Film İncelemeleri

SNOWPİERCER YA DA TARİHİMİZİN KISA HİKÂYESİ

1 354
SNOWPİERCER YA DA TARİHİMİZİN KISA HİKÂYESİ

Snowpiercer, Güney Koreli Bong Joon-ho imzasını taşıyan distopik filmlerden biri olmakla kalmıyor, tek ve kapalı mekân çekimlerine rağmen yoğun anlatımı ve görselliği ile de göz dolduran bir yapım olarak karşımıza çıkıyor.

Film 2013 yapımı ama hikâyesi bütün zamanların ortak mirası olarak yaşanmaya devam ediyor.

Tarihimizin ve talihimizin zamansız kesitlerinden kopan sahneler film karelerinde bütünleşiyor.

Politik ve sosyolojik alt metinleriyle birlikte okunması gereken bir film snowpiercer. Her ne kadar ışık ve kamera kullanımı açısından tek başına görsel bir şölen sunsa da, simgesel anlatımlarıyla da bir o kadar doyurucu.

Bir kıyamet sonrası, trene hapsolmuş yeryüzünün kalan son insanları, yedi kıtayı dolaşarak hiç bitmeyen yolculuklarında -yaşadığı bütün felaketlere rağmen- insanın insanı sömürdüğü o değişmeyen düzene bir kez daha tanıklık ediyorlar.

Gelecek bir zamanda “bugün” tüm canlılığı ile anlatılıyor adeta. İnsanlık, sınıf ayrımcılığının, köleliğin en kötü biçimde yaşandığı distopik sistemde kaderine terk edilmiş vaziyettedir.

İnsanoğlunun her çağda yaşadığı bu tecrübeden midir bilinmez, film boyunca zaman kavramının öneminin kaybedildiğine hatta yitirildiğine tanık oluyoruz.

Sınıflara ayrılmış bir trende kuyruk kısmında en alt sınıftaki insanların ezildiği, üst sınıfların bu insanları kendi amaçları doğrultusunda istedikleri gibi kullandıklarını gördüğümüzde, günümüz kapitalist sistemde asgari ücret köleliğine razı olan işçilerin, patronları tarafından biraz daha kâr adına nasıl kurban edildiklerini bize hatırlatıyor. Tabii ki filmin konusu bu gibi göndermeler eşliğinde tek boyuta indirgenecek basitlikte değil.

Evet, tarihimiz sınıf çatışması ve efendi köle kavgasının tarihiydi. Bizler aslında Habil-Kabil çatışmasıyla başlayan o büyük kavganın taraflarıydık: ezenler ve ezilenler.

Ama efendiler her seferinde düzeni yeniden kurguluyor ve ezilen sınıfın tüm enerjisini elimine edecek bir özgürlük alanı yaratıyordu.

Bir gün köleyi efendi yapacak imkânlar belki de bunun için hazırlanıyor.

Acaba Fanon’nun dediği gibi, “kölelerin özgürlük talebi efendi olmak için” midir?

………………..

Filmin başlangıç sahneleri, günümüz dünyasında küresel ısınmaya çare arayışları sonrası bulunan cw7 adlı gazın çevreci grupların itirazlarına rağmen atmosfere yayılması sonrası dünyanın ortalama sıcaklığının düştüğü yönünde bir anlatıyla açılır

Ancak ekosisteme beşerin müdahalesi çok daha acı sonuçlar doğuracaktır. Bu gazın atmosfere yayılmasının ardından dünya buz tutmuş, bütün yaşam yok olmuştur.

Hayatta kalan yeryüzünün son insanları Wilford isminde bir mucit’in yaptığı ve idare ettiği, içinde yapay bir ekosistemi de barındıran bir trende yaşamını sürdürmeye başlamıştır.

Trendeki tüm insanların kaderi artık Wilford denen adamın ellerindedir.

Gücü ele geçiren her iktidar sahiplerinde olduğu gibi Wilford da kendi mitlerini yaratır ve her yaptığının kabul görmesi için dinsel motifler kullanıp kendisine kutsiyet atfeder.

