Akademik Bakış

NÂZIM HİKMET’İN KUVÂYİ MİLLİYE DESTANI’NDA İRONİK DİL: İSTİKLÂL MARŞI VE MEHMET ÂKİF İRONİSİ

0 3295
Gorsel_Min

Cafer GARİPER*

Abstract Nazım Hikmet, in his poem Kuvâyi Milliye Destanı, criticizes Mehmet Akif and İstiklal Marşı ironically. He takes up Mehmet Akif’s tendency to the Islamic belief system and collective consciousness. His approach has a Marxist content.

Key Words:Nazım Hikmet, Kuvâyi Milliye Destanı, İstiklal Marşı, Mehmet Akif, irony.

 

İstiklâl Harbi içerisinde 1921’de yazılan ve meclis tarafından millî marş olarak kabul edilen İstiklâl Marşı, bugün için üzerinde anlaşılmış, eleştirel bakışa kapalı, millî mutabakat metni şeklinde anlam kazanmış görünmektedir. Oysa yazılıp millî marş olarak teklif edildiği günlerde İstiklâl Marşı’na bazı itiraz ve eleştiriler gelmiş, bu eleştiriler 1930’lu ve 1940’lı yıllarda, hatta daha sonraki yıllarda da sürmüştür. Fakat, İstiklâl Marşı’na yöneltilen eleştirel bakış, geniş çevrelerin ve araştırmacıların dikkatini gereğince çekmiş görünmemektedir. Bu yazımızda, İstiklâl Marşı’na ve Mehmet Âkif’e yönelik diğer karşı çıkışların ve eleştirilerin ayrı bir yazının konusu olduğunu belirterek, Nâzım Hikmet’in Kuvâyi Milliye Destanı’nda İstiklâl Marşı’na ve Mehmet Âkif’e yöneltilen eleştirel bakışını ele almak istiyoruz.

İstiklâl Harbi yıllarında kaleme alınan İstiklâl Marşı’nın Türk halkının Batılı işgal güçlerine karşı verdiği mücadelenin ruhunu geniş olarak yansıttığı fikri yaygındır. Meclis-i Mebusan (Türkiye Büyük Millet Meclisi)’ınaçtığı millî marş yarışmasına gönderilen 724 şiirin beğenilmemesi ve buna bağlı olarak Mehmet Âkif’ten bir şiir yazması istenmesi, bunun üzerine onun “Kahraman Ordumuza” ithafıyla yazdığı şiirin önce cephedeki askerlere gönderilip görüşlerine başvurulması, cephedeki askerler tarafından beğeniyle karşılanması, sonra 12 Mart 1921’de mecliste arka arkaya dört defa okunarak millî marş olarak ayakta alkışlanmak suretiyle “ittifaka yakın bir ekseriyet-i azime ile ve pek sürekli alkışlarla kabul edilmiş”[1] olması bu görüş için sağlam bir zemin oluşturur.

Kaynağını millî duygularda bulan söz konusu yaygın anlayışa göre Mehmet Âkif’in kaleme aldığı İstiklâl Marşı, devrin atmosferi içerisinde İstiklâl Harbi’nin ruhunu toplayıp ifade alanına taşıyan bir metindir. Bunu yaparken de kolektif bilinci yansıtan, içinde bulunulan güç şartları dile getiren, geleceğe olan umudu kuvvetle ifade eden, estetik değeri yüksek, epik ve lirik bir metin olma özelliğine sahiptir. Mehmet Kaplan bunu,

“İstiklâl Savaşı’na bütün varlığı ile katılan Âkif, bu savaşa iştirak edenlerin duygu ve inançlarına bizzat sahip olduğu için, onlara en iyi tercüman olmuştur. Şiiri söyleyen Âkif olmakla beraber, aslında o, kendi beni ile birleştirdiği Türk milletinin duygu ve inancını dile getirir. Burada Âkif’in yaptığı, o yıllarda en olgun seviyeye ulaşan şiir kudretiyle bu ortak imana bütün milletin benimseyebileceği bir şekilde üslûp ve ifâde vermek olmuştur.”[2]

şeklinde ifade eder. Mehmet Kaplan’ın “bu ortak imana bütün milletin benimseyebileceği bir şekilde üslûp ve ifâde vermek olmuştur” şeklindeki genellemesinde yer alan “bütün milletin” kelime grubuna temkinli yaklaşmamız gerekecektir. Çünkü, daha İstiklâl Marşı’nın mecliste oylanması sırasında milletvekillerinden gelen bazı itiraz ve eleştirilerin varlığını biliyoruz. Mecliste İstiklâl Marşı henüz kabul edilmeden önce tartışılırken Tunalı Hilmi, “bu marş milletin ruhundan doğma bir marş değildir”[3] der. Besim Atalay ise “ısmarlama ile marş yazılamayacağını söyleyerek Cezayir Marşı’nı ve Büyük Fransız ihtilâli sırasında ortaya çıkan Marsseyyez’i örnek”[4]  göstererek İstiklâl Marşı’nın halkın ruhundan doğması gerektiği fikri üzerinde durur. Bu tür eleştiriler daha sonraki dönemlerde de sürmüştür. İşte bu eleştirel bakışlardan biri Nâzım Hikmet’in Kuvâyi Milliye Destanı’nda kurduğu ironik dil içerisinde yerini almaktadır.

