olasın’ demiş.

Hamdi amcam buna da bir yanıt vermemiş, gene gülmüş”[3]

Günlüklerinde durmadan sızlanan, parasızlıktan yakınan, kendisiyle didişen, “bizler hakikaten bedbahtız. (…) Hiçbir zaman bu kadar sefil olmadım, bu kadar bîçare, haysiyetsiz ve acınacak.”,[4] “Alevler içinde bir hayvan gibiyim. (…) Gırtlağına kadar borç içinde, her gün bir mucize bekleyerek yaşıyorum.”[5] türünden cümlelere sıkça yer veren, hayatın içerisinde ezilmiş, fazlasıyla problemlerle boğuşmak zorunda kalmış olan Tanpınar, sonunda gülmeyi bir silah olarak geliştirmiş görünüyor. Bu gülme, Barry Sanders’ın Kahkahanın Zaferi’nde ifade ettiği gibi, Kitab-ı Mukaddes’tekine benzer şekilde sevincin gülmesi olmaktan uzaktır.[6]

Güç durumlarda kıstırılmışlık içinde muhatabıyla başa çıkamayacağını bilen, daha acısı muhatabının haklı olduğunun yahut hiç değilse haklılık payı taşıdığının bilincinde olan insanın aslında yapabileceği fazla bir şey yoktur. Ya o da kızacak ve kavgaya tutuşacak yahut daha güç olanı her şeyi gülerek karşılayacaktır. Kavgayı göze alamamak kaybetme psikolojisiyle ilgili olsa gerektir. Hem kavgayı kaybetmek hem bir dostu kaybetmek. Belli ki, Tanpınar bunu göze alamıyor.

Bu tür hücum, kızgınlık ve hakaretleri gülerek karşılamak aslında kızarak karşılamaktan daha etkili görünüyor. Çünkü beklenen reaksiyonla karşılaşmayan kişi, muhatabının gülmesi veya gülümsemesi karşısında ilk bozgunu yaşayacak, bu onun daha da kızmasına, kontrolü elden kaçırmasına yol açacaktır. Hedefini bulamayan kızgınlığın yıkıcılığı sonunda özneyi, yani kızan kişiyi gelip bulacaktır. Bu durumda gülme, hayatın içerisinde açık anlam üretmeyen insanın, karşısındaki insanı vurmak için geliştirdiği bir stratejiye dönüşür.

Tanpınar’ın Nurullah Ataç karşısındaki durumu da bunu doğruluyor. Meral Tolluoğlu’nun Tanpınar için “[b]u davranışı babamı büsbütün kızdırmış” demesine bakılırsa gülme, Nurullah Ataç üzerinde etkisini göstermiştir. Beklenmedik bir durumda gülmenin muhatabın davranışını boşa çıkardığı gibi, kışkırtıcı bir yanı da vardır. Çabuk öfkelenen bir mizaca sahip olan Ataç’ı daha fazla kızdıran da negatif enerjisini muhatabına aktaramamasının yanında muhatabının gülerek onu kışkırtmasıdır. Bu durum öznede öfke patlamasına yol açar. Aslında bir tarafıyla bu gizli savaşta zafer, gülmenin kışkırtıcı ve yıkıcı gücündedir. Zira, hakaretler yağdıran, kızan, öfkelenen kişi, benzer karşılık bulamayınca asıl tahribatı kendi üzerinde ve iç dünyasında yaşar. Aristo’nun da belirttiği gibi “ciddiliğimize ironiyle karşılık verenlere öfke duyarız.”[7] Öfkenin tam karşısında yer alan gülme, psikolojik rahatlık sağlar. Bahtin’in aktardığına göre Rabelais, Hippokrat’tan hareketle gülmenin sağaltıcı yönünden söz eder.[8] Gülme bununla da kalmaz. “İnsanı özgürleştirip onu yeni bir kategoriye yükseltir, demokratik, özgür bir ruh haline getirir.”[9]

Gülmenin kızan ve hakaret eden kişinin davranışlarını boşa çıkarması, onu ciddiye almadığının göstergesi olması, belki de kızan kişinin bu durumu daha da ileriye götürmesine yol açıyordur. Kızmayla gülme farklı psikolojilerin yarattığı farklı davranışlar, farklı frekanslara bağlı farklı tepkilerdir. Kızmanın ateşi karşısında gülmenin soğukluğu, yapı bozucu bir davranıştır. Öznenin hayata, eşyaya ve insana karşı takındığı tavrı temelden sarsar. Ters yüz eder. Çevreye ve kendisine yabancılaştırır. Kışkırtıcılığı da buradan geliyor olmalı. Duygularını ve sinir sistemini kontrol etmesini öğrenen ve ustalaşan kişinin elinde gülme, sonunda bir silaha dönüşebilir. Kendisiyle ontik kavganın içerisinde olan, insanlar arasında var oluşunu konumlandırma güçlüğü yaşayan öznenin yaptığı da işte tam budur. Zaman Kırıntıları şiirinde,