Trenin kuyruk kısmında yaşayanları kaderlerine razı eder. Nasılsa Wilford, onlar adına her şeyi düşünmüştür. Böylece trenin ön vagonlarında bulunan üst sınıfların amaçları uğruna yaşar kuyruk kısmındaki insanlar.

Dini saltanatlarının aracı haline getirenlerin, insanların hak arama yollarını kesme adına kaderci anlayışları sürekli dillendirmeleri, onları düzenin kutsiyetine inandırmaları, korku siyasetiyle caydırmaları, direnişi kıran bilinç düzeyinin ortadan kaybolmasına neden olan önemli faktörler olduğuna bir kez daha tanıklık ediyoruz filmi izlerken.

Evet düzenin devamı için itaat etmeli ve kaderine razı olmalısın.

Burada dininin rolü, ayaklanma, eleştirme ve özgürce düşünme ruhunu insanların iç dünyalarında etkisiz hale getirmektir.

Nitekim Wilfort’un en yakınında bulunan ve onun sözcüsü olan Mason’nın küçük bir isyan hareketi karşısında kuyruk kısmındakileri karşısına alarak yaptığı konuşma sorgusuz bir itaat talebine yöneliktir.

2

Mason karakterini canlandıran Tilda Swindon oldukça başarılı.

“Bu lokomotife biz evimiz diyoruz. Sıcak kalplerimizle dondurucu soğuk arasında tek bir şey var. Kıyafet mi pantolon mu? Hayır düzendir. Düzen bizi ölümcül soğuktan koruyan tek şeydir. Trende yaşayan hepimiz. Bize tahsis edilmiş yerlerimizde kalıp bizim için belirlenmiş özel işlerimizle meşgul olmalıyız.”

Yani daha az düşünüp, düzen için daha çok çalışmalıyız.

Trende kuyruk kısmında yaşayan çocuklar da bu düzene kurban edilir.

Filmde, bu duruma karşı çıkan ve çocuğu görevliler tarafından götürülen Andrew ismindeki bir adam dayanamayıp bir görevlinin kafasına ayakkabısını fırlatır.

Yönetmenin ayakkabı üzerinden yaptığı metafor oldukça güçlüdür.

Mason fırlatılan bu ayakkabıyı eline alarak kuyruk kısmındaki kalabalığa döner ve şöyle söyler:

“Ayakkabı kafa için değildir. Ayakkabı ayak içindir. Şapka kafa içindir. Ben şapkayım siz ayakkabı. Ben kafa için varım, siz ayaklar için. En başında düzen biletleriniz verdiği haklarınıza göre sağlanmıştı. Birinci sınıf, ekonomik ve sizin gibi beleşçiler. Ebedi düzen kutsal lokomotif sayesinde sağlanmıştır. Her şey kutsal lokomotiften geçer. Her şey yerli yerindedir. Tüm yolcular kendi bölümlerindedir. Suyumuz akıyor, ısınıyoruz. Kutsal lokomotife saygı gösterin. Özellikle da tahsis edilmiş yerleriniz için. Ta başından beri ben ön taraftayım. Siz arka taraftasınız. Ne zaman bir ayakkabı kafaya çıkarsa… Kutsal sınır geçilmiş olur. Yerinizi bilin yerinizde kalın. Ayakkabı olun.”

Kalabalıklara tahakküm etmenin en kestirme yolu tarihte egemen olan bu dinlerin uyuşturucu etkisinden yararlanmak olmalıdır.

Egemen dinler, önce insan türünü parçalar, sonra onu sınıflara ayırıp, dünyayı otoriter güç paylaşımlarının arenasına dönüştürür. Ali Şeriati’nin söylediği gibi ” Onun geçmişinden gelen insanlık felsefesi, olabildiğince lezzet, olabildiğince servet, olabildiğince şehvet ve olabildiğince güçlenmektir. Her şey döner dolaşır, kendine tapınmaya geri gelir; her şeyin ve herkesin ego için, aşağılık kaba ve haris ego için kurban edilmesine çıkar bütün yollar.

Aslında bu tarih felsefesi insanın her çağda kendi içinde de yaşadığı kabil-habil kavgasından başka bir şey değildir. Yani iki kanat, iki tarih hikayesi, parçalanmış insanlık serüveni…

Yani tren hem yolcu, hem yol, hem de gitmektir.  İnsan kendi balçıksal benliğinden, tanrısal benliğine doğru sürekli bir hicret içindedir.