Nâzım Hikmet’in, bir tarafıyla İstiklâl Marşı’nın karşısına konabilecek ve metinlerarasılık çerçevesinde okunabilecek olan Kuvâyi Milliye Destanı, farklı bir paradigma üzerine oturur. İstiklâl Marşı’nda bu, millî ve dinî değerler çerçevesinde kolektif bilinci toplayarak işgale karşı oluşu ifade ederken, Kuvâyi Milliye Destanı’nda söz konusu paradigma, Batı emperyalizmine karşı oluş, yaşama arzusu ve hayatın yüceltilmesi şeklinde anlamını bulur. İstiklâl Harbi’ni konu alan yahut daha doğru söyleyişle İstiklâl Harbi’nin içinden doğan her iki metin de kurtuluşu hedefler. Fakat, hareket noktalarında ve vardıkları sonuçta ayrıntıda kalan dikkate değer farklar bulunmaktadır.

Kuvâyi Milliye Destanı’nda Nâzım Hikmet, İstiklâl Marşı’nın millî ve dinî referanslı söyleminin karşısına kapitalist-emperyalist Batı karşıtı, Anadolu insanının kurtuluşunu ifadeye yönelik ideolojik temele yaslanan farklı bir söylem geliştirir. Örtük bir dille ifade alanına taşınan bu söylem, sosyalist düşünce çerçevesinde Marksist dünya görüşünde kaynağını bulur. Böyle olunca da o, Kurtuluş Savaşı’na “alışılmış ‘kahramanlık öyküsü’ anlayışından farklı” bakar.[5] Metin, anlamını açıkça vermese de materyalist, sosyalist dünya görüşü eserin “iç örgülerinde” kuvvetle hissedilir.[6] Durum böyle olunca da Nâzım Hikmet’in Kuvâyi Milliye Destanı’nda İstiklâl Marşı’na ve onun şairi Mehmet Âkif’e karşı geliştirdiği söylem anlamını bulur.

Nâzım Hikmet’in Kuvâyi Milliye Destanı’nda İstiklâl Marşı’na ve Mehmet Âkif’e karşı geliştirdiği eleştirel bakış, bazı şair, araştırmacı ve eleştiriciler tarafından daha önce konu edilmiştir. Bunlardan biri olan şair Turgut Uyar, Nâzım Hikmet’le Mehmet Âkif’in Türk halkına yönelişini karşılaştırmalı olarak değerlendirirken Nâzım Hikmet’in Kuvâyi Milliye Destanı’ndaki “Âkif inanmış adam” mısraını hareket noktası olarak alır. “Âkif’te biraz üstten bakan bir mizah tutkusu”nun varlığından söz ettikten sonra bu mizahın onun sanatında veciz söz söylemeye, öğüt vermeye dönüştüğünü, şiirinin gücünü azalttığını ifade eder:

“Nâzım’ın, Nurettin Eşfak ağzından, Âkif için,

Âkif inanmış adam

Demesi boşuna değildir. Âkif’le aralarında büyük paralellikler var bana kalırsa. İkisi de birtakım durumları görüp saptamakla, halk adamlarını bulup betimlemekle yaparlar gerçekliklerini. Ustalıkları da buradan gelir. Dünya görüşlerinin zıtlığı bir yana, Nâzım, sonsuz bir şiir duygusu, doğruluğu tartışılmaz bir sezgi ile yanaşır adamlarına. Âkif’te biraz üstten bakan bir mizah tutkusu vardır. Yer yer kötü değildir bu taşlama, bu mizah. Ama kendini bunlardan, öğüt verme durumuna geçirmesi, şiirsel yükünü azaltıverir, inandırıcılığını eksiltir, vecize söyleyen biri hâline getirir onu, durumun trajiğini hiçe indirger ve kötü bir gülünçlüğe götürür. Felsefesiz bir gülünçlüğe. Hiçbir iç titremesi olmayan bir gazeteci davranışı ile, Batıyla aramızda karşılaştırmalar yapar Âkif:”[7]

Turgut Uyar’dan sonra konu hakkında değerlendirmede bulunan araştırmacı Alâattin Karaca, Kuvâyi Milliye Destanı’nda,

“(…) çok net olarak ifade edilmese de Sosyalist bakış açısı, bu yapıtın iç örgülerinde de kuvvetle duyumsanmaktadır. Kurtuluş Savaşı’nı ele alan dindar ya da ulusçu yazar ve şairlerin yapıtları göz önüne alındığında, bu bakış açısı farkı hemen kendini göstermektedir. Ulusçu veya dindar yazarların bu tür yapıtlarında, savaşın dinsel ve ulusal değerleri korumak için yapıldığı, dinsel ve ulusal değerlerin askere güç kattığı görüşü egemendir. Bunun için çoğu kez, dinsel ve ulusal değerlere göndermeler yapılır. Oysa Nâzım Hikmet, yapıtında bu tür referanslara yer vermez, hatta Nurettin Eşfak’ın ağzından İstiklâl Marşı’yla ilgili yaptığı değerlendirmelerde, savaşta dinsel inançlara yer olmadığını, yazgının yine insan tarafından belirlendiği düşüncesini şu dizelerde ifade eder:”[8]

dedikten sonra Nâzım Hikmet’in Kuvâyi Milliye Destanı’nda İstiklâl Marşı’ndan ve Mehmet Âkif’ten söz eden mısralarına yer verir.

