Köşe Yazısı, Sinema

Bir Habil ile Kabil Hikayesi : Sinema – “Sanat mı yoksa ticaret mi?”

0 389
005.Cain_Slays_Abel

 

Sinema izleyici ile birleşti. Ve iki çocukları oldu. Birinin adı sanat diğerinin ise ticaretti. İkisi de Tanrıya kurbanlarını sundular. Ticaret, parayı, şanı ve şöhreti vaadetti, sanat ise ilahi bir kurban sundu. Yaratıcılığı ve hayalgücünü.

Tanrı Sanat’ın kurbanını kabul etti, diğerinin vermiş olduklarını da reddetti. Bunun üzerine kardeşi sanatı kıskandı, ve soğukkanlılıkla onu öldürdü. Tanrı sanatın nerede olduğunu sorunca ise cevap verdi, “Ben sanatın bekçisi miyim?” Sanat’ın kanı yerden bağırdı. Bunu duyan Tanrı, kendisini lanetledi ve tüm yeryüzünü dolaşmaya mahkum etti.

Ticaret tüm dünyayı dolaştı, ve bir şehir kurdu, adını da “Hollywood” koydu.

 

Belki de hareketli filmin icadından bu yana süregelen bir kavga oldu bu. Kavga halen devam ediyor, bazen acımasız, bazen de işbirliği içerisinde. Çünkü bu iki kavram asla birbirlerinden ayrılmadılar. Birinin olmadığı bir yerde diğerinin de uzun süre devam etmesi düşünülemezdi çünkü.

Sanat mı, ticaret mi sorusu, en ateşli sanatseverlerin bile durup düşündüğü, bu işi para için yapanların ise içten içe hayıflandığı bir konu aslında. Burada “Sanat” kavramının detaylarına girmek istemiyorum, çünkü bu kadar subjektif bir konunun tartışma yeri bu yazı değil. Sadece bu iki kavramın sinemadaki yerini ele almak, ve bu konudaki yerleşik eğilimleri masa üstüne yatırmak istedim.

Endüstride dolaşan ekonomi gerçekten çok karmaşık bir yapıya sahip. Milyonlarca dolar para kazanan yapımcıdan tutun da, yarın işsiz kalıp, parasını belki de asla alamayacak olan ışık asistanına kadar, sendikalısından sendikasızına uzanan geniş bir yelpazede kendini var eden bir ekonomi.

Bu ekonomi öyle boyutlarda ki, 6 yaşındaki oğlum izlediği hatta izlemediği bir filme ait oyuncağı almak için bana dil döküyor. Oğlumu örnek verdim, ama ben de ondan faklı sayılmam, “Yıldız Savaşları” filminin oyuncak kolleksiyonunu yapmamak için kendimi zor tutuyorum.

Peki durum böyle iken, ticari kaygıların sinemadaki yerine burun kıvırmak ne kadar doğru bunu etraflıca düşünmek lazım. Ve hayatın her alanında kendini gösteren bir olguya değinerek işe başlayalım.

 

Başarı – Neye göre? Kime göre?

“Sinemada başarının kriteri nedir?” sorusuna farklı yanıtlar gelebilir. Fakat bu yanıtların en fazla dile getirilenleri “gişe hasılatı” ve “festivallerde aldığı ödüller” olacaktır. Tabii burada, öznel yorumları elediğimi de söyleyeyim. Çünkü benim için başarılı bir film başkası için olmayabilir. Hatta bu soruyu filmi çekene sorsak farklı bir yanıt alabiliriz. Gişede başarı olmuş bir filmin yönetmeni, sanatını gösterebileceği yeterli alan bulamadığı için aynı filmi başarısız sayabilir. Yatırımcı için ise durum tam tersidir.

Sinemanın doğası gereği, filmlerin izleyici ile buluşması şarttır. Sinemada da dağıtım, hayatın her alanında olduğu gibi para ile olur. Hem de öyle böyle rakamlara değil, bazı yapımlarda filmin bütçelerini bile katlayabilecek şekilde kendini gösterir. Peki birinin sadece hayrına, tüm sinema endüstrisine fayda olsun diye elini cebine atıp da para dağıtamayacağına göre…

Durun bir saniye, birileri galiba elini cebine atıyor. Hem de inanmayacaksınız ama, hayrına.

 

Habil’in dirilişi – Festivaller ve Bağımsız Sinema

indie-films-08

Bu kavganın süregelen bir kavga olduğundan bahsetmiştik. Hikayenin başında ise bir galip gelen, bir de yenilenden söz etmiştik. Fakat biri son anda elini uzattı ve yerde yatmakta olan sanatı diriltmek için elinden geleni yaptı.

Bazıları bu endüstride milyonlara ulaşıp önemli gişe başarıları elde ederken, diğerleri de bir şekilde var olma çabası içerisinde film çekmeye devam ediyorlar. İşte tam da bu noktada, milyonlara ulaşamayanlara “Eğer milyonlara ulaşamıyorsanız, bırakın milyonlar size ulaşsın” fikrinden hareketle festivaller devreye giriyorlar.