Kendine, güce, otoriteye tapma şeklinde de beliren tarih felsefesi tarihin en eski dinlerinin iddiasını taşır.

İnsanın birliğini bozan, bütünlüğünü parçalayan, sınıflara ayıran bu egemen dininin karşısında ise tevhid dini yerini alır.

Ve savaş insanın içine doğru uzayıp gider.

Tren işte insanın bu trajedisinin izlerini taşır. Kimi vagon insanın olabildiğince lezzet, kimi vagon olabildiğince şehvet, kimi vagon da gücün ve servetin en üst sınırlarını zorlayan alışkanlıkların sembolü gibidir.

Trendeki isyan hareketi ön vagonlara doğru ilerlediği ve en kritik bölme olan su ikmal bölümüne yaklaşıldığında isyan hareketinin lideri konumundaki Curtis’i biraz daha yakından tanırız.

O 17 yıl yeryüzünde ve 17 yıl da trenin kuyruk bölümünde yaşamıştır.

17 rakamının elbette sembolik bir anlamı vardır. İnsanın bilinç yaşıdır. Her şeyin farkına vardığı özgür kişiliğini eline aldığı, hayatı ve dünyayı sorguladığı bir dönemi temsil eder 17 rakamı.

İsyancılar su ikmal bölümüne varmadan bir grup askerle süren çatışmanın ardından yine onların karşısına Wilfort’un sözcüsü konumundaki Mason çıkıp bir konuşma yapar:

“Bay Wilford’un cömertliği olmasaydı… 18 yıl önce bugün buz gibi donup gebermiştiniz der.” içinde isyan duygularını barından buluğa ermiş, bilinç kazanmış gençlere seslenir adeta. yani İnsanlığımızın 18 yaşına

Sizler o günden beri Bay Wilford’u inek gibi sağdınız. Yatacak yer ve yemek buldunuz. Ve şimdi su ikmal bölümünün önünde onun nezaketine böyle karşılık veriyorsunuz.

Kaderinizde yanlış yerde olmanın cezasını çekeceksiniz.

Mason, “lokomotif kutsaldır ve Wilford ilahidir. Wilford merhametlidir.” der.

Yani egemen dinlerin uyuşturucu etkisiyle varolan statüyü, efendi-köle ilişkisini korumak adına sözler sarf edilir.

Trendeki mikro dünya, tıpkı günümüz kapitalist sistemlerde olduğu gibi düzenin sürekliliği için çocukları kullanır. Trenin çarklarını döndürmekte -oldukça küçük olduklarından- çocuklardan yararlanır Wilford.

Günümüz dünyası da böyle değil midir? Okullar bu düzenin devamı içindir. Bütün genç nesiller eğitim seferberliği adı altında bu düzeni kutsamak için feda edilirler.

Nitekim lider Curtis eşliğindeki isyancı grup, küçük yaştaki öğrencilerin bulunduğu sınıf olarak düzenlenmiş vagona girerler.

Genç bir öğretmen çocuklara sürekli Wilford ve trenin kutsallığından söz eder.

Öğretmen: “Eski dünyadaki insanlar Bay Wilford ile dalga geçiyormuş

onu bu muhteşem trendeki yüksek mühendislik ve yüksek donanım yüzünden eleştiriyorlarmış” der.

- Peki, ileri görüşlü Bay Wilford seçilmişleri felaketten kurtarmak için neyi icat etmiş?

- Lokomotifi

- lokomotif durursa ne olur

- hepimiz donarak ölürüz

- Peki ya duracak mı?

-Hayır hayır

-Peki nedeni

-lokomotif ebedidir. Lokomotif daimidir.

-sebebi kimdir Bay Wilford

Bütün bu kulağımıza çalınanlar sanki bize sanki tanıdık geliyor gibi!.

Filmin ilerleyen sahnelerinde ise nihayet trenin lokomotif kısmında Curtis, Wilford ile karşılaşır.

Wilford ona sınıfsal farklılığı üzerinden yaklaşır:  “senin dışındaki herkes olması gereken yerde.” der.