Kuvâyi Milliye Destanı’ndaki İstiklâl Marşı ve Mehmet Âkif konusu üzerinde duran bir başka yazar, Mustafa Şerif Onaran’dır. Onaran, “Âkif’ten Asım’a” başlıklı yazısında,

“Nâzım Hikmet, ‘Kuvayi Milliye’ destanında;

‘Akif inanmış adam

büyük şair’

derken, bu inanmışlığın altındaki insan sevgisini düşünüyordu. Mehmed Âkif ‘Safahat’ı yazmasaydı, Nâzım Hikmet ‘Memleketimden İnsan Manzaraları’nı yazabilir miydi?

Nâzım Hikmet, Âkif’i överken;

‘Gelecek günler için

gökten âyet inmedi bize

Onu biz, kendimiz

vaat ettik kendimize’

diyerek Tanrısal güçten çok, insan gücüne önem veriyor.”[9]

şeklinde yorum getirir.

Bu eleştirel bakış ve yorumları getirenlerden ilki olan Turgut Uyar,[10] Mehmet Âkif’in sanatındaki “mizah”a temasta bulunmasına rağmen, Nâzım Hikmet’in Mehmet Âkif’e ve İstiklâl Marşı’na ironik bakışını konu edinmez. Bu durumu atlamış görünür.  Hatta,

“Nâzım’ın, Nurettin Eşfak ağzından,  Âkif için,

Âkif inanmış adam

Demesi boşuna değildir.”

cümlesine bakılırsa Turgut Uyar’a göre Nâzım Hikmet’in Mehmet Âkif’i “inanmış adam” olarak önemsediği anlamını çıkarmak mümkündür.

Konuya eleştirel bakış ve yorum getiren araştırmacılardan bir diğeri Alâattin Karaca, yazısının ana fikrine bağlı kalarak Nâzım Hikmet’in Kuvâyi Milliye Destanı hakkında geliştirdiği düşünceler üzerinde yaptığı tespitlerde haklı olmakla birlikte, onun İstiklâl Marşı ve Mehmet Âkif konusunda getirdiği eleştirel düşünceleri derinleştirme ihtiyacı duymaz. Mustafa Şerif Onaran ise, yukarıda da kaydettiğimiz gibi, “Nâzım Hikmet, Âkif’i överken” kelime grubuyla Nâzım Hikmet’in Kuvâyi Milliye Destanı’nda yer alan ve Onaran’ın aktarımıyla,

“Akif inanmış adam

büyük şair”[11]

şeklindeki mısraya göndermede bulunarak Nâzım Hikmet’in Mehmet Âkif’i “büyük şair” olarak değerlendirdiği hükmüne varır. Oysa durum bundan farklı görünmektedir. Bu farkı yaratan temel öge ise Nâzım Hikmet’in Kuvâyi Milliye Destanı’nın söz konusu mısralarının anlam derinliğini kuran ironik dildir.

En genel şekliyle “bir şey söyleyip, başka bir şeyi ima etme” anlamına gelen,[12] entelektüel düşünüşün yer değiştirme oyunu olarak değiştirilmiş sesle küçümseyerek konuşan, ilişkileri ve bakış açılarını sorguya çeken ironi, bu yönüyle saldırgan alaycı gerçekliğin ve isteğin abartılı keskin zıtlığının gülünç hâle getirildiği yergi ve taşlamadan; tanınmış eser ve yapıların, edebî şekillerin ve motiflerin değiştirilmiş ve uymayan kontekstlerle yerleştirilmesine çalışan, diğer yandan da komik unsuruna dayanarak sanat eserlerinin içeriğini değiştirip maskesini düşürme çabasında olan parodiden ayrılır. İroni, hâkim unsurların yerlerinin değiştirilmesiyle ve dönmesiyle yapılan eleştirel ince alaydır. Söylenen şey söylendiği üzere anlaşılmamalıdır. Söylenen ve kastedilen şeyler birbirlerine dolaylı ilişkilerle bağlanır. “Zihnimizi fazlasıyla meşgul eden ve zekâmızı harekete geçiren ironiler bizi ikili anlamın ve çağrışımın arasındaki alanda fazlaca tutan ve bize kısa zaman diliminde derinleşen tereddüdü yaşatan ironilerdir. Zira ironinin etkisini ve gücünü artıran unsurlardan biri de paradoksun insan zihninde açtığı yırtılmanın derinliğine bağlıdır.”[13]