Bu festivallerin tarihçeleri çok eskilere dayanıyor tabii ki. Yani aslında ortada yeni bi şey yok, yalnız özellikle son 10 yıldır, milyonları kendisine çeken bir eğilim yarattı bu irili ufaklı festivaller. “Milyonları kendisine çekme” cümlesini kurmamın sebebi de tamamen Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisi üzerine kurulu.

Yani, sinemada bedava bilet bulsa gitmeyeceği filme, festivalde izleme ayrıcalığı için akla karayı seçen insanlardan, gişede boş salona oynayıp da, festivalde insanların dip dibe izlediği filmlere kadar çok ciddi bir deformasyon yaşıyor bu sanat yanlısı sinema kuşağı.

Evet belki Habil tekrar dirildi dirilmesine ama aynı zamanda yanında tatsız tuzsuz bir sinemayı da beraberinde getirdi.

 

Sinemanın kodları

Özellikle Hollywood filmlerinde aşina olduğumuz sahneler vardır. Tanıdık yüzler, bilindik mimik ve jestler, özellikle de fotokopi makinasından çıkmış diyaloglar. Bunlara müzik ve ses efektleri de eklenince, “tadından yenilmez” bir eser çıkar karşımıza.

Bunun olması da gayet doğaldır. Çünkü garantilidir bu tarz bir sinematografik yaklaşım. Seyirci defalarca izlemiş ve notunu vermiştir. Artık sıkılmaz da bunlardan, çünkü onun için sinemanın bir parçası olmuştur. Katilin filmin sonunda tekrar dirilmesi gibi.

Bu tarz kodlar, sadece hollywood filmlerinde değil sanatsal amaç güden filmlerde de sıkça yaşanmaya başlandı. Örneğin uzun uzun denizi izleyen adam, sus pus oturan, birbirlerine bakan insanlar, karda veya çimenlerdeki uzun yolculuklar falan filan.

Peki bu kodları yaratan nedir sorusuna vereceğimiz yanıt da aslında yine işin ekonomik boyutunda yatıyor. Bir veya birkaç festivalden alınacak ödül, belki yapacağı sükse ile az da olsa bir gişe kaygısı ve kazanılacak ün, bu tarz filmler yapan insanların da artık iyiden iyiye kanına girmiş vaziyette.

“Bağımsız sinema” denilen kavramın türemesiyle, bu kavramı yaratan isminin anlamını yitirmeye başlaması neredeyse bir oldu. Ki aslında resmin tamamına bakıldığında, bağımsız sinemanın gösterime girmesi için verdiği uğraş, kulağa bir blockbuster filminden daha çok kapitalist geliyor.

Oyuncular dahil tüm ekibin ücretleri, prodüksiyon masrafları, filmin PR’ı, dağıtımı, finansörlerin iknası derken, bu çarkın içinde önemli bir yer alan bağımsız sinema yine de çok değerli bir alternatif olarak gücünü halen koruyor.

Hatta bundan da ötesi, git gide daha çok güçleniyor. Özellikle, alternatif medyanın büyümesi, crowdfunding yani kitle fonlama yöntemlerinin gün geçtikçe artması, devletlerin yapmış olduğu yardımlar ile bağımsız sinema saltanat dönemini yaşamaya yavaş yavaş başlıyor.

Amerika dışında, bu denli güçlü bir Hollywood tarzı yapılanmanın olmamasından dolayı özellikle Avrupa Sineması zaten bu alanda ciddi örnekler vermekteydi. Ama son yıllarda Amerika kıtasında da kendi deyişleri ile Indie Sineması, çok önemli bir örgütlenmenin içerisine doğru ilerlemeye başladı.

Kimilerine göre bu örgütlenme, içerik üretme sıkıntısı yaşayan Hollywood’u geride bırakacak. İşin ironik tarafı, Hollywood’un ağır basan ticari yanı, sanatı yutup bitirirken, aynı zamanda insanların sanat yoğun filmler yapmasını zorluyor. Amerikan film endüstrisini de ayakta tutan şeyin belki de ta kendisi.

 

hababam sınıfı

 

Türkiye’de durum?

Türkiye’de durum nedir diye bir başlık attım atmasına da açıkçası içimden bir şey yazmak gelmiyor. Çünkü bu konuda konuşulacak o kadar çok şey var ki, belki de bir sonraki yazımda bunlardan bahsedebilirim. Ama dayanamadığım bazı şeyler var bunlara değinmeden geçemeyeceğim.

Saçma sapan PR çalışmaları, ve buna ön ayak olan Talk Show’cular,
Magazin programlarında boy göstermeye çalışan oyuncular,
Seyirci bir kez güldü yine gülerler, sen yaz.. mantığı,
Tarkovski, Bergman ve NBC özentisi yönetmenler,
Film yapan aynı isimler,

ve son olarak

Hababam Sınıfı’nı gişe yapalım, gişe iyidir düşüncesiyle batırmaları,


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...