“Birdenbire bulanlar içlerinde

Gülüncün sırrını,”[10]

diyen şair, gülmenin sırrını bulmuş, gülmeyi savunma stratejisine ve mekanizmasına dönüştürmüştür. Fotoğraflarında genellikle gülümseyen bir çehreyle beliren Tanpınar, yalnız muhataplarına karşı değil, kendisini ezmek için üzerine yürüyen bütün hayata karşı yüzüne geçirdiği gülümseyen maskeyle savunma stratejisi geliştirmiş insanlardan biri izlenimi yaratıyor. Eğer kazanılmış bir zaferden söz edilebilecekse, zafer kazanmış asıl insanı, trajiğiyle birlikte bu maskenin arkasında aramak gerekir.

Tanpınar’ın gülmesinin/gülümsemesinin temelinde daha derin bir problem alanından söz edilebilir. Çevresinde bulunanların anlattıklarından, mektuplarından ve özellikle günlüklerinden anladığımız kadarıyla insan olarak o, hayata mağlup başlayanlardandır. Mağlup başladığı ve sürdürmek zorunda olduğu hayat onu ezmiştir. Ezilmiş bilincin aslında bütün hayata karşı geliştirebileceği tepkilerden biri acı gülümsemeden ibarettir. Bir genç kızın, dostun veya herhangi birinin ona yönelteceği olumsuzlayan bakış, aşağılama yahut hakaret, yazgıya dönüşen yaşama biçiminin yanında küçük kalacak, sonunda yazgının bir parçası olmaktan fazla ileriye geçemeyecektir. İşte bu noktada trajik oluş devreye girecektir. “Nietzsche’ye göre trajik, dünyayı değiştiremeyeceğini bilen insanın, dünyayı reddetmesinden, buna karşılık hayata evet demesinden kaynaklanır. İnsan, hayat ile dünya arasında da bir denge kuramadığından trajik bir varlığa dönüşür ve hayat içindeki çabası absürt bir özellik kazanır.”[11] Tanpınar’ın insan, hayat, kozmik varlık ve aşkın olan karşısında yaşadığı da bundan farklı bir şey değildir. Hayatın kendisine sunduklarının yetersiz kaldığı alanda yaşamak arzusuyla dolu insan. Yetersiz kalan/kalınan alanın çözümsüzlüğünde o, gülmenin/gülümsemenin yalnızca kışkırtıcı yanını değil, çıldırtıcı zaferini de keşfetmiş görünmektedir.

 

Kaynakça

Bahtin, Mihail, Rabelais ve Dünyası, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 2005.

Balcı, Yunus, Tanpınar Trajik Bir Şair ve Şiiri, 3F Yayınevi, İstanbul 2008.

Günlüklerin Işığında Tanpınar’la Başbaşa, (Haz Enginün, İnci – Kerman Zeynep),Dergâh Yayınları, 3. Baskı, İstanbul 2008.

Sanders, Barry, Kahkahanın Zaferi, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 2001.

Tanpınar, Ahmet Hamdi, Şiirler, Dergâh Yayınları, İstanbul 1982.

Tolluoğlu,Meral, Babam Nurullah Ataç, Çağdaş Yayınları, İstanbul 1980.

Urgan, Mina, “Kadın Dırdırı Dinlememek İçin Bekâr Kaldım”, Kitap-lık, S. 40, Mart-Nisan 2000, Ahmet Hamdi Tanpınar özel bölümü, s. VII-VIII.

 

[1] Mihail Bahtin, Rabelais ve Dünyası, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 2005, s. 96.

[2] Mina Urgan, “Kadın Dırdırı Dinlememek İçin Bekâr Kaldım”, Kitap-lık, S. 40, Mart-Nisan 2000, Ahmet Hamdi Tanpınar özel bölümü, s. VII.

[3] Meral Tolluoğlu, Babam Nurullah Ataç, Çağdaş Yayınları, İstanbul 1980, s. 68.

[4] Günlüklerin Işığında Tanpınar’la Başbaşa, (Haz Enginün, İnci – Kerman Zeynep),Dergâh Yayınları, 3. Baskı, İstanbul 2008, s. 155.

[5] Age, s . 159.

[6] Barry Sanders, Kahkahanın Zaferi, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 2001, s. 62.

[7] Age, s. 131.

[8] Mihail Bahtin, Rabelais ve Dünyası, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 2005, s. 95.

[9] Barry Sanders, Kahkahanın Zaferi, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 2001, s. 131.

[10] Ahmet Hamdi Tanpınar, Şiirler, Dergâh Yayınları, İstanbul 1981, s. 72.

[11] Yunus Balcı, Tanpınar Trajik Bir Şair ve Şiiri, 3F Yayınevi, İstanbul 2008, 18.


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...