İnce alay anlamı da taşıyan ironi, ciddi bir tavırla söylenmesine rağmen alay olduğu belli olan yahut sezilen söz olarak değerlendirilir. İronide esas olan, kelimeleri gerçek anlamlarıyla değil, karşıtı anlamlarla, bazen de uzak anlamlarıyla kullanarak ince alay etkisi yaratmaktır. “Bununla birlikte genelde ironinin bütün başarısı kelimeler veya olaylar veya bunların yer aldıkları metin arasındaki mesafenin (uzaklaştırma) kullanılmasına dayalıdır. (…) İroni, başarısını, hafife alma, paradoks, kelime oyunları ve benzeri unsurlara borçlu olan bir dolaylı anlatım, iki farklı öğeyi yan yana getirerek sunma yöntemidir.”[14] Bu çerçevede “Schlegel ironinin ‘bir paradoksal form olduğunu, her şeyin paradoks olduğunu ve aynı zamanda iyi ve yüce’ olduğunu” ileri sürer.[15] Benzer şekilde Kierkegaard da paradoksu, düşüncenin tutkusu olarak görür.[16]

Nâzım Hikmet’in Kuvâyı Milliye Destanı’ndaki İstiklâl Marşı ve Mehmet Âkif konusunda geliştirdiği tutuma ve dile de ironik tutum ve ironik dil çerçevesinde yaklaşmak gerekir. Şair, Kuvâyi Milliye Destanı adlı bu uzun metnin “Sekizinci Bab”ında “Darülmuallimin mezunu Nurettin Eşfak”ı bulunduğu şartlar içerisinde tanıtır ve ona,

“Saat beşe on var.

 

Kırk dakka sonra şafak

sökecek.

‘Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak’.

Tınaztepe’ye karşı Kömürtepe güneyinde

On beşinci Piyade Fırkası’ndan iki ihtiyat zabiti

ve onların genci, uzunu,

Darülmuallimin mezunu

Nurettin Eşfak,

mavzer tabancasının emniyetiyle oynayarak

konuşuyor:

– Bizim İstiklâl Marşı’nda aksıyan bir taraf var,

bilmem, nasıl anlatsam,

Âkif, büyük şair, inanmış adam,

fakat onun, ben,

inandıklarının hepsine inanmıyorum.

Beni burda tutan şey, şehit olmak vecdi mi, sanmıyorum.

Meselâ, bakın:

“Gelecektir sana vaadettiği günler Hakkın.”

Hayır,

gelecek günler için

gökten âyet inmedi bize.

Onu biz, kendimiz

vaadettik kendimize.”[17]

dedirtir. Raks Süper Stereo tarafından hazırlanan Şiirleriyle Nazım Hikmet adını taşıyan kasette de kendi sesiyle yer alan bu metinde onun İstiklâl Marşı’na ve Mehmet Âkif’e ironik bir bakışla yaklaştığını daha açık ve kuvvetli bir şekilde görmemiz mümkündür. Özellikle metnin,

“Hayır,

Gelecek günler için

gökten âyet inmedi bize.

Onu biz, kendimiz

vaadettik kendimize.”

kısmında yer alan mısraların yüksek tonla, kızgın bir ifadeyle ve üzerine basarak hınçla söylenmesi, İstiklâl Marşı’nın taşıdığı inanç merkezli anlam ilgisine karşı çıkışı ifade eder. Bu da Marksist-materyalist dünya görüşüne bağlanan şairin genel davranışının bir parçası olarak anlam kazanır. O, yine Mehmet Âkif’i kastederek,

“fakat onun, ben,

inandıklarının hepsine inanmıyorum.

Beni burda tutan şey, şehit olmak vecdi mi,  sanmıyorum.”

derken, Mehmet Âkif’in, İstiklâl Marşı’nın genelinde ve özellikle de,

“Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?

Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ

Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.”[18]

mısralarında ifadesini bulan şehitlik konusu çerçevesindeki inanç merkezli bakışına eleştiri getirir. Bu, aynı zamanda kaynağını inanç sisteminden alan Türk halkının şehitlik algısına yöneltilen bir eleştiridir. Oysa millî değerleri ve inanç sistemini merkeze alan anlayışa göre “İstiklâl Savaşı’nın kazanılmasında dini inancın büyük rolü olmuştur.”[19] Bu çerçevede Nâzım Hikmet’in İstiklâl Savaşı’na bakışında tarihin gerçekliğinden çok ideolojinin belirleyiciliğine dayandığını söylemek doğru olacaktır. Onun getirdiği ironik ve eleştirel bakışın temelinde bağlanmış olduğu Marksist-materyalist dünya görüşünün yattığını tekrar vurgulamak gerekir.

Kuvâyi Milliye Destanı’ndan yukarıya aktardığımız mısraları takiben İstiklâl Marşı’ndaki,

“Kim bilir belki yarın belki yarından da yakın…”

mısraından hareketle Nâzım Hikmet, İstiklâl Marşı’yla ironik düzlemde metinlerarasılık kuran bir üslûpla şunları ilâve eder:

“Bir şarkı istiyorum

zaferden sonrasına dair.