3

Wilfort, Curtis’e her şeyin bir ilizyon bir kurgudan ibaret olduğuna inandırmaya çalışır:

“Tren ekosisteme çok yakındır. Dengeyi korumak için çaba sarf etmeliyiz. Hava, su, erzak ve nüfus. Daima dengede tutulmalı. En uygun denge için daha radikal kararlar alınacaktır. Nüfusun azaltılması gerektiğinde sert uygulamalar gerekebilir. Gerçek seleksiyon için vakit yok. Bunun olması beklenirse korkunç derecede kalabalıklaşıp açlıktan ölürüz.

Bunun için bir grubu yok etmek için bir başka grubu yok ediyoruz

Zaman zaman ortalığı karıştırıyoruz. İsyanlar, devrimler, ihtilaller ve savaşlar çıkartıyoruz.

Tren dünyadır insanlık ta biziz. Bütün bölümler olmaları gereken yerde.

Liderleri olmadan insanlar ne yapabilirler. Yakıp yok ederler.”

Sanki yönetmen Wilfort’un ağzından düzenin devamlılığına dair haklı gerekçeleri sıralar.

İnsanın korkunç benciliğini, egosunu masumlaştırmak kadar daha büyük bir felaket insanın başına henüz gelmemiştir. Dünya savaşları da buna dâhil.

Çoğunluk ise devrimi imkânsız kılan bir rüyaya inanır. Onlara göre dünya yeryüzü tanrılarının bir oyuncağı haline gelmiştir. Sorgusuz itaati gerektirir.

Kendine inanmaktan, kendi ilahi boyutlarından kendini sıyırarak vazgeçer insan.

İşte kimi insanlar Wilfort’un bu sözlerine inanıp bir tercihte bulunur.

Kimi bu kurgusal dünyaya “itiraz” eder ona “iktidar” olmaz.

Ali Şeriati’nin dediği gibi “İnsan, bir seçimdir; savaşım, çaba ve tanımadır; bir sürekli olmadır, sonsuz bir hicrettir; kendinde bir hicrettir; balçıktan, Allah’a değin hicrettir insan.”

İnsanın hicretinin önündeki en büyük engel ise sistemdir.

Sistemin çalışması için ise çocuklara ihtiyaç vardır. Film en etkili sahnelerinde hep bunu vurgular. Sistemi ayakta tutan gerçekte çocuklardır. Çocuklar üzerinden kurgulanır bütün sistem. Birbirleriyle sürekli yarışan, rekabet koşullarının sürüklediği çocuklar böylece ayakta tutar sistemi. Çoğu zaman da sistemin çarklarının bir parçası olarak.

…………….

Filmin finalinde ebedi sanılan lokomotif, yoldan çıkarak parçalanır.

Ve insanlık Asyalı bir kız ve siyahî bir Afrikalı çocukla devam edecektir.

Yani başlangıca doğru insanlık evrilerek, Âdem ile Havva’nın bu dünyadaki serüvenine kaldığı yerden devam eder. Elbette Kendindeki çelişkiyi taşıyarak…


İlgili Yazılar

Bir Cevap Yazın

Son Yorumlar

    İlkelerimiz

    Sitemiz, zararlı içerikler barındırmamaktadır. Sitemiz, üyelik sistemi içermemektedir. Yapılan yorumlarda sitemizde haber ve yazılarla ilgili yapılan yorumlarda tehdit veya küfür içeren, üçüncü kişiler ile ilgili rahatsız edici din,dil,ırk,cinsiyet ayrımına yönelik ve Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı ifadeler ve materyaller kullanılamaz.Aksi takdirde sitemiz gerekli yasal işlemleri başlatma hakkını saklı tutar. Doğabilecek yasal sorumluluklardan sitemiz sorumlu tutulamaz. Sitemiz , ”Basın Meslek İlkeleri” ne bağlı kalacağına söz vermiştir.

    Haberdar Olun

    Sitemiz ile alakalı güncel kalmak, sitemize ait tüm bildirilerden haberdar olmak için mail listesine abone olun.

    Üye olun, ve yenilikleri kaçırmayın...