‘Kim bilir belki yarın…’ ”[20]

Böylece Nâzım Hikmet, İstiklâl Harbi’ni yapan Meclis’in, henüz Sakarya Meydan Savaşı’nın kazanılmadığı, Büyük Taarruz’un yapılmadığı bir sırada (12 Mart 1921) büyük çoğunlukla kabul etmiş olduğu İstiklâl Marşı’nı, onun dayandığı fikrî ve psikolojik temelleri, taşıdığı mesajı ironik ifadenin sınırlarını genişleterek açık ironiye dönüştürür. Açık ironi, ironistin niyetinin anlaşılmasının hedeflendiği, ton ve üslûpla bunun ortaya konduğu yapıda belirir.[21] Nâzım Hikmet, İstiklâl Marşı’nı “şarkı” kelimesiyle birlikte anmak suretiyle metni kendi anlam ilgisinden koparır, hafifseyerek ötekileştirir. Burada İstiklâl Marşı’na yönelik hafifseme ve ötekileştirme üzerinde durmak gerekir. “Hafifsemede, dışa vurulan anlam yumuşaktır, ama amaçlanan anlam keskindir (…)”[22] Kierkegaard’ın da ifade ettiği gibi ironi, yaygın olarak olumsuzluk bildiren bir kavram alanı kurar.[23] “Etkili ironi, ‘öteki’ni uzakta tutmak amacıyla keskin, iğneleyici bir nükteyi devreye sokar. Tehlike buradadır, çünkü ironi yapan kişi ıslahı hedeflese de, iğneleyiciliği kaçınılmaz olarak onu aynı zamanda ‘öteki’ne dönüştürür, en iyi durumda marjinal bir hayata mahkûm eder.”[24] Nâzım Hikmet’in İstiklâl Marşı’na ve Mehmet Âkif’e yaklaşımı da,

“Bir şarkı istiyorum

zaferden sonrasına dair.

‘Kim bilir belki yarın…’ ”

mısralarında görüldüğü gibi, bu hafifseyici, iğneleyici ve ötekileştirici yapıda belirir. Metne ironik dili dikkate almadan, ironinin ikili anlama bağlı yer değiştirme oyununu görmeden yaklaştığımızda, Mustafa Şerif Onaran’ın ve başkalarının yaptığına benzer şekilde, Nâzım Hikmet’in Mehmet Âkif’i büyük şair olarak gördüğü gibi, hiç de doğru olmayan bir yargıya varma tehlikesine düşmemiz kaçınılmaz olur. Oysa metne kendi bütünlüğü içerisindeki anlam ilişkileri çerçevesinde yaklaştığımızda,

“Âkif, büyük şair, inanmış adam,”

mısraının ironinin yer değiştirme oyunu ve söylenenin tam zıddını ifade etme ilkesi doğrultusunda anlam kazandığı, Mehmet Âkif’in, genel kanaatin aksine hiç de büyük şair olmadığı ve onun inandıklarının da bir değer taşımadığı anlamı çıkar. Ayrıca burada Nâzım Hikmet, “kendi pozisyonlarının doğruluğundan ve haklılığından hareket eden kişilerin, aynı şekilde düşünemeyen ve davranamayan kişilere yönelik tepkisini dile”[25] getiren spesifik ironideki eleştirel tavra başvurur.  Spesifik ironide ironist, “genel geçerliliği olan belirli bir ahlaki standardın dışına düşenlerin (…) yanıldıklarını kabul ederek, bu yanılgıyı teşhir etmeye yönelir.”[26] Burada ahlâkî standarttan değil moral değere bağlı davranış kalıbından söz edilebilir. O da İstiklâl Marşı’ndaki şehitlik algısıdır. Nitekim,

“fakat onun, ben,

inandıklarının hepsine inanmıyorum.

Beni burda tutan şey, şehit olmak vecdi mi, sanmıyorum.”

söyleyişi bunu açıkça gösterir. Onun ironik dille kendince merkezileştirdiği yanılgı, İstiklâl Marşı’nda yer alan insanların şehit olma duygusuyla savaştıkları fikridir. Söz konusu yanılgı Büyük Taarruz’a hazırlanan ihtiyat zabiti Nurettin Eşfak’ın bakış açısıyla dikkatlere sunulur. Spesifik ironi de tam burada devreye girer. Çünkü cephede taarruz emrini bekleyen ihtiyat zabiti Nurettin Eşfak, “şehit olmak vecdi” ile savaşmamaktadır. Bu söylemden çıkan anlam, Mehmet Âkif’in yanılgı yaşadığıdır. Nurettin Eşfak’ın kişiliğinde, İstiklâl Marşı’yla paradoks oluşturacak şekilde, askerlerin hiç de moral değerler için savaşmadığı fikri belirginlik kazanır.

Burada şair olarak Nâzım Hikmet’in İstiklâl Marşı’na yaklaşımının bir başka boyutunu, İstiklâl Marşı karşısında metni anlama ve aktarmada yaşadığı problemi de ele almak gerekecektir. Onun, üzerinde durmaya çalıştığımız, İstiklâl Marşı’na karşı çıkışı, şehitlik hakkındaki düşüncesi ve ironik tavrının yanında, İstiklâl Marşı’ndan iktibas ettiği mısra hatalıdır. Üstelik hata sayısı birden fazladır. Öncelikle İstiklâl Marşı’ndan alınan mısra Nâzım Hikmet’in aktardığı,

“Gelecektir sana vaadettiği günler Hakkın.”

şeklinde değildir.[27] Mısraın birinci kelimesi ile üçüncü kelimesi künyesini gösterdiğimiz Kuvâyi Milliye kitabına yanlış aktarılmıştır. Raks Süper Stereo tarafından hazırlanan ve Şiirleriyle Nazım Hikmet adını taşıyan kasette de bizzat kendisi tarafından aynı şekilde yanlış seslendirildiği görülmektedir. Söz konusu kitaptaki “Hakk’ın” kelimesinin yazımının yanlışlığını da eklediğimizde alıntılanan bir mısradaki hata sayısı üçe çıkmaktadır. Bu mısraın İstiklâl Marşı’ndaki doğru şekli,

“Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın…”[28]

dır. İstiklâl Marşı’nın aslında “va’dettiği” kelimesinin imlâsı kaydettiğimiz gibi tek “a”lıdır. Arapçadan dilimize giren bu kelimenin aslı da tek a’lıdır. Nâzım Hikmet, bu kelimeyi “vaadettiği” şeklinde çift “a”lı kaydederek ve seslendirerek mısraın veznini bozar. Böylece mısrada aruz kusurunun oluşmasına yol açar. Oysa aruzu Türkçeye büyük bir başarıyla uygulayan şairlerden biri olan Mehmet Âkif’in yazdığı şekliyle mısrada aruz kusuruna veya aksamaya rastlanmaz.

İkinci olarak Mehmet Âkif, millî değerleri ve inanç sistemini merkezîleştiren paradigmaya bağlı olarak, 1921 yılında İstiklâl Harbi’nin o zor şartları altında Mustafa Kemal’in önderliğinde başlatılan Millî Mücadele neticesinde ülkenin kurtulacağına dair olan inancını İstiklâl Marşı’nın tamamında, özellikle de Nâzım Hikmet’in yanlış aktardığı ve ironik dille eleştirdiği söz konusu mısraında kuvvetle dile getirir. Mehmet Âkif, bu inancını dile getirirken sadece geleceğe dair şahsî ümidini ve arzusunu ifade etmiş olmakla kalmaz. Onun bu inancı aynı zamanda Âli İmrân suresinin “eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz”[29] anlamındaki 139. âyetine dayanır. Nâzım Hikmet’in bağlı olduğu Marksist-materyalist dünya anlayışı doğrultusunda,

Gelecek günler için

gökten âyet inmedi bize.

Onu biz, kendimiz

vaadettik kendimize.”

derken karşı çıktığı ve böyle bir âyetin olmadığı, insanların kendi kendilerine böyle bir şeyi vaat ettiklerini söylediği âyet de bu olmalıdır. Mustafa Şerif Onaran’ın ifade ettiği şekliyle o, “Tanrısal güçten çok, insan gücüne önem veriyor.”[30] değildir. Bağlı olduğu dünya görüşü çerçevesinde Tanrısal gücü, Tanrı’yı reddetmekte, yok saymaktadır. Bu da Marksist-materyalist dünya anlayışının genel tavrının bir yansımasıdır.

Üçüncü olarak söz konusu mısrada Mehmet Âkif’in kullanmış olduğu “Doğacaktır” kelimesi ile Nâzım Hikmet’in bir yanılsama sonucunda yakıştırdığı “Gelecektir”kelimesi arasında ses değeri ve dolayısıyla poetik güç bakımından fark vardır. İstiklâl Marşı şairinin yazdığı şekliyle,

“Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın”

söyleyişinde kalın ünlülerden oluşan bir âhenk sağlanmıştır. Mısraın ses kompozisyonunu kuran kalın ünlüler, konuşan kişinin “Hakk’a” olan inancını ve güvenini ortaya koyar. Bunu ses seviyesinde de sezdirir ve duyurur. Buna karşılık Nâzım Hikmet’in kullandığı şekliyle ince ünlülerden oluşan “Gelecektir” kelimesi mısraın o hâkim tavrını kaybedip sıradan söyleyişe dönüşmesine yol açmaktadır. Kendisi de şair olan Nâzım Hikmet’in bütün bunları gözden kaçırmış olması ilgi çekicidir. Bunu ancak, onun içine düşmüş olduğu durum ironisiyle açıklamak mümkün görünmektedir. Zira, bir başka yazımızda da belirttiğimiz gibi, “[i]roniyi insan hayatının kendisi hazırlar. Belirli bir mantık çerçevesinde şekillenen hayatın hazırladığı ilişkiler ağının farklı mantık kurallarına bağlı gelişim seyri yahut hayatın içinde var olan paradoks veya saçma; eşyayı, olayları ve olguları değişik yönlerinden görme ve algılama eğilimi, bizatihi sürdürülen yaşama biçiminin çelişkilerle yüklü oluşu ironik alanı kurar.”[31] Nâzım Hikmet, İstiklâl Marşı’na ve Mehmet Âkif’e ironik bakış getirip İstiklâl Marşı’nı ve şairini hafifseyerek millî marşın beslendiği kolektif ruhun dayandığı paradigmayı reddederek yeni bir paradigma kurmaya çalışırken durum ironisiyle karşı karşıya kalmış görünmektedir.

Buraya kadar anlattıklarımızdan anlaşılacağı üzere Nâzım Hikmet, Kuvâyi Milliye Destanı’nda İstiklâl Marşı’na ve Mehmet Âkif’e ironik bir dille eleştirel bakış getirmiş, İstiklâl Marşı’nda geliştirilen dinî ve millî söylemi ironik dille alaya alma ve reddetme yoluna gitmiştir. Bunda onun bağlanmış olduğu Marksist-materyalist dünya görüşü çerçevesinde geliştirdiği dünya anlayışının rol oynadığı söylenebilir. Bununla birlikte İstiklâl Marşı’na ironik bakış getirirken aktarmaya çalıştığı mısraı yanlış aktararak kendisi ironik duruma düşmüş görünmektedir.

 

Kaynakça

Boynukara, Hasan, Modern Eleştiri Terimleri, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 1997.

Cebeci, Oğuz, “Tarihsel Bir Perspektif Üzerinden İroni Tür ve Tekniklerinin Gelişimi ve Bazı Uygulama Örnekleri”, Cogito, S. 57, Kış 2008.

Ersoy, Mehmet Âkif, Safahat, (Haz. Orhan Okay-Mustafa İsen), Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 1992.

Gariper, Cafer – Küçükcoşkun, Yasemin, ‘‘Refik Halit Karay’ın Tanrıya ŞikâyetAdlı Eserinde İronik Dil: İnsan, Savaş ve Tanrı İronisi”, Arayışlar –İnsan Bilimleri Araştırmaları–, nr.15, Isparta 2006.

Glicksberg, Charles I.,  “Modern Edebiyatta İronik Görünüm”, (Çev. Yunus Balcı), Arayışlar –İnsan Bilimleri Araştırmaları-, nr. 15, Isparta 2006.

Güçbilmez, Beliz, İroni ve Dram Sanatı: Sophokles’ten Stoppard’a, Deniz Kitabevi Yayınları, Ankara 2005.

Kaplan, Mehmet, “İstiklâl Marşı’nın Tahlili”, Türk Edebiyatı, nr. 158, Aralık 1986, s. 56-58.

Karaca, Alâattin, “Efsane Şair Nâzım Hikmet’in Kuvâ-yı Milliye Destanı’na Efsanenin Dışından Bakmaya Çalışmak”, Türkçenin Sürgün Şairi Nâzım Hikmet Özel Sayısı, Hece, S. 121, Ocak 2007, s. 185-193.

Kierkegaard, Søren, İroni Kavramı, (Çev. Sıla Okur), 2. baskı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2004.

Kierkegaard, Søren, Felsefe Parçaları ya da Bir Parça Felsefe, (Çev. Doğan Şahiner), İstanbul 2005.

Kur’ân-ı Kerim ve Açıklamalı Meâli, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1993.

Nâzım Hikmet, Kuvâyi Milliye, Şiirler: 3, Adam Yayınları, İstanbul 1987.

O’connor, William Van, “İroni”, Kitap-lık, S. 123, Ocak 2009, s. 59-61.

Onaran, Mustafa Şerif, Cumhuriyet Kitap, S. 986, 8 Ocak 2009, s. 22.

Sarıhan, Zeki, Mehmet Akif, Kaynak Yayınları, İstanbul 1996.

Uyar, Turgut, Bir Şiirden, Ada Yayınları, [yer ve tarih kaydı yok].

Vâlâ Nureddin, Bu Dünyadan Nâzım Geçti, 3. baskı, Cem Yayınları, İstanbul 1988.

 

Özet: Nâzım Hikmet, Kuvâyi Milliye Destanı’nda İstiklâl Marşı’na ve Mehmet Âkif’e eleştirel bir bakış getirir. Bu eleştirel bakış, Mehmet Âkif’in İstiklâl Marşı’nda inanç sistemiyle kurduğu bağa yöneliktir. O, Mehmet Âkif’in İstiklâl Marşı’nda inanç sistemiyle ve kolektif bilinçle kurduğu bağı ironik bir dille eleştirme yoluna gider. Bunda bağlı olduğu Marksist ideoloji rol oynar.

Anahtar kelimeler: Nâzım Hikmet, Kuvâyi Milliye Destanı, İstiklâl Marşı, Mehmet Âkif, ironi.

 

Arayıslar –İnsan Bilimleri Arastırmaları-,

Isparta 2008, (baskı: Ocak 2009), S. 20, s. 61-72.

 

 

* Yard. Doç. Dr., SDÜ Fen–Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü, e-posta: gariper@fef.sdu.edu.tr

[1] Sebilü’r-Reşad, 21 Mart 1337-11 Recep 1339, C. 19, S. 472, s. 38.

[2] Mehmet Kaplan, “İstiklâl Marşı’nın Tahlili”, Türk Edebiyatı, nr. 158, Aralık 1986, s. 56.

[3] Zeki Sarıhan, Mehmet Akif, Kaynak Yayınları, İstanbul 1996, s. 152.

[4] Age, s. 151.

[5] Alâattin Karaca, “Efsane Şair Nâzım Hikmet’in Kuvâ-yı Milliye Destanı’na Efsanenin Dışından Bakmaya Çalışmak”, Türkçenin Sürgün Şairi Nâzım Hikmet Özel Sayısı, Hece, S. 121, Ocak 2007, s. 192.

[6] Age, a. y.

[7] Turgut Uyar, Bir Şiirden, Ada Yayınları, [yer ve tarih kaydı yok], s. 70.

[8] Alâattin Karaca, “Efsane Şair Nâzım Hikmet’in Kuvâ-yı Milliye Destanı’na Efsanenin Dışından Bakmaya Çalışmak”, Türkçenin Sürgün Şairi Nâzım Hikmet Özel Sayısı, Hece, S. 121, Ocak 2007, s. 192-193.

[9] Cumhuriyet Kitap, S. 986, 8 Ocak 2009, s. 22.

[10] Tarih ve yer kaydı bulunmayan kitabın “Önsöz Yerine” ve “Zincir” başlıklarının altında “1958” ve “1982” tarihleri bulunmaktadır.

[11] Onaran’ın yazısından aynen aktardığımız mısraın doğru dizilişi şu şekildedir:

“Âkif, büyük şair, inanmış adam,”

[12] Beliz Güçbilmez, İroni ve Dram Sanatı: Sophokles’ten Stoppard’a, Deniz Kitabevi Yayınları, Ankara 2005, s. 155.

[13] Cafer Gariper-Yasemin Küçükcoşkun, ‘‘Refik Halit Karay’ın Tanrıya ŞikâyetAdlı Eserinde İronik Dil: İnsan, Savaş ve Tanrı İronisi”, Arayışlar –İnsan Bilimleri Araştırmaları-, nr. 15, Isparta 2006, s. 5.

[14] Hasan Boynukara, Modern Eleştiri Terimleri, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 1997, s. 100-101.

[15] Charles I. Glicksberg, “Modern Edebiyatta İronik Görünüm”, (Çev. Yunus Balcı), Arayışlar –İnsan Bilimleri Araştırmaları-, S. 15, Isparta 2006, s. 24.

[16] Søren Kierkegaard, Felsefe Parçaları ya da Bir Parça Felsefe, (Çev. Doğan Şahiner), İstanbul 2005, s. 42.

[17] Nâzım Hikmet, Kuvâyi Milliye, Şiirler: 3, Adam Yayınları, İstanbul 1987, s. 86.

[18] Mehmet Âkif Ersoy, Safahat, (Haz. Orhan Okay-Mustafa İsen), Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 1992, s. 448.

[19] Mehmet Kaplan, “İstiklâl Marşı’nın Tahlili”, Türk Edebiyatı, nr. 158, Aralık 1986, s. 57.

[20] Nâzım Hikmet, Kuvâyi Milliye, Şiirler: 3, Adam Yayınları, İstanbul 1987 s. 86.

[21] Oğuz Cebeci, “Tarihsel Bir Perspektif Üzerinden İroni Tür ve Tekniklerinin Gelişimi ve Bazı Uygulama Örnekleri”, Cogito, S. 57, Kış 2008, s. 92.

[22] William Van O’connor, “İroni”, Kitap-lık, S. 123, Ocak 2009, s. 59-60.

[23]  Søren Kierkegaard, İroni Kavramı, (Çev. Sıla Okur), 2. baskı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2004, s. 14.

[24]  Barry Sanders, Kahkahanın Zaferi Yıkıcı Tarih Olarak Gülme, (Çev. Kemal Atakay), Ayrıntı Yayınları, İstanbul 2001, s. 75.

[25] Oğuz Cebeci, “Tarihsel Bir Perspektif Üzerinden İroni Tür ve Tekniklerinin Gelişimi ve Bazı Uygulama Örnekleri”, Cogito, S. 57, Kış 2008, s. 88.

[26] Age, s. 89.

[27] Nâzım Hikmet’in hafızasının zayıf olduğu konusunda çeşitli kaynaklarda bilgi bulunmaktadır. Bkz. Vâlâ Nureddin, Bu Dünyadan Nâzım Geçti, 3. baskı, Cem Yayınları, İstanbul 1988, s. 21-22.

[28] Mehmet Âkif Ersoy, Safahat, (Haz. Orhan Okay-Mustafa İsen), Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 1992, s. 447.

[29] Kur’ân-ı Kerim ve Açıklamalı Meâli, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara 1993, s. 66.

[30] Cumhuriyet Kitap, S. 986, 8 Ocak 2009, s. 22.

[31] Cafer Gariper-Yasemin Küçükçoşkun, “Refik Halit Karay’ın Tanrıya ŞikayetAdlı Eserinde İronik Dil: İnsan, Savaş ve Tanrı İronisi”, Arayışlar –İnsan Bilimleri Araştırmaları-, nr.15, Isparta 2006, s. 4-5.